Arşivler
Kategoriler

Archive for Ekim, 2011

Türkçenin Tarihi Gelişimi

Çarşamba, Ekim 19th, 2011

Türkçenin Tarihi Gelişimi

Eski Türkçe

Türk yazı dilinin ele geçen ilk örnekleri Orhun Âbidelerinin metinleridir. Fakat bu metinler şüphesiz Türk yazı dilinin ilk örnekleri değildir. Çünkü Orhun Âbidelerindeki dil yeni teşekkül etmiş bir yazı dili olarak değil, çok işlenmiş bir yazı dili olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bakımdan, Türk yazı dilinin başlangıcını ele geçen bu ilk metinlerden çok daha öncelere çıkarmak gerekir. Türk yazı dilinin sekizinci asırdan sonraki gelişmesi ile mukayese edilerek bir tahmin yürütülürse, Orhun abidelerindeki yazı dilinde hiç değilse bir kaç asırlık bir gelişme mevcut olduğuna kolaylıkla hükmolunabilir. Buna göre Türk yazı dilinin başlangıcını Milâdın ilk asırlarına, hiç olmazsa Orhun âbidelerinden bir kaç asır önceye çıkarmak doğru olur. Fakat Orhun kitabelerinden daha eski bir metin ele geçmediği için bu yazı dilini ancak sekizinci asırdan itibaren takip edebilmekteyiz.
İşte nazarî olarak Milâdın ilk asırlarında başladığını kabul ettiğimiz ve ilk ele geçen metinleri sekizinci asra ait olan bu yazı dili 12 – 13. asra kadar devam etmiş olup, bu devre Türk yazı dilinin ilk devresini teşkil etmektedir. Bu ilk yazı dili devresi ayni zamanda müşterek bir yazı dili devresidir. Yani bu yazı dili bütün Türklüğün tek yazı dili olarak kullanılmış, Orta Asya’da geniş bir sahayı kaplayan Türklük âlemi asırlar boyunca hep ayni dille okuyup yazmıştır. O devirden kalma eserlerde görülen ufak tefek farklar ise saha ve zaman farklarından ileri gelen normal ayrılıklar olup tek bir yazı dilinin hudutlarını aşacak mahiyette değildir.

Kâşgarlı’nın en çok beğendiği ve şivelerle karşılaştırırken “Türkçe” diye adlandırdığı, Hakaniye Türkçe’si, yahut başka eserlerde Kâşgar dili, Kâşgar Türkçe’si adı ile anılan dil hep bu ilk Türk yazı dilidir. Bu yazı dili devresinden gelen eserlerin büyük bir kısmı Uygur yazısı ile yazılmış olduğu için bu devreye Uygur devresi, bu yazı diline de Uygurca denilebilir. Fakat Türkoloji öğretiminde Türkçe’nin bu ilk devresi için bugün en uygun isim olarak “Eski Türkçe” tâbirini kullanmaktayız. Türkçe’nin ondan sonraki çeşitli gelişmelerinin kaynağı hep bu devreye çıkmakla, bugün geniş sahalarda ayrı kollara ayrılmış bulunan Türkçe’nin bütün şekillerinin menşei bu devrede bulunmakta, kısacası, Türkçe’nin bütün yapısı bu devre ile izah edilebilmektedir. Demek ki bu devre Türkçe’nin ana Türkçe devresi, ilk devresi, eski devresidir. Onun için bu devreyi “Eski Türkçe” diye adlandırmak çok yerindedir. Bu kitapta biz de bu ismi kullanacağız.
O hâlde Türk yazı dilinin ilk devresi Eski Türkçe’dir. Eski Türkçeden daha önceki devir ise Türkçe’nin karanlık devridir. O devir artık Eski Türkçe’nin Çuvaşça ve Yakutça ile, bunların da daha ileride Moğolca ile birleştikleri devirdir.

Türkçe tarih boyunca iki gramer yapısına sahip olmuştur. Eski Türkçe devresi Türkçe’nin eski gramer yapısını temsil eder. Ondan sonraki devreler Türkçe’nin yeni gramer yapısına sahip olan devrelerdir.

Kuzey-doğu Türkçe’si, Batı Türkçe’si

Eski Türkçeden sonraki devre gelince, bu devirde Türkçe karşımıza birden fazla yazı dili ile çıkmaktadır. Eski Türkçe’nin sonlarında Orta Asya’daki Türklük âleminin parçalanarak büyük kütleler hâlinde Hazar Denizinin güney ve kuzeyinden kuzeye ve batıya yayılması, yeni kültür merkezlerinin meydana gelmesi, İslâm kültürünün Türkler arasına gittikçe kuvvetli bir şekilde yerleşmesi, yeni mefhumlarla birlikte yeni bir yazının kabulü gibi çeşitli dış sebeplerle beraber Türkçe’nin içinde bir müddetten beri kendisini hissettiren tabiî gelişmeler neticesinde ortaya çıkan büyük değişiklikler yazı dili birliğini parçalayarak Eski Türkçe’nin ömrünü tamamlamış ve ayrılan Türklük kollarının yeni kültür merkezleri etrafında kendi şivelerine dayanan yazı dilleri meydana getirmeleri birden fazla yeni yazı dilinin doğmasına ve gelişmeğe başlamasına sebep olmuştur. Böylece 12-13. asırdan sonra biri Kuzey-doğu Türkçe’si, diğeri Batı Türkçe’si olmak üzere iki Türk yazı dili meydana geldiğini görmekteyiz.

Kuzey Türkçe’si, Doğu Türkçe’si

Bunlardan Kuzey-doğu Türkçe’si önce 13 ve 14. asırlarda, bir müddet, Eski Türkçe’nin tabiî ve yeni bir devamı olarak eski ve yeni arasında köprü vazifesi gören bir geçiş devresi hâlinde devam etmiş, sonra 15. asırdan itibaren Kuzey Türkçe’si ve Doğu Türkçe’si olarak iki yeni yazı diline ayrılmıştır. Son zamanlara kadar devam eden bu yazı dillerinden Kuzey Türkçe’si, Kıpçak Türkçe’sidir. Doğu Türkçe’si ise Çağatayca gibi yanlış bir isimle anılan ve Timur devrinde başlayarak 15. ve 16. asırlarda kuvvetli bir edebiyat meydana getirmek suretiyle en parlak çağını yaşadıktan sonra son zamanda yerini modern Özbekçe’ye bırakan yazı dilidir.

Batı Türkçesi

Batı Türkçesi’ne gelince, bu yazı dili 12. asrın ikinci yarısı ile 13. asrın ilk yarısında teşekküle başladığı anlaşılan, 13. asrın ikinci yarısından itibaren de metinlerini günümüze kadar aralıksız bir şekilde takip ettiğimiz yazı dilidir. Selçuklulardan başlayarak bugüne kadar gelen ve devam etmekte olan bu yazı dili, Türklüğün en büyük ve en verimli yazı dili durumundadır. Batı Türkçesinin esasını Oğuz şivesi teşkil eder. Onun için bu yazı diline Oğuz Türkçe’si de denilebilir. Oğuz şivesi Hazar Denizinden Balkanlara kadar uzanan sahaya yayılmış bulunan Türkçe’dir. Bu saha ise batı Türklerinin yaşadığı sahadır. Onun için Oğuz yazı diline, Oğuz Türkçe’sine umumî olarak Batı Türkçe’si adını vermekteyiz. Türkolojide Batı Türkçe’si için bazen Cenup Türkçe’si veya Cenup Şivesi adı da kullanılmaktadır. Fakat bu Şimal Türkçe’sine göre verilen bir addır ve şüphesiz Batı Türkçe’si kadar uygun değildir.

Azeri Türkçesi, Osmanlı Türkçesi

Batı Türkçesinin içinde saha bakımından zamanla iki daire meydana gelmiştir. Bunlardan biri Azeri ve Doğu Anadolu sahasını içine alan doğu Oğuzcası, diğeri Osmanlı sahasını içine alan batı Oğuzcasıdır. Doğu ve batı Oğuzcaları arasında ilk asırlarda çok küçük saha farkları dışında bir ayrılık mevcut olmamış, bu saha farkları yavaş yavaş genişleyerek ancak 17. asırdan sonra doğu ve batı Oğuzca dairelerini meydana getirmiştir.

Bununla beraber arada yine iki yazı dili olacak kadar fark mevcut değildir ve her ikisi de ayni şiveye, yani Oğuz şivesine dayandıkları için Azeri ve Osmanlı Türkçeleri ancak tek bir yazı dilinin kardeş iki dairesi sayılabilirler. Esasen doğu ve batı Oğuzcası arasındaki farklar daha çok şivede yani konuşma dilinde kalmış, devamlı olarak Osmanlı kültür ve edebiyatının tesiri altında kalan Azeri sahasında yazı dili, Osmanlı Türkçe’sinden konuşma dilindeki ile mukayese edilemeyecek kadar az bir ayrılık göstermiştir.

Azeri ve Osmanlı Türkçeleri arasında, daha çok şivede kalan bu ayrılığın sebeplerini doğu Oğuzcasına Oğuz dışı Türk şivelerinin, bilhassa zaman zaman kuzeyden gelen Kıpçak unsurlarının yaptığı tesir ile İlhanlılardan kalan bazı Moğol izlerinde aramak lâzımdır. Bunlardan birincisi doğu Oğuzcasını batı Oğuzcasından bazı şekiller bakımından biraz farklı yapmış, ikincisi ise Azeri Türkçe’sinde bazı Moğol asıllı kelimeler bırakmıştır.

Bilhassa konuşma dili bakımından birbirinden farklı olan Azeri ve Osmanlı Türkçe’si arasındaki başlıca ayrılıklar, kelime başındaki b-m, kelime içindeki q-ġ, h, ilk hecedeki e-i, kelime başındaki t-d ile akkuzatif ve bazı fiil çekim şekilleri etrafında toplanır. Bu ayrılıklar daha çok konuşma dilinde kaldığı, yazı diline aksedenlerin ise ancak son devir Azeri Türkçe’sinde görülebildiği, Azeri sahasında yetişen başlıca edebî şahsiyetlerin bulunduğu 17. asırdan önce de doğu ve batı Oğuzcaları arasında kayda değer bir ayrılık bulunmadığı için bu iki Oğuz Türkçe’si yazı dili olarak Batı Türkçe’si adı altında bir bütün teşkil ederler.

Batı Türkçesinin Gelişmesi

Batı Türkçesinin yedi asırlık uzun hayatında bazı merhaleler vardır. Bu merhaleler onun iç ve dış gelişme seyri içinde görülen çeşitli safhalardır. Gerçekten Batı Türkçe’si uzun gelişme seyri içinde bugüne kadar iç ve dış yapısı bakımından muhtelif gelişmeler ve değişiklikler göstermiştir. İç yapı bakımından gösterdiği değişiklikler, Türkçe kök ve eklerde görülen bazı ses ve şekil değişiklikleri olup, doğrudan doğruya Türkçe’nin tabiî gelişmesi ile ilgilidir. Dış yapı bakımından Batı Türkçe’sinde görülen çeşitli safhalar ise, Türkçe’nin bünyesi ile ilgili olmayıp, onun, içine karışan yabancı unsurlara göre aldığı değişik görünüşlerden ibarettir.

Demek ki Batı Türkçe’sinde Türkçe’den başka bir de yabancı unsurlar vardır. Bu unsurlar çeşitli Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerdir. Türklerin İslam kültürü çerçevesine girmeleri dolayısıyla Türkçe’ye sokulan Arapça ve Farsça unsurlar, Türkçe’yi Eski Türkçeden sonra, yeni yazı dilleri devresinde istilâya başlamış, bu istilâ bilhassa Batı Türkçe’sinde korkunç bir gelişme göstererek bir kaç asır içinde Türkçe’yi âdeta tanınmaz bir hâle getirmiştir.

Arapça ve Farsça unsurların Batı Türkçe’si içindeki durumu yedi asır boyunca hep ayni olmamış ve çeşitli safhalar göstermiştir. Bu sebeple Batı Türkçe’si içinde hem Türkçe bakımından, hem de yabancı unsurlar bakımından birbirinden farklı bir kaç devre var demektir.

İşte 13. asırdan günümüze kadar Batı Türklerinin yazı dili ola gelmiş bulunan Batı Türkçe’si iç ve dış gelişme ve değişiklikler bakımından şu üç devreye ayrılır:

1. Eski Anadolu Türkçe’si

2. Osmanlıca

3. Türkiye Türkçe’si

Eski Anadolu Türkçesi

Eski Anadolu Türkçe’si 13, 14 ve 15. asırlardaki Türkçe’dir. Batı Türkçesinin ilk devrini teşkil eden bu Eski Anadolu Türkçe’si bilhassa Türkçe bakımından kendisinden sonraki iki devreden çok farklıdır. Bu devreye Batı Türkçesinin bir oluş, bir kuruluş devresi olarak bakmak yerinde olur. Batı Türkçesini Eski Türkçe’ye bağlayan birçok bağlar bu devrede henüz kendisini iyice hissettirmektedir. Bu devreden sonraki Türkçe’de gördüğümüz birçok yeni şekiller bu devrede henüz Eski Türkçedeki eski şekillerinin izlerini taşımaktadırlar.

Eski Anadolu Türkçe’si bir taraftan böylece Eski Türkçe’nin izlerini taşırken diğer taraftan köklerde ve eklerde bazı ses ve şekil ayrılıkları göstermek suretiyle Osmanlıca ve Türkiye Türkçe’sinden biraz farklı bir durum arzeder. Öyle ki Batı Türkçe’si içinde Türkçe bakımından mevcut başlıca değişiklikler bu devre ile bundan sonraki iki devre arasındaki değişikliklerdir. Yani Batı Türkçesini yalnız Türkçe bakımından devrelere ayırırsak Eski Anadolu Türkçe’si ve Osmanlıca – Türkiye Türkçe’si diye ikiye ayırmamız icap eder. Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında Türkçe bakımından, Eski Anadolu Türkçe’sinden Osmanlıcanın ilk devirlerine taşan bir kaç şekil dışında, bariz bir ayrılık yoktur.

Eski Anadolu Türkçe’si yabancı unsurlar bakımından denilebilir ki Batı Türkçesinin en temiz devridir. Bu devirde Türkçe’ye Arapça ve Farsça unsurlar girmeğe başlamıştır. Fakat bu unsurlar kesifliğini yavaş yavaş arttırmış ve ancak devrenin sonlarında geniş bir istilâ başlangıcı hâlini alarak Osmanlıcanın doğuşunu hazırlamıştır. Eski Anadolu metinlerinde görülen Arapça ve Farsça kelimeler henüz çok fazla olmadığı gibi devrenin sonlarına doğru artan terkipler de henüz açık ve basit bir durumdadır. Yabancı unsurlar bakımından bu devirde manzum ve mensur metinler arasında da oldukça fark vardır.

Gittikçe artan yabancı kelime ve terkipler daha çok nazım dilinde görülür. Nesir dili ise çok temiz ve duru bir Türkçe olarak devrenin sonunda bile Arapça ve Farsça kelimeler ve bilhassa terkiplerden mümkün olduğu kadar uzak kalmıştır. 15. asrın ortalarına doğru ikinci Murat devrinde geniş bir kültür hamlesinin ifadesi olarak meydana getirilen telif ve tercüme pek çok Türkçe eserin dili bunu açıkça göstermektedir. Nazım dilinde ise, şiirin Fars taklitçiliği üzerine kurulması ve vezin, şekil zaruretleri yüzünden duruluk çok muhafaza edilememiş ve Türkçe’deki gelişmeler bakımından devre daha bitmeden, 15. asırda, basit de olsa terkipler ve yabancı kelimeler adam akıllı çoğalmış ve Türkçe’yi sarmıştır. Bu yüzden asrın ikinci yarısı Osmanlıcanın temelini atan, onun başlangıcını teşkil eden bir devir olmuş, Eski Anadolu Türkçe’si Türkçe hususiyetleri bakımından devrini ancak Osmanlıcanın başlarında tamamlamıştır.

Eski Anadolu Türkçesinin cümle yapısı ise Türkçe’nin başlangıçtan bugüne kadar hep ayni kalan normal cümle yapısı dışına çıkmamıştır. Gerek nesirde, gerek şiirde Türk cümlesi bu devirde normal, sade, anlaşılan, unsurları yerli yerinde ve doğru cümle olarak kalmış, tercüme sadakati yüzünden nadir olarak kırıldığı yerler dışında, umumiyetle sağlam yapısını muhafaza ederek Osmanlıca devrine girmiştir.

Osmanlıca

Osmanlıca Batı Türkçesinin ikinci devri olup 15. asrın sonlarından 20. asrın başlarına kadar devam etmiş olan yazı dilidir. Dört asırdan fazla bir ömrü olan Osmanlıca, şüphesiz hep ayni kalmamış, baştan ve sondan geçiş devirlerinde ve ortada, hudutları kesin olarak çizilemeyen birbirine geçmiş çeşitli iç merhâleleri olmuştur. Fakat iç ve dış bakımından esas vasıfları itibariyle Osmanlıca ismi altında bu ismin çok iyi ifade ettiği bir bütünlük gösterir.

Türkçe bakımından, Osmanlıca’da aşağı yukarı mühim hiçbir değişiklik olmamış, Eski Anadolu Türkçe’sinden sonra günümüze kadar Türkçe’nin başlıca şekilleri hemen hemen hep ayni kalmıştır. Yani gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında belirli bir ayrılık yoktur. Yukarıda da söylediğimiz gibi Türkçe bakımından ancak bu son iki devre ile Eski Anadolu Türkçe’si arasında belirli ayrılıklar vardır.

Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında çok küçük şekil farklarına rastlansa bile bunlar zaman ayrılıklarına dayanan basit değişikliklerden başka bir şey sayılmamalıdırlar. Eski Anadolu Türkçe’si, Batı Türkçesinin eski gramer şekillerini, Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si ise Batı Türkçesinin yeni gramer şekillerini ihtiva eden devrelerdir. Yani, gramer şekilleri bakımından Osmanlıca ile Türkiye Türkçe’si arasında bir devre farkı yoktur.

Devrelerin birbirine geçişi keskin çizgilerle ayrılamayacağı için eski Anadolu Türkçe’si ile Osmanlıca arasında da uzun bir geçiş safhası olmuştur. Osmanlıca’nın başlangıcını teşkil eden ve 15. asrın ikinci yarısı ile 16. asrın ilk yarısını içine alan devirde eski gramer şekilleri, yerlerini henüz tamamıyla yeni şekillere bırakmış değillerdi.

Bu eski şekillerden bazıları Osmanlıca’nın içinde daha sonraları da kendisini muhafaza etmiş, bunlardan klişeleşmiş olarak Türkiye Türkçe’sine geçenler bile olmuştur. Bazı yeni şekiller ise oluşunu ancak Osmanlıca içinde tamamlamış veya kullanış sahasına bu devirde çıkmıştır. İşte geçiş devrindeki normal gelişmeler, ondan sonraki küçük sızıntılar ve bazı yeni şekillerin ortaya çıkışı dışında, Osmanlıca’ya Türkçe bakımından başından sonuna kadar bir durgunluk hâkim olmuş, 16. asırdan günümüze kadar Türkçe gramer şekilleri bakımından belirli hiçbir gelişme kaydetmemiştir.

Osmanlıca’yı batı Türkçe’si içinde bilhassa Türkiye Türkçe’sinden ayrı bir devre hâlinde tutan şey onun dış yapısıdır. İç yapı, yani Türkçe bakımından yalnız Eski Anadolu Türkçe’sinden farklı bulunan Osmanlıca, dış yapı, yani yabancı unsurlar bakımından Eski Anadolu Türkçe’sinden de, Türkiye Türkçe’sinden de çok büyük farklarla ayrılan bir devre manzarası gösterir. Bu devre Türkçe’nin yabancı unsurlar tarafından tam mânâsiyle istilâ edildiği, Türkçe’yi Arapça ve Farsça unsurların son haddine kadar sardığı devredir.

Osmanlıca devrinde Türkçe’yi saran bu Arapça ve Farsça unsurlar, sayısız Arapça ve Farsça kelime ve terkipler olup esas itibariyle isim sahası içinde kalmıştır. Fakat bu sahada o kadar ileri gidilmiştir ki bütün isim cinsinden kelimeler ve cümle içinde isim muamelesi gören bütün kelime gurupları Arapça ve Farsça kelimelere ve terkiplere boğulmuştur. Bu müthiş istilâdan fiil kökleri bile yakasını kurtaramamış, Türkçe’nin basit fiil kökleri yerine Arapça ve Farsça kelimelerle Türkçe yardımcı fiillerden yapılmış birleşik fiiller kullanılarak Türkçe, bugün de yaşamakta olan sayısız yabancı köklü birleşik fiil ile dolmuştur.

Fiil dışında kalan isim cinsinden bütün kelimeler ve isim muamelesi gören kelime gurupları sahasını böylece Arapça ve Farsça kelimelere, sıfat ve izafet terkiplerine kaptıran yazı dilinde umumiyetle Türkçe olarak isim ve fiil çekimi ile cümle yapısı kalmıştır. Fakat cümle yapısı da, Türkçe kalmakla beraber, ağır darbeler yemekten kendisini kurtaramamış, birçok defa esas bünyesi yıkılarak bozuk bir kelime yığınından ibaret olmuştur. Hülâsa, Türk yazı dili Osmanlıca devrinde esas yapısı Türkçe olan fakat Türkçe, Arapça ve Farsça’dan meydana gelen üçüzlü, karışık ve son derece sun’î bir dil manzarası göstermiştir.

Osmanlıcanın devreleri

Yabancı unsurların durumu bakımından Osmanlıca içinde üç devre vardır. Osmanlıca’nın 15. asrın sonu ile 16. asrın büyük bir kısmını içine alan ilk devresi Eski Anadolu Türkçe’sinde yazı diline sokulmağa başlayan Arapça ve Farsça unsurların Türkçe’yi istilâ işinin çok sür’atlendiği devredir. Bu devre, Osmanlıların İstanbul’a yerleşmesinden sonra kurulan saray hayatı ile başlamış, bu saray etrafında gelişen edebiyat ve kültür hayatının Arap ve Fars kültür ve edebiyatının nüfuzu altına girmesi Türk yazı diline bambaşka bir istikamet vermiştir.

Bu devrede Türkçe Eski Anadolu devresindeki duruluğunu kaybetmiş, yabancı unsurların kesafeti iyiden iyiye artmıştır. Fakat daha sonraki asırlara göre henüz nisbî bir sadelik göze çarpar gibidir. Yabancı kelime ve terkiplerin sayısı ve çeşitleri çok artmakla beraber terkip zincirleri henüz son haddine varmış değildir. Fakat iyice karışık dil yolunda çok sür’atli bir gidiş, çok kesif bir hazırlık vardır. Öyle ki devrenin sonu, yani 16. asrın sonları artık koyu Osmanlıca’nın tam bir başlangıcı hâline gelmiştir. Böylelikle ilk devir sona ermiş ve Osmanlıca’nın yeni bir devri gelip çatmıştır.

Bu devre Osmanlıca’nın ikinci devresi olup 16. asrın sonundan 19. asrın ortalarına kadar süren devredir ki başlıca 16. asrın sonu ile 17. ve 18. asırları içine alır. Bu devrede karışık dil, koyuluğunun son haddine varmış, yapısı güç halle Türkçe’ye benzeyen yazı dilinde Arapça ve Farsça unsurlar arasında Türkçe unsurlar âdeta görünmez olmuştur. Osmanlıca böylece Türkçelikten çıkmış bir hâle geldikten sonra nihayet üçüzlü sun’î dilin en yüksek noktasından aşağıya doğru dönmeğe başlamış ve üçüncü devresine girmiştir.

Osmanlıca’nın ayni zamanda son devresi olan bu üçüncü devre, 19. asrın ortalarından başlayıp 20. asrın başlarına kadar gelen, yani Tanzimattan 1908 meşrutiyetine kadar olan devri içine alır. Bu devrenin son örnekleri 1908’den sonra da Cumhuriyete kadar, sür’atle ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında, gittikçe zayıflayarak bir nıüddet daha devam etmiştir. Bu üçüncü devre karışık dilin koyuluğunu yavaş yavaş kaybettiği devredir. Osmanlıca bu devirde zaman zaman çok sun’î bir koyuluk göstermekle beraber umumî olarak bir çözülme yoluna girmiş durumdadır. Bu çözülme nihayet 20. asrın başlarında tamamlanarak Osmanlıca’nın hayatı sona ermiş ve Türkiye Türkçe’sine geçilmiştir.

Osmanlıca’nın bu son devrini eskisinden ayıran mühim bir fark da batıdan gelen yeni mefhumlar dolayısıyla yeni yeni Arapça ve Farsça kelime ve terkiplerin yazı diline sokulması ve uydurulmasıdır. Bu hususta bazen çok sun’î hareketler olmuş, lügat kitaplarına bakarak yazı yazanlar bile çıkmıştır. Fakat umumiyetle terkipsiz Türkçe’ye gidiş temayülleri artmıştır. Eski devirde de koyu Osmanlıca’nın yanında görülen oldukça sade dil örnekleri bu son devrede umumî yazı dilinin yanı sıra sayılarını çok arttırmışlardır.

Bu devrenin sonları ise Türkçe’nin aydınlığa çıkışının açık müjdeleri ile doludur. Öyle ki bu devir eserlerinin bir eli Osmanlıca’da, bir eli Türkiye Türkçe’sindedir. Değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı, daha doğrusu meyvelerini verdiği için, artık dili bazen Osmanlıca, bazen Türkiye Türkçe’si, veya önce Osmanlıca, sonra Türkiye Türkçe’si olan şahıslar görülür. Hülâsa Osmanlıca’nın sonlarında yazı dili yabancı unsurlar ve terkiplerden sür’atle temizlenmiş, böylece 20. asrın başlarında terkipli karışık dil tarihe karışarak yerini Türkiye Türkçe’sine bırakmıştır.

Nazım dili, Nesir dili

Osmanlıca’nın, kendi içinde yukarıda gördüğümüz şekilde üç devreye ayrılan uzun tarihi boyunca, nazım ve nesir sahasındaki görünüşü birbirinden farklı olmuştur. Bu fark, bir yabancı unsurlar, bir de cümle yapısı bakımından nazım ve nesir dili arasında görülen ayrılıktır. Şiirin, bilhassa divan şiirinin muhteva ve şekil bakımından muayyen Ölçülere bağlı bulunması nazım diline de tesir etmiş ve Osmanlıca’da umumiyetle tek bir çeşit nazım dili oluşmuştur.

Buna karşılık Osmanlıca içinde ilmi ve didaktik eserlerde ayrı edebi eserlerde ayrı bir nesir dili kullanılmıştır. ilmî nesir dili bir dereceye kadar sade ve basit bir dil, edebî nesir dili ise çok aşırı ve sun’î bir şekilde yabancı unsurlarla dolu, secili ve kelime gurubu silsilelerinden örülmüş bir dildi. Bu iki çeşit nesir dili Osmanlıca’da daima yan yana yürümüştür. Burada şu noktayı belirtelim ki adî nesirde edebî nesre göre bir sadelik ve basitlik vardı, yoksa umumî olarak o da yabancı unsurlarla dolu karışık bir dil, bir Osmanlıca idi. İşte umumiyetle bir çeşit olan nazım dili ile iki çeşit olan nesir dili yabancı unsurlar ve cümle yapısı bakımından Osmanlıca içinde farklı bir durumda bulunmuşlardır.

Yabancı unsurlar bakımından Osmanlıca’nın ilk devresinde nazım ve nesir dili aşağı yukarı birbirine yakındır. yabancı unsurlar her ikisinde de çoğalmıştır. Daha çok nazım dilinde görülen terkipler, eski basitliğini muhafaza etmekle beraber bu devirde henüz fazla zincirleme hâlinde değildir. Umumiyetle nesir dili, nazım diline göre daha sade bir durumdadır. Fakat nazım dili pek değişmediği hâlde nesir dili gittikçe ağırlaşmaktadır devrenin sonlarında bu gidiş hızlanmış ve nesir dili nazım diline göre çok ağır bir dil hâline gelmiştir.

Osmanlıca’nın en koyu devri olan ikinci devrede ise bu koyuluk hem nazımda, hem nesirde görülür. Fakat nesirde çok aşırı bir durumdadır. Nazım dili ise eskiye göre o kadar ağırlaşmamış ve nesir dilinin yanında oldukça sade kalmıştır. Nazım dilinde eski basit terkipler yerini üçüzlü. dördüzlü ve daha geniş zincirleme terkiplere bırakmış nesirde ise ağırlık ve koyuluk içinden çıkılmaz bir hâle gelmiş, bilhassa edebî nesir Türkçe olmaktan büsbütün çıkmıştır. Üçüncü devrede ise nazım ve nesir dili birbirine yine yakındır ve her ikisinde de nisbî bir sadeliğe gidiş vardır.

Bu gidiş devre boyunca nesirde daha süratli olmuş, nazımda ise, koyu Osmanlıca devrinde divan şiirinde de tek tük olarak görülebilen sade örnekler gittikçe artmakla beraber, bol yabancı unsurlu ve terkipli dilden kurtulmak daha güç olmuştur Devre bittikten sonra sonra da Osmanlıca’nın Türkiye Türkçe’si içine taşmaları daha çok nazım dilinde olmuş ve daha sonra tarihî hatıra olarak verilen tek tük Osmanlıca örnekler de hep nazım sahasında kalmıştır. Bu arada Türkçe’nin yakasını en geç bırakan eski dilin resmî muhaberede ve mevzuatta kullanılan köhne nesir dili olduğunu da unutmamak lâzımdır. Türkçe bugün bile yakasını bu kırtasiye dilinden tamamıyla kurtaramamıştır. Fakat bu, adî nesrin her devirde ağır olan çok hususî bir koludur ve umumî nesir diline ayak uyduramamasının fazla bir kıymeti yoktur.

Osmanlıcanın nazım ve nesir dili asıl, yabancı unsurlar bakımından değil, cümle yapısı bakımından birbirinden çok farklı bir durumdadır. Divan şiirinde mânânın bir beyitte tamamlanması, bir beyit dışına taşmaması kaidesi Türk cümlesinin yapısı için çok hayırlı olmuştur. Zira mânânın bir beyitle tamamlanması demek, bir beytin hiç değilse bir cümle olması, bir cümlenin en çok bir beyit uzunluğunda bulunması demektir. Gerçekten divan şiirinde her beyit en çok bir cümleden, birçok defa da birden fazla cümleden müteşekkil olmuştur. Bu suretle Osmanlı şiirinde cümleler daima kısa, unsurları sade ve yerli yerinde Türk cümleleri olarak kalmış, nazım dilinde Türkçe cümle yapısı Türkçe’nin bütün tarihi boyunca hiç değişmemiş bulunan normal karakterlerini muhafaza etmiştir.

Osmanlıca’nın bütün tarihi boyunca şiirde Türk cümlesi karşımıza daima sağlam olarak çıkar. Buna karşılık Osmanlı nesrinde Türk cümlesi tam bir perişanlık içindedir. Bu bakımdan nazım dilinin daima Türkçe kalabilmiş olmasına karşılık nesir dili çok az Türkçe olabilmiştir Çünkü nesirde şiirdeki gibi belirli bir ölçüye sığmak mecburiyeti yoktur. Nesir, cümle unsurlarının tam bir serbestliğe kavuştuğu sahadır. Cümlenin bir bütün teşkil eden yapısını bozmadan o unsurları istenildiği kadar genişletmek mümkündür. İşte cümle unsurlarının nesir dilindeki bu serbestliği Osmanlıca’da tam bir başıboşluk hâline gelmiştir.

Yani, nesir dilindeki serbestlik istismar edilerek, bilhassa gerundium ve edat guruplarında olmak üzere, cümle unsurlarının çerçevesi de, sayısı da gelişigüzel bir şekilde genişletilmiş, bu yüzden uzun uzun cümleler içinde cümle unsurları, aralarında çok defa yanlış bağlar kurulmuş olarak bir araya getirilmiştir. Bu suretle Türk cümlesinin sağlam yapısı Osmanlı nesrinde umumiyetle bozulmuş ve cümleler çok defa büyük bir kelime yığınından ibaret kalmıştır. Cümle unsurları genişledikçe, cümle uzadıkça hâkim olmak güçleşir, Cümle büyüyünce hâkimiyeti elden kaçırmamak için dili iyi bilmek, onun kaidelerini iyice hazmetmiş olmak, onun yapısını teşkil eden örgü karşısında tam bir hassasiyete sahip bulunmak lâzımdır. Üç dilli bir dil olan Osmanlıca’da ise yazıcılar maalesef Türkçe’yi incitmeyecek bir nesir diline sahip olamamışlardır.

Bunda Osmanlıca’nın karışık dil olmasının çok büyük bir rolü vardır. Bu karışık dilin öğretimi sırasında esas emek ve dikkat daima Arapça ve Farsça üzerinde toplanarak Türkçe ihmal edildiği gibi, yazı yazarken de Arapça ve Farsça terkipler yapmak hevesi Türkçe’ye itina etmeğe vakit bırakmamıştır. Bu hususla, Türkçe’ye çevrilirken cümle unsurları Türk cümlesine uygun bir sıraya konmadan yerli yerinde bırakılan Arapça ve Farsça’dan yapılmış tercümelerin de çok tesiri olduğunu unutmamak lâzımdır. Hülâsa, Osmanlıca’nın nesir sahasında Türkçe, bünyesine aykırı bir yapıya sahip cümlelerle bozuk düzen bir yazı dili manzarası göstermiştir. Bu bozuk düzenliği en çok Osmanlıca’nın ikinci devresinde görüyoruz. ilk devrede tercüme tesiri çok hissedilmekle beraber Eski Anadolu Türkçe’sinden devralınan nesir dilinde cümle yapısı oldukça sağlamdır. Fakat ikinci devrede bu yapının Türkçe olan tarafı kalmamıştır denilebilir.

Cümle yapısındaki bozukluğun nisbeti ise yabancı unsurların derecesi ile cümle uzunluğuna göre değişik olmuştur. Yabancı unsurları fazla ve cümleleri uzun olan yazılarda bozukluk çok olmuş, oldukça sade ve kısa cümleli olan yazılarda ise daha az olmuştur, Osmanlıca’nın son devrine gelince, bu devrede nesir dilinin kısa zamanda Türkçe cümle yapısına kavuştuğunu görmekteyiz. Tanzimatla beraber nesirde artık Türk cümlesi sağlam bir yapıya sahip olmuştur.

Bu devir cümleleri, eskisi kadar olmamakla beraber, yine bir hayli uzun olmuşlar, fakat yapılan Türkçe’ye aykırı düşmemiştir, Arada sırada bozuk cümlelere rastlanmakla beraber umumî olarak nesir dilinde cümle yapısının büyük bir selâmetle çıktığı açıkça görülmektedir. Bu devrede nazım dilinde ise cümleler eskisinden daha fazla uzun olmak yoluna girmişlerdir.

Yeni edebiyatla beraber mânânın bir beyitte tamamlanması mecburiyeti ortadan kalkınca bir cümle icabında bir kaç mısra içine yayılmış, böylece bilhassa devrenin sonlarına doğru uzun nazım cümleleri ortaya çıkmıştır. böylece cümlelerde nadir olarak bazen yapı sakatlıkları görülmekle beraber, Osmanlıca’nın bu son devresinde de, cümleler biraz uzadığı hâlde umumî olarak nazım dilinin cümle yapısı her zamanki gibi sağlam kalmış böylece Osmanlıca’nın ömrü tamamlandığı zaman Türk cümlesi hem nazım dilinde, hem nesir dilinde Türkiye Türkçe’sine sağlam bir yapı ile girmiştir.

Türkiye Türkçesi

Türkiye Türkçe’si Batı Türkçesinin üçüncü devresidir. Bugün de devam etmekte olan bu devre, 1908 meşrutiyetinden sonra başlar. Bu yeni devrenin 1908 meşrutiyetinden sonra başlayan ve Cumhuriyete kadar devam eden ilk safhası Türkiye Türkçesinin başlangıç devri mahiyetindedir bu kısa devirde çok süratli bir şekilde ortaya çıkan yeni yazı dilinin yanında Osmanlıca henüz tamamıyla sahneden çekilmiş değildir. Fakat lam manasıyla son günlerini yaşamakta ve umumi dil olmaktan çıkarak muayyen kalemler tarafından tutulmağa çalışılan hususî bir dil durumuna düşmüş bulunmaktadır.

Hâsılı bu devir. Osmanlıca’nın son örnekleri ile Türkiye Türkçesinin ilk örneklerinin yan yana bulunduğu devirdir, Osmanlıca’nın bu son örneklerine yeni dil gittikçe fazla sokulduğu gibi, yeni dilin ilk örneklerinde de bazı Osmanlıca unsurlar, eskimiş bazı kelimeler, bazı terkipler görülmektedir. Yukarıda da söylediğimiz gibi değişiklik bir neslin hayatı içinde ortaya çıktığı için Osmanlıca’dan yeni dilin ilk örneklerine bu şekilde ufak tefek taşmalar olmuştur. Fakat yeni dil bu küçük taşmalardan bu ilk devre içinde kendisini süratle kurtarmış, temiz Türkçe’nin sayısız örneklerini vererek Osmanlıca’yı kısa zamanda gerilerde bırakmıştır Öyle ki Cumhuriyet deri başlarken Osmanlıca artık çoktan ölü bir dil hâline gelmiş ve yazı dilinin bütün ufukları Türkiye Türkçe’sine açılmış bulunuyordu.

Türkiye Türkçesini Osmanlıca’dan ayıran başlıca hususiyet onun yabancı unsurlar karşısındaki durumudur, Dilin iç yapısı, yani Türkçe bakımından Batı Türkçesinin bu iki devresi arasında bir devre farkı olmadığını, bu iki devrenin yabancı unsurlar bakımından ayrı devreler teşkil ettiğini yukarıda da açıklamıştık. Yabancı unsurlar bakımından bu iki devre arasında gerçekten çok büyük bir fark vardır. Bu farkın en ehemmiyetli tarafı terkipler bakımından olan ayrılıktır. Türkiye Türkçe’si terkipsiz Türkçe’dir.

Türkiye Türkçesinin en belirli vasfı budur. Bu bakımdan Türkiye Türkçe’si Bütün Türkçe’nin en temiz devridir, Az ve basit olmakla beraber Eski Anadolu Türkçe’sinde yabancı terkipler vardı. Osmanlıca tam mânâsıyla terkipli dil demektir. Türkiye Türkçe’si ise Türk yazı dilinin bu Arapça, Farsça terkiplerden kurtulmuş olduğu mesut devridir. Bir dil, yabancı bir dilin tesirinde kalabilir, Bu tesir, lügat hazinesinde. yani kelime sahasında kaldığı müddetçe ne kadar aşırı olursa olsun dil için bir tehlike teşkil etmez. Fakat kelime sahasını aşar ve kelime guruplarına, cümle sahasına el atarsa dilin yapısı tehlikeye girer. dilin gidişi çığırından çıkar.

Dilin, yapısını ayakta tutabilmek üzere bunlara mukavemet edebilmesi için çok sağlam bir bünyeye sahip bulunması lâzımdır. Osmanlıca’da Türkçe’ye korkunç bir nisbette karışan Arapça ve Farsça terkipler de bu şekilde kelime sahasında kalmayan, cümle sahasına giren yabancı unsurlardı. Türkçe’nin bünyesi çok sağlam olduğu için bunlara asırlarca mukavemet edebilmiş ve zamanı gelince onlardan kolaylıkla silkinerek kendi yapısı ile baş başa kalmıştır.

Fakat bu yabancı unsurlar onun ifade kabiliyeti için çok zararlı olmuşlar, onun gelişmesine asırlarca çelme takmışlardır. İşte Türkiye Türkçesini Osmanlıca’dan ayıran en büyük vasıf, onun bu şekilde terkipsiz Türkçe olmasıdır. Bu sebeple Osmanlıca’nın sonları ile Türkiye Türkçesinin başlarında karşımıza çıkacak örnekleri de bu kıstasa göre ayırmak icap eder. Elimizdeki örneğin dili, terkipsiz ise Osmanlıca, terkipsiz ise Türkiye Türkçe’sidir.

Türkiye Türkçe’si terkipler dışındaki yabancı unsurlar bakımından da Osmanlıca’dan çok farklıdır. Bir kere Türkiye Türkçe’si Osmanlıca’daki yabancı çekim edatlarından, Arapça, Farsça çokluk yapmak gibi yabancı kaidelerden de kurtulmuştur. Sonra yabancı kelime sayısı büyük ölçüde azalmış ve azalmaktadır. Fakat, bir kısmı konuşma diline de yerleşmiş olduğu için, Türkiye Türkçe’sinde bugün hâlâ pek çok Arapça ve Farsça kelime vardır.

Bu hususta Türkiye Türkçe’si Batı Türkçesinin en temiz devri değildir. Osmanlıca ile mukayese edilemeyecek kadar temiz bir durumda olmakla beraber, Eski Anadolu Türkçe’sinden daha çok yabancı kelime ihtiva etmektedir. Demek ki Türkiye Türkçe’sinde yabancı unsur olarak yalnız çok sayıda Arapça, Farsça kelimeler kalmıştır. Bu arada bazı terkipler de görülür, fakat bunlar tek kelime muamelesi gören klişeleşmiş şeyler olup, sayıları da çok azdır. Türkiye Türkçesinin diğer devrelerden bir farkı da batı dillerinden bazı yabancı kelimeler almış olmasıdır.

Türkiye Türkçe’sinde cümle yapısı da büyük bir aydınlığa kavuşmuştur. Bu devrede Türk cümlesi eski devrelerdeki karışık ve mânâsız uzunluğun dan kurtulmuş, kısa, derli toplu yanlışsız cümle hâline gelmiştir.

Osmanlıca’dan Türkiye Türkçe’sine geçiş, yazı dilini konuşma diline yaklaştırmak suretiyle olmuştur. Osmanlıca, konuşma dilinden çok uzaklaşmış derece sun’î bir yazı dili idi. Türk yazı dilini daima temiz kalan konuşma diline yaklaştırınca yazı dili kolaylıkla Türkçe’yi bulmuş ve sun’i Osmanlıca tarihe karışmıştır. Esasen Türkçe’ye sokulmuş olan yabancı unsurlar Arapça, Farsça gibi gerek menşe, gerek yapı bakımından Türkçe ile hiç ilgisi bulunmayan bir Sâmi, bir Hind-Avrupa dilinden gelme idi.

Bu sebeple bu unsurlar Türkçe’nin bünyesi içinde daima yabancı kalmış ve büyük sun’iliğe dayanan iğreti durumlar, yazı dili konuşma dili kaynağına dönünce çabucak sarsılarak üçüzlü sun’î dil en kısa zamanda yıkılıp gitmiştir. Yazı dili konuşma diline yaklaştırılırken tabiî öteden beri kültür merkezi olarak Türkçe bakımından esasen yazı dilinin dayandığı konuşma diline sahip bulunan muhitin dili, yani İstanbul Türkçe’si esas alınmıştır. Bu sebeple bu gün Türk yazı dili yani Türkiye Türkçe’si hemen hemen İstanbul konuşma dilinin, İstanbul Türkçesinin aynidir. Yazı ve konuşma dili olarak ikisi arasındaki fark en aşağı bir derecededir.

Hülâsa, ana çizgileri ile başlıca vasıflarını belirttiğimiz Türkiye Türkçe’si bugün tam bir özleşme, güzelleşme gelişme hâlindedir. Batı Türkçe’si bu son devre ile çok hayırlı bir yola girmiş ve Türk yazı dilinin bütün gelişme ufukları açılmıştır. Kuvvetli bir yazı dili olmak üzere gelişme yoluna giren Türkiye Türkçesinin yürüyüş hızı devre boyunca memnunluk verici bir seyir göstermiş. 1928’de eski harflerin terk edilmesinden sonra ise büsbütün artmıştır. Bu devirde son zamanlarda bile arada sırada Osmanlıca bazı şiirler yazıldığı da görülmektedir. Fakat ölü dille yazılmış olan bu bir kaç şiir şüphesiz ancak tarihi birer hatıradan ibarettir.

Netice

Bütün bu yukarıdan beri söylediklerimizi toparlayacak olursak, demek ki Batı Türkçe’si kendi içinde birbirini takip eden ve birbirini geçmiş bulunan üç devreye ayrılmaktadır. Bu devrelerin birincisi olan ve iki asır devam eden Eski Anadolu Türkçe’si Selçuklular, Anadolu beylikleri ve ilk Osmanlıların yazı dilidir. İkinci devre İstanbul’un fethinden Osmanlı İmparatorluğunun sonuna kadar imparatorluğun yazı dili olarak beş asra yakın bir Ömür sürmüş bulunan Osmanlıcadır. Üçüncü devreyi teşkil eden Türkiye Türkçesinin hayatı ise henüz yarım asrı geçmemiştir. Yani, Osmanlıca Batı Türkçesinin en uzun devresidir.

Bu uzun devre Batı Türkçesinin ayni zamanda en güç devresidir de. Bu devir metinlerin üzerine eğilirken üçüzlü yazı dilinde Türkçe’den başka iki yabancı ortağın gerekli kaidelerini de bilmek lâzımdır. Türkçe’ye kendi kaideleri ile girmiş bulunan bu yabancı unsurlar, bir taraftan Eski Anadolu Türkçe’sinde görünmeğe başlamış olduğu, diğer taraftan, kelime hâlinde de olsa, Türkiye Türkçe’sine de taşmış bulunduğu için bir dereceye kadar Osmanlıca’dan önceki ve sonraki devreleri de ilgilendirirler.

Osmanlıca’daki Arapça, Farsça unsurların mahiyetini öğrenmek ilk ve son devrenin yabancı unsurlarını da yakından görüp bilmek demektir. Yani, Osmanlıca’nın yabancı unsurlarını kavramakla bütün Batı Türkçesinin yabancı unsur durumu aydınlığa çıkmış olur. Türkçe bakımından ise Osmanlıca Türkiye Türkçe’sinden farklı olmadığı gibi, Eski Anadolu Türkçe’sine de bağlıdır. Bu yüzden onun Türkçe cephesini ele alırken Türkiye Türkçe’si ile Eski Anadolu Türkçesini de ele almış oluruz. Hülâsa, Batı Türkçesinin en karışık ve güç devri olan Osmanlıca’nın iç ve dış yapısını incelerken yalnız onun hudutları içinde kalmayarak bütün Batı Türkçesini göz önünde bulundurmak lâzımıdır.

İngilizce Olarak :

Old Turkish

Orkhon monuments uncovered the first examples of Turkish written language texts. But of course, these texts are not the first examples of Turkish written language. Have formed a new written language, because language Âbidelerindeki Orkhon, not as a written language appears to be highly processed. In this respect, the Turkish written language discussed the beginning of the first texts that long preceded the need to remove. Turkish written language by comparing an estimate of the eighth century, with later development of plays, written language, at least a few centuries old Orkhon abidelerindeki is a readily available hükmolunabilir development. According to this grace in the first asırlarına the beginning of Turkish written language, Orkhon inscriptions as at least a few centuries ago would be right out. But the Orkhon inscriptions older than the written language, but to exceed a text addressed the eighth century, following on from the factory.
Here is the first centuries of Christian era begins as we accept the theoretical and the first uncovered in the eighth century texts written language, which belongs to the 12 – 13 continued until a century and the first circuit, the circuit constitutes the Turkish written language. This circuit is also a common written language, written language, the first circuit. So all of Turkishness, the only written language, the language used in this article, covering a large area in Central Asia for centuries, always the same language, read and wrote the Turkic world. During that period, from the works of minor differences in the field and the normal differences resulting from differences of time and nature are not to exceed the boundaries of a single written language.

When comparing the most admired and şivelerle Kâşgarlı’nın “Turkish” is, Hakaniye Turkish is the language, or other works of Kashgar, Kashgar Turkish is a language always been known as the first Turkish written language. This circuit is the written language is written in the works for a large part of the Uyghur script Uyghur circuit this circuit, the written language, called the Uighur. But the teaching of Turkish Turcology the most appropriate name for the first circuit today as “Old Turkish” We use the phrase. Always been a source of various developments subsequent to this period of Turkish emanates, today, all forms of Turkish origin in the large areas devoted to different branches of this circuit there is, in short, the whole structure of the Turkish language can be explained by this circuit. So, the main Turkish Turkish circuit, this circuit, the first circuit, the old circuit. For this reason, this circuit “Old Turkish,” he is fitting that name. In this book we will use this name.
Hence the first circuit of the old Turkish written language is Turkish. Old Turkish, the Turkish dark period for the previous cycle. That speed is no longer with the old Turkish Chuvash and Yakut, Mongolian them with a more united future cycles.

Turkish has been throughout history have two grammatical structure. Former Turkish grammatical structure of the circuit represents the old Turkish. Turkish new grammatical structure of the circuits with the subsequent circuits.

North-eastern Turkish language, Turkish is the West

As for the old Turkish, the next circuit, appear at this time Turkish written language and is more than one. Old Turkish, Central Asian Turkic worlds break down large masses at the end of the south and north of the Caspian Sea to the north and west, the spread of case, the occurrence of new centers of culture, Islamic culture among the increasingly forceful settlement of Turks, such as the adoption of a whole new article with new mefhumlarla in Turkish, but that he felt a müddetten external reasons, of course, written language, the unity of major changes occurring as a result of developments by breaking down the old Turkish cultural centers around the life of the completed and allocated to new branches of Turkic languages ​​to give rise to more than one article based on his own şivelerine new birth of written language and led to the start of gelişmeğe. Thus, 12-13. Turkish is one of the century the North-east, the other two, including the Western Turkish language Turkish written language, we see the occurrence.

Northern Turkish language, Turkish is the East

13 and 14 of them before the North-eastern Turkish is centuries, for a while, as a continuation of the former Turkish language course and a new a switch circuit that acts as a bridge between the old and the new case has continued, after the 15th century, from the northern Turkish language and Turkish language as the East is divided into two new written language. Turkish is a language of this article is continued until recently in the North, Kipchak Türkçe’sidir. Turkish is a name to a incorrectly referred to as the East of the Chagatai and Timurid period from the 15th and 16 bring about a strong literary centuries after living through the last time, the location of the most brilliant era of the modern Uzbek language for writing left.

Western Turkish

As for the West Türkçesi’ne, the written language 12 With the second half of the 13th century apparently formed in the first half of the century began, 13 From the second half of the century to the present text of the article is the language that follows without pause. Starting today and continuing until the Seljuks from the written language, the written language of Turkishness, the largest and most productive state. Oguz Turkish accent constitutes the essence of the West. Oguz said that Turkish is the language of this article is for him also. Spread over the field in the Caspian Sea to the Balkans from the Oghuz Turkish accent. This field is the field in the western Turks live. For this reason, the written language, Oghuz, Oghuz Turkish language Turkish is the name of the West in general are giving. For the Western Turkish language Turkish is sometimes Cenup Turkology name is also used in accent or southern side. But according to the Northern Turkish language, and of course, is a name given to the Western Turkish language is not appropriate.

Azeri Turkish, Ottoman Turkish

Two apartments in the area have occurred over time in terms of the Western Turkic. One of these is the eastern Oğuzcası into Azeri and East Anatolian field, and the other covering the west Oğuzcasıdır Ottoman field. Eastern and western Oğuzcaları separation between the first centuries, there was not anything other than a very small field differences, differences in this field gradually expanded, but 17 After a century gave rise to the east and west Oğuzcan offices.

Meanwhile, however, there is still much of a difference will be two written languages ​​and dialects are both the same, ie, to which they refer Oghuz dialect of Azeri and Ottoman Turkish, but the written language in a single room can be regarded in two brothers. In fact, the differences between eastern and western Oğuzcası more accent that remained in common parlance, is constantly under the influence of Ottoman culture and literature in the field of Azeri literary language, the language of the Ottoman Turkish language speech can not be compared with the less showed a separation.

Of the Ottoman Turkish, Azeri and, more dialects of this separation, the reasons for remaining out of the eastern Oğuzcasına Oghuz Turks şivelerinin, from time to time, especially from the north, some of the remaining Mongol Kipchak İlhanlılardan with elements of the track of his influence is necessary to search for. The first of these figures in terms of some of the eastern Oğuzcasını western Oğuzcasından have done a little bit different, and the second words of Azeri Turkish language has left some Mongol origin.

In particular, the Azeri and Ottoman Turkish is different in terms of speaking the language of the main differences between the word at the UN, in the word q-G, H, ei the first syllable, word beginning with td akkuzatif and some verb forms congregated around the shooting. These differences remained mostly spoken language, written language, but the last period of the Azeri Turkish language aksedenlerin can be seen, the major literary figures that grows in the Azeri field 17 a century ago between the eastern and western Oğuzcaları notable for the absence of separation of these two Oghuz Turkish language as the language of writing under the name of the Western Turkish language, they constitute a whole.

Development of the Western Turkic

There are seven age-old Turkish long life of the West, some bard. This bard in the various stages in the course of its internal and external development. Turkish is a really long course of development in the West so far in terms of internal and external structure of the various developments and changes have shown. Shown in terms of internal structure changes, Turkish roots and some of the sound and shape changes seen in the annexes is directly related to the development of Turkish language course. The various phases in terms of the external structure of the Western Turkish language, Turkish language is not related to the body of his, by interfering in the foreign element which consists of different appearances.

This means that there are foreign elements in the Western Turkish language other than Turkish. This variety of Arabic and Persian words and terkiplerdir elements. Framework of the Islamic culture of the Turks to enter the Arabic and Persian elements introduced due to Turkish, Turkish to Turkish after the old, the new circuit, the invasion began writing languages, especially the invasion of the Western Turkish language Turkish language is a terrible development, showing a nearly unrecognizable in a few centuries has made.

Arabic and Persian elements in the state of the Western Turkish language and the various phases of the seven hundred years have not always shown the same. For this reason, in the Western Turkish language and Turkish terms, both in terms of foreign elements in the circuit has a number of different means.

Here are 13 century to the present day came to be written languages ​​of the Western Turks in the Western Turkish language in terms of internal and external developments and changes in circuit is divided into the following three:

1. Old Anatolian Turkish language

2. Ottoman

3. Turkey’s Turkish

Old Anatolian Turkish

Old Anatolian Turkish is a 13, 14 and 15 asırlardaki Turkish. Which constitutes the first transfer of the Western Turkish Turkish in terms of the Old Anatolian Turkish language itself, especially off the next two are very different. This circuit is a Western Turkic becoming, an organization would be appropriate to look at the circuit. Yet many links in this circuit that connects the West Türkçesini old Turkish felt himself thoroughly. In this circuit we have seen many new shapes in this circuit after the Turkish Old Turkic yet have the signs of the old forms.

Old Anatolian Turkish language on the one hand while carrying traces of the old Turkish roots and affixes the other hand, show some differences in sound and shape, and Turkey by the Ottoman Turkish language poses a slightly different situation. So much so that in the Western Turkish language Turkish in terms of changes to the existing main changes between this circuit and the next two circuits. So you separate circuits in terms of Western Türkçesini only Turkish and Ottoman Turkish is the old Anatolian – Turkey’s Turkish is required to be distinguish into two. In terms of Turkey’s Turkish and Ottoman Turkish, Old Anatolian Turkish language Ottoman periods that extend the first outside of a few figures, there is a clear separation.

Old Anatolian Turkish language in terms of foreign elements, which had the cleanest period for the Western Turkish. During this period it began to enter into the Turkish Arabic and Persian elements. But these elements of the circuit, but at the end of kesifliğini gradually increased and a large Ottoman invasion by the beginning of the birth of hâlini prepared. Arabic and Persian words in the texts of the Old Anatolian yet not too much, increasing towards the end of the circuit in the compositions is not yet clear and simple. Poetically and prosaically at this time in terms of foreign elements in the very difference between the texts.

More poetry in the language of foreign words and combinations have increasingly seen. In the language of prose is very clean and clear, even at the end of the circuit as a Turkish Arabic and Persian words, and in particular preparations not subjected to as much as possible. 15. towards the middle of the second century during the reign of Murat’s move as an expression of culture is formed in a wide range of copyright works, and translated into Turkish language, it clearly shows that many. Nazim is the language, on counterfeiting establishment of Persian poetry and rhythm, shape necessities could not be maintained because of the clarity and much more before the end of the circuit in terms of developments in Turkish, 15 century, albeit simple compositions and increases the amount of foreign words and intelligent man, surrounded the Turkish language. So the second half of this century, laid the foundation of Ottoman, it was an era that marked the beginning of the Old Anatolian Turkish language Ottoman Turkish CHARACTERISTICS terms, but the beginning of the transfer has completed.

Old Anatolian Turkish sentence structure have so far been the beginning of the Turkish, the same was not available outside of the normal sentence structure. Both the prose, both in poetry during this period the Turkish sentence of the normal, simple, understood, and correct sentence elements remained in place, rarely broken, except where because of loyalty to translate, while maintaining the structure of the Ottoman era was generally robust.

Ottoman

15 second is the transfer of the West in Ottoman Turkish the late 20th century continued until the beginning of the century is the language of the text. With a life of more than four centuries of Ottoman, of course, always the same not only speeds the transition from the beginning and end and middle, as the exact boundaries of the inner stage of a variety of çizilemeyen been intertwined. But in terms of interior and exterior as the main qualities of this name in the name of Ottoman integrity which shows a very good expression.

In Turkish, no significant changes in Ottoman not up and down, after the Old Anatolian Turkish language Turkish language until today, almost all the principal forms has remained the same. So in terms of grammatical forms in a particular there is no separation between the Ottoman and Turkey’s Turkish. As mentioned above, in Turkish, but with these last two circuits of Old Anatolian Turkish language there are certain differences.

Very small differences in shape between the Ottoman and Turkey’s Turkish rastlansa divisions based on simple changes, even when they sayılmamalıdırlar something else. Old Anatolian Turkish language, grammatical forms of the old western Turkish, Ottoman Turkish language and Turkey in the western Turkish grammatical forms which contain the new circuits. In other words, grammatical forms of a circuit is no difference in terms of Turkey’s Turkish and Ottoman.

Circuits to be separated from each other by lines sharp transition between the old Ottoman and Anatolian Turkish language has been a long transition phase. And 15, which marked the beginning of Ottoman With the second half of the 16th century The first half of the century into the era of the old grammatical forms, locations yet they were not left entirely new shapes.

Some of these old forms of Ottoman and later also in itself, has preserved them as a well-worn Turkey Turkish language has become even passersby. Some of the occurrence of new shapes, but in the Ottoman period was completed, or your use of this site. Here is the normal developments in the transfer of the transition, small leaks and the subsequent emergence of some new shapes, except for the beginning of the Ottoman language, Turkish has been dominated by a recession by the end of the 16th century to the present no specific development has made in terms of Turkish grammar forms.

Particularly in western Turkey of Ottoman Turkish language Turkish is a separate thing that keeps him in case the external structure of a circuit. The internal structure, ie, in terms not only of Old Anatolian Turkish Ottoman Turkish language in a different, external structure, ie, in terms of foreign elements in the Old Anatolian Turkish language, Turkish language in Turkey is a circuit view of a very large difference indicates that allocated. This is TOTALLY off Turkish invasion of foreign elements has been fully supported by, Turkish Arabic and Persian elements flanked on the circuit last paroxysm.

Covering the period of Ottoman Turkish in the Arabic and Persian elements, and combinations have numerous Arabic and Persian words and names essentially remained within the field. But all the names that were made that far in this field in terms of groups of words and phrases in Arabic and Persian words in the name gained the status of all words and combinations have drowned. Even the banks of this great invasion kurtaramamış verb roots, Turkish, Arabic and Persian words instead of a simple verb roots Turkish verbs auxiliary verbs were combined using the Turkish, who are living in today is filled with numerous foreign radical compound verb.

All the words in the verb other than the name and the name field so that the treatment groups receiving word of Arabic and Persian words, adjectives and izafet terkiplerine losing their written language and sentence structure generally remained in Turkish nouns and verbs. But the sentence structure, Turkish, and though the heavy blows kurtaramamış meal itself, many times the main structure was demolished and a corrupted word consist of a collection. In summary, the main structure of the period of Ottoman Turkish written language is Turkish, but Turkish, Arabic and Persian discounters occurring, complex and highly artificial view of a language show.

Ottoman circuits

There are three circuit elements in terms of availability of foreign Ottoman. 15 of Ottoman With the end of 16th century a large part of the century into the beginning of the first circuit of the Old Anatolian Turkish language written language of Arabic and Persian elements sokulmağa Turkish invasion job very sür’atlendiği circuit. This circuit, which was established after the settling of the Ottoman palace in Istanbul and started his life, literature and culture that developed around the palace of his life come under the influence of Arab and Persian culture and literature, Turkish written language gave a completely different direction.

Luminosity of the Old Anatolian Turkish circuit, this circuit has lost, the foreign elements increased opacification bounds. But according to the later centuries of relative simplicity yet is as noticeable. Foreign words and the number and types of preparations in full swing yet there is not much increased in chains with the composition. However, a plan swiftly going very well the way of mixed-language, there is a preparation for a very concentrated. So much so that the end of the circuit, ie, 16 is now a full beginning of the end of the century of Ottoman became dark. Thus ended the first cycle and has come a new era of Ottoman.

This second circuit is a circuit 16 of Ottoman the end of the 19th century circuit that lasted until the mid-16th century, mainly With the end of 17th century and 18 takes into centuries. This circuit, mixed-language, there was the darkness of the last paroxysm, the structure of written language, Arabic and Persian elements similar to the power of halle Turkish Turkish elements have been nearly invisible. So that finally, after becoming a runaway Ottoman Türkçelikten artificial cheapness of the language and return the highest point down, and the third circuit was started.

The third circuit of the circuit at the same time of Ottoman, 19th Initiated in the mid 20th century Until the beginning of the century came, the 1908 Reforms to the transfer of legitimacy which is to get into. Recent examples of this circuit until 1908, then Republican, plan swiftly emerging as well as written language, more and more enfeebled than a nıüddet continued. This is the third-circuit mixed-language gradually loses the darkness of the circuit. From time to time during this period of Ottoman darkness, although in a very artificial in general has been introduced into the path of a thaw. This thaw finally 20 Turkish language was completed in the early centuries of Ottoman Turkey was started and ended his life.

An important difference that separates before the end of Ottoman era the new notions coming from the west so a new introduction of the new Arabic and Persian words and written language and uydurulmasıdır preparations. This issue was sometimes very artificial movements, Glossary, even those who write the books were written by looking. But generally increased tendency terkipsiz going to Turkish. Quite simply in the dark as well as in the old language of Ottoman written language, as well as general examples of this last circuit numbers have increased too.

This breaks the circuit is filled with glad tidings of the Turkish language on the light output. So much so that one hand of the works of this period in Ottoman, Turkey Türkçe’sindedir a hand. Changes occur in the life of a generation, or rather to the fruits, now in Ottoman language, sometimes, sometimes Turkey’s Turkish, or Ottoman ago, after Turkey’s Turkish individuals who were being seen. In summary at the end of Ottoman literary language of foreign elements and the plan swiftly cleared preparations, so that the 20th mixed-language mixed composition, the location of the beginning of the century date has left Turkey Turkish language.

Nazim language, the language of Prose

Of Ottoman, in itself, as we have seen above, throughout the long history of devoted three circuit, has been very different view of the field of poetry and prose. This difference is a foreign elements, in terms of the structure of a sentence in the separation between the language of poetry and prose. The poem, especially in terms of form and substance to the divan poetry much dependent on certain off-balance into the language of presence and influence in Ottoman have generally consisted of a single kind of language in poetry.

However, in the scientific and didactic works of Ottoman prose, the language used to separate different literary works. to some extent the language of scientific prose, plain and simple language, the language of literary prose in an artificial way too extreme and full of foreign elements, selected, and the words in a language that knit group ranges. These two kinds of language in Ottoman prose always walked side by side. Let us state here the following point, according to Adi nesre literary prose had a simplicity and simplicity, or as a general and full of it mixed in a foreign language, was an Ottoman. Here is a kind of generally two types of off-balance with the language of the prose language and sentence structure in terms of foreign elements in the Ottoman case, have made a different.

In terms of foreign elements in the first stage of Ottoman poetry and prose, the language is close to each other up and down. foreign elements in both increased. More common in the language of prose compositions, while maintaining the simplicity of the old case of a chain is not over yet but at this time. In general the language of prose, poetry to the language is more simple. But the language of poetry is little changed, hence the language of prose at the end of the circuit are aggravated by increasingly accelerated the flow to the language of poetry and prose, language is a language has become very heavy.

This darkness is the darkest period of Ottoman and nazımda the second circuit, the prose is both. But the prose is too extreme. Nazim is the language than in the past as well as the language of prose is quite simple and has remained so ağırlaşmamış. Compositions in the language of the location of the former simple, inexpensive off-balance. dördüzlü and the weight and darkness of a larger chain of prose left in a Catch-phrases have become, especially in literary prose was wholly to be Turkish. Close to each other again in the third period and the language of poetry and prose, both in relative simplicity that there are going to.

This was faster than going through the circuitry of prose, nazımda the dark period of Ottoman Divan poetry in the simple examples that can be seen as a sporadic but gradually increasing, abundant foreign element has become more difficult to get rid of language and composition, then after the end of Ottoman Turkey’s Turkish Circuit overflows into the language of poetry became more and more as a souvenir of the historic Ottoman examples given here and there always has been the field of poetry. In the meantime, the old Turkish sides of the leaves at least the official language used in the run-down prose muhaberede and legislation is necessary to remember that it is the language. Even today, the sides of the Turkish language completely kurtaramamıştır stationery. But this, the name which is heavy in all ages nesrin is a branch of a very private and general prose than one language is worthless uyduramamasının foot.

Ottoman poetry and prose, the actual language, not in terms of foreign elements, in terms of sentence structure is very different from each other. Completion of a mana beyitte Ottoman poetry, a couplet does not flow out of the base for the Turkish sentence structure has been very beneficial. I mean the completion of a beyitle mana because, at least in a couplet is a sentence, a sentence there is a length of at most one couplet. Indeed, all couplets sofa at most one sentence in his poem, was composed of many times more than one sentence. Accordingly, the sentences are always short of Ottoman poetry, elements of the simple sentences, the Turks and remained in place, off-balance remained unchanged during the whole history of Turkish language, Turkish sentence structure maintained in the normal characters.

Encountered throughout the entire history of Ottoman poetry, Turkish sentence is always as strong. However, cultivation of the Ottoman Turks in a bad sentence in full. In this regard, the language of poetry has always remained Turkish response prose, the language may well have very little Turkish, such as the prose poem is not necessary fit a certain extent. Prose, the elements of a complete sentence is the field newfound freedom. Without disturbing the structure of the sentence which constitutes a whole, it is possible to expand any number of elements. Here is a complete sentence in Ottoman elements of the prose in the language of this freedom became anarchy.

So, by abuse of freedom in the language of prose, especially in the Behaviour of gerundium and prepositions, sentence elements of the framework itself, in a haphazard way, the number of extended, so the elements of a long sentence in the long sentences, as established links between them are combined into a very wrong time. Accordingly, the sentence of the solid structure of the Ottoman Turks and the prose is generally corrupted word sentences consist of a collection has been a great many times. Expands sentence elements, sentence longer difficult to judge, sentence by hand to seize dominance grows to know the language well, to be his bases thoroughly hazmetmiş, which constitute the structure of his face mesh is necessary to make a complete precision. Three of the printers, unfortunately, in Ottoman Turkish language is a language with the language of prose never became a hurt.

Of Ottoman language being mixed on this, we have a very big role. This mixed-language teaching in Arabic and Persian, on the basis of labor and attention is always neglected, such as gathering Turkish, Arabic and Persian language when writing in the Turkish desire to make the compositions did not leave time to care Their covenants. This subject matter, was converted into a Turkish sentence elements of the Turks out order in place an appropriate sentence has been dropped in Arabic and Farsi translations of very influence is necessary to remember that. In summary, the field of Ottoman Turkish prose, contrary to the structure of sentences with a structure distorted view of the layout shown in a written language. This is the most corrupt of Ottoman düzenliği see the second half. Old Anatolian Turkish language with the first circuit hissedilmekle translated as influential in the language of prose inherited from the sentence structure is quite robust. But there is nothing in the second circuit of this structure be called Turkish.

Rate increase with the degree of disorder in the structure of the sentence elements foreign to the length of sentence has been different. Writings and statements that are longer than the foreign elements of the disorder have been very, very simple and short articles in which less has been cümleli, when the transfer of Ottoman past, the language of prose in this circuit as soon as we see has been brought into the structure of Turkish sentences. Tanzimat Turkish sentence with a robust construction was no longer with the prose.

This transfer sentences, as they used to, but nevertheless became a very long, but it has not fallen against the Turkish, the language of prose in general with the occasional broken sentences, Occasionally, there is a great sentence structure is evident when soundly. In this phase of the sentences in the language of poetry to be a long road than ever entered.

The new literature of mana with the completion of a mandatory beyitte disappeared into a sentence, if necessary spread of a few verses, long prose sentences, so that has emerged, especially towards the end of the circuit. Although sometimes seen as a rare structural defects so that the sentences, the last circuit of Ottoman also slightly lengthened sentences hence the language of poetry as a general sentence structure has remained stable as usual, when done so that the life of Ottoman and Turkish sentence in the language of poetry, and prose in the language of Turkey Turkish language came with a solid structure.

Turkey Turkish

Turkey’s Turkish Turkish third circuit of the West. Continues today, with this circuit, 1908 starts at legitimacy.

Etiketler: Türkçe tarihi, türkçenın tarihi, eski türkçe, turkce tarihi, turkcenın anlamı, türkçe, tarihimiz,

Duygusal Aşk Sözleri 2012

Pazar, Ekim 16th, 2011

En Güzel Duygusal Aşk Sözleri Sizlerle Birlikte, Milyonlarca Bir Birinden Güzel Romantik Aşk sözleri ve kısa Mesajları Sizlerle..

Sevdiп мi diчe soгduп чa Ьaпa ,
qeceLeгi кeпdiмe deGiiL saпa dua edeceк кadaг çoк Sevdiм..!!
((¯`»¦«´¯))..*< -♥-> . βєηi Ya$aTa βiLєη Tєk VaЯLוKŜוη .< -♥->* ((¯`»¦«´¯))

Etiketler: Duygusal aşk sözleri 2012, aşk sözleri, aşk mesajları, ASK SOZLERİ, Aşk için sözler, kısa aşk sözleri, Facebook Aşk duvar Yazıları, Aşkın tarifi, Aşk smsleri, aşk müzikleri, aşkın tarifi, Aşk şiirleri,

Facebook En Güzel Duvar Yazıları

Pazar, Ekim 16th, 2011

Facebook En Güzel Duvar Yazıları, Facebookun en güzel sözler, en güzel facebook sözleri, etkileyici facebook yazıları, facebook sözleri, en güzel sözler 2012, en duygusal sözler 2012, özlü sözler 2012, etkileyici sözler 2012, romantik sözle 2012, duygusal aşk sözleri, kısa anlamlı sözler, en komik sözler, facebook sözleri kısa, anlamlı düşündüren sözler 2012, mevlana sözleri,

Herkes Sana Benziyor Sanki
iyi değilim aşkım;
umutsuzca uyanıyorum sabahları..
Güneş yüzüme vurdukça daha bir karanlık oluyor günlerim.
Kahvaltı saatlerimi hep kaçırıyorum.Bilirsin sigara iştahımı kesiyor..

Öyle pek özenmiyorum üstüme başıma..Ne geçerse elime giyiyorum.sen yoksun ya ‘’güzel görünüyorsun’’ demesinler istiyorum..

sen tutmuyorsun ya elimi cebimden hiç çıkartmıyorum..

İyi değilim aşkım;
Herkes sana benziyor sanki..’’saçı az daha kısa olsa biraz daha içten gülse..’’ daha çok benzeyecek olanları ayırıyorum.yoksun ya yokluğun da yepyeni senler arıyorum..

En zor geceler oluyor. İzlediğimizi izlemiyorum senin uyuduğun saatlerde uyumuyorum. Olur ya bir rüyada karşılaşma ihtimali…

İyi değilim aşkım;
Unutuyor gibi yapıyorum. Biriken yaralarımı acıtmasınlar diye
hiç kanatmıyorum.Seni de kan tutardı hani..Bak görüyorsun bunu bile hatırlamıyorum..

iyi değilim aşkım;
Artık şiirlerimde yok süslü kelimelerle sana seslenecek. Adının geçmediği cümlede O GİTTİ diyerek sevgiyi anlatmak çok zor oluyor çünkü. Kağıda kaleme dokununca kömür değil gözyaşım dökülüyor ya ziyan oluyor sayfalarım…

Bir de Pazar günleri var tabi.Hiç buluşmadığımız bir yerde hiç bilmediğin bir saatte seni bekliyorum. Gelmen pekte anlam ifade etmiyor. Ben seni beklemeyi hala çok seviyorum…

İyi değilim aşkım..
Daha bencil oldu duygularım daha çok ben demeyi daha çok sabretmeyi öğrendim.sayısız yalanlarla ‘’çok özledim’’ seni demeyecek kadar.. Yokluğunla aramda inanılmaz bir dostluk başladı. Kimseyi almıyoruz aramıza..bak benden başka sen senden başkada düşüncem yok satırlarımda..

iyi değilim aşkım..
Hiç iyi değilim..

Anlamlı Facebook Yazıları

Pazar, Ekim 16th, 2011

En Güzel Anlamlı Facebook Duvar Yazıları

┌──▬▬▬▬▬▬ღ♥ღ▬▬ » ▬▬ღ♥ღ▬▬▬▬▬▬──┐
✿ܓ▬▬๑گeήί گeήℓε Ўαگαмακ √αяκεή▬▬▬▬▬✿ܓ
✿▬گεήگįz hαگяεŧįήℓε Ўαگαмακ zoяuмα GįdįЎoя ▬✿ܓ
█▄▄▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▬▄▄█

Kardeşlik Söz’de Değil Öz’dedir.Lafa Bakarsan Hepimiz Kardeşiz Ama Çoğumuz Kardeşliğin Ne Demek Olduğunu Bİlmeyiz.En Büyük Darbeleri Hep Kardeşlerimizden Yeriz.Merak Etmeyin Ne Kadar Satsalarda Bizi Nerde Nasıl Davranıcağımızı İyi Biliriz.Girdiğimiz Her Ortamda ALLAH’a Şükürler Olsun Kimse Bizim Hakkımızda Kötü Birşey Söylemedi.Çünkü Biz Kardeşliği Söz’de Değil Öz’de Yaşayanlardanız !!!

İyi DinLe; Daha Dün’e Kadar KıLına Zarar GeLecek Die Korkardim…
Şimdi gözümün Önünde ……………. Neyseeeeeeeeeeeeeeeeeeee…!

Farkındayım Artık Senin İçin Bir Hiçim. Ama Son Kez Sana Özel Yaptığım Bonzai Süslemeli Cigaram’dan 1 Fırt Çek Benim İçin ,)

Uмursαмıcαqsıп αrkαđαş !
Çekiceksiп Đefterdeki isмiпiп üstüпe çizqiyi. Bαq пαsıL yeпi kαLeм ve ĐefterLe qeLiceq peşiпđeп !!

Tutamayacagım sözler vermem..AdımLarımda ‘kim ne der’ diye düşünmem..
ßasit kiŞiLerle poLemiğe girmem..ßazı ŞeyLeri asLa affedemem..GeÇmiŞine takıLıp dert etmem..YaŞanmıŞLıkLarı koLay siLemem..CesaretsizLiĞi ‘gurur’La örtmem..YaLan ve taktikLerLe uğraŞmayın,yememTutkuLarım var, vazgeçemem..!Gidiyorsan eğer,Çok özLesem bile artık dön demem Ağır geLiyorsa bunLar, firar serbest, üstelemem…!

¨`*•.¸¸.•*´¨ `*•. ¸¸.•*´¨`*•.¸¸.•*´¨`´
Kulağıma ` S e n i ~ Ç o k ~ S e v i y o r u m Désene valla kimseLeRé söylemem..!
¨`*•.¸¸.•*´¨ `*•. ¸¸.•*´¨`*•.¸¸.•*´¨`´

Etiketler: anlamlı sözler, anlamlı facebook duvar yazıları, etkileyici facebook duvar yazıları, facebook duvar yazıları, en güzel sözler 2012, 2012, 2012 güzel sözler, yeni güzel sözler 2012, Etkileyici sözler 2012, en güzel nickler, msn nickleri 2012, küfürlü komik sözler, anlamlı sözler facebook, facebook daki güzel sözler, duygusal sözler 2012, romantik sözler 2012, kızları tavlayan sözler, kız tavlama sözleri 2012, yeni kız tavlama taktikleri

BilinçLendirme PlatFormu

Cumartesi, Ekim 1st, 2011

Makedonya’da “Şehitler ölmez vatan bölünmez. OSMANLI TORUNLARI”, “One minute World”,”DÜNYAYI TİTRETEN ADAM ve “The boss talking” pankartları da dikkati çekti. Başbakan Erdoğan, yaptığı konuşmaya bir pankarttaki “OSMANLI TORUNLARI” ifadesine atıfta bulunarak, “Ben de OSMANLI TORUNLARInı selamlıyorum” sözleriyle konuşmasına başladı…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Makedonya Türk toplumu, araları…ndan yeni Yahya Kemaller’in çıkacağı bir toplum olarak kalmalıdır” dedi.

Sözlerine, ”Sizleri en kalbi duygularımla sevgi ve saygıyla Türkiye’nin, milletimin en kalbi duygularıyla selamlıyorum. Makedonya’da siz değerli kardeşlerimizle, soydaşlarımızla birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum” diye başlayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bizler daima sizinleyiz, sizlerle olmaya devam edeceğiz. Makedonya ile Türkiye arasında sürekli güçlenen bağlarımızın en önemli halkalarından biri sizlersiniz. Sizler Makedonya’da yaşayan, ülkelerine sadakatle bağlılığını ispatlamış Türk topluluğusunuz. Yüzyıllar önce olduğu gibi bugün de sizler bizim gözümüzde Evladı Fatihansınız. Evladı Fatihan’ın bizim ruh dünyamızdaki karşılığı eşsiz bir hazine değerindedir. Türkiye olarak, Türk milleti olarak hatıranızı daima aziz bileceğimizden emin olunuz. Zira bize göre burada yaşayan siz kardeşlerimiz, Türk milletinin Makedonya’daki devamısınız. Aranızda Arnavut kardeşlerimizin de olduğunu biliyorum. Onları da en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bizler Türk, Arnavut, Makedon farkı gözetmeden hepinizi sıcak duygularla kucaklıyoruz. Zira bu kardeşiniz Türk’ü Türk olduğu için değil, Arnavut’u Arnavut olduğu için değil, Arap’ı Arap olduğu için değil, Makedon’u Makedon olduğu için değil, Kürt’ü Kürt olduğu için değil, velhasıl tüm insanları, ‘Yaradılanı Yaradan’dan ötürü severim’ anlayışıyla seviyoruz. En büyük arzumuz ve temennimiz, Makedonya’da yaşayan tüm etnik halkların barış ve huzur içinde yaşayarak ileri bir refah seviyesine ulaşmalarıdır.

Türkiye, Balkanlardaki dostu Makedonya’da yaşayan Türklerin daima ülkelerinde çok daha refah seviyeleri yüksek olarak yaşamasının, bunun için de onlara sürekli olarak gerekli desteği vermenin gayreti içindedir. Bu yolda, başta Büyükelçiliğimiz ve TİKA aracılığıyla gerekli her türlü katkıyı sağlıyor, dost, kardeş Makedonya Cumhuriyeti ile birlikte gereken bütün adımları atıyoruz. İnanıyoruz ki Makedonya’daki Türk toplumunun mutluluğu, güvenliği ve refahı, Türkiye ile Makedonya’yı birbirlerine daha güçlü bir şekilde bağlayacaktır.”

”MAHALLİ İDARELERDEN ÇABA BEKLİYORUZ”

Çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya sahip olan Makedonya’da yaşayan Türk çocukları ve gençlerinin iyi bir eğitimle donanmalarını önemsediğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ”Kültürlerinden kopmaksızın, Makedonya’da donanım kazanmalarının ve iyi yetişmelerini birikimlerini sonraki nesillere de aktarabilmelerini Makedonya’nın aydınlık geleceği için de hayati derecede önemsiyoruz” dedi.

”Arnavut kardeşlerimizin bu konudaki başarılı çalışmalarını da takdirle izliyoruz” diyen Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti olarak soydaşların gerek yaşadıkları Makedonya’da gerekse tahsil için geldikleri Türkiye’de, ileri eğitim almaları için azami çaba gösterdiklerini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, ”Makedonya Türk Toplumu aralarından yeni Yahya Kemallerin çıkacağı bir toplum olarak kalmalıdır. O Yahya Kemal ki İstanbul’un ve Üsküp’ün en güçlü, en güzel şairidir. Biz eğitim konusunda tabiatıyla Gostivar ve Vrapçişte gibi Arnavut kökenli belediye yönetimlerinin olduğu mahalli idarelerden bu konuda çaba bekliyoruz. Bu vesileyle Arnavut kardeşlerimizin takdire şayan başarılı çalışmalarını izlediğimizi vurgulamak isterim. Soydaşlarımızın kardeşlik, birlik ve dayanışma içinde hareket ederek, konumlarını güçlendirecekleri gayretler içinde olacaklarına gönülden inanıyorum” diye konuştu.

”BİRLİK VE BERABERLİK SAYESİNDE TÜRK TOPLUMUNUN ARZULADIĞI, ‘TEMSİLDE HAKKANİYET’ MESELESİ DAHA KOLAY OLARAK SAĞLANACAKTIR”

Recep Tayyip Erdoğan, Türk, Arnavut ve Makedon gençlerinin gelişerek ve eğitimlerini tamamlayarak Makedonya’daki önde gelen yöneticiler olmalarının teşvik edilmesi gerektiğini belirterek, ”Değerlerinize ve birbirinize mutlaka sahip çıkın. Bu güzel ülkeyi hep birlikte müreffeh yarınlara taşıyın” dedi.

Makedonya ziyareti kapsamında Gostivarlılara hitap eden Başbakan Erdoğan, birlikten kuvvet doğduğunu belirterek, ”Birlik ve beraberlik sayesinde Türk toplumunun arzuladığı, ‘temsilde hakkaniyet’ meselesi daha kolay olarak sağlanacaktır. Bu vesileyle buradaki Türk toplumuna birlik ve kardeşlik çağrımı bir kez daha tekrarlıyorum” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ne diyorum biliyor musunuz? Bir olun, beraber olun, iri olun, diri olun. Bunu başarmalısınız. Ayrılık, zafiyet getirir. Gücünüzü birleştirerek zorlukların üstesinden gelebilirsiniz. Tüm siyasilerden, dernek temsilcilerinden, anne ve babalardan ricam, buradaki Türk gençlerinin, Arnavut gençlerinin, Makedon gençlerinin gelişerek, eğitimlerini tamamlayarak Makedonya’daki önde gelen yöneticiler olmalarını özellikle burada teşvik etmeniz gerekir. Değerlerinize ve birbirinize mutlaka sahip çıkın. Bu güzel ülkeyi hep birlikte müreffeh yarınlara taşıyın.

Tekrar ediyorum, bizler Türkiye olarak daima sizlerin ve dost, kardeş Makedonya Cumhuriyeti’nin yanında olacağız. Şunu bilmenizi istiyorum. Olmaz demeyin. Olmaz, olmaz. 9 yıl önce Türkiye’de kişi başına milli gelir 3 bin 400 dolardı. Yani bugünkü Makedonya’nın ulaştığının daha altındaydı. Ama şu anda 11 bin dolara ulaştı. Dünyanın en büyük 26. ekonomisiydik 9 yıl önce, bugün 17. en büyük ekonomisiyiz. Bu yılın ilk 3 ayında yüzde 11,6 ile dünyanın birinci sırada en büyük büyüyen ülkesi olduk. İkinci 3 ayında 8,8 ile dünyanın ikinci sırada en büyük büyüyen ekonomisi olduk. Ve 6 ayda, şu anda 10,2 ile dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyiz. Demek ki oluyor. Hedef, Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde, 2023′te inşallah dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alacağız. Sizlerle ele ele olacağız, omuz omuza olacağız.”

Ekonomide en büyük gücün insan ve genç nüfus olduğunu vurgulayan Erdoğan, ”Öyle ise diyorum ki en az 3 çocuk. Tabii burada birinci sırada, birinci derecede iş, hanım kardeşlerime düşüyor. Onun için bu tavsiyemi çok dikkate alın, üzerinde önemle durun. Bunu samimiyetle söylüyorum. Bunu başarmanız lazım. Yaşlı bir nüfus olmamalısınız. Yaşlı nüfuslar ekonomide geri gidiyor. Siz de güçleneceksiniz. Bazıları nüfusunu azaltarak güçleneceğim zannetti, batıyor. Ama biz hem nüfusumuzu 74 milyona çıkardık, hem de ekonomi olarak büyüyoruz. İnşallah hedef, 2023′te nüfusumuzu 84 milyona çıkarmak” dedi.

Başbakan Erdoğan, Gostivar şehir meydanında çoğunluğunu Türk soydaşların oluşturduğu yaklaşık 10 bin civarındaki topluluğa seslendi. Meydandakilerin ”Dünyayı Titreten Adam”, ”Koca Başkan Evladı Fatih Yurduna Hoşgeldin” ”Hoşgeldin Peygamber Torunu” yazılı pankartlar açtığı görüldü.

Başbakan Erdoğan’ın konuşması sık sık tezahüratlarla kesildi. Erdoğan’ın konuşmasının ardından sahneye üzerinde ay yıldız olan kıyafetleriyle çocuklar geldi. Burada kalpağında ay yıldız olan bir çocuğu yanına alan Erdoğan, hatıra fotoğrafı çektirdi. Bir kız çocuğu da İstiklal Marşını okudu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çocuğa teşekkür ederek, ”İnşallah bu marşlar aydınlık yarınlarımızın bir nişanesi olarak devam edecektir” dedi.

Başbakan Erdoğan, daha sonra beraberindeki heyetle birlikte Gostivar sokaklarında yürüdü. Balkonlara çıkıp AK Parti ve Türk bayrakları sallayan Gostivarlıları da Başbakan Erdoğan el sallayarak selamladı.

Başbakan Erdoğan, Makedonya ziyaretinin son durağı olan Ohri ziyaretini zaman darlığı nedeniyle iptal etti.

İzleSeyret

Cumartesi, Ekim 1st, 2011

İzleSeyret Paylaşımlarımız….

Paylaşımlarımız O kadar Güzelki Sizler İzleSeyret Farkını Yaşıcaksınız.

Bu Kadar Ucuzsa Deqerin, Sorun Deqil Bir qece Banada Beklerim .)

Her sevgilim arkamdan vuruyor diyen kız,sende her önüne gelene domalma bebeğim =)))))

Kıza; ”Seninle ciddi düşünüyorum.” dedim, ”İspatla” dedi. Takım elbise giyip oturdum karşısına, ülke sorunlarını konuşuyoruz

Abi sen AiDS olmuşsun…!
-O ne demek lan…?
-A’zmış İ’bnelerin D’ramatik S’onu… :

ŞU ÜÇ DAMLA KUTSALDIR : Kan damlası Şehadettir.. Ter damlası Berekettir.. Göz damlası İbadettir….

En güzeL cinayetLerimi geçmişimi öLdürürken işLedim.. şimdi adıma seri katiL diyorLar.. ßiLmiyorLar ki, ßenimkisi SADECE nefs-i mudafaa!.

En güzeL cinayetLerimi geçmişimi öLdürürken işLedim.. şimdi adıma seri katiL diyorLar.. ßiLmiyorLar ki, ßenimkisi SADECE nefs-i mudafaa!.

~ Bir kızın sevdiqine diyeceqi en qüzeL söz ‘adın zaten kalbimde sakLı ben soyadıni istiyorum ♥ ‘ demesidir bence

Hiçbir zaman garantisi olmayan bir mutluluk için, Hayatınızda kalıcı olan şeyleri yok etmeyin. Çünkü tek üzülen siz olursunuz”.

Nerden qeLdiğini Unutmaki : Nereye qidiceğini ŞaşırmayaSın …

Gittin.Şimdi bir mevsim değil,koca bir hayat girdi aramıza. Biliyorum ne sen dönebilirsin artık ne de ben kapıyı açabilirim sana…!

Sana , senin kim oLdugunu söyLeyeyim mi ? Sen geri kaLan ömrümün katiLisin .

Severken Terk Edip GidenLere SabahLara Kadar İçTiğim Bira ŞişeLeri Girsin

Biz Sosyete ÇocukLarı Gibi Odamızda Babamız Hikaye Okumadı ve Öyle Uyumadık , Sizin Ayyaş Dediğiniz İnsanLarın ÖğütLeriyLe Sokak LambaLarının Altında Sabahladık KadeRimize DeğiL,~ Kafamızı YaşıyoRuz~ O na ßuna DeğiL~ `DaLgamıza ßakıoRuz..

ErkekLere Öküz Diyen ßayanlar Öküzün aLtında Ne Arıyosunuz ? Buzağımı ?;)

Bir iki günLük hevesLere satiLmi$ Kahpe ruhuna emanet ediorum artik seni ,
Sen Sag , Ben SeLamet Bir Daha Kar$iLa$mayaLım..!

İçiм yaиıyoR “AииE” yüReqiмi JiLetLediм qüи qeçtikÇe.. Yaraмa tuz bastıLar, beи sevDikçe.. AcıLarıмı duyмuyor kiмse… ÇıqLıkLarıмdaki haykırışLarıм hüzüи oLup döиüyor sessizCe.. Tek suÇuм sevмek dürüsce. Beи sevDikce acıLarıм büyüyor zaLiмce.. İçiмi acıtıyor kurTar beиi “AииE”..!..
EvLadıиı öLdürüyoLar..

“Tanımadan nefret edebileceğiniz tek kişi, Sevdiğiniz kişinin, sevdiği kişidir..”

Sigaram sana benziyo gözlerimi yaşarttığı oluyo ara sıra.İçerken bittiğimi,atarken bittiğini hatırlatıyo….

# ~ £LiMdÉñ qÉLéÑ ßiŞéY yOkTu..
~ ßéÑdÉ kãLßiMdÉñ qÉLéÑi YãPtIm…

♥ ~ §éVdÍm ~ ♥

öLümsüz “Aşk” İstiyoRsan … öLümsüze “Aşık” oLucaksınnnn …

Bir anne evladını 9 ay karnında,
3 – 5 sene kucağında,
Ve ömür boyu kalbinin Şefkat Köşesinde Taşır…

Hava çok soğuk bugünlerde…
Ama üşümüyorum merak etme……
Aşkının ateşi olmasa’da… Yokluğunun yangını var içimde..

İnkar Etmiyorum Seni Sevmek Gibi Büyük Bir İşe Kalkıştım..
Ama Sende İnkar Etme, Sana En Çok Ben Yakıştım…!

‎13 Yaşında ” Anne Ne Var ! ”
16 Yaşında ” Anne Beni Rahatsız Etme ! ”
18 Yaşında ……” Bu Evden Gitmek İstiyorum ! ”
25 Yaşında ” Haklıydın Anne ”
30 Yaşında ” Annemin evine dönmek istiyorum ”
………………50 Yaşında ” Annemi kaybetmek istemiyorum ”
70 Yaşında ” Annem eğer burda olsaydı benim için herşeyi yapardı

‎”Ayrıldık.. üstümden bi ağırlık kalktı” demişsin.
Sana yüklediğim anlamdı o! artık eskisi gibi ‘Hafifsin!!

ölümsüz aşk istiyorsan ölümsüze aşık olacaksın…

Facebooktan sil: Tamam ✔ Msn’den sil: Tamam ✔ Telefonundan sil: Tamam ✔ Kalbinden sil: Error ✖ Error ✖ Error ✖…………….

Yαşαmαk isтiγorsαη :• βir umuduη oLmαLı .KαLbiη vαrsα :• δevdiqiη oLmαLı .δevdiqiη vαrsα dα :• YαLηız ‘ δ E N İ N ‘ oLmαLı ..!!

Hani bir şarkı dinlersin . . alp götürür ya seni .. sonra biter. ‘of yaaaa yazana helal olsun’.. dersin. Öle aldın götürdün beni. ‘of ulan.. seni seven kalbime yazıklar olsun’

AzraiL : öLümLerden öLüm beqen.
Erqen : Sende durumLarımı beqen :

Ona kalbimi verdim saklasın die,Salak buzdolabına koymuş bozulmasın diye

İzleseyret, Seyret izle, seyretizle, parkı sohbet, park sohbet, sohbet parkı, izleseyret.gen.tr, minicgentr, minic.gen.tr, minic, özlü sözler, anlamlı sözler, duygusal sözler, küfürlü sözler, harbici sözler, en güzel sözler, anlamlı sözler, duygu yüklü sözler, anlamlı güzel sözler, boş sözler, küfürlüü sözler, özlem dolu sözler, kısa anlamlı sözler, duygusal aşk sözler, aşk sözler, aşk mesjları, küfürlü rap sözler, en güzel aşk şarkıları, amatör rap, amatör sözler,

Minic.Gen.TR | Özlü Sözler, Güzel Sözler, Etkileyici Sözler, Anlamlı Sözler, Şiirler, Şifalı Bitkiler | canlı sohbet MyNet MyNet sohbet Mynet mirc sohbet Minic mirc Anlamlı SözlerAyrılık MesajlarıŞifalı BitkilerKomik Mesajlar Minic
İNTERNET HİZMETLERİ Geri bildirimi takip listeme ekle ( RSS )