Arşivler
Kategoriler

Archive for the ‘Dini Sözler’ Category

Salavât-ı Şerife

Cuma, Mayıs 4th, 2012

Salavât-ı Şerife, Salavât-ı Şerif, Salavât-ı, Şerif, Salavât, Salavâtı Şerif,

TESİRİ YÜZBİN SALAVATA DENK SALAVAT-I ŞERİFELER

Okunuşu:
Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedinin nuriz zatiyyi ves sirris sari fi sairil esmai ves sıfati

Manası:
Allah’ım! Efendimiz Muhammed’e salat ve selam eyle, onu mübarek kıl ki, o mücessem bir nur ve diğer isim ve sıfatlara nüfuz eden bir sırdır.

Fazileti:
Bu mübarek salavat-ı şerife yüzbin salavat gücündedir.Bir defa okuyan, yüzbin salavat okumuş gibi ecre nail olur. Sıkıntıların izalesi için okunması tavsiye edilmiştir. Sabah ve akşam (11)’er defa okunmalıdır. Peygamber(s.a.v.) buyuruyor ki: “Herhangi bir kimse bana selam verirse Allah mutlaka onu ruhuma ulaştırır ve ben de onun selamını alırım”
Okunuşu:
Allahümme salli ala seyyidina muhammedin abdike ve nebiyyike ve rasuliken nebiyyil ümmiyi ve ala alihi ve sahbihi ve sellim tesliymen bi kadri azameti zatike fi külli vaktin vehıyn

Manası:
Allah’ım! Senin kulun, peygamberin, ümmi bir rasulün olan Efendimiz Muhammed’e, onun aline, ashabına, zatının azametinin sonsuzluğu nisbetinde her vakit ve her zaman salat eyle, kamil manada esenlikler ver.

Fazileti:
Bu salavat-ı şerifeyi de bir defa okumak diğer salavatlardan yüzbin defa daha fazla okuma tesir ve gücündedir.
Okunuşu:
Allahümme salli ala muhammedin bahri envarike ve ma’deni esrarik* Ve ayni ınayetike ve şemsi hidayetik* Ve arusi memleketike ve emni vilayetike ve lisani mehabbetike ve imami hadratik* Ve hayri haklık* Ve ehabbil halkı ileyk* Abdike ve habiybike ve rasuliken nebiyyil ümmiyyillezi hatemte bihil enbiyae vel mürseliyn* Ve ala melaiketikel mükarrabiyn* Min ehlis semavati ve ehlil eradıyn* Rıdvanüllahi teala aleyhim ecmeıyn* Bi rahmetike ya erhamer rahimiyn* Vel hamdü lillahi rabbil alemiyn*

Manası:
Allah’ım! Nurlarının denizi esranının menbaı inayetinin ta kendisi hidayetinin güneşi mülk ve saltanatının nuru vilayetinin emniyeti muhabbetinin dili yakınlarının önderi mahlukatının en hayırlısı mahlukatın içerisinde Sana en sevimli olan kulun habibin ve kendisiyle peygamber ve rasulleri sonlandırdığın ümmi peygamberin Muhammed’e yerlerde ve göklerdeki mukarreb meleklerine-Allah hepsinden razı olsun- salat eyle! Ey merhametlilerin en merhametlisi!Hamdolsun alemlerin rabbine!

Fazileti:
Bu mübarek salavat-ı şerifeyi üç defa okuyan yüzbin salavat-ı şerife getirmiş sayılır. Az bir zamanda Hazreti Peygamberin ruhaniyyetine kavuşup makamlardan makamlara ulaşmak isteyen bu mübarek salavat-ı şerifenin değerini bilmelidir.
Okunuşu:
Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina ve mevlana muhammedinin nuriz zatiyyi ves sirris sariyyi sirruhu fi cemiy’ıl asari vel esmai ves sıfati ve sellim tesliyma*

Manası:
Allah’ım! Kendisi nur olan, sırrı bütün görünen, varlıklara isim ve sıfatlara nüfuz etmiş bulunan Efendimiz Muhammed’e salat eyle.O’nu mübarek kıl ve ona en iyi şekilde selam eyle.”

Fazileti:
Bu yüce salavat-ı şerifeyi bir defa okumak, yüzbin salavat-ı şerifeyi bir defa okumak, yüzbin salavat-ı şerife okuma fazileti ve gücündedir. Sıkıntı ve stresten kurtulmak için okunması bir iksir olarak kabul edilmiştir. Rasulüllah(s.a.v.) buyurdu: “Kıyamet gününde, katımda insanların en değerlisi, bana en çok salatü selam getirenlerdir.” Diğer bir hadis-i şerifte Allah Resulü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Bir defasında İsrafil bana geldi ve şöyle dedi: -Cennette öyle bir kubbe vardır ki, kubbelerin hiçbiri ona benzemez. O kubbenin genişliği üçyüz yıllık yoldur. Sonra onun içinde öyle bir ikram rüzgarı eser ki, saf misk kokar.Bu kubbeye girenler ancak sana çok salavat getirenlerdir. Sonra, sana çokça salavat getiren hiçbir sıkıntı görmez azap ta çekmez.” Hazreti Aişe(r.anha) validemizden rivayet olunuyor: “Bir defasında iğnemi yere düşürdüm, onu bulmak için mum getirdim.Mum ışığında aradım fakat bulamadım. Bu sırada Allah Resulü(s.a.v.)’in geldiğini gördüm, sevdim ve gülümsedim. Bana sordu: “neden güldün?” -İğnemi kaybettim, mumla aradım fakat bulamadım.Yerine oturmuştu. Birden gördüm ki mübarek yüzünde nur parlıyor,evin her yanını aydınlatıyordu. Hemen iğnemi buldum. Sonra şöyle buyurdu: -Şu kimsenin vay haline ki, bana kavuşamaz, kıyamet günü beni göremez. -Kıyamet günü seni göremeyen kim olabilir ki ey Allah’ın Resulü, dedim. Şöyle anlattı: “-Beni kıyamet günü göremeyen kimse cimri kimsedir.” Yine sordum: “O cimri nasıl bir cimridir?” Bana açıklar mısın?” Buyurdu ki: “Adımın anıldığı yerde bana salavat okumaya üşenen,okumayan kimsedir.” Devamla yine buyurdu: “-Her kim, farz namazını kıldıktan sonra bana on defa salevat okursa,Allah Teala, onun namazını kabul buyurur.Onun bu namazını Adem’e secde eden meleklerden daha üstün meleklerin makamı olan İlliyyine ulaştırır.O makamdan bir melek şöyle seslenir: -Artık dileğin neyse dile,her dileğin yerine getirilecektir.” Yine bir hadis-i şeriflerinde Allah Resulü(s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Muhammed isminin anıldığı yerde, işten kimse hemen kendine gelip baş parmağı ile yanındaki parmağını gözlerine sürüp üzerinde gezdirirse, artık o kimse hiç göz ağrısı görmez, onun gözlerine zarar gelmez.”
Bir defa Salavat-ı Fâtih okuyan 120.000 Salavata denk sevap kazanır

Okunuşu:
Allahümme salli ve sellim ve barik ala seyyidina muhammedinil fatihı lima uğlika vel hatimi li ma sebeka ven nasırıl hakkı bil hakkı vel hadi ila sıratıkel müstekıymi sallellahü aleyhi ve ala alihi ve ashabihi hakka kadrihi ve mikdarihil aziym*

Manası:
Allahım! Kapalılıkları açan,geçmişe son veren,hakka hakikatla destek olan, mahlukatı senin doğru yoluna ileten Efendimiz Muhammed’e, O’nun aline ve ashabına O’nun yüce kadrü kıymetince salat eyle, selam eyle ve O’nu mübarek kıl.

Fazileti:
Yüzyirmi bin salavat-ı şerife gücünde olduğu mana aleminde Peygamberimiz(s.a.v.) tarafından bildirilmiştir. Eski zamanda Kutbül Aktab Ahmed Ticani hazretleri yakaza halinde bu salavatın faziletini Hazreti Resulüllah’a sorar.

Cevaben: “Bir kimse salavat-ı fatihi bir defa okursa zamanın başından salavat getirenin okuduğu zamana kadar ins ü cinin ve meleklerin getirdiği salavata denk sevap kazanır.Günahları da bağışlanır.” buyurmuşlardır.

Hikmeti: 1.Bu salavat-ı şerife, okuyanı cehennem ateşinden korur.
2.Kırk gün okuyanın tevbesi kabul edilir,günahları bağışlanır.
3.Cuma gecesi bin defa okuyan,Efendimiz(s.a.v.) ile görüşür.

Muhammed el-Bekrî (Kuddise Sirruhû) ya ait olan bu salât öyle büyük bir salâttır ki Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) in mana alemindeki beyanı veçhile ömründe bir kere dahi bu salâtı okuyan kişi cehenneme girmez. (Cehenneme girmesi mukadder olana nasip edilmez.)

Mağrib sâdâtından bazısının nakline göre bu salât Allâh-u Te’âlâ tarafından bir sahife ile bu zata indirilmiştir. Bu salâtın bir defa okunması altı kere Kur’ân-ı Kerîm’in hatmine denktir. Bir rivayet onbin, bir rivayet altıyüzbin salât okumaya muâdildir. Bu salata kırk gün devam edene Allâh-u Te’âlâ bütün günahlardan tevbe nasib eder. Her kim bu sîğayı perşembe veya cuma ya da pazartesi gecesi bin defa okursa Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ile uyanık halde buluşur. Ancak bu, dört rekat namazın ardından okunmalı, bu namazın birinci rekatında üç kere Kadr Sûresi, ikinci rekatında üç kere Zelzele Sûresi, Üçüncü rekatında üç kere Kâfirûn Sûresi, dördüncü rekatında da üçer kere mu’avvizeteyn (Felak ve Nâs sûreleri) kıraat edilmelidir ve bu salâtın tilâveti esnasında ûd yakılmalıdır. İsteyen bunu deneyebilir. Ahmed Dalılân (Rahimehullâh) ın beyanına göre; bu salata günde yüz kere devam edene manevî perdeler açılır ve Allâh-u Te’âlâ’dan başka kimsenin bilemeyeceği kadar nurlar saçılır.

Bu salâtın sahibi olan büyük kutub demiştir ki: “Ömründe bir kere bu salâtı okuyan cehenneme girerse Allah’ın huzurunda beni yakalasın.” Bu sözün sahibi olan zat Abdülkadir-i Geylânî (Kuddise Sirruhû) dan sonra: “Benim bu ayağım doğuda ve batıda bulunan bütün velilerin boynu üzerindedir” diyebilmiş ikinci zattır. Bir kere kendisi Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) in kabrini ziyaret ederken Rasûlüllâh (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem) ona şifahen: “ol4)i ^5 &\ 3jlJ” “Allah seni ve zürriyetini mübarek kılsın.” diye hıtab etmiştir. Şa’rânî, Şihâb ve Münâvî gibi bir çok âlim bu zatı en mübalağalı ifadelerle methetmiş-lerdir. (es-Sâvî, el-Esrâru’r-Rabbâniyye, sh:45; Yûsuf-u Nebhânî, Efdalü ’s-salevât, Salât no:50, sh:89-96)
‎3 Dakikada 40 Milyon Sevap!

Okunuşu:
“Eşhedü en la ilahe illallahu vahdehu la şerikeleh ilahen vahiden sameden lem yettehiz sahibeten ve la veleda ve lem yeküllehu kufuven ehad”

Manası:
“Allahtan başka ilah olmadığına bir ve ortağı olmadığına şahitlik ederim o birdir samettir (hiçbir şeye muhtaç değildir aksine herşey ona muhtaçtır) eş ve çocuk edinmemiştir hiçbir şey onun dengi değildir.”

Fazileti:
Peygamberimiz hadis-i şerifte bu duayı günde on kere okuyana 40 milyon sevap yazılır (tirmizi müsned)
100 Milyon Salavata Denk Salavat

Okunuşu:
“Allahumme Salli Ala Seyyidina Muhammedin Abdike ve Nebiyyike ve Resulikennebiyyil Ummıyyi ve Ala Alihi ve sahbihi ve sellim ve tesliymen bilkaderi ve Azemeti zatike ve fiy külli vaktin vahiyn.”

Manası:
Ey Allah’ım! Kulun, peygamberin ve resulün olan o nebiyyi ümmi efendimiz Muhammed’e ve ali ashabına, her an zaman Sen’in zatının büyüklüğü(nün sonsuzluğu) kadar salat ve selam eyle

4 Halife Kimlerdir

Cumartesi, Ocak 7th, 2012

4 Halife, 4 Halifeler, 4 Halife kimlerdir, 4 Halifenin hayatları, 4 halifenin isimleri, 4 halife kim, 4 halife nedir, halife nedir, halifeler, dört halife, helifelik dönemi,

DÖRT HALİFE DÖNEMİ VE ALTINÇAĞ

Hz. Muhammed (sav)’in vefatından sonra yaşanan “Dört Halife Dönemi”, İslam dininin Arap Yarımadasının sınırlarını aşarak yaygınlaştığı bir dönemdir. Parlak zaferlerin kazanıldığı ve Müslümanların huzur ve refah içinde bir hayat sürdürdükleri bu dönem, Peygamberimiz (sav)’in müjdelediği Altınçağ’ın geçmişteki güzel bir örneğidir.

Bu dönemde İslam Devleti’nin sınırları batıda Trablusgarp, doğuda Horasan ve kuzeyde Kafkasya’ya kadar genişletilmiş; böylece Arap Yarımadası dışına taşan İslamiyet, Asya ve Afrika’daki çeşitli milletlerce benimsenmiştir. Kurulacak olan yeni İslam devletlerinin siyasi ve hukuki temelleri de bu dönemde atılmıştır. Sırasıyla halife olan Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali, Peygamber Efendimiz (sav)’in yolunu izlemiş, Kuran ahlakının hakim olduğu adil düzeni daha geniş bir coğrafyaya yayarak devam ettirmişlerdir. Bu nedenle Dört Halife Dönemi, “Doğru Yolda Giden Olgun Halifeler Dönemi” anlamına gelen “Hulefa-i Raşidin Dönemi” olarak adlandırılır. Halifeler seçimle başa getirildikleri için aynı dönem ‘Cumhuriyet Devri’ şeklinde de tanımlanır.

ALTINÇAĞ’DA YAŞANACAKLAR

Dört Halife Dönemi’ndeki Altınçağ benzeri ortamı kavrayabilmek için, Peygamberimiz (sav)’in haber verdiği Altınçağ’ı kısaca incelemek yerinde olacaktır.

İslami kaynaklara göre Altınçağ, kıyamete yakın bir zamanda, Kuran ahlakının hakim olacağı ve din ahlakının insanlar arasında yaygın olarak yaşanacağı bir dönemi ifade eder. Bu dönemde insanların huzur ve güven içinde yaşayabilmeleri için gereken her türlü şart mevcut olacaktır. Önceki dönemlerde yaşanan tüm sıkıntıların yerini bolluk, bereket ve adalet alacaktır. Bu dönemde din ahlakına uygun olmayan her türlü ahlaksızlık, adaletsizlik, sahtekarlık ve dejenerasyonun tüm çeşitleri ortadan kalkacaktır. Bu müjdeli dönem, tüm inanan insanların asırlardır özlemini duyduğu barış, huzur, adalet ve bolluğun, İslam ahlakının hakim olduğu kutlu bir dönemdir. (Detaylı bilgi için bkz. Harun Yahya, Altınçağ) Yüce Allah Kuran’da inanan kullarına, İslam ahlakının yeryüzünde hakim olacağını şöyle müjdelemektedir:

Allah, içinizden iman edenlere ve salih amellerde bulunanlara vaat etmiştir: Hiç şüphesiz onlardan öncekileri nasıl ‘güç ve iktidar sahibi’ kıldıysa, onları da yeryüzünde ‘güç ve iktidar sahibi’ kılacak, kendileri için seçip beğendiği dinlerini kendilerine yerleşik kılıp sağlamlaştıracak ve onları korkularından sonra güvenliğe çevirecektir. Onlar, yalnızca Bana ibadet ederler ve Bana hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Kim bundan sonra inkar ederse, işte onlar fasıktır. (Nur Suresi, 55)

Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) de Altınçağ’ı 14 yüzyıl önce detaylı olarak tasvir etmiştir. Söz konusu dönemin cennet benzeri özellikleri hadisler kanalıyla bizlere ulaşmıştır. Her çeşit ürün ve mal bolluğu, emniyet, güven ve adaletin temini, huzur ve saadet, her türlü teknolojik gelişmenin insanların rahatı, konforu, neşesi ve huzuru için kullanılması, ihtiyaç içinde olan kimsenin kalmaması, isteyene istediğinden sayılmadan, kat kat fazlasıyla verilmesi, bu devrin belli başlı özelliklerindendir. Hadislerde bildirildiği gibi o dönem “silahların susacağı” bir dönem olacak ve bu devirde yeryüzü özlemini çektiği barışla dolacaktır. Altınçağ’da, önceden devletler ve halklar arasında devam eden husumet ve anlaşmazlıklar son bulacak, bu halklar arasında çok büyük bir kardeşlik yaşanacak ve tüm kavgaların yerini barış, dostluk ve sevgi alacaktır.

Peygamber Efendimiz (sav)’in Altınçağ ortamını anlatan bazı hadisleri şöyledir:

… Küçükler keşke ben büyük olsaydım, büyükler de keşke ben küçük olsaydım diye temenni ederler… İyi insanların iyiliği artar, kötülere karşı bile iyilik yapılır.1

Yeryüzü, zulüm ve işkence yerine adaletle dolacaktır.2

… Dünya adalet ve hakların yerini bulması ile dolar…3

Adalet o kadar bol olacak ki, zorla alınan her mal sahibine geri verildiği gibi, bir insanın başkasına ait olup da, dişinde kalmış birşey bile sahibine iade edilecektir… Yeryüzü emniyetle dolacak ve hatta birkaç kadın, yanlarında hiç erkek olmaksızın, rahatlıkla, hacca gidecektir.4

Altınçağ, Allah’ın emirlerinin eksiksiz olarak yerine getirildiği, adaletin, fedakarlığın, yardımseverliğin en yoğun olarak yaşandığı, kutlu bir dönem olacaktır. Bu kutlu dönemde malı olan hiçbir sıkıntı duymadan ihtiyacı olana verecek, herkes birbirinin rahatını, refahını ve konforunu düşünecektir. Bu paylaşmanın sonunda herkes eşit refah seviyesine ulaşacak, açlık, sefalet gibi pek çok sorun kendiliğinden çözülecektir.

Altınçağ’da yaşanacak olan tüm bolluk, teknolojik gelişmeler ve sanatsal güzelliklerin yanısıra toplum yaşantısı da son derece huzurlu olacaktır. Allah, iman eden ve dinine yönelen insanlara, o döneme dek görülmemiş güzellikte bir hayat sunacaktır. Çünkü Allah Kuran’da güzellik yapan, Kuran ahlakına uyan kullarına güzellik vaat ettiğini bildirmiştir:

Allah barış yurduna çağırır ve kimi dilerse dosdoğru yola yöneltip-iletir. Güzellik yapanlara daha güzeli ve fazlası vardır. Onların yüzlerini ne bir karartı sarar, ne bir zillet, işte onlar cennetin halkıdırlar; orada süresiz kalacaklardır. (Yunus Suresi, 25-26)

Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde, konuya ilişkin bildirilen bir başka haber ise, İslam ahlakına uymayan din anlayışının tamamen ortadan kalkışıdır. Altınçağ’da Peygamberimiz (sav)’den sonra ortaya çıkan bidatlar (dine sonradan girmiş hurafeler) ortadan kalkacak, Kuran ahlakı özüne dönecektir. İslam anlayışı tamamen düzelecek ve din ahlakı aslına dönecektir. Hadislerde bu konu ile ilgili olarak, ahir zamanda kaldırılmadık bidatın kalmayacağı

ve “aynı Peygamberimiz (sav) dönemindeki gibi dinin icablarının yerine getirileceği” ifade edilmektedir.5

O dönem geldiğinde, insanların Allah’a yakınlaşmasını, O’nun dinini yaşamasını engelleyen tüm bu çarpıklıklara son verilecek, din ahlakının aslında olmayan, sonradan ilave edilmiş birçok hurafe, inanış ve ibadet şekilleri İslam’dan temizlenecektir.

Üzerinde durulması gereken bir nokta da, din ahlakının aslına döndürülmesinde samimi Müslümanların gösterdikleri çaba ve gayrettir. Bu dönemde İslam alemi içindeki ihtilaflar, ayrılıklar ortadan kalkacaktır. İslam tarihinin en büyük alimlerinden biri olan Muhyiddin Arabi “Fütühat-ül Mekkiye” isimli eserinde bu konuda şu tespitte bulunmuştur:

…din Peygamberin zamanında olduğu gibi aynen uygulanacaktır. Yeryüzünde mezhepleri kaldıracak. Halis hakiki dinden başka hiçbir mezhep kalmayacak.6

Bu özet bilgiler bile Altınçağ’ın zihinde canlandırılabilmesi için yeterlidir. Şimdi halifelerin yönetim anlayışları, kişilikleri ve icraatları doğrultusunda nasıl Altınçağ benzeri bir ortam meydana getirdiklerini inceleyelim.
Hz. Ebu Bekir Dönemi (632-634)

Sevgili Peygamber Efendimiz (sav) ile peygamberliğinden önce de arkadaş olan Hz. Ebu Bekir, onun tebliği üzerine Müslüman olan ilk insanlardan biridir. Hz. Ebu Bekir, İslamiyet’in açıkça anlatılmaya başlanmadığı bir dönem olan Peygamberimiz’in (sav) henüz yalnız olduğu dönemde İslamiyet’i kabul etmiştir. Hz. Muhammed (sav)’in yakın dostu ve İslam ahlakının güzel bir temsilcisi olan Hz. Ebu Bekir, aralarında Hz. Osman, Talha b. Ubeydullah, Sa’d b. Ebi Vakkas, Zübeyr b. Avvam, Abdurrahman b. Avf ve Ebu Ubeyde b. Cerrah başta olmak üzere birçok kişinin İslam dinini yaşamasına vesile olmuştur.

Hz. Muhammed (sav) hastalandığında, Müslümanlara imamlık yapma görevini Hz. Ebu Bekir’e vermiştir. Onun vefatından sonra ise, Hz. Ömer ve arkadaşlarının önerisi üzerine Hz. Ebu Bekir halife seçilmiştir. Tarihi kaynaklarda yer alan, Hz. Ebu Bekir’in Hilafet görevini üstlendikten sonra halka hitaben yaptığı şu konuşma oldukça anlamlıdır:

Ey halkım! Ben size yönetici oldum. Halbuki sizin en hayırlınız değilim. Eğer iyi işler yaparsam, bana yardım ediniz. Eğer yanlış işler yaparsam bana doğru yolu gösteriniz. Doğruluk, emanettir. Yalancılık, hıyanettir. Sizin en zayıfınız benim yanımda güçlüdür ki, onun hakkını müdafaa ederim. En güçlünüz benim yanımda zayıftır ki, başkasının hakkını ondan alırım.7

Hz. Ebu Bekir bu sözleriyle ideal bir yöneticide olması gereken vasıfları en güzel şekilde özetlemektedir. Halifelik dönemi iki yıl gibi kısa bir zaman sürmesine rağmen pek çok başarıyla doludur.

Hz. Ebu Bekir, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in vefatından sonra aralarında ihtilaflar baş gösteren Müslümanları bir araya toplayıp devlet otoritesini yeniden sağladı. Kuran-ı Kerim’in toplanması ve korunması konusunda büyük çaba harcadı. İslamiyet’in ilk kez Arap Yarımadası dışında Suriye, Filistin ve Irak’ta yayılmasına vesile oldu. Din ahlakının özünde olmayan hareketlere ve yalancı peygamberlere karşı savaş açtı; böylelikle İslam dini ve Kuran ahlakının Peygamber Efendimiz (sav) döneminde olduğu gibi yaşanmasını sağladı.

Hz. Ebu Bekir güzel huyu, merhameti, mütevazi kişiliği ve Kuran ahlakını yaşamada gösterdiği titizliğiyle sahabeler arasında ön plana çıkan isimlerden biridir. Bu özellikleri nedeniyle halk tarafından büyük bir sevgi ve saygı görmüştür. İnsanların kibirli davranışlarını hoş karşılamayan, fakirlere, zor durumda kalanlara yardım etmekten ve misafir ağırlamaktan son derece mutluluk duyan bir yapıya sahiptir. Esir birçok Müslümanı kurtarmış, köle sahiplerine önemli miktarda ödemeler yaparak onları özgürlüklerine kavuşturmuştur. Ticaretle uğraşan ve zengin bir kişi olan Hz. Ebu Bekir, tüm malını İslam ahlakının yayılması için infak etmiştir. Bunun için Resulullah (sav) onun hakkında “Malını feda etmede en önde giden kişi Ebu Bekir’dir. Ebu Bekir ne güzel dosttur. Aramızda İslam kardeşliği ve sevgisi vardır” buyurmuştur.8

Sonuç olarak, Hz. Ebu Bekir, güçlü imanı, dehası ve üstün devlet adamı vasfıyla İslam Birliği’ni muhafaza etmiş ve kendisinden sonra gelenlere güçlü bir devlet bırakmıştır.

Kureyş kabilesinin ileri gelenlerinden olan Hz. Ömer, tüm baskılara rağmen inançlarından taviz vermeyen Müslümanların kararlılıklarından etkilendi ve İslam dinini kabul etti. Bir rivayete göre Müslümanlığı seçtiğini açıkça ilk ilan eden o idi. Abdullah İbn Mesud’un ifadesiyle, “Ömer’in Müslüman oluşu bir fetihti”.9 O tarihten sonra Peygamberimiz (sav)’in yanında yer aldı, güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam ahlakının önde gelen savunucularından oldu. Sahip olduğu imkanları İslamiyet’in yayılması için harcadı. Hz. Ebu Bekir’in vefatı üzerine halife seçildi ve adaletli yönetimiyle kendisinden sonra gelen yöneticilere güzel bir örnek oldu.
Hz. Ömer Dönemi (634-644)

Hz. Ömer Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanınır. Adaleti uygularken herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Onun iktidarı döneminde sosyal adalet tam anlamıyla egemen olmuştur. Her zaman halkına karşı büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, “Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu hissederim” sözü meşhurdur.

Hz Ömer’in İstişareye Verdiği Önem

Hz. Ömer, Kuran ahlakının gereği olarak, bir mesele ortaya çıktığı zaman, karar vermeden önce Müslümanların görüşüne de müracaat eder, konuyu onlarla istişare ederdi. Bu şekilde en doğru fikir oluşur ve ona göre davranırdı. Onun bu davranışı, halkın kendi işlerini de aralarında görüşerek yapmalarına sebep olmuştur. Böylece önemli işlerde geniş çapta bir istişare geleneği oluşmuştu.

Hz. Ömer dönemi birçok yeniliğe sahne oldu. Zamanında ülke, yönetim birimlerine ayrıldı. Valiler ve Halife’ye bağlı olarak kadılar atandı. İlk kez adalet işlerinde kadıların görevlendirilmesiyle, yönetim ve adalet işleri birbirinden ayrıldı. Hicri takvimin uygulamaya konulması, devletin önemli sorunlarının görüşüldüğü bir meclisin ve devlet hazinesinin oluşturulması yine bu yıllarda gerçekleşti.

Onun halifeliği döneminde, Arabistan dışında büyük fetih hareketleri yapılarak Irak, İran, Horasan, Suriye, Filistin ve Mısır İslam topraklarına dahil edildi. Bu dönemde devletin geniş bir coğrafi bölgeye yayılması, yönetim, siyasi, ekonomik ve askeri alanlarda örgütlenmeyi zorunlu hale getirdi. Hz. Ömer, işte bu gereksinimi karşılamak üzere kurumsal bir İslam Devleti’nin temellerini attı.

Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer’in dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:

Davalara bakarken telaşa, çığırtkanlığa ve taraftarın haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükunet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlahi adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise, Allah onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder. Ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda hakimin görevi Allah’ın rızk ve rahmet hazinelerinin kullar arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.

Hz. Ömer sahip olduğu Kuran ahlakı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim göstermiş ve -Allah’ın izni ile- İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur.

Hz. Osman Dönemi (644-656)

Yüksek ahlaki meziyetlere sahip olan Hz. Osman, İslamiyet’i ilk kabul eden üstün şahıslardan biridir. Hz. Ömer’den sonra halife seçildi. İslam toplumundaki onun bu göreve layık olduğu kanaati sebebiyle halifeliğine kimse itiraz etmedi, herkes ona biat etti. Halifeliğinden önce, Peygamber Efendimiz (sav)’in yakın çevresinde yer aldı. Vahiy katipliği yaptı. Üstün ahlakı, güzel konuşmasıyla dikkat çekti. Ayrıca çok güzel bir hitabete sahipti. Ezberi çok kuvvetli idi ve Yüce Kuran’ı ezberledi.

Hz. Osman’ın İslam dinine yaptığı en büyük hizmetlerden biri Kuran’ın çoğaltılmasıdır. Zamanında, şive farklılıklarından dolayı Kuran ayetlerinin farklı okunması üzerine bir kurul oluşturularak Kuran çoğaltılmıştır. Bir örneği Medine’de bırakılarak Mekke, Şam, Kufe, Basra, Mısır ve diğer eyaletlere gönderilmiş; böylece Kuran’ın günümüze kadar orijinalinin ulaşmasına vesile olunmuştur.

Hazreti Osman yaptığı çalışmalar sırasında, tayinlerde uygun kişilerin görevlendirilmesine özen gösterdi. İslam topraklarında yaşayan insanların refah seviyesinin yükseltilmesi için imar ve zirai gelişmelere önem verdi. Bağ ve bahçelerin geliştirilmesine çalıştı. Onun döneminde İslam topraklarında yaşayan çok sayıda insan İslam dinini kabul etti. Bu döneme ait dikkat çekici bir gelişme ise, Müslümanların zenginleşmeleri ve geçmişe kıyasla daha da refah içinde bir hayat sürdürmeleriydi.

Ayrıca Hz. Osman döneminde İran, Kafkasya ve Afrika’da fetihler devam etmiş ve ilk donanma oluşturularak, Akdeniz’de stratejik önemi büyük olan Kıbrıs Adası alınmıştır. Bizans İmparatorluğu’na karşı büyük zaferler kazanılmış, ele geçirilen topraklarda düzen ve adalet tesis edilmiştir.

Hz. Ali Dönemi (656-661)

Hz. Ali, Peygamberimiz (sav)’in amcası Ebu Talib’in oğludur. Tarihi kaynaklarda belirtildiği üzere, Hz. Muhammed (sav)’in yanında büyümüş, onun eğitiminden geçerek yetişmiştir.

Hz. Ali’nin öne çıkan üç önemli özelliği cesaret, ilim ve güzel konuşmadır. Onun, İslam toplumunun en alim kişilerinden biri olduğu herkes tarafından kabul edilmektedir. Sevgili Peygamber Efendimiz (sav)’in ifadesiyle Hz. Ali “İlim beldesinin kapısı”dır. Daha çocukluğundan itibaren Resulullah (sav)’in yanında bulunmuş, Kuran’ı ondan öğrenmiş, onun katipliğini yapmıştır. Peygamberimiz (sav)’in vefatına kadar onun yanından ayrılmamıştır. Böylelikle dini konular üzerinde yüksek bir ilim düzeyine erişmiştir. Bunun için, Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Osman’ın ilk danıştığı kimseler arasındadır.
Halife olmasının ardından Müslümanların bilgi ve ilim sahibi olmaları için okul kurmuştur. Eğitime büyük önem vermiştir. Hz. Ali’nin şehid edilmesiyle birlikte İslam’ın en parlak dönemlerinden biri olan Dört Halife Dönemi sona ermiştir.

Altınçağ ile Müjdelenmek

Peygamberimiz (sav)’den aktarılan pek çok hadiste, yeryüzünde İslam ahlakının yeniden hakim olacağına işaret edilmektedir. “Altınçağ” olarak adlandırılan bu dönem, Allah’ın izniyle, “Asr-ı Saadet” benzeri bir devir olacaktır.
Hz. Muhammed (sav) ve dört halife döneminde İslam ahlakı nasıl dört bir yana yayılmış, Müslümanlar huzur içinde yaşamışlar ise Altınçağ’da da İslam ahlakı yeryüzünde yaygın bir biçimde yaşanacak; yeryüzü sevgi, barış, huzur, adalet, bolluk ve zenginlikle dolacaktır. Peygamberimiz (sav)’in ahir zamanda yaşanacak bu dönem için yaptığı cennet benzeri tasvirler, bu devre “Altınçağ” isminin verilmesine neden olmuştur.

Altınçağ ve bu döneme vesile olacak Hz. Mehdi için Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

“Ümmetimin sonunda bir halife gelecek, malı adetle saymayacak, avuçla avuçlayacaktır.”

Bu dönem Allah’ın müminlere bir lütfudur. Pek çok alameti gerçekleşmeye başlayan ve bolluğuyla, bereketiyle, insanlara sağlayacağı her türlü konforuyla huzur dolu ortamıyla tüm insanlara güzellik sunacak olan bu dönemle müjdelenmek de kuşkusuz tüm Müslümanlar için çok büyük bir şereftir.

İslami Evlilik

Çarşamba, Ocak 4th, 2012

İslami Evlilik, İslami Evlilik şartları,islamda evlilik, islama uygun evlilik, islamda evlilik, islami evlenme, islami evlenme yöntemi, islama göre evlenme yöntemleri, islamda eliliğin yolu, islami evlenme koşulları, islama göre evlilik yöntemi, islama göre evli kalmak, islamda evliliğin şartları, islami evlilikde kadına düşen görevler,

Oral ilişki bir kişinin cinsel organlarıyla diğer kişinin ağzı arasındaki temasla olan ilişkidir.

Ağız ve cinsel organlar vücudun kolayca uyarılabilen erojenik bölgeleridir. Ve temas haline geçmeleri de kişilere zevk verir. En önemli avantajlarından bir taneside gebeliğe neden olmaması yüzünden çiftler tarafından rahatlıkla kullanılmaktadır.

A. Kadının erkek cinsel organını ağzıyla uyarması;

Erkeklerin tamamına yakını bu şekilde ilişkiden hoşlanırlar. Kadınların bir kısmıda eşlerini bu şekilde uyarmaktan hoşlanır. Kadının dikkat etmesi gereken dişlerinin penise acı veya zarar vermemesidir.

B. Erkeğin kadın cinsel organını ağzıyla uyarması;

Kadının özellikle klitorisi aşırı derecede duyarlıdır. Yapısı sünger gibi olan klitoris duyarlı sinirler açısından çok zengindir. Yaralanması durumunda çok şiddetli kanamalar görülebilir.

Erkek kadının vajen girişini, vajen dudaklarını, klitorisi yalayarak onu uyarır, cinsel birleşmeye hazırlar veya bu şekilde boşaltabilir veya ilişki öncesi birkaç kez bu şekilde boşaltarak daha sonra ilişkiye girebilirler. Erkek, kadının nasıl hoşlandığını sorabilir ve ona göre yönlenebilir. Yine dikkat edilmesi gereken nokta dişlerin kadına zarar vermemesidir. Vajene hava üflemek gibi şeylerede kadına ağrı veya acı verebilir. Normalde kadın ve erkekten gelen sıvılar zararsız ve mikrop taşımayan sıvılardır ve zarar vermezler. Kadının vajeni daha temiz olsun diye sabunla yıkaması vajene zarar verebilir, kayganlaşmayı zorlaştırır. Yapılmaması gereken bir şeyde o kısımlara sprey sıkmak veya parfüm sürmektir. Her aydaki gebe kadına ve de bebeğe zararı yoktur.

Bu ilişki şeklinde cinsel uzuvlar görüldüğü için mekruh olma hükmü söz konusudur. Fakat eşler uzuvları görmeyecek şekilde önlem alarak mekruh durumu ortadan kaldırabilirler.

Bu husus karı-koca arasındaki meşru cinsel ilişki türlerinin meskutün anh (sükut geçilmiş) kısmına girer. Dolayısıyla yasaklığı konusunda kesin delil olmayan her şey mübah addedilir.

İnsan ilişkisi içinde olanaklı olan fiziksel temasların mahremlerinden biri oral sekstir. Cinsel organlar gibi, ağız ve dilin de ne denli duyarlı organlar olduğu düşünülürse, bu mahremiyetin nedeni kolayca anlaşılır. Vücuttaki birçok sinir ucu bu bölgelerde toplanmıştır. Küçük çocukların boyuna bir şeyleri ağzına götürmesi tadlarına bakmak için değil, dilleriyle ne olduklarını hissedebilmek içindir. Bu duyarlılığın yanısıra ağzın dölyolunu anımsattığı ve haz verici bir nitelik taşıdığı da bir gerçektir. Dolayısıyla zihinsel bir çekingenlik olmadığı sürece oral seksin, yani bir eşin ağzı ile diğer eşin cinsel organlarının oynaşması veya birleşmesinin, olabilecek en uyarıcı temas olduğu kesindir. Aslında bu çok duyarlı organların birbiriyle temasa geçmesi son derece doğaldır ve hemen hemen tüm memelilerde görülür. Oysa bazı insan topluluklarında ve bazı devirlerde oral birleşme günah veya sapık olarak nitelenmiş ve uygulayan çiftler cezaya çarptırılmıştır. Ancak bütün bu yasaklara karşın oral seks oldukça yaygındır. Hem erkek hem de kadın için çokça doyurucu olduğu için bu yaygınlık şaşırtıcı gelmemelidir. İyi bir oral birleşme, yalnızca taraflardan birine sunulan bir aşk nimeti olmayıp, sunan taraf için güçlü bir uyarıcı olmaktadır. Ağız çevresinin duyarlılığı ve esnekliği, öpme olaylarını yaratmıştır. Zevkli bir cinsel birleşme sürecinde tarafların birbirlerinin vücutlarını ve cinsel organlarını öpmek isteyecekleri bir aşamaya gelmeleri doğaldır. Cinsel oyun içinde penis ve dölyolu son derece çekicidir. Olağandışı temasları ve ilginç görünümleri yanısıra uyarıcı bir kokuları vardır. Sonuç itibariyle, eşlerin bu çekiciliğe karşı koymaları genellikle olanaksızdır. Önce biraz çekinerek başlayan öpücükler, sonradan kadının penisi ağzına alması, erkeğinse dölyolu ağzındaki dudakları aralayarak diliyle dölyolunu keşfe koyulmasına kadar varır. İki tarafın da istekli olarak katıldığı bir oral birleşme, her iki taraf için de kolayca orgazmla sonuçlanabilir.

Oral seksi diğer tüm cinsel eylemlere tercih eden insan sayısı az değildir. Oral zevk almak, oral zevk vermekten biraz daha çok tercih edilmektedir. Erkeğin dili penisten daha dar ve çok daha kısa olduğu, kadının da ağzı dölyolu kadar derin olmadığı halde bu yetersizlikler ağız ve dil kaslarının üstün gücü ve hüneri ile altedilmektedir. Ağız, dölyolundan çok daha sıkı kasılabilir. Keza erkeğin dili penisin asla ulaşamayacağı duyarlı noktaları bulup çıkarabileceği gibi, bir yandan da dudaklarıyla klitorisi uyarabilir. Kadının ağzı da hareketli bir dölyolu gibidir ve emme tekniği açısından dölyolundan daha beceriklidir. Batı dünyasında “Fransız aşkı” olarak anılan fellasyo konusundaki Kinsey raporları (1949 ve 1953) anket uygulanan evli kişilerin yüzde 60′ının oral seksi alışkanlık edindiklerini ve bu yöntemi erkeklerin kadınlardan daha fazla uyguladıklarını göstermiştir. (Kunnilingus oranı yüzde 54, fellasyo oranı yüzde 49′dur). Ağız ile cinsel organ temasını benimsemenin, yetişme ve daha önceki deneylerle bağlantılı olduğu bulunmuştur. Oral seks eğilimi yüksek öğrenim yapmış kişiler arasında yüzde 62, yalnızca ilk öğrenim yapmış olanlarda ise yüzde 10′luk bir oran olarak belirmektedir. Deney faktörü açısından bakıldığında da, daha önce cinsel birleşmede bulunmamış olup da ağızla birleşmeye karşı olanların oranı, ilk cinsel birleşmeden sonra düşmektedir. Nancy Friday, erkeklerin kunnilingustan hoşlandıklarının kesin olduğunu, oysa kadınlar için fellasyonun, ancak geliştirilebilecek bir zevk olabileceğini belirtmektedir. “Men in Love” adlı kitabında, pek az kadının bu zevki edinmesinden dolayı erkeklerin şikayetçi olduğunu yazmaktadır. Nancy Friday gibi Alex Comfort ve birçok başka uzman, cinsel ilişkide kunnilingus veya fellasyo eğilimini ya da arzusunu, kız veya erkek bebeğin, annenin vücudunda bulduğu sonradan da hafızasında tuttuğu hazza bağlamaktadır. Özellikle kadının vücut biçiminde, adale yapısında, ten dokusu ve kokusunda bebekliğe ilişkin bu anıları ayakta tutan birşeyler vardır. Erkeklerdeki görece daha yaygın kunnilingus pratiğinin bir açıklaması bu olabilir. Ayrıca anneden alınan ilk hazların ağız yoluyla edinilmiş olmasının bu yönde bir etkisi olabileceği dikkate alınmalıdır.
Oral seksin temizlik gerektirdiği kesindir. Aşk yapmadan önce sabunla yıkanmak yalnızca eşlerin birbirine karşı nazik bir davranışı olmayıp, son idrar veya abdestten arda kalmış olabilecek bazı bakterilerin bulaşmasını engelleyecek bir önlemdir de. Sabun ve su, cinsel uyarılma sırasında cinsel organlardan çıkan doğal hoş kokuları asla yok etmediği gibi bunların kötüleşmesini de önler.

Fellasyo

Latince “fellare” sözcüğünden kaynaklanan fellasyo, emmek anlamına gelir ve erkek cinsel organlarının yalanıp emilmesini ifade etmek için kullanılır. Erkeğin dış cinsel organları temasa son derece duyarlı olduğu gibi kadının dudakları, dili ve ağzın sıcak ıslaklığı da, en haz verici uyarımın sağlanmasına yetkindir. Aslında kadın, hemen erbezi torbalarının yakınından bacakların iç kısmını öperek ya da erbezlerini yalayarak erkeği büyük ölçüde coşkulandırabilir. Fellasyonun eski Hint, Pers, Mısır, Yunan, Roma ve Etrüsk toplumlarında önemli bir yeri olduğu bu kültürlerden kalan sanat yapıtlarından anlaşılmaktadır. Bununla birlikte eski çağlara ait bir takım yazılarda ise hem fellasyo,hem de kunnilingusa karşı çıkılmaktadır. Fellasyo yöntemi eşlerin teknik tercihlerine ve arzularına göre değişecektir. Kabaca bazı kategorilerden söz edilebilir. Baş kısmı, penis ve erbezlerinin öpülmesine “penilingus” denir. Dudaklar ve ağız yumuşak ve duyarlı bir biçimde erkek cinsel organlarını uyarmak üzere öpüp yalamak için kullanılırlar. Bu işleme dudak ve dişlerin hafif ısırmaları da katılabilir, baş kısmının etrafında ve penis boyunca gidip gelebilirler. Penisin, dölyolu birleşmesine benzer şekilde kadının ağzına girip çıktığı yönteme “irrumatio” denmektedir. Penis hareket ederken kadının ağzı hareketsiz kalabilir ya da emiyormuş gibi oynayabilir. Ya da kadın başını penisle ahenkli olarak oynatır. Meninin ağıza akıtılması ve yutulması zararsızdır. Çok tuzlu olan meni yapı olarak proteindir ve kalori değeri 6′dır. Ancak her türlü yabancı madde gibi bunun de genize veya ciğerlere kaçması tehlikeli olabilir. Meni yutulmasının tehlikeli olabileceği bir durum, gebeliğin yedinci ayından sonra söz konusu olabilir. Erken doğuma yol açma olasılığı ( prostaglandin adlı madde içeriği ile ) vardır. Bazı Afrikalı kabilelerin doğumu başlatmak için meni sıvısından yapılmış bir iksir kullandıkları bilinmektedir.

Gerek bir cinsel ön oyun, gerekse orgazmla son bulan bir birleşme türü veya bir yeniden uyarma yöntemi olarak fellasyonun cinsel ilişkide özel bir yeri vardır. Yıllanan eşler bir değişiklik olarak, diğer bazıları doğum kontrolü amacıyla, zaman zaman veya sık sık fellasyodan yararlanır. Fellasyo için erkek çeşitli duruşlarda bulunabilir, kaba üstü yatabileceği gibi koltukta da oturabilir veya önünde kadın diz çökerken o ayakta durabilir.
Bu yöntemde mutlaka dikkat edilmesi gereken frengi veya belsoğukluğu gibi bulaşıcı hastalıklar bilindiği veya kuşkulanıldığı takdirde uygulanmaktan kaçınılmasıdır.

Kunnilingus

Kunnilingus terimi, Latince vulva anlamına gelen “cunnus” ve yalamak anlamına gelen “lingere” sözcüklerinin birleşmesinden oluşur, dişi cinsel organların ağız ve dille uyarılmasını ifade eder. Makat civarının uyarılması da kunnilingusa girmekle beraber özel olarak “anilinctus” diye de anılır. Kasolet olarak bilinen dölyolu ağzındaki koku, erkekte şiddetli cinsel tepki uyaran bir takım kimyasal maddeler içerir. Bu nedenle, her ne kadar hijyenik bakım zorunluysa da kadının parfümlü sabunlarla veya deodorantlarla bu kokuyu yok etmesi doğru değildir. Kunnilingusda olağan duruşlardan biri kadının erkeğin başının üzerinden ayaklarına bakar biçimde çömelmesidir. Bu duruşun özelliği kadının adeta dölyolu ağzındaki dudaklarla erkeğin ağzını öptüğü duygusunu vermesidir. Bu çekici özelliğine karşın fazla uzatılırsa, bu zor duruşta aktif olarak hareket eden erkeğin boynunun incinmesi gibi bir sakınca vardır. Kadının bir iskemleye veya yatağa kaykılıp bacaklarını iyice aralaması ve vulvayı iskemlenin kenarına doğru çıkarması da sık uygulanan bir duruştur. Kadının sırtını, yastıkla desteklemek yerinde olur. Diğer taraf yere oturarak rahatça kadının cinsel bölgelerine ağzıyla dokunabilir. En kolay duruşlardan biri kadının sırtüstü yatması, erkeğin onun başının üzerinden ayakları yönünde çömelmesidir. Erkek, kadının bacaklarını yukarı doğru çekip dirseklerini kadının dizlerinin arkasından araya sokarak bacaklarını istediği gibi aralar. Bu duruş tüm apışarasını açıkta bırakır. Erkek kolaylıkla dilini vulvanın üzerinde her yönde oynatabilir. Eşlerin anlaşmasına göre, dil ucuyla yalamalar veya dudaklarla hafif ısırmalar başvurulan başlıca teknikler olur. Tüm erojen alan buna uygun olduğu halde özellikle klitoris kadının orgazma ulaşması açısından son derece duyarlıdır.

Birçok erkek tüm hünerlerini ortaya koydukları halde eşlerini oral yoldan gerçek anlamda uyaramamak gibi açmazla karşılaşmıştır. Bunun başlıca nedeni cinsel temas içinde kadının salgısı arttıkça salyayla kaplı olan dilin, yalamayla yarattığı duyumların kaybolmasıdır. Oysa yalamak yerine emme tekniğine dönülmesi kadını orgazma götürebilir. Çiftler bunu deneyle keşfederler. Başka bir yöntem de dili gittiği kadarıyla dölyoluna sokup çıkarmaktır. Kunnilingus hamileliğin son dönemlerinde uygulanmamalıdır. Çünkü dölyoluna hava fışkırtmak hem kadın hem de cenin için tehlikelidir. Markesa Adaları’nda yaşayan ve kadınlarının erkeğe göre biraz daha egemen bir konumda olduğu yerli topluluklarda kadınlar, sevgililerinden memelerini ve vulvalarını öpüp emerek kendilerini heyecanlandırmalarını beklerler. Bu adalarda bulunan Ponape ve Sansol adında iki yerli toplulukta da cinsel birleşmeyle birlikte uygulanan kunnilingus tekniğinin çok ilerletilmiş olduğu söylenir. Ponape’de kadının cinsel organının çok uzun ve sarkık dış dudakları bulunması, cinsel açıdan son derece çekici olarak görülür. Buralarda küçük kız çocuklarının vulvaları erken bir yaştan başlayarak cinsel gücünü yitirmiş yaşlı erkekler tarafından istenilen boyutlara vardırılmak üzere çekiştirilerek uzatılır. Bu işlemler genç kızların ergenlik yaşına dek sürer. Aynı zamanda cinsel eğitimin bir parçası sayılmak üzere klitoris de uzun sürelerle ovulur, emilir ve bir cins iri karıncaya ısırtılır. Bu ısırma, aynı zamanda haz veren bir uyarım oluşturur. Yetişkin kadınların cinsel hazları yine buna benzeyen uyarımlarla yönlendirilir. Bu toplumda yaşayan erkekler eşlerini vulva yöresinden coşku doruğuna ulaştırmak için sadece dillerini değil, dişlerini de kullanırlar. Bazen de dölyoluna küçük bir balık yerleştirirler. Erkek sonra bu balığı diliyle yalayarak dışarı çıkartır. Bunlar oldukça incelik isteyen tekniklerdir ve gündelik birleşmelerden çok, özel durumlarda kullanılırlar. Balık yöntemini erkeğin bir numaralı karısıyla ve onu gebe bırakmak amacıyla yaptığı cinsel birleşmede uyguladığı bildirilmektedir. Batı toplumlarında ağız yoluyla cinsel birleşmenin genellikle pek hoş görülmeyen ve fazla yüceltilmeyen çağrışımları vardır. Bu çağrışımlar büyük bir olasılıkla “altmışdokuz” ve benzeri uygulamaların daha çok eşcinsellerin ya da fahişelerin seçimleri olarak görülmelerinden kaynaklanır. Kama Sutra da bu konuda pek olumlu bir tutum içinde değildir. Gerçi ağızla erkek ve kadının cinsel organlarının uyarılması teknikleri, üzerine etraflıca bilgi verir. Fakat bu uygulamaların daha çok bu konularda yetiştirilmiş hadım hizmetkarlar ile fahişeler tarafından yapıldığını dolayısıyla aşağı sınıftan kimselerin hünerlerinden sayıldığını belirtir.
Kinsey’in araştırma sonuçlarında da 1940 ve 50′lerde Amerikalıların da ağızla uyarım yolunu pek seçmedikleri ortaya çıkar. Bu sonuçlara göre henüz cinsel birleşme yaşantısı edinmemiş kadınlar arasında sevgililerinin kendilerini kunnilingus ile uyarmalarını kabul edenlerin oranı ancak yüzde 3′tür. Bu sayı yoğun cinsel deneyimli kadınlarda yüzde 46′ya yükselir. Diğer yandan kadınlarda fellasyo deneyimi konusundaki oran da buna benzer biçimde yüzde 2′den yüzde 43′e yükselmektedir. Kinsey’in elde ettiği verilere göre fellasyo, daha çok erkeğin isteği üzerine uygulanmakta, bundan cinsel haz alan kadın sayısı pek az olmaktadır. Evli çiftler arasında ağız yoluyla birbirlerini uyarma sıklığı daha yüksektir. Kunnilingus için yüzde 54, fellasyo için ise yüzde 49′dur. Bunlar Hıristiyan koşullanmasına sahip, dolayısıyla bu tür cinsel yaşantıların yasak ve günah anlayışına girdiği bir toplum için oldukça yüksek sayılardır. Tüm dinsel, ahlaksal ve estetik kaygılardan kaynaklanan kısıtlamalara karşın cinsel organların ağızla uyarılmasının insana geniş haz olanakları vermesi, bu uygulama sıklığının nedeni olmalıdır. Bu gibi tekniklerin büsbütün doğa karşıtı olmadığının bir kanıtı, maymunların da bu tür temastan son derece hoşlanmalarıdır. Oysa cinsel organlarla ağız arasındaki temas, Amerika Birleşik Devletleri’nin yasalarında açıkça yasaklanmıştır. Gerçi bu yasayı çiğneyenlere karşı yasal önlemler alındığına pek sık rastlanmaz. Fakat bazı eyaletlerde bu yasalar zinayı yasaklayan yasalara eşdeğer sayılmıştır. Ayrıca çoğu yerlerde eşlerden birinin bu tür temas isteği boşanma için yeterli bir gerekçe sayılabilmektedir. Kinsey’in raporunda belirttiği bir durum, bazı kadınların organlarına ağız teması istiyor diye kocalarını öldürmüş olmalarıdır. Kinsey’in araştırmalarını yaptığı 1950′li yıllardan bu yana tüm dünyada cinsel konularda rahatlama olduğu gerçektir. Günümüzde bu konuda daha ön yargısız ve bireysel tutumların geçerli olduğu düşünülebilir.

“Altmışdokuz”

Fransa’dan kaynaklanan bu argo terim, eşlerin eşzamanlı olarak birbirlerinin cinsel organlarını ağızla uyardıkları bir oral seks türünü ifade eder. Altmışdokuz sayısı simgesel olarak birinin başı diğerinin ayaklarına gelecek şekilde kıvrılmış iki insanı temsil eder. “69″ yönteminin yaygınlaşması, günümüzde çiftlerin eşzamanlı olarak orgazma gelmeyi daha fazla aramalarının sonucudur. Orgazma gelirken cinsel organların kokusunun ve tadının da zevkine varabilmek şansı altmışdokuzu daha çekici kılar.
Bu yöntem için en uygun duruş eşlerin yan yana uzanmalarıdır. altmışdokuzla cinsel doyuma ulaşmak olası olmakla birlikte daha çok bir ön oyun yöntemi olarak uygulanır. Bunun da belirli nedenleri vardır. Koitusta olduğundan çok daha fazla dikkat ve özen göstermek gerektiğinden, eşler kendilerini bırakmayabilir ve beklenenin tersine eşzamanlı orgazm hiç gerçekleşmeyebilir. Ayrıca erkek açısından bir sakınca daha söz konusu olabilir: “69″ duruşunda penisin başının konumu kadının dille uyarması açısından pek uygun değildir. Hint tapınaklarındaki heykellerde ve Kama Sutra gibi kitaplardaki çizimlerde oldukça akrobatik görünen cinsel duruşlar, aynı anda hem karşılıklı orgazmı ve hem de kadın için daha uygun bir duruşu sağlama çabasıyla açıklanabilir. Dolayısıyla bir ön oyun olarak çok başarılı olabilecek bu yöntem, orgazm hedeflendiğinde düş kırıcı olabilir. Orgazm için değişerek kunnilingus ve fellasyo yöntemlerini uygulamak daha az gerginlik yaratacaktır.

Dursun Ali Erzincanlı Sözleri

Cuma, Aralık 2nd, 2011

Dursun Eli Erzincanlının sözleri, d. ali erzincanlı, en güzel dini sözler, ilahi sözleri, mevlana sözleri, dursun ali erzincanlının mesajları, dursun ali erzincanlının sözü,

“ŞEHRE DÖN EFENDİM”

Yıllar Yılıydı.
Çölde Alevler Ve Küfürler Kavuruyordu İnsanlığı.
Sözcükler Yetim,
Sevgiler Hançer Sokumlarına Mahkumdu
Zamansız Açan Goncalardan Kan Akardı Gülistanlara.
Cırcır Böceklerinin Rüya Aralığında Cinayetler İşlenir,
Babalar Kızlarını Gömerdi Toprağa.
Masum Kelebekler Çarmıha Gerilmekteydi,
Yalnızca Masum Ve Narin Oldukları İçin.
Güçsüzlerin Gücünü Emerek Güçlenirdi Güçlüler

Yıllar Yılıydı.
Ve Bir Gün Ebabiller Karayere Kardılar Ebrehenin Fillerini
Asit Yağmurlarınca.
O Gün Bir Gonca,
Ana Rahminde Yetim Kalmıştı.
Ve Kabe’nin Duvarını Bir Kırlangıçtı Çığlık Çığlığa Kucaklayan,
Cebrail Kanatlarıyla.
Bir Şair Kollarını Açmış Yalvarıyordu.
Yalvarıyordu Bir Şair Ukaz Panayırında;
Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan!..
Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan!..
Yaklaşıyor Yaklaşmakta Olan!..

Kokunu Ver Bana Gülüm, Boyanı Ver Bana!..
Mahmurluğuma Itır Itır Sabûh,
Dimağıma Elvan Elvan Lezzet Ol.
Kokunu Ver Bana Gülüm, Boyanı Ver Bana!..
Ya Seninle Kendimi Bulayım
Ya Kendimden Geçeyim Yeniden.
Ya Renginle Boyanayım;
Ya Da Rengin Girsin Yeniden Rüyama
Ve Bir Daha Mahşerde Uyanayım.
Sen Ahmed Ü Mahmûd U Muhammed’sin Efendim
Hak’tan Bize Sultan-I Müeyyedsin Efendim.

Avizesi Cevza, Işığı Dolunaydı Gecenin…
Bir Gül Açtı Ve Yeminler Edildi Ömrüne.
Bir Gül Açtı, Taşırdı Sevinç Irmaklarını.
Bir Gül Açtı, Ve Dünya İlk Kez Dünya Olduğunu Anladı.
Bir Gül Açtı, Varlık Doruğa Ulaştı.
Bir Gül Açtı Ve Önünden Sonu Hayırlı Oldu Beşeriyetin.
Yeleleri Rüzgara Yaslanmış Küheylanlar
Şaha Kalktılar Sonra,
Semaveden Save’ye Bahiradan Nuşirevan’a
Haberler İlettiler Dört Biryandan
Muştular Size Ve Bize, Dediler
Muştular Toprağa Ve Suya
Kadim Haberlerin Haberi Geldi.
Karanlık Gecenin Kara Bulutlarına Dolunay Doğdu.

Şafak Serinliğini Dupduru Sularda Yıkadı Melekler
Ve Gecenin Rengiyle Taradılar Saçlarını Gül Yüzlünün.
Aynalara Asılıp Kaldı Baharlar.
Zaman Ne Kutlu Zaman Oldu
Çağlar Ne Saadetli Çağlar.
Sevgioğulları Oymağında
Sevinçli Çocukların Yüzünde
Kırağı Çalmayan Gül Dallarında.
Hep Seçilmiş Kullardı…
Hep Seçilmiş Kalplerdi.
El Ele Ve Yan Yana…
Bir Gülün Kokusuyla Mest,
Bir Gülün Rengiyle Sarhoş
Hep Seçilmiş Kullardı…
Hep Seçilmiş Kalplerdi.

Kokunu Ver Bana Gülüm, Boyanı Ver Bana!..
Mahmurluğuma Itır Itır Sabûh,
Dimağıma Elvan Elvan Lezzet Ol.
Kokunu Ver Bana Gülüm, Boyanı Ver Bana!..
Ya Seninle Kendimi Bulayım
Ya Kendimden Geçeyim Yeniden.
Ya Renginle Boyanayım;
Ya Da Rengin Girsin Yeniden Rüyama
Ve Bir Daha Mahşerde Uyanayım.
Sen Ahmed Ü Mahmûd U Muhammed’sin Efendim
Hak’tan Bize Sultan-I Müeyyedsin Efendim.

32 Farz

Cuma, Kasım 18th, 2011

2 FARZ

İMANIN ŞARTLARI
1- Allah’ın varlığına ve birliğine inanmak.
2- Allah’ın meleklerine inanmak.
3- Allah’ın kitablarına inanmak.
4- Allah’ın peygamberlerine inanmak.
5- Ahiret gününe inanmak.
6- Kadere, hayır ve şerrin yaratıcısının Allah (Celle Celâlühû) olduğuna inanmak.

İSLAMIN ŞARTLARI
1- Kelime-i şehadet getirmek.
2- Namaz kılmak.
3- Oruç tutmak.
4- Zekat vermek.
5- Haccetmek.

ABDESTİN FARZLARI
1- Yüzünü yıkamak.
2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak.
3- Başının dörtte birini meshetmek.
4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.

GUSLÜN FARZLARI
1- Ağzına su vermek.
2- Burnuna su vermek.
3- Bütün bedenini yıkamak.

TEYEMMÜMÜN FARZLARI
1- Niyet.
2- İki darb ve mesh.

NAMAZIN FARZLARI
Dışında olanlar:
1- Hadesten taharet
2- Necasetten taharet
3- Setr-i avret
4- İstikbal-i Kıble
5- Vakit
6- Niyet

İçinde olanlar:
1- İftitah tekbiri
2- Kıyam
3- Kırâet
4- Rükû
5- Secde
6- Kaide-i ahire.

Arananlar: 32 farz, 32 farzlar, 32farz nelerdir,

(¯`v´¯)-» GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ -»(¯`v´¯)

Cuma, Mayıs 6th, 2011

(¯`v´¯)-» GÜNÜN HADİS-İ ŞERİFİ -»(¯`v´¯)
“Cuma günü bana çokça salavat getirin. Çünkü, Cuma, meleklerin şehadet ettiği şahitli bir gündür. Bana salavat getiren bir kulun sesi, nerede olursa olsun bana ulaşır.”
Hz.Muhammed(Sav)

En Güzel İslami Dini Sözler

Pazar, Nisan 24th, 2011

Etkileyici En Manalı En Güzel İslami Dini Sözler ve Mesajlar.

iyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. [ Ebu Bekir Ferra ]

Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi. [ İmam-ı Azam ]

İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. [ İbni Haldun ]

Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah’ın işidir. [ Mevlana ]

Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz işitmez. [ Firdevsi ]

Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir. [ Mevlana ]

Avcı nice al [ tuzak, hile ] bilirse, ayı da onca yol bilir. [ Kaşgarlı Mahmud ]

Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. [ Hz. Ali [ r.a ] ]

Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk etmektir. [ Hz. Ebubekir ]

Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. [ Hz. Ali [ r.a ] ]

Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. [ Yahya bin Muaz ]

Her gecenin bir gündüzü vardır. [ Hz. Ali [ r.a ] ]

Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. [ Hz. Ali [ r.a ] ]

Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. [ Cafer bin Muhammed ]

Kesilmiş koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. [ Hz. Esma ]

Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. [ Hasan-ı Basri ]

En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. [ Malcolm X ]

Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. [ Mevlana ]

mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dunyadakiler birbirini kırıp geçiriyor [ isma ]

GÜZEL YÜZLÜLER,ALLAH IN GÜZELLİĞİNİN BİRER AYNASIDIR.ONLARI İSTEMEK,ONLARI SEVMEK HAKKI İSTEMENİN,HAKKI ARAMANIN BİR SEMBOLÜDÜR.O GÜZELLERİ DÜŞÜNÜRKEN HAKKIN DÜŞÜNÜLMESİDİR.[ MEVLANA ]

ben bu amellerım ıle gıremem o cennetıne rabbım benı de affeyle al benıde cennetıne cok korkuyorum olumden olum degıl amelımden korkum azrailden degıl cehennemın atesınden

YALNIZ BİRİ İSTE BAŞKALARI İSTENMEYE DEĞMİYOR, BİRİ ÇAĞIR BAŞKALARI İMDADA GELMİYOR…

Biz onlara biraz zevk ettiririz de sonra kendilerini korkunç bir azaba mahkum ederiz. lokman suresi [ 24 ] ayet

GÜZEL GÖREN GÜZEL DÜŞÜNÜR GÜZEL DÜŞÜNEN HAYATINDAN LEZZET ALIR SAİD NURSİ[ bediüzzaman ]

selam sualden öncedir.kimki size selam vermeden sual sorarsa ona cevap vermeyiniz.

Bildiğin 3 şeyden 2-sini kendin yap, 3-yü ben senin için Allahtan isterim. [ S.A.V. ]

BUGÜNÜ DÜŞÜNÜRÜM…DÜN GEÇTİ…YARIN VAR MI…? GENÇLİGİME GÜVENMEM ÖLEN HEP İHTİYAR MI…!

Musluman selamlaşırken en azindan esselamu aleykum demelidir, Selam degil. Cunki, Selam Allahin isimlerinden biri. Birisine Allah diyemedigimiz gibi Selam da diyemeyiz.

islami sözler, dini sözler,islami sohbet, ilahi sohbet, dini muhabbet, islami şiirler, dini mesajlar, mevlana sözleri, hadisler, ilahiler, etkileyici dini sözler, anlamlı dini sözler, öğüt verici dini sözler, din sözleri, islami sözler ve mesajlar, en güzel dini sözler, en sevilen dini sözler,

Abdülkadir Geylani

Perşembe, Nisan 14th, 2011

Abdülkadir Geylani Hoca Efendimiz için ALLAH c.c. Razı Olsun İnş..

Hz. Abdülkadir Geylani (1078 – 1166)

İslâm alimlerinin ve velilerinin büyüklerinden Hazreti Abdülkadir Geylani, 1078 yılında İran’ın Geylan şehrinde doğdu. Künyesi, Ebu Muhammed’dir. Muhyiddin, Gavs-ül-a’zam, Kutb-i Rabbani, Sultan-ul-evliya, Kutb-i a’zam gibi lâkabları vardır. Babası Ebu Salih bin Musa Cengidost’tur. Hz. Hasanın oğlu Hasan-ı Müsenna’nın oğlu Abdullah’ın soyundandır. Annesinin ismi Fatıma, lakabı Ümm-ül-hayr olup seyyidedir. Bunun için Abdülkadir Geylani, hem seyyid, hem şerifdir. Abdülkadir Geylani, 1166′da Bağdatta vefat etti. Türbesi Bağdattadır. Onun için şu ibare meşhur olmuştur: “Veliler Sultanı Abdülkadir Geylani, aşk ile doğdu, kemal ile ömür sürdü ve kemal-i aşk ile Rabb’ine vasıl oldu.”

Bir gün Abdülkadir Geylani’ye, “Bu işe başladığınızda, bu yola adım attığınızda, temeli ne üzerine attınız? Hangi ameli esas aldınız da böyle yüksek dereceye ulaştınız?” diye sordular.

Buyurdu ki: “Temeli sıdk ve doğruluk üzerine attım. Asla yalan söylemedim. Yalanı kağıda bile yazmadım ve hiç yalan düşünmedim. İçim ile dışımı bir yaptım. Bunun için işlerim hep rast gitti. Çocuk iken maksadım, niyetim, ilim öğrenmek, onunla amel etmek, öğrendiklerime göre yaşamaktı. Küçüklüğümde Arefe günü çift sürmek için tarlaya gittim bir öküzün kuyruğundan tutunup, arkasından gidiyordum. Hayvan dile geldi ve dönüp bana; “Sen bunun için yaratılmadın ve bununla emrolunmadın” dedi. Korktum, geri döndüm. Evimizin damına çıktım. Gözüme, hacılar gözüktü. Arafat’ta vakfeye durmuşlardı. Anneme gidip; “Beni Allahü teâlânın yolunda bulundur. İzin ver, Bağdat’a gidip ilim öğreneyim. Salih zatları ve evliyayı bulup ziyaret edeyim” dedim. Annem sebebini sordu, gördüklerimi anlattım. Ağladı, kalkıp babamdan miras kalan seksen altının yarısını kardeşime ayırdı. Kalanını bana verip, altınları elbisemin koltuğunun altına dikti. Gitmeme izin verip, her ne olursa olsun doğruluk üzere olmamı söyleyip, benden söz aldı. “Haydi Allah selamet versin oğlum. Allahü teâlâ için ayrıldım. Artık kıyamete kadar bir daha yüzünü göremem” dedi. Küçük bir kafile ile Bağdat’a gitmek üzere yola çıktım. Hemedan’ı geçince, altmış atlı eşkıya çıka geldi. Kafilemizi bastılar. Kervanı soydular. İçlerinden biri benim yanıma geldi. “Ey derviş! Senin de bir şeyin var mı?” diye sordu. “Kırk altınım var” dedim. “Nerededir?” dedi. “Koltuğumun altında dikili” dedim. Alay ediyorum zannetti. Beni bırakıp gitti. Bir başkası geldi, o da sordu. Fakat, o da bırakıp gitti. İkisi birden reislerine gidip, bu durumu söylediler. Reisleri beni çağırttı. Bir yerde, kafileden aldıkları malları taksim ediyorlardı. Yanına gittim. “Altının var mı?” dedi. “Kırk altınım var” dedim. Elbisemin koltuk altını sökmelerini söyledi. Söküp, altınları çıkardılar. “Neden bunu söyledin?” dediler. “Annem, ne olursa olsun yalan söylemememi tembih etti. Doğruluktan ayrılmayacağıma söz verdim. Verdiğim sözde durmam lazım” dedim. Eşkıya reisi, ağlamaya başladı ve; “Bu kadar senedir ben, beni yaratıp, yetiştiren Rabbime verdiğim sözü bozuyorum” dedi. Bu pişmanlığından sonra tövbe edip, haydutluğu bıraktığını söyledi. Yanındakiler de, “İnsanları soymakta, yol kesmede sen bizim reisimiz idin, şimdi tövbe etmekte de reisimiz ol” dediler. Sonra, hepsi tövbe ettiler. Kafileden aldıkları malları sahiplerine geri verdiler. İlk defa benim vesilemle tövbe edenler, bu altmış kişidir.”

Abdülkadir Geylani, Bağdat’a geldi ve buradaki meşhur alimlerden ders almak suretiyle hadis, fıkıh ve tasavvuf ilimlerinde çok iyi yetişti. İlim tahsilini tamamlayıp yetiştikten sonra, vaaz ve ders vermeye başladı. Hocası Ebu Said Mahzumi’nin medresesinde verdiği ders ve vaazlarına gelenler medreseye sığmaz sokaklara taşardı. Bu sebeple, çevresinde bulunan evler de ilave edilmek suretiyle medrese genişletildi. Bu iş için Bağdat halkı çok yardımcı oldu ve zenginler para vererek, fakirler çalışarak yardım ettiler. Derslerine devam edenler arasında pek çok alim yetişti.

Abdülkadir-i Geylani, bir müddet ders verip, hak ve hakikatı anlattıktan sonra, ders ve vaaz vermeyi bıraktı. İnzivaya çekilip, yalnızlığı seçti. Sonra sahralara çıktı. Bağdat’ın Kerh harabelerinde yaşamaya başladı. Bütün vaktini ibadet, riyazet ve mücahede ile nefsinin arzu ve isteklerini yapmamak, istemediklerini yapmakla geçirmeye başladı.

Buyurdu ki: “Irak’ın sahra ve harabelerinde 25 sene insanlardan uzak kaldım. Benim kimseden, kimsenin benden haberi yoktu. Bazen uzun müddet yemezdim ve “açım açım” diye içimin feryadını duyardım. Bazen üzerime öyle ağırlıklar gelirdi ki, bunlar bir dağın üstüne konsa, tahammül edemeyip, paramparça olurdu. Bu sırada; “Muhakkak zorlukla beraber bir kolaylık vardır, şüphesiz zorlukla beraber kolaylık vardır” mealindeki İnşirah sûresinin beşinci ve altıncı âyet-i kerimelerini okuduğumda üzerimdeki ağırlıklar dağılıp, giderdi.”

Devrinin ilim konusunda tek otoritesi olan Abdülkadir Geylani, tasavvuf bilgilerini herkesin anlayacağı şekilde sundu. Ders ve fetva vermeye yirmi sekiz yaşında başladı ve bu hal altmış yaşına kadar devam etti. Tasavvuftaki yoluna onun ismine izafeten “Kadiriyye” adı verildi ve O’ndan ilim ve feyz alan binlerce öğrencisi çeşitli memleketlere giderek İslamiyeti anlattılar. Maddi ve manevi ilimlerdeki derinliği ve üzerindeki manevi lütuf ve rahmetle dinin esaslarını yeniden dirilttiği için kendine “dinin dirilticisi” anlamında “Muhyiddin” denmiş, O da bu ismi Endülüs’te dünyaya gelen ve “Şeyhül Ekber” namıyla ün salan manevi evladı İbni Arabi’ye vermiştir.

Abdülkadir Geylani hazretlerinin insanları gafletten uyaran, kendilerine gelmesine vesile olan pek çok sözü vardır. Bunlardan bazıları şunlardır:

“İnsanlara rehberlik eden kimsede şu hasletler bulunmazsa, o rehberlik yapamaz. Kusurları örtücü ve bağışlayıcı olması, şefkatli ve yumuşak olması, doğru sözlü ve iyilik yapıcı olması, iyiliği emredip, kötülüklerden men edici olması, misafirperver ve geceleri insanlar uyurken ibadet edici olması, âlim ve cesur olması.”

“Şükrün esası, nimetin sahibini bilmek, bunu kalp ile itiraf etmek ve dille söylemektir.”

“Kalp dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, imkanı yok, ahireti sevmiş olamaz.”

“Ey zavallı! Sana fayda vermeyen şeyler hakkında konuşmayı bırak. Dünya ve ahirette sana fayda verecek işlerle uğraş. Boş işlerle uğraşmayı bırak. Kalbinden dünya düşüncelerini çıkar. Çünkü yakında dünyadan alınacak, ahirete götürüleceksin. Dünyada rahat ve hoş bir hayat arama. Hz. Muhammed (S.A.V.); “Hayat, ahiret hayatıdır” buyurdu.”

“Allahü teâlâdan dünya ve ahiretin hayırlarını iste. Sakın; “Ben istiyorum. Fakat Allahü teâlâ vermiyor, ben de bundan sonra istemeyeceğim.” deme. Duaya devam et. Eğer istediğin şey ezelde senin için takdir edilmiş ise, Allahü teâlâdan istedikten sonra, Allahü teâlâ onu sana gönderir. Eğer istediğin o rızık ezelde senin için takdir edilmemiş ise, Allahü teâlâ seni o şeye muhtaç kılmaz ve kendinden gelenlere rıza gösterme nimetini ihsan eder. Eğer Allahü teâlâ senin için fakirlik ve hastalık dilemiş ise, sen de Allahü teâlâya fakirlikten ve hastalıktan kurtulman için yalvarırsın. O zaman Allahü teâlâ sana razı ve memnun olacağın bir hal verir. Eğer, ezelde borçlu olmak takdir edilmişse ve sen de borçtan kurtulmak için dua edersen, Allahü teâlâ alacaklıyı sana kötü muamele etme halinden vaz geçirir. Hatta borcundan azaltma veya hepsini bağışlama haline çevirir. Eğer dünyada borçlu halden kurtarmazsa buna karşılık sana bol sevap verir.”

“Acele etme. Acele eden, ya hata yapar veya hatalı duruma yakın olur. Ağır ve temkinli hareket eden, o işte ya isabet kaydeder veya isabet etmeye yaklaşır. Acele şeytandandır. Ağır ve temkinli hareket etmek Allahü teâlâdandır. Umumiyetle aceleye sebep, dünyalık toplama hırsıdır. Kanaat sahibi ol. Kanaat bitmeyen bir hazinedir.”

“Halinizden şikayette bulunmayın. Sabredin, feryat etmeyin. Doğruluk üzere devam edin. İsteyin, istemekte bıkkınlık göstermeyin. İçinde bulunduğunuz istenmeyen hallerden dolayı ümitsizliğe düşmeyin. Daima ümitli olun. Birbirinize düşman değil, kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin. Allahü teâlâya, rızası için yapılan sabırlar ve tahammüller, asla karşılıksız kalmaz. Onun için bir an olsun sabrediniz, mutlaka, senelerce bu sabrın mükafatını görürsünüz. Ömrü boyunca kahraman lakabıyla meşhur olan, bu lakabı, bir anlık cesareti neticesinde kazanmıştır. Allahü teâlâ Kur’an-ı kerimde mealen; “Şüphesiz ki, Allah sabredenlerle beraberdir” buyuruyor (Bekara suresi: 153)

“Hayatta olduğunuz müddetçe, ömrü fırsat biliniz. Bir müddet sonra hayat kapısı kapanacak, bu dünyadan ayrılacaksınız. Gücünüz yettiği müddetçe hayırlı işler yapmayı ganimet biliniz. Tövbe kapısı açıkken ve elinizde bu imkan varken bunu fırsat biliniz. Tövbe ediniz. Dua etmeye imkanınız varken, dua ediniz. Salih kimselerle beraber olmayı fırsat biliniz.”

“Mümin kimse küçük günahları da büyük görür. Hz. Muhammed (S.A.V.); “Mümin kimse, günahını dağ gibi görüp, kendi üzerine düşeceğinden korkar. Münafık ise, günahını burnu üzerine konan ve hemen uçan sinek gibi görür” buyurdu.”

Abdülkadir Geylani Sözleri, Abdülkadir Geylaninin Özlü Sözleri, Abdülkadir Geylaniden Güzel Sözler, Abdülkadir Geylani Vecizeleri

Evliyaların piri Hazreti Abdülkadir Geylani (Kabı Kavseyn) nin söylediği hikmetli ve anlamlı sözler,

- Mürid tevbesinin gölgesinde, murâd ise Rabbinin inayetinin gölgesinde kâimdir.
- İnanan kimse Allah’tan başka kimseden korkmaz ve başkasından hiçbir şey beklemez.
- Zâhir fıkhını öğren, sonra bâtın fıkhına yönel.
- Zâhir ilimleri görünen kısmın ışığıdır. Bâtın ilimleri ise görünmeyen kısmın.
- Bâtın bilgisi, seninle Rabbin arasındaki ışıktır.
- Kaderin gelmesinden rahatsız olma, onu kimse döndüremez ve kimse engel olamaz. Takdir olunan şey mutlaka gerçekleşir.
- Bidâyetin zorluklarına sabrederseniz nihayetin rahatı size ulaşır.
- Kur’an’dan, hakkında tartışarak değil, içindekilerle amel ederek faydalanın.
- Sûfî bâtınını ve zâhirini Allah’ın Kitabına ve Resulünün sünnetine uyarak arıtandır. O, sâfiyeti arttıkça vücud denizinden çıkar; iradesini, dilek ve ihtiyarını terkeder.
- Kalp sâlih olunca dâimî zikir elde edilir ve kalbin her tarafına Hakk’ın zikri yazılır. Böyle bir kalbin sahibinin gözleri uyuyabilir ama kalbi Rabbini zikreder.
- Sabır, hayrın temelidir.
- Kalp Kitab ve Sünnete göre amel ederse kurbiyet (yakınlık) kazanır. Bunu kazanınca da neyin kendi lehine ve aleyhine, neyin Allah için veya başkası için, neyin de hak ve batıl olduğunu bilir ve görür.
- Tasavvuf yolu zâhirî ve bâtınî hükümlere riayet etmeyi ve her şeyden fânî olmayı gerektirir.
- Allah’ın muhabbetinde samimi olan, ne ayıp işitir, ne de kulağına ayıp gider.
- Müminin adeti önce düşünüp sonra konuşmaktır. Münafık ise önce konuşur, sonra düşünür.
- Kendine bir ağırlık veren kimsenin hiçbir ağırlığı yoktur.
- Hüzünsüz bir neşe ve darlıksız bir bolluk olmaz.
- İnsan Allah’a kalıbıyla değil, kalbiyle ibadet eder.
- Yerini bilmeyene kader yerini öğretir.
- Sahte rabler boyundan çıkarılıp atılmadıkça, sebeplerle ilişik kesilmedikçe, fayda ve zararı insanlardan bilmeyi terketmedikçe kurtuluş mümkün değildir.
- Sağlam bir kalp tevhid, tevekkül, yakîn, tevfik, ilim, iman ve kurbiyet ile dolar.
- Bidâyet sıkıntıdır, nihâyet ise sükûn.
- Sâlihlerin kalpleri faydayı da zararı da Rablerinden bilir.
- Zühd ve tevhidi sağlam olan kişi, halkın elini ve varlığını görmez. Allah’tan başka veren ve üstün kılan görmez.
- Sıddîk gözünün, güneş ve ayın değil, Allah’ın nuruyla bakar.
- Hayânın hakikati, yalnızlıkta ve toplulukta Rab’dan utanmaktır.
- Kalp sırra, sır da Hakk’a itimat ederek sükûn bulur.
- Her çeşit hayır Allah katında, her çeşit şer de başkalarının yanındadır.
- İnsanlar arasında zenginle fakir ayırımı yapan kurtuluşa eremez.
- Bütün insanlar seni kendi menfaati için ister, Allah ise seni senin menfaatin için ister.
- Geçim yollarının yaratıcısını unutup geçim yollarına takılıp kalan, bakiyi unutup fani ile sevinen kimse ne kadar da cahildir!
- Dünya bir topluluğa, ahiret bir topluluğa, Hak (c.c.) da bir topluluğa aittir.
- Tasavvuf yolu sâlihleri görüp onların sohbetlerini ezberlemekle katedilmez.
- Resulullah hariç her mahluk perdedir; Resulullah ise kapıdır.
- Hak’tan korkanın korkusu arttıkça kalbi ona korkuyu unutmayı öğretir. Onu Hakk’a yakınlaştırır. Ona müjdeler verir.
- Sûfîlerden biri demiş ki: “Fâsığın yüzüne ancak ârif kullar güler.”
- Bir şeyi hatırlamak Allah’ı unutturuyorsa, o şey o kişi için uğursuzdur.
- Kulun kalbi Rabbine erince Rabbi onu kimseye muhtaç etmez.
- Sûfîlerin geceleri gece, gündüzleri de gündüz değildir.
- Sûfîler ‘niçin’i, ‘nasıl’ı, ‘yap’-‘yapma’yı unutarak, kendilerini Rablerinin önüne atmışlardır.
- Sûfîler ahirete göre akıllı, dünyaya göre delidirler.
- Hakk’ı bulursan eşyayı ondan görürsün. Ne düşmanın kalır, ne üzerinde hakkın olan biri.
- Allah’ı bilen kimsenin O’na karşı iradesi kalmaz.
- Allah’tan başka herşey puttur.
- Allah’a ancak, O’ndan başka herşeyi terkeden kimseler yaklaşabilir.
- Eğer O’nu bilseydiniz başkasını inkar eder, sonra da O’nun gayrısını O’nun vasıtasıyla bilirdiniz.
- Teslim ol, rahat bul.
- Allah’ı arayan O’nu bulur.
- Faydayı ve zararı Allah’ın dışındakilerden bilenler Allah’ın kulu değildir.
- Tövbe, yönetim değişikliğidir.
- Sûfîlerden biri demiş ki: “İnsanlar hakkında Allah’a uy, Allah hakkında insanlara uyma!”
- O’nun uğrunda mücahede edene O hidayet yollarını gösterir.
- Veliliğin şartı gizlenmek, nebiliğin şartı açıklamaktır.
- Nasibin olanı kaybetmezsin, onu senden başkası yiyemez. O başkasının nasibi olmaz. Nasibini ona hırs göstermekle elde edemezsin.
- Günahların kötü bir kokusu vardır. Allah’ın nuru ile bakanlar bunu anlar, fakat halktan gizler, onları rezil etmezler.
- Akıllı kimse ölümü düşünen ve kaderin getirdiğine razı olandır.
- Allah Teâlâ rızıkların taksimini bitirmiştir. Rızıkta zerre miktarı artma ve eksilme olmayacaktır.
- Bu işin başı Allah’tan başka tanrı olmadığına şehadet etmek, son noktası ise bütün nesneler ve davranışların birbirinin aynı olmasıdır.
- Nefsine hiçbir hâli ve makamı nispet etme!
- Ademoğlunun başına gelen her türlü belâ, Rabbinden şikayet etmesi yüzündendir.
- Amelinin karşılığında ödüllendirilmeyi bekleyen, muhlis değildir.
- Ahireti isteyene dünyada zühd gerekir; Allah’ı isteyene ise ahirette zühd gerekir.
- Kazayı engelleyen dua, yine kazayı önlemesi mukadder olan duadır.
- Herşeyde O’nun isimlerinden bir isim mevcuttur, herşeyin ismi O’nun ismindendir.
- Dünya herkesi boğacak kadar engin bir denizdir.
- Şöyle denilmiştir: “Şeriatın şahitlik etmediği her hakikat zındıklıktır.”
- Allah’ı tanıyan O’nu sever. O’nu seven O’na uyar.
- Zâhid olan kalptir, ceset değil.
- İlim kılıç, amel el gibidir. El olmadan kılıç kesmez. Kılıç olmadan da el kesmez.
- Kur’an’ın iki yönü vardır: O’nun elinde olan yönü, bizim elimizde olan yönü.
- Belâlar kula Cenab-ı Hakk’ın kapısını çalmayı öğretir.
- Derdi de yaratan O’dur, devayı da. O kendisini öğretmek için belâya mübtela kılar. Böylece hem belâ verebileceğini, hem de bunu kaldırabileceğini gösterir.
- Rabbinizin kereminden dileyin, icabet etse de etmese de O’ndan isteyin. Çünkü O’ndan istemek ibadettir.
- O’nu tanısaydınız, O’nun önünde dilleriniz lâl kesilirdi; kalpleriniz ve diğer uzuvlarınız her halinde edepli olurdu.
- Sâlihlerden birisine “Neyi arzu ediyorsun?” diye sorulduğunda, “Arzu etmemeyi arzu ediyorum.” diye cevap verdi.
- Sûfîlerin yolculukları Hakk’a kurbiyet ülkesinde son bulur.
- Yolculuk, kalbin yolculuğudur. Vuslat, sırların vuslatıdır.
- Allah’ın takdirini O’nun aleyhine delil yapmayın; çalışın, çabalayın.
- Kader üzerinde durup onu delil göstermemiz uygun değildir. Bilakis biz çalışır, çabalar ve ne itiraz, ne de tembellik etmeyiz.
- Sûfîler Allah Teâlâ’nın Kendisinden başka bir şey istemezler. Onlar nimeti değil, nimet bahşedeni, halkı değil Hâlık’ı isterler.
- Sevenle sevmeyen rıza halinde değil, hoşnutsuzluk halinde belli olur.
- Marifet ve ilim, öz ile kabuğu birbirinden ayırır.
- Akıllı kişi, işlerin başlangıcına değil, sonucuna bakar.
- İnsanların çoğunun helaki, küçük günahları sebebiyledir.
- İlim öyle bir şeydir ki sen bütün varlığını ona adadığın zaman o sana ancak bir parçasını verir.
- Bilgi hayat, bilgisizlik ölümdür.
- Bu ilim [tasavvuf ilmi], kitap sayfalarından değil, Allah erlerinin ağzından alınır.
- Dünya hikmettir, ahiret ise kudret. Hikmet alet ve sebeplere ihtiyaç duyar, kudret ise duymaz.
- Mümin dünyada, zâhid ahirette gariptir. Ârif ise Allah’ın dışındaki her yerde gariptir.
- Dünya nefslerin, ahiret kalplerin, Allah ise sırların sevgilisidir.
- Ârif, Allah’a her an bir öncekine göre daha yakındır.
- Ârif hem dünyada, hem de ahirette yabancıdır.

Dini Sözler bölümünde Abdülkadir Geylani Sözleri konusu, Abdülkadir Geylani Sözleri, Abdülkadir Geylaninin Özlü Sözleri, Abdülkadir Geylaniden Güzel Sözler, Abdülkadir Geylani Vecizeleri Evliyaların piri Hazreti Abdülkadir Geylani (Kabı abdulkadir geylani sözleri, abdulkadir geylani kimdir, geylani sözleri, abdülkadir geylani sözleri, abdülkadir geylani hayatı, abdulkadir geylaninin sözleri, abdulkadir geylani, abdülkadir sözleri, abdul geylani sözleri, abdulkadir geylani mesajları, hakkında bilgiler,Abdülkadir Geylani sözleri,Yeni Abdülkadir Geylani,dini Abdülkadir Geylani,islami Abdülkadir Geylani, duygusal Abdülkadir Geylani sözler,anlamlı Abdülkadir Geylani sözleri,etkileyici Abdülkadir Geylani sözler,manalı Abdülkadir Geylani sözleri,islami sözler,dini sözler,müslüman sözler,ayetler,imanlı sözler,etkileyici sözler,kısa islami sözler,mevlana sözleri, Abdülkadir Geylani hoca efendi,Abdülkadir Geylani hoca,Abdülkadir Geylani sözleri,yeni Abdülkadir Geylani efendi sözleri,Abdülkadir Geylani mesajları,etkileyici Abdülkadir Geylani mesjaları,anlamlı Abdülkadir Geylani mesajı,Abdülkadir Geylani mesajı,Abdülkadir Geylani hayatı,Abdülkadir Geylani yaşamı,Abdülkadir Geylani evi,Abdülkadir Geylani cemaati,Abdülkadir Geylani müritleri,Abdülkadir Geylani dini,Abdülkadir Geylani hayat hikayesi,Abdülkadir Geylani yaşam tarzı,

Dini Sözler

Salı, Nisan 12th, 2011

Dini Sözler,Dini, Sözler,islami Dini Sözler,ilahi Dini Sözler,güzel Dini Sözler,etkileyici Dini Sözler,büyüleyici Dini Sözler,2011 Dini Sözler,kurani kerim Dini Sözler,kurandan Dini Sözler,islamiyetden Dini Sözler,ALLAH için Dini Sözler,Mevlana Dini Sözler,mevlam Dini Sözler,ilahi için Dini Sözler, Dini Sözler 2011,Dini Sözler facebook,Dini Sözler face,En güzel Dini Sözler,en iyi Dini Sözler,romantik Dini Sözler,duygusal Dini Sözler,düşündüren Dini Sözler,ders verici Dini Sözler,güzel dini mesajlar,dini mesajlar ,dini mesaj,mesaj dini,etkileyici dini mesajlar,duygusal dini mesajlar,2011 dini mesajlar,dini mesajlar 2011,dini mesajlar facebook,islami dini mesajlar,allah için dini mesajlar,islamiyet de dini mesajlar,duygusal dini mesajlar,düşündüren dini mesajlar,dini mesajlar kısa,Anlamlı dini mesajlar,özlü dini mesajlar,mevlana dini mesajlar,mevlananın dini mesajları,

İyiliği gizlemek, kötülüğü gizlemekten daha üstündür. (Ebu Bekir Ferra)

Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi. (İmam-ı Azam)

İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur. (İbni Haldun)

Herkes herkese bir lokma şey verebilir ama boğaz bağışlamak, ancak Allah’ın işidir. (Mevlana)

Güzel söz söyleyen, kimseden kötü söz işitmez. (Firdevsi)

Bir şeyi bulunmadığı yerde aramak, onu aramamak demektir. (Mevlana)

Avcı nice al (tuzak, hile) bilirse, ayı da onca yol bilir. (Kaşgarlı Mahmud)

Haksızlık karşısında eğilmeyiniz; çünkü hakkınızla beraber şerefinizi de kaybedersiniz. (Hz. Ali (r.a))

Güzel konuşmanın sırrı, lüzumsuz sözleri terk etmektir. (Hz. Ebubekir)

Özü doğru olanın, sözü de doğru olur. (Hz. Ali (r.a))

Birliğin kederi, ayrılığın safasından daha hayırlıdır. (Yahya bin Muaz)

Her gecenin bir gündüzü vardır. (Hz. Ali (r.a))

Sakladığın sır senin esirindir. Açığa vurursan sen onun esiri olursun. (Hz. Ali (r.a))

Bütün kötülüklerin anahtarı, hiddettir. (Cafer bin Muhammed)

Kesilmiş koyuna derisinin yüzülmesi elem vermez. (Hz. Esma)

Güzel ahlak; bağışlayıcılık, sabır ve tahammüldür. (Hasan-ı Basri)

En iyi nasihat; iyi örnek olmaktır. (Malcolm X)

Nefis üç köşeli dikendir, ne türlü koysan batar. (Mevlana)

Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer. (İbni Haldun)

İnce sözler keskin kılıca benzer, kalkanın yoksa geri dur. (Mevlana)

Gerçek zengin, bilgisi çok olan insandır. (Hz. Ali (r.a))

Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol. (Mevlana)

Cevizi kırıp özüne inemeyen, hepsini kabuk zanneder. (İmam Gazali)

Hayat, iman ve cihaddır. (Hz. Hüseyin (r.a))

Haksızlığa baş kaldırmayanlar, onlardan gelecek her kötülüğe katlanmalıdırlar. (Hz. Ali (r.a))

Hayatında ekmeği yenmeyen kimsenin adı, ölümünden sonra anılmaz. (Şeyh Sadi)

Hiç kimse, diğer bir kimsenin kulu değildir. (Hz. Ali (r.a))

Uzun mesafelere ulaşmak, yakın mesafeleri aşmakla mümkündür. (İmam Gazali)

Tarih değil, hatalar tekerrür ediyor. (Abdulhamid Han)

En büyük felaketler içinde bile ümidini kaybetme, unutma ki ilik, sert kemiğin içinden çıkar. (Hafız Şirazi)

Cahillerin kalbi dudaklarında, alimlerin dudakları kalplerindedir. (Hz. Ali (r.a))

Her kalbin çarpıntısı kendi ecelinin ayak sesleridir. (Beyazidi Bestami)

Mal cimrilerde, silah korkaklarda, karar da zayıflarda olursa işler bozulur. (Hz. Ebubekir (r.a))

Gecenin ne kadar uzun olduğunu ancak hastalar bilir. (Sadi)

Kibir, bele bağlanmış taş gibidir. Onunla ne yüzülür ne de uçulur. (Hacı Bayram-ı Veli)

Zalimler için yaşasın cehennem. (Bediüzzaman Said Nursi)

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır. (Bediüzzaman Said Nursi)

Tatlı suyun başı, kalabalık olur. (Mevlana)

Kurdun elinden çobanlık gelmez. (Sadi)

Eğri ok, doğru yol almaz. (Hz. Ali (r.a))

Hiçbir acı, cehaletten daha fazla zahmet verici değildir. (Hz. Ali (r.a))

İnsanı maskara eden, dilidir. (Sadi)

Ham düşünceleri, ancak akıl pişirir. (Firdevsi)

Fırsatlar da bulutlar gibi çabucak geçer gider. (Hz. Ebubekir (r.a))

Hasedciye rahat, kötü huyluyu da şeref yoktur. (Ahnef bin Kays)

Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler. (Şeyh Sadi Sirazi)

Hükümetlerin en kötüsü, suçsuzu korkutandır. (Beydeba)

Hükümdar köylünün yumurtasını alırsa, adamları bütün tavukları alır. (Sadi)

Bin zulme uğrasan da, bir zulüm yapma. (Hz. Ali (r.a))

Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla ışığından bir şey kaybetmez. (Mevlana)

Dini Sözler,İlahi sözler

Pazar, Nisan 10th, 2011

Dini Sözler,İlahi sözler,En güzel dini sözler,dini mesajlar,en güzel ilahi sözler,islami sözler,islami mesajlar,duygusal dini sözler,romantik ilahi sözler,mevlananın dini sözleri,dinimiz için sölzer,dindar sözler,dini sözler,din sözler,

Ey aŞk..!
“Ey aŞk artık anladım meğer sen her şeymişsin Hem öldüren bir zehir hem dirilten bir iksir; ALLah’a götüren yollarda dirilten sensin Diriliş üflemekte ölü ruhlara bir bir…” (M.Fethullah Gülen)

ALLah’tan Gayrı
Garibim, bî-kesim, yoktur enîsim âhtan gayrı, Penâhım, dest-i gîrim kalmadı ALLah’tan gayrı..

Göz, ağız, kulak..
Göz ibret için, ağız Hakk’a tercüman olmak için, kulak O’ndan gelenleri duymak için ve beden O’nun karşısında kemerbeste-i ubûdiyet içinde durmak içindir. Bunlara dikkat etmeyenler hayatlarını israf etmiş olurlar. Çünkü, yaratılış gayesi istikametinde kullanılmayan her şey boşa harcanmış sayılır.

Bir tevekkül iliştir kalbime ey Rabbim!
Bir tevekkül istiyorum Rabbim; Sana giden yollarımı açan, yüreğime bir fetih, hasretlerime bir vuslat… Fazlından bir tevekkül istiyorum ey Rabbim beni sana bağlayan, yalnız sana, sadece sana…

En SoN
YaLandan Yaşamaksa YaŞadığım DosdoğRu GeLsin öLüm..! Ne Yana ÇekerSe Çeksin Beni Hayat En Son KıbLeye DönSün Yönüm..

Ebedi TesLimiyyet
Düşmanlarım bana ne yapabilirler ki; ben cennetimi ve gülistanımı yüreğimde taşıyorum, nereye gitsem sürekli benimle birliktedir; benden bir an olsun ayrılmaz. Benim hapsedilmem halvet, öldürülmem şehadet, sürgün edilmemse seyahattir.

ÇıkıŞ
Ey mezarcı! Çıkış ne taraftan! Çıkışlar kapalı! Dönüş yok o taraftan!

Dua
Rabbim her gecenin sabahında kendimizle yüzleşirken, acziyetimizi, nankörlüğümüzü anlayıp sızlanarak ellerimizi semaya açtığımızda avuçlarımızı gökteki yıldızlar kadar aydınlık kılsın..

Şah-ı LevLak
Nasıl ağlamayım etmeyim feryat Griftar-ı aşkın bi-nevasıyam Leylinindir Mecnun, Şirinin Ferhat Bende Şahı Levlakın mübtelasıyam..

Rabbim!
HERKEZ BENİ BIRAKTIĞINDA HATTA BEN BİLE BENİ BIRAKTIĞIMDA SEN BENİ YANLIZ BIRAKMA RABBİM..!

Diken
Bir adam bir gün bir yetimin ayağına batan dikeni çıkarmış, diyor ki: “Bir diken yüzünden bana ne güller açıldı.”

Dünya..
Geldimse bu dünyaya ne bulmuş dünya Gitsem de eğer kıymeti eksilmez ya ! Bir kimse çıkıp da anlatıp söylemedi Gelmekte ve gitmekteki hikmet ne ola?

Gece Gezenler

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Gece Gezenler
gece gezenler
gece gece gezerler
gizli gizli giderler
gece gezenler

gece gece gezerler
aşktan aşka uçarlar
gece gezenler

gece gece gezerler
kucaktan kucağa konarlar
gece gezenler

gece gece gezerler
azar azar para sayarlar
gece gezenler

gece gece gezerler
kara kara yazı yazarlar
gece gezenler

gece gece gezerler
sessiz sessiz ağlarlar
gece gezenler

gece gece gezerler
gece gece ölürler
gece gezenler

Gece Nağmeleri
Gece yazılır en içli şarkılar
Gece yapılır en samimi tövbeler
Gece ıslatılır seccadeler
Gece kabul görür yakarışlar
Gece varılır ulu huzura

Savaştır gece orduları olmayan
Kendi kavgamız gece
Kendi sevdamız gece
Kendi özlemimiz gece
Kendi mazimiz
Kendi geleceğimiz

Bir çığlık
Bir çılgınlık
Bir karanlık
Gülün adı
Bülbülün kanı gece

Semaya yazılan
Alna kazılan gece
Kulağa fısıldanan sır
Bir yar omuzuna yaslanılan….
Gülün koynunda yaralı koku
Bülbülün hazin sesi

Eylül aşkları
Hazan yaprakları
Dudaklardaki fısıltı
Sevdalıların yanılgısı
Yare yazılan süslü name
Yardan gelen name
Umutsuz baş eğiş

Harfler adedince acı
Bir kalem
Bir kağıt gece
Duaya varış gece
Tövbelere dalış gece

Gönüllerde ses
Ruhlarda tatlı esinti
Gece benim
Ben gece…..

Kabirde bir gece
Korkunç bir gece
Günahların omuzlara çöktüğü
Yağmurların gözyaşları döktüğü
şimşeklerin gökleri söktüğü
Korkunç bir gece bu gece
Korkunç bir gece
Karanlıkların aydınlıkları ezdiği
Kimsesizlerin yalnızların gezdiği
Umutların umutsuzluklardan bezdiği
Korkunç bir gece bu gece
Korkunç bir gece
Hayellerin pembelerde yüzdüğü
Gerçeklerin siyahlarla büzdüğü
Düşmanlıkların dostlukları üzdüğü
Korkunç bir gece bu gece
Korkunç bir gece
Hesapsızlıkların hesapları çektiği
Kötülüklerin iyilikleri ektiği
Yanlışların doğrulardan sektiği
Korkunç bir gece bu gece
Kokunç bir gece
Virgülün noktaya konduğu
Güneşin buzlarla donduğu
Ayın zamanda kaybolduğu
Korkunç bir gece bu gece
Korkunç bir gece
Ölümün hayatı sevdiği
Maddenin manaya geldiği
Toprağın bedeni deldiği
Korkunç bir gece bu gece

Bu Gece

Bu gece garip bir gece
Rüzgar kuytularda, uğultuları geliyor
Ağaç dalları arasından
Yaprakların ağlaması duyuluyor
Bir çağlayanın sesi geliyor kulağıma
Bu gece garip bir gece
Bu gece seni yaşadığım
Ve sensizliği tattığım bir gece
Bu gece
Fotoğraflar saçılmış odama
Anılar etrafta geziniyor
Bu gece garip bir gece işte …. öyle; …
Sokak aralarını aydınlatan sokak lambaları garip
Bu gece yüreğimde bir acı
Bu gece ellerimde bir sancı
İki damla yaş gözlerimde
Bu gece garip bir gece işte
Ortalıkta tuhaf bir sessizlik
Anlaması, anlatması garip
Öylesine bir gece işte
Ayaklarım gitmiyor istediğim yöne
Dizlerimin dermanı yok
Direnci kalmamış vücudumun
Ayağa kalkacak halim yok
Bu gece dert gecesi sanki
Bu gece hüzünlerin hecesi
Bu gece öyle bir gece, garip bir gece işte…
Bir yol hikayesi…….

Dün Gece
Saatin dilini bağlamış kader
Anladım kendimden geçtim dün gece
üzüldüm aklımı eyledim heder
Gözümden kanlı yaş saçtım dün gece

Döneleyip durdum umudum kırık
Affa uğramayan suçtum dün gece
Doldu yüreğime sonsuz hıçkırık
Gözümden kanlı yaş saçtım dün gece

Eylemesin beni gönlünden azat
Diyerek elimi açtım dün gece
İster sar yaramı istersen tuz at
Gözümden kanlı yaş saçtım dün gece

Hüzün deryasında derine daldım
Eşimden dostumdan kaçtım dün gece
Hayaimde kaç kez kapını çaldım
Gözümden kanlı yaş saçtım dün gece

Hasretin harıyla kavruldu bağrım
Ayrılık zehrini içtim dün gece
Vurdu hislerime yâr diyen çağrın
Gözümden kanlı yaş saçtım dün gece

Ne elim iş tuttu ne ayağım yer
Titredi yüreğim uçtum dün gece
Affeyle sevgili bir şans daha ver
Gözümden kanlı yaş saçtım dün gece

Derdini içinden yor’du bu gece

Geceler suskundu öksüz çaresiz
Hicrân’ı gönlümü yardı bu gece
Zannettim geceler olur yâresiz
Gördümki esrar’ı zâr’dı bu gece

Kara gözlerinde hüzün ağladı
Gözlerinde kan’ı var’dı bu gece
Şimşekler tutuştu kader bağladı
Gönlünde sevdası zor’du bu gece

Geçmedi vakitler gelmedi sabah
Gece yalnızlığı yâr’dı bu gece
Gecenin aşkını bilmedi sabah
Uyandı derdini sor’du bu gece

Geceler saklayın gözyaşlarımı
Aşılmaz bir kale sur’du bu gece
Bir sana söyledim eyvah’larımı
Sır’larım sine’mi vur’du bu gece

Geceyi dinlerken yaktım yasımı
Aldı yüreğimi ger’di bu gece
Yok etti bir anda can elmasımı
Küllerimi yere serdi bu gece

Tutuştu bir anda alevde gece
Gök yarıldı Âlem nâr’dı bu gece
Çözüldü çözülmez gizli bilmece
İki yaralı can var’dı bu gece

Sabaha vurulmuş gece ezelden
Aşkının önünde ser’di bu gece
Geçtim gönlümdeki sahte güzelden
Hicrân’ı gönlümde der’di bu gece

Gece gözyaşını döktü sessizce
Ağladı ağladı zor’du bu gece
Var mı bizden başka dedi gizlice
Gördüm ki yüreği hâr’dı bu gece

Bir gece ağladı bir ben ağladım
Yaşlarımız derdi ver’di bu gece
Bir geceye birde bana ağladım
Tutuştu yüreğim kor’du bu gece

Gecenin derdini yazdı şiirler
Gece leylasını gör’dü bu gece
Kalemin gözyaşı oldu heceler
Makberî sırrına er’di bu gece

Makberi

Gönül dostlarımıın gönül pınarlarından süzülenler

İffet nikabından görünmez yüzü,
Maşukun kelâmı sır’dı bu gece.
Hakikat, marifet oldu her sözü
Cümle varlık sanki nurdu bu gece

Dillerim her demde sevdayı anıp
Muhabbet demine erdi bu gece
Yaren dergahında aşk ile yanıp
Yüreği eşiğe serdi bu gece

Sensizlik bağında Ay Gün’e küskün,
Vuslat umudumu kırdı bu gece,
Tüm kuşlar uyumuş,böcekler suskun,
Sessizlik ağını ördü bu gece

Yâr’in kapısında nöbete durdum,
Yıldızlar gönlüme yâr’dı bu gece.
Sevdanın yükünü sırtıma vurdum,
Mehtap karanlığı yar’dı bu gece

Duygular şahlandı gönül neşeli
Tomurcuk gülümü derdim bu gece
Yüreğim sevdaya düştü düşeli
Gönül muradına erdi bu gece

Bu gece feryadım ayla öpüştü
Tüm yıldızlar üzerime üşüştü
Sıyah alevlerle gece örtüştü
Duygularım dört nalaydı bu gece

Geceye mührünü vurdu hüzünler
Gözümde yaşların yurdu hüzünler
Tümden hayatımı sardı hüzünler
Duygularım beleş handı bu gece

Masal bu ya…Zamanın birinde bir yerlerde, beş kardeşin en küçüğü olan bir zat-ı muhterem yaşarmış.

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Masal bu ya…Zamanın birinde bir yerlerde, beş kardeşin en küçüğü olan bir zat-ı muhterem yaşarmış.
Doğduğunda, annesi 40 yaşında olduğundan, karı koca biz bunun mürüvvetini görmeyiz diye hep el üstünde tutmuşlar.
Allah ömür vermiş evlendirmişler.Çoluk çocuğa karışmış.
Ve bu zat-ı muhterem bir gün çocuklarından birine dernek yapmış.
Dernek dağılınca akşam kim ne getirdi, ne taktı tek tek incelemişler.Ertesi gün ayaklı gazeteye vermişler haberleri…
“Biz falancaya küçük altın takmıştık,yonca getirmiş, falancaya 2 altın takmıştık 1 altın getirmiş”diye orda burda laf etmeye başlamışlar.
Bahsettikleri kişilerden biri de öz be öz yeğenleriymiş…
O ay, 7 tane derneğe küçük altın yaptığından ve altının birini de kızına takarız diye düşündüğünden 1 altın takmış yeğen….
Ama bu lafları duyunca ayaklı gazetelerden sarrafa koştuğu gibi 1 altın kapmış ve yollamış ALTIN AVCILARINA…
Çok zoruna gitmiş çooooooooook….
Ve almış kalemi eline bir destan yazmış…Kaleminden de korkulurmuş haaaaa….
Masal da burada bitmiiiiiiiiiiş

ALTIN AVCISI

Böyle küstahlık görülmedi hiç bu yörede.
Hem de yapan öz amcam,yok böyle şey törede.

Altınının üstüne yoksa yatacak mı sandın ?
İnsan gibi sorsaydın ya bana,madem insandın !

Hiç mi utanmadınız bunun lafını ederken !
Kefeninize koydurun öte tarafa giderken !

Dilenciler duymuşlar,acımışlar çok sana.
“Altın Avcısı” adın, Başka isim yok sana.

Yargıladı bil ki seni,vicdanımın savcısı.
Ne de yakıştı bu ad sana “Altın Avcısı”

Değiştin ya yeğenini,ufacık bir altına.
Döşek yapıp da ser artık,altınları altına.

Ne söylesem boş artık,sen yolunu tutmuşsun.
Bu dünyada ölüm var galiba unutmuşsun.

Gerçi onu da gördün ! Hiç göz yaşı döktün mü ?
Ne zamandır babanın,kabrine diz çöktün mü ?

Tabi erdin muradına,henüz baban sağ iken.
Mülk sahibi olmak sana,erişilmez dağ iken.

Seslenmedi kimse sana,ellerinde büyüdün diye.
Abilerin ve yengenler,sana en büyük hediye.

Ananı emmeden önce,yenge sütü tatmışsın.
Çoğu zaman yengenlerin,kucağında yatmışsın.

Ağabeylerin evlenirken,bir göz odaya girmişler.
Ev düzme denen şeyi,senin düğünde görmüşler.

Hep en küçük olmanın avantasını yedin.
Köprüyü geçene dek,hepsine abi dedin.

Babanla küs gitti,bir abin senin yüzünden
Helal sana bir abinin daha düştün gözünden

Umurunda mı artık senin,abi ve yengelerin.
Ama bil ki çok yakın,değişeceği gün dengelerin.

Ben almıştım sana izni,evi tamir etmek için.
Hiçbir engel yok önümde,şikayete gitmek için.

Sigortayla maliye,çöksün de gör başına.
Bakacaklar mı görürsün,feryat ve göz yaşına.

Topladığın altınlar,haydi seni kurtarsın.
Bir tek çeyrek altınla,bu işten zor yırtarsın.

Ama ben sen değilim,senin gibi alçalamam.
Karaktersiz insanlarla,karakter ölçülemem.

Yapmam asla böyle bir şey, tuzum kuru Sanma yeter.
Dünya yalan ölüm gerçek,mala mülke kanma yeter.

Elveda Altın Avcısı,bir daha yolumuz çakışmaz.
Altından hafif insanla,uğraşmak bana yakışmaz.

ALTIN AVCISININ KARISI…
Gelelim her çıbanın, başı olan kişiye.
Düşmemeli asla söz, erkek varken dişiye.

Müstakbel Fatma Hanım, sana bütün sözlerim.
Seni hiç görmemeye, yemin etti gözlerim.

Artist olmalıydın sen, iyi rol yapıyorsun.
Ayılıp bayılırken, parsayı kapıyorsun.

Bayıldığın doğrudur, ama yalnız paraya.
Sebep oldu bu huyun, kalbindeki karaya.

İlk kurbanın kocandı, az saf geldi inandı.
O senin hep gerçekten, bayıldığını sandı.

Acıyarak haline, gönüllü kölen oldu.
Bu ona bir eziyet, sanaysa şölen oldu.

Sonra rahmetli dedem, düştü senin ağına.
Çabucak kanıverdi, piyazına yağına.

Hamileyken kızına, dizlerine yatardın.
Göbeğini dinletip, kahkahalar atardın.

Zavallı dedeciğim, çok çabuk kandı sana.
Zafere giden yolda, ilk ışık yandı sana.

Acındırdın kendini, bilerek yaptın bunu.
Böylelikle kaptın hep, beleş yağı ve unu.

Nene Dede yıllardır, hep sizi kolladılar.
Ellerine ne geçse, gizlice yolladılar.

Yağ, un, şeker, çay, para, hepsi küçük şeylerdi.
Bunlar senin gönlünü, belki biraz eylerdi.

Senin asıl hedefin, evlerin tapusuydu.
Evsiz barksız olmanız, bir şantaj kapısıydı.

Sonunda kandırdınız, dedeyi ayaküstü.
Bu duruma ilk önce, Mustafa amca küstü.

Küssün varsın ne çıkar, dediniz içinizden.
Yürümeye hep devam, ettiniz aynı izden.

İşler düzgün giderken, nedense hiç bayılmadın.
Herkes çözdü numaranı, bir tek sen ayılmadın.

Yalancı çoban gibisin, sonun ona dönecek.
Onu kurtlar yemişti, senin de mumun sönecek.

Ama vaktin var daha, birkaç kalp kırmak için.
Sülaleyi dağıtma, hayali kurmak için.

Pederi de küstürdün, yeri vermem diyerek.
Doyacak mı aç gözün, tüm malları yiyerek.

Siz en büyük yanlışı, bana çatmakla yaptınız.
Benim sabır taşımı, çatlatmakla yaptınız.

Bardağı taşırdı en son, şu küçük altın işi.
Değerini belli eder, yaptığıyla her kişi.

Elli milyon liraymış, ikinizin değeri.
İnan daha fazla eder, atın bile eğeri.

Haysiyet ve onuru, ayakaltına aldınız.
Demek çok muhtaçtınız, bir altına kaldınız.

Aslında iyi oldu, Fatma Hanım yaptığın.
Böylelikle anlaşıldı, para-pula taptığın.

Hayır topla istersen, alıp eline bir tepsi.
Senin olsa ne yazar, Savaştepe’nin hepsi !

Hep hazıra kondun zaten, hiç kendini yordun mu ?
Eltilerin bu hale, nasıl gelmiş sordun mu?

Tarlaları mesken tutup, yıllarca çalışmışlar.
Sabredip zorluklara, yokluğa alışmışlar.

Kuruş kuruş biriktirip, bu günlere gelmişler.
Çok ağlamışlar ama, bak sonunda gülmüşler.

Bozmamış onları hiç, çektikleri eziyet.
İşte sen de yok malesef, onlardaki meziyet.

Belki de bu şiiri, okuyunca bayılırsın.
Ne de olsa bu işte, tam bir usta sayılırsın.

Ama bu kez ne olur, tam bayıl bayılırsan.
Biz kabre gömelim de, orda ayıl ayılırsan.

Bundan ağır söz olmaz, gerek yok başka söze.
Aklın başına gelir, inince perde göze.

Ölene dek ayrıldı, sizinle yollarımız.
Bir tek gerçek dostlara,açıktır kollarımız.

Uyanık fırsatçıdan, bize asla dost olmaz.
Deriniz mundar sizin, seccadelik post olmaz

İlahi Allah

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

İlahi Allah
Kalbimize haktan kanla yazılmış,
İlahi, ilahi, ilahi Allah.
Alınan nefesle, canla yazılmış,
İlahi, ilahi, ilahi Allah.

Kalp benim cismimde, senin elinde,
Hastadır derdinle, aşk meydanında,
Vurdukça zikreder, gurbet elinde,
İlahi, ilahi, ilahi Allah.

Dil benim ağzımda, kelam senindir,
Kader kaza benim, kalem senindir,
Biz mesken tutmuşuz, alem senindir,
İlahi, ilahi, ilahi Allah.

Yüreğim vurursa aşkınla vursun,
Can nefes alırsa seninle alsın,
Bir an unutursa vurmadan kalsın,
İlahi, ilahi, ilahi Allah.

Yetmiş iki azam sana bağlıdır,
Fikrimde, beynimde adın saklıdır,
Hasretinle yanar, bağrım dağlıdır,
İlahi, ilahi, ilahi Allah.

Karanlık zulmete ışıksın nursun,
Sahra ve çöllere çeşmesin, gülsün,
AHISKALI; der ki sana hamd olsun,
İlahi, ilahi, ilahi Allah.

Kadir İlâhi, İlâhi
Şu peşinde koşan aşık, Ben’im İlâhi, İlâhi
Kulun kölen değimliyim, Sen’in İlâhi, İlâhi
Varsın olsun isteyenin, yalan dünyanın cümlesi
Sen’den gayrı dost neyime, Ben’im İlâhi, İlâhi

Sen’sin şahım ve sultanım, Han’ım İlâhi, İlâhi
Zaten sen’in emanetin, Can’ım İlâhi, İlâhi
Bir gün önce, bir gün sonra, fark eder mi a Sultanım
Sen’den yoksun can neyime, Ben’im İlâhi, İlâhi

İlhamın gelmezden önce, Çöldük İlâhi, İlâhi
Tek Rahman ve Rahim sen’sin, Bildik İlâhi, İlâhi
Dostluğuna muzdaripiz, Mutlak sen’sin, Azim sen’sin
Dost olarak seni bildik, Bildik İlâhi, İlâhi

Sana muhtaç cümle canlar, Canlar İlâhi, İlâhi
Kamil olan anlar, dinler, Dinler İlâhi, İlâhi
Sana doğru dönsün yönler, Dönsün felah bulsun canlar
Kurtuluş ve felah sen’de, Sen’de İlâhi, İlâhi

Kulun beşer, beşer şaşar, Şaşar İlâhi, İlâhi
Şaşmak bize, afsa size, Düşer İlâhi, İlâhi
Sen dururken hep batıldan, Talep ettik Adaleti
Sen af eyle cümlemizi, Bizi İlâhi, İlâhi

Acı Mümin kullarına, Acı İlâhi, İlâhi
Şeref’im der başım tacı, Tacı İlâhi, İlâhi
Sendedir birlik ve dirlik, Rahman ve Rahim, Kadir’lik
Sen’sin Rahman, Rahim, Kadir, Kadir İlâhi, İlâhi

ilahi
Kapına geldim,
ilahi!
Lütfuna geldim,
ilahi!
Layık olmasamda,
ilahi!
Affıma geldim,

ilahi!
Aczimden,
ilahi!
Kuvvetine dayanmaya geldim.
ilahi!
Fakrımdan,
ilahi!
Hazinene konmaya geldim.

ilahi!
Abd’im ben,
ilahi!
Sultan’a geldim.
ilahi!
Günahtan,
ilahi!
Fermana geldim.

ilahi!
Baş döndüren ağyardan,
ilahi!
Yara dönmeye geldim.
ilahi!
Korkulardan,
ilahi!
Gölgendeki esenliğe geldim.

ilahi
Yakın oldun bana benden

Uzak kılma beni senden

Ayırmam seni gönülden

Aşkındır beni ben eden

ilahi ente maksudi – Maksadım sensin ilahım

ilahi ente matlubi – Sana talibim ilahım

ilahi ente mabudi – Tapacağım sensin ilahım

Ente Rabbi Ene abdi – Sen Rabbimsin ben kulunum

Sensiz nasıl var olurum

Seni unutsam ölürüm

Her yerde varsın bilirim

Seni anar seni derim

ilahi ente maksudi – Maksadım sensin ilahım

ilahi ente matlubi – Sana talibim ilahım

ilahi ente mabudi – Tapacağım sensin ilahım

Ente Rabbi Ene abdi – Sen Rabbimsin ben kulunum

Kördür senden ayrı kalan

işleri hep yalan dolan

Hani nerde nerde soran

Bunu tarif eder Kuran

ilahi ente maksudi – Maksadım sensin ilahım

ilahi ente matlubi – Sana talibim ilahım

ilahi ente mabudi – Tapacağım sensin ilahım

Ente Rabbi Ene abdi – Sen Rabbimsin ben kulunum

Dizayn ettin tüm bedeni

Kainatta her döneni

Dönerken zikir edeni

Dirilteceksin öleni

ilahi ente maksudi – Maksadım sensin ilahım

ilahi ente matlubi – Sana talibim ilahım

ilahi ente mabudi – Tapacağım sensin ilahım

Ente Rabbi Ene abdi – Sen Rabbimsin ben kulunum

Sen değil misin Rabbim

Senden ayrı olmaz kalbim

Bu dünyada ben garibim

Sensin her zaman tabibim

ilahi ente maksudi – Maksadım sensin ilahım

ilahi ente matlubi – Sana talibim ilahım

ilahi ente mabudi – Tapacağım sensin ilahım

Ente Rabbi Ene abdi – Sen Rabbimsin ben kulunum

Karışmasın derler sana

Dünyada düzenden yana

Ansam seni kana kana

Herşeyinle karış bana

ilahi ente maksudi – Maksadım sensin ilahım

ilahi ente matlubi – Sana talibim ilahım

ilahi ente mabudi – Tapacağım sensin ilahım

Ente Rabbi Ene abdi – Sen Rabbimsin ben kulunum

Ben derviş miyim?

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Ben derviş miyim?

Ey beni derviş bilen,
Neden bana bu alkış?
Dervişlik yaylasında,
Mevsimlerim kara kış.

Derviş diye atandım,
Gece gündüz yatandım,
Ele bakıp utandım,
Benim her işim yanlış.

Riya dolu gözlerim,
Yalan yanlış sözlerim,
Günahımı gizlerim,
Benimdir her kötü iş.

Bazıları tanırlar,
Her söze inanırlar,
Beni uysal sanırlar,
Benim işim gücüm yaş.

Ey dostlar, ey yarenler,
Hakikate erenler,
Bu yolda olan haller,
Yüce Allah’a kalmış.

Kötü söze alındım,
Ulu suçta bulundum,
Yunus Hakk’tan umduğum,
Yalnız bir rahmet imiş.

Hak teâlâ intikamın, kul eli ile alır

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Hak teâlâ intikamın, kul eli ile alır

Hak teâlâ intikamın, kul eli ile alır
İlm-i hâli bilmeyenler, onu kul yaptı sanır

Cümle eşya Halıkındır, kul eliyle işlenir
Emr-i Bari olmayınca, sanma bir çöp deprenir

Taştın yine deli gönül

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Taştın yine deli gönül

Taştın yine deli gönül
Sular gibi çağlıyorsun
Gözden kanlı yaş akıtıp
Yollarımı bağlıyorsun

Nidem elim ermez yâre
Bulunmuyor derde çare
Geziyorum hep avare
Beni niçin eğliyorsun

Kaybettim ben arkadaşı
Zehir etti tatlı aşı
Gözlerimin dinmez yaşı
Irmak gibi çağlıyorsun

Şu bulutlar uçup giden
Yazın bize gölge eden
Gece gündüz öyle neden
İçin için ağlıyorsun

Sıkıldı Yunus’un canı
Kaybettiğim iller hani
Gurbet ile attın beni
Ciğerimi dağlıyorsun

Kahrın da hoş

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Kahrın da hoş

Hoştur bana senden gelen,
Kırmızı gül yahut diken,
İster kaftan, ister kefen,
Lütfun da hoş, kahrın da hoş.

Sevindir şu ihtiyarı,
Olur aşkın bahtiyarı,
Layık görür isen nârı,
Nârın da hoş, nurun da hoş…

Yunus sana sadık kuldur,
İster ağlat, ister güldür!
İster yaşat, ister öldür!
Lütfun da hoş, kahrın da hoş

Benim gibi

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Benim gibi

Acep var mı ağır başlı,
Benim gibi garip kimse.
Bağrı başlı gözü yaşlı,
Benim gibi garip kimse.

Gezdim bütün Afrika’yı,
Asya ile Avrupa’yı,
Yoktur gezsem her kıtayı,
Benim gibi garip kimse.

Kimse garip olmasın hiç
Hasret ile yanmasın hiç
Aman kimse duymasın hiç
Benim gibi garip kimse.

Söyler dilim ağlar gözüm,
Gariplere göynür özüm,
Sanki gökte bir yıldızım,
Benim gibi garip kimse.

Bitmez bende keder elem,
Ecel ere bir gün ölem,
Oralarda varsa bilem,
Benim gibi garip kimse.

Bir garip ölmüş diyeler,
Üç günden sonra duyalar,
Soğuk su ile yuyalar,
Benim gibi garip kimse.

Yunus gezme hep avare,
Bulunmaz derdine çare,
Bulamazsın gitsen nere,
Benim gibi garip kimse.

Derde derman

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Derde derman

Besmeleyle çıktım yola,
Derde derman arıyorum.
Bakıyorum sağa sola,
Derde derman arıyorum.

Düşüp kalkıp ağlıyorum,
Irmak gibi çağlıyorum,
Ciğerimi dağlıyorum,
Derde derman arıyorum.

Yara göz göz oldu tende,
Çekilmeyen acı bende,
Rabbim derde deva sende,
Derde derman arıyorum.

Bu dertleri gören sensin,
Kula derman veren sensin,
Mümin kalbe giren sensin,
Derde derman arıyorum.

Hoca, yaran kanar durur,
Ne kapanır, ne de kurur,
Bu sıkıntı başa vurur,
Derde derman arıyorum.

Bulmuşum

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Bulmuşum

Mağlup oldu kefere,
Kavuşuldu zafere,
Gitmem uzak sefere,
Dostu dostta bulmuşum.

Bilin artık ölüyüm,
Aşk bağının gülüyüm,
Hep öten bülbülüyüm,
O bahçeden gelmişim.

Ben zavallı bir kuldum,
Artık ben beni buldum,
Şimdi kalmadı korkum,
Korkudan kurtulmuşum.

Yunus gezme cihanı!
Veren alır bu canı,
Canımızın cananı,
Kimdir artık bilmişim.

Gelir

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Gelir

Bu aşkın ateşiyle,
Gözlerden kan, yaş gelir.
Kavrulur yanar yürek,
Bu hâl bana hoş gelir.

Yanmakta imiş hayat,
Ruhum, nefsime dayat!
Dosta ettiğim feryat,
Münkirlere taş gelir.

Aşkımı yoktur bilen,
Hâlime bakıp gülen,
Sevgidir Hak’tan gelen,
Bu halka göz, kaş gelir.

Yunus öğren özünü!
Dostuna aç gözünü!
Uygun söyle sözünü!
Sultana güneş gelir.

Olmaz bana

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Olmaz bana

Ben onunla dost olmuşum,
Başkası dost olmaz bana.
Cahile hedef olmuşum,
Selam dahi vermez bana.

Dostlarla dosta geleyim,
İşin sırrını bileyim,
Ölmeden önce öleyim,
Dünya bâki kalmaz bana.

Terk eyledim başka yeri,
Oldum Hakk’ın sadık eri,
Dostu bulduktan beri,
Bura mekân olmaz bana.

Ben âşık-ı biçareyim,
Baştan ayağa yâreyim.
Artık deli divaneyim,
Şu akıl yâr olmaz bana.

Dost bağının bülbülüyüm,
Mor çiçekli sümbülüyüm,
Mevlâ’nın âdi kuluyum,
Kimse değer vermez bana.

Dost bahçesinde yatarım,
Kaygımı tutup atarım,
Lale alır, gül satarım,
Kimse hesap sormaz bana.

Yunus açık seçik dersin
Şu fâniyi terk edersin,
Yanarak Hakk’a gidersin,
Bir şey hicap olmaz bana.

Canlar feda yoluna

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Canlar feda yoluna

Canlar feda yoluna,
Bu can kaygısı değil.
Sen can gereksin bana,
Cihan kaygısı değil.

Canlar içinde cansın,
Bize iki cihansın,
Hem din ile imansın,
İman kaygısı değil.

Yaramı yuyup sildim,
Yaram kimdendir bildim,
Bendeki yâr kaygısı,
Yaram kaygısı değil.

Derman ola mı bana,
Derdim benim kim ona,
Dertli varayım sana,
Derman kaygısı değil.

Ummanlara dalmışım,
İnci mercan bulmuşum,
Cevher olup gelmişim,
Umman kaygısı değil.

Dendi Yunus Emre’ye,
Kervan yok sen nereye?
Ben eriştim menzile,
Kervan kaygısı değil.

Gözüm bir şey görmez

Çarşamba, Şubat 2nd, 2011

Gözüm bir şey görmez

Derdim çoktur, inliyorum,
Dostlarımı ünlüyorum,
Ben kendimi dinliyorum,
Kimse dilim bilmez benim.

Konuştuğum kuş dilidir,
Öz vatanım dost ilidir,
Topladığım dost gülüdür,
Asla gülüm solmaz benim.

Dostum bana gelsin demiş,
Şu kadehi alsın demiş,
Kadehte ne varsa içtim,
Artık gönlüm ölmez benim.

Hem zahirde, hem bâtında,
Noksan olmaz sanatında,
Bildim artık Hak katında,
Sözüm geri kalmaz benim.

Buldum artık sonsuz hayrı,
Yunus olmaz ondan gayrı,
Bir zerrece Hak’tan ayrı,
Gözüm bir şey görmez benim.

İMAN ile KÜFÜR ARASINDAKİ SINIR ]

Salı, Ocak 18th, 2011

İMAN ile KÜFÜR ARASINDAKİ SINIR ]

İman, Hz. Peygamber’in getirdiklerinin hepsini tasdik, küfür de inkâr etmektir. Buna göre, iman ile küfrü belirleyen başlıca ayıraç kalbin tasdikidir. Ancak kalbin tasdiki, insanlar tarafından bilinemediğinden, ikrar ve ikrarı gösteren dinî görevleri yerine getirmek, yani amel, kalpteki imanın varlığının göstergesi olarak kabul edilmiştir.

Küfrün en belirgin alâmeti, dinin temel esaslarından birini veya tamamını reddetmek yahut onları beğenmemek, önemsememek ve değersiz saymaktır.

Müslüman olduğunu söyleyen bir kimsenin, bu dünyada mümin kabul edilmesi ve İslâm toplumundan dışlanmaması gerekir. Çünkü dünyada dış görünüşe ve ikrara göre işlem yapılır. İçten inanıp inanmadığını tesbit ise Allah’a mahsus ve âhirete ilişkin bir meseledir: “…Size selâm verene dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek, sen mümin değilsin demeyin…” (en-Nisâ 4/94) buyurularak buna işaret edilir. Hz. Peygamber de imanda ikrarın önemini vurgulamak ve kelime-i tevhidi söyleyenin, müslüman kabul edilmesi gereğine işaret etmek için şöyle buyurmuştur: “İnsanlar Allah’tan başka Tanrı yoktur, Muhammed O’nun elçisidir deyinceye kadar kendileriyle savaşmakla emrolundum. Ne zaman bunu söylerlerse, can ve mal güvenliğine sahip olmuş olurlar…” (Buhârî, “Cihâd”, 102; Müslim, “Îmân”, 8; Ebû Dâvûd, “Cihâd”, 104). Bu sebeple imanını diliyle ikrar ettiği veya davranışlarına yansıttığı sürece herkesin İslâm toplumunun tabii bir üyesi olarak görülmesi, can ve mal güvenliğine sahip olması, dünyevî-dinî ahkâm, sosyal ve beşerî ilişkiler bakımından da müslümanın sahip olduğu bütün statü, hak ve sorumluluklara muhatap olması gerekir.

Minic.Gen.TR | Özlü Sözler, Güzel Sözler, Etkileyici Sözler, Anlamlı Sözler, Şiirler, Şifalı Bitkiler | canlı sohbet MyNet MyNet sohbet Mynet mirc sohbet Minic mirc Anlamlı SözlerAyrılık MesajlarıŞifalı BitkilerKomik Mesajlar Minic
İNTERNET HİZMETLERİ Geri bildirimi takip listeme ekle ( RSS )