Arşivler
Kategoriler

Archive for the ‘Hikayeler’ Category

Kamera şakası

Salı, Ocak 18th, 2011

Kamera şakası

Çok sevdiğim bir asker arkadaşım vardı. Ayvalık’a tatile gittiğimde bir gece evine oturmaya gittim. Hanımı bankacıdır . hanımının bayan arkadaşıda aynı bankada müdüre.müdüre hanımın beyi o gün nihayet inadını kırıp n…. cep telefonu almış kendisine . bir şaka yapalım dediler. şakayıda benim yapmamı istediler. hanımınada şaka yapılacağını haber verdiler. telefon açtım .
-Ben nokia merkezden arıyorum , bugün edremit bayimizden cep telefonu almışsınız hayırlı olsun ,çok şanslısınız bugün türkiye genelinde bayilerimiz üzerinden yapılan cep telefonu satışları üzerinden yapılan kura çekimi sonucu yılbaşı tatili kazandınız 2 kişilik tebrik ederiz dedim .
İstanbul da 5 yıldızlı bir otelde gece konaklamada dahil dedim . telefondaki ses inanılmaz dı
-İnanın s…n bey dedi içime doğmuştu biliyormusunuz çok şanslıyım çok teşekkür ederim hemen eşime müjdeli haberi veriyim dedi. tabi bu arada eşide renk vermemek için odadan çoktan çıkmıştı sonradan anlattığına göre. kendisine eşi ile konuşmasını ve 5 dk sonra teyit için tekrar arıyacağımı adres ve tel no larını bildireceğimi söyledim .5 dk sonra aradığımda eşininde buna çok sevindiğini ve yılbaşı tatilini geçirmek için istanbul a geleceğini söyledi ve benden adres ve tel no yu istedi .

Bunun üzerine kendisine bunun bir kamera şakası olduğunu şu an salonun camının dışından kendisini izlediğimizi ve kameralara el sallamasını söyledim. Arkadaşımızda şaşkın bir vaziyette yarı ağlamaklı yarı gülümseyerek salonun camına doğru bakarak el sallamaya başlamış. Eşide gülmemek için kendisini odadan dışarıya atıp tuvalete kaçmış .

Ayvalık’a her gittiğimde arkadaşıma sorarım . ne yapıyor müdire hanımın beyi . olayı anlayabilmiş mi diye :) ) adam hala bu nasıl iş acaba hangi televizyondaydı niye bana söylemediler diye eşine soruyomuş…:)

braveheartsk,42,Erkek,istanbul
mailto:braveheartsk@hotmail.com

ÖKÜZE öküz şakası

Salı, Ocak 18th, 2011

ÖKÜZE öküz şakası

Olay ısparta .eğirdir ilçesi seniçbey köyünde geçer .oköyde benim dayılarım var o köyde beş on sene öncesine kadar herkesin öküzleri var ve bütün bu öküzleriher gün sırayla bir kaç köy genci imece usulü otlağa götürür güderler. dayım ve iki arkadaşı sıcak bir yaz sabahı köyün öküzlerini otlağa götürürken dere kenarında buldukları çok önceleri ölmüş ve kocaman boynuzları nı söküp almışlar otlak yerine varmışlar orada büyük karadut ağaçları var ve dutlarda iyice ermişler. öğleye doğru sürünün lideri gökmen emminin ak öküzüne bi öküz şakası yapmaya karear verirler ak öküzü tutarla bolca topladıkları karadutlarla boyarlar öküzü buda yetmez gelirken bulup getirdikleri kocaman boynuzlarıda öküzün zaten kos kocaman olan kendi boynuzlarının ucuna çakarlar. gökmen emminin ak öküzü mosmor ve devasa boynuzlarıyla kaçar ellerinden …a canım o öküz o sürünün lideri idi. o biçimiyle dalın ca sürünün içine bütün öküzler onu bilemezler saldırırlar bu yabancıya her önüne gelen boynuzlar zavallıyı kaçar döner gene sürüsüne dalar. sürüye daldıkça boynuzlanır . bakarki adeta öldürecekler doğruca köye kaçar tabiki evlerine .. açık olan kapıdan dalar içeriye sahibi olan gökmen emmide avludadır bakarki aman allah bu biçimsiz yabancı öküz.alır eline bi sopa yallah alamadınmı veremedinmi döver …. zavallı öküz ahırına kaçar ordan çıkartıp kovmak için basar sahibi sopayı. o döver öküz evden çıkmaz. Bizimkiler arkadan gelip olanbiteni anlatırlar.

Olayı anlayan gökmen emminin sopasından tabiki biraz nasiplerini alırlar..

osman civan,Erkek,ısparta

Kaza

Salı, Ocak 18th, 2011

Kaza

Annem pazardan geldiğinde çantada olanlardan cebime doldurur sokakta yerdim,annem olum gören gözün hakkı var alan var alamayan var evde ye diyordu.yine birgün annem pazardan gelmişti meyveleri cebime doldurdum tam çıkıyordum annem de beni gördü kovalamaya başladı caddeye fırlayınca dolmuşu son anda farkettim ama ayağımın üstünden geçti acıyla bağırdım şöför durdu olum bişey varmı dedi yok amca dedim sen çok korktun git de şu duvara işe dedi yok amca tamam dedim adam da ses tonunu yükselterek hadi bakim hadi dedi tam duvara işiyordum camdan kadının biri çıkıp eşşeoğlu eşşek duvara işenirmi dedi ve bana tokadı çaktı ne olduğunu anlayamadım o sinirle hem kadına hemde şöföre küfredip oran hızla uzaklaştım

serkan,27,Erkek,eskişehir

Kenar mahalle

Salı, Ocak 18th, 2011

Kenar mahalle

Bir profesor, sosyoloji sinifindaki ogrencilerini Baltimore sehrinin
kenar mahallelerine gondermis ve o bolgede yasayan 200 erkek cocugunun
durumlarini arastirmalarini ve her bir cocugun gelecegi hakkinda bir
degerlendirme yapmalarini istemisti. Ogrenciler hemen hepsi bu
cocuklarin gelecekte hicbir sanslarinin olmadigini dile getirmislerdi.
Bundan tam yirmi bes yil sonra bir baska sosyoloji profesoru tesadufen bu
calismayi buldu ve ogrencilerinden bu projeyi surdurmelerini ve ayni
cocuklara ne oldugunu arastirmalarini istedi. Ogrenciler, o bolgeden tasinan ya da
olen 20 cocuk disindaki 180 cocuktan 176’sinin olaganustu bir basari
gosterip, avukat, doktor ya da isadami olduklarini ortaya cikardilar.
Profesor cok etkilenmisti ve bu konuyu izlemeye karar verdi. Birer yetiskin
olan o cocuklarin hepsi o bolgede yasadiklari icin, her biriyle bulusma sansi
oldu. “O kosullarda nasil bu kadar basarili oldunuz?” sorusuna
verdikleri cevap hep ayniydi: “Mahalle okulunda bir ogretmenimiz
vardi. Onun sayesinde.” Profesor, bu ogretmeni cok merak etmisti. Hala hayatta
oldugunu ogrendigi yasli ogretmenin izini bulmasi zor olmadi. Kendisini
ziyaret etmek icin evine kadar gitti. Karsisinda yillarin yuzune ekledigi
kirisikliklara ragmen hala dinc duran bir yasli kadin buldu. Merakla
yasli kadina bu cocuklari kenar mahallelerden kurtarip, basarili birer
yetiskin olmalarini saglamak icin kullandigi sihirli formulun ne
oldugunu sordu.

Yasli ogretmenin gozleri parladi ve dudaklarinin kenarinda bir
gulumseme belirdi: “Cok basit” dedi, “Ben o cocuklari cok sevdim.”

Bir ünlünün hayati

Salı, Ocak 18th, 2011

Bir ünlünün hayati

Bu yazı oldukça ünlü birisinin ailesi ve çocukluğu hakkında. Amacım büyürken onun yerinde olmanın nasıl bir şey olabileceğini ve bunun
getirdiği duyguları okura biraz olsun hissettirebilmek. Bu kişinin kimliğini açıklamayı en sona bırakacağım ki kişisel önyargılar ve
tahminler onun tecrübelerine hükümsüz bir şekilde bakmaya engel olmasın. Ayrıca biyolojik ve sosyal faktörlerin kişilik üzerindeki etkisini
gözlemlemek açısından ilginç bir yaşam öyküsü olduğu için okurlarla paylaşmak istedim.
Annesi bir hemsirelik öğrencisiydi. Güzel değildi ama abartılı makyajı ve
açık kıyafetleri ile tüm dikkatleri üzerine çekmeyi çok iyi biliyordu. Oldukça seksi, cilveli, flört etmeyi seven, dansa ve içkiye düşkün
biriydi. Babası ise gezici satış elemanlığı yapmaktaydı. Çekici bir adamdı. Değişik kentlerde kimisini hamile, kimisini bebekli olarak
terkettiği pek çok sevgilisi ve karısı vardı. Hakkında bazı bilgilerini gizli tutar, nereli olduğunu ve doğum tarihi ile ilgili konularda da
yalan söylerdi.

Bir gün bir kızarkadaşını hemşirelik öğrencisinin çalıştığı
hastaneye getirmişti. İlk kez orada karşılaştılar. İlk görüşte aşktı bu;
2 ay sonra evlendiler. Ancak adam başka biriyle halen evliydi ki bu evliliklerini yasal kılmıyordu. Önceki evliliğinin boşanma ile
sonlanması bir sonraki yıl gerçekleşecekti. Tabi bunlardan kimsenin haberi yoktu.
Düğünden bir kaç hafta sonra orduya çağrıldı ve 2. Dünya Savaşı’na katıldı. O askerken genç gelin kendi anne ve babasıyla kaldı ve
eğlencelere katılıp dans etmekten de hiç geri kalmadı.

Askerden dönüste kocası ancak başka bir şehirde iş bulabildi, o orada çalışırken gelin yine ailesiyle kalmaya devam etti. Gelecekleri parlak
görünüyordu; bir bebekleri olacaktı ve adam bir ev almaya çalışıyordu. Sonunda kendi evlerine
taşınabileceklerdi. Böylece adam karısını yeni evlerine götürmek için yola çıktı. Ancak o gün kadın hayatının en kötü
haberini aldı. Hızlı ve pervasız araba kullandığı bilinen kocası bir kazada hayatını kaybetmişti. Genç kadının bütün hayalleri yıkılmıştı.

Bir kaç ay sonra ölen kocasının adını verdiği bir oğlu oldu.
Bir yetim olarak doğmuştu ve daha bebekken annesi onu anneannesi ve dedesi ile bırakıp okulunu bitirmeye başka bir kente gitti. Anneannelerin
evinde hayat zordu. Anneannesinin seksi tavırları tıpkı annesi gibiydi. Ayrıca,
sık sık çığlık çığlığa bağrıp küfürler ettiği, eşyaları kırıp döktüğü
öfke krizleri tutardı. Dedesi ise alkole sığınarak tüm bunlara katlanan sessiz
bir adamdı. Bu ortam bebek için dengesiz, güvensiz ve korku doluydu.
Çocuk üç yasına geldiğinde annesi hemşirelik okulunu bitirip eve döndü. Aynı yıl frapan tarzı ve kadın avcısı kişiliği ile ilk kocasına benzeyen
bir adamla evlendi. Adam içki içiyor, kumar oynuyor ve sarhoşken karısına ve üvey oğluna terör yaşatıyordu. Kaderi, çocuğu husumet dolu bir evden
almış daha kötüsüne sürüklemişti. Aile kısa bir süre sonra genelevleri,
kumarhaneleri, rüşvet yiyen yozlaşmış politikacılarıyla ünlü, bir zamanlar
gangsterlerin popüler yeri olan bir kasabaya taşında. Kasabanın havası evdeki problemlere gaz verdi. Anne artık sadece eğlencelere gidip içki
içmekle kalmıyor bir de kumar oynuyordu. Büyük ihtimalle karısına ihanet etmekte olan üvey baba ise onu sadakatsizlikle suçluyor böylece her gece
çığlık çığlığa kavgalar ediliyordu. Dışardan bakıldığında şirin bir aile görünümü veriyorlardı: İş adamı bir
baba, çalışan bir anne, akıllı ve başarılı bir çocuk. Çocuk daha on yaşında ailesinin adını korumak için dışarda mutlu bir yüz takınmayı
öğrenmişti. Evde anne-baba anlaşmazlığı gibi bir sorun olduğunda çocuklar
kendilerini suçlarlar. Yani küçük çocuk kendisinin tüm bu kargaşanın kaynağı olduğuna inanıyor, onun için de herkesi memnun etmek için
elinden gelen herşeyi yapıyordu; Uslu bir çocuk ve iyi bir öğrenci oldu. Bu
herşeyden sorumlu olduğu duygusu onu bir mükemmeliyetçi olmaya itti. Başarılı olmak için duyduğu baskı korkunçtu. Her başarısızlık ise
dünyanın sonu gibiydi.

Ona babalık yapan ve onu koruyup gözeten biri hiç olmamıştı, ama o dokuz yaşındayken doğan küçük kardeşi için bir baba figürüydü. 14 yaşına
geldiğinde üvey babası annesini dövmeye başlamıştı. 16 yaşında iken bir
keresinde sarhoş adam annesine makasla saldırmıştı, delikanlı annesini üvey babanın elinden kurtarıp ona “Eğer onları istiyorsan, önce beni
geçmelisin” dedi. Adam makası bırakıp delikanlıyı dövmek için kemerini çıkarırken, o annesini ve kardeşini oturma odasına çekip kapıyı adamın
suratına kapattı.

Annesi adamı boşayıp aynı yıl onunla tekrar evlendi. Delikanlı buna çok
kızmıştı. Annesini bu adamı neden geri aldığını bir türlü anlamıyordu.
Kısa bir süre sonra adam ölümcül bir hastalığa yakalandı. Artık evde, kendine acıyan zavallı bir figürden başka bir şey değildi. Beş yıl
sonraki ölümüne kadar karısı hep yanındaydı. Gencin hiçbir arkadası ya da öğretmeni evde tüm bunların olup
bittiğinden şüphe bile etmiyordu. Programının izin verdiği kadar çok aktiviteye
katılan hep aynı sosyal, başarılı öğrenciydi. Liseden ilk on arasından mezun oldu ve üniversite okumaya başka bir şehre gitti. Okul harcı ve
yeme-içme masraflarını karşılamak için aynı zamanda yarım gün çalışıyordu.
Oxford Üniversitesi’nde okumasını sağlayan bir burs kazanacak kadar iyi
bir derece ile mezun oldu. Oxford’ dan döndüğünde Yale Hukuk Okulu’na gitti, orada gelecekteki eşi Hillary Rodham’ la tanıştı. 32 yaşında
Arkansan Valisi aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri’nin en genç valisi oldu. 1992′de Bill Clinton başkan seçilmişti.

Onun hikayesi insanın gücünü kanıtlıyor, bununla birlikte genetiğin,
yetiştirilme tarzının ve çevrenin kişilik ve davranışlar üzerindeki etkisini gösteriyor.

Ömer Özder
Kaynakça:
1. Jerome D. Levine, “The Clinton Syndrome”
2. Roger Clinton, “Growing Up Clinton”
3. Meredith L. Oakley, “On the Make, The Rise of Bill Clinton”
Elaine Landau, “Bill Clinton and His Presidency”

Büyü dükkani

Salı, Ocak 18th, 2011

Büyü dükkani

Uzak diyarlardan birinde bir ülkede, yemyesil tepelerin arasinda, kisin bembeyaz bir kar örtüsü ile, baharda rengarenk kir
cicekleri ile kaplanan bir vadi vardi. Ortasindan küçük bir irmagin gectigi bu vadi “Buyulu Vadi”
olarak anilirdi. Ona bu adi veren ise, vadideki ilginç bir dukkan ile, bu
dukkanda yasananlardi. Unu ulkenin dort bir yanina yayilmis olan dukkanin
adi “Büyü Dükkani” idi.

Buyu Dukkani’nin sahibi, ak sacli, ak sakalli bir ihtiyardi. Burasi, ayni zamanda onun yasadigi yerdi. Bu nedenle, dukkanin
disaridan goruntusu tipki bir ev gibiydi. Uc tarafinda da yesil cerceveli pencerelerin oldugu, tamami
ahsaptan yapilmis olan bu binaya, bir verandadan giriliyordu. Iceri girer girmez, ilginc esyalarla donanmis oldukca genis bir oda ile
karsilasiyordunuz. Buyuk bir kütüphane, uzerlerinde cok sayida esyanin bulundugu raflar, masa ve konsollar dukkanin dort bir tarafini kapliyordu.
Ancak bu kalabalik goruntu icinde cok etkileyici bir duzen goze carpiyordu. Butun esyalar, belli bir estetik icinde duruyor ve bu estetik hicbir zaman
bozulmuyordu. Buyu Dukkanini cevreleyen pencereler, icerdeyken bile gunun aydinligina ve vadinin güzelligine hakim olmaniza izin veriyordu. Dukkanin
icinde, arka taraftaki bolmeye acilan bir kapi vardi. Bu bolmede mutfak,
banyo ve yatak odasi bulunuyordu. Dukkana gelen musteriler, arka tarafa acilan kapiyi daima kapali gorurlerdi.

Her insanin, yasaminda cok istedigi ancak sahip olamadigi birseyler vardir. Ya da sahip olup kaybettigi seyler.. Bazen de sahip oldugu ancak kurtulmak
istedigi seyler… Iste butun bunlar, o ulkede yasayan insanlarin bir kismi icin, Büyü Dükkani’na gelme nedeniydi. Bu dükkanda, isteklerinizi
sinirlamak zorunda degildiniz. Müsteriler, hayal edebildikleri herseyi isteme ve alma hakkina sahiptiler. Tabii, bedelini ödedikleri takdirde…
Her yerde oldugu gibi bu dükkanda da almak istediginiz seyin bir bedeli vardi. Bu bedelin ne olacagi, dükkan sahibiyle yaptiginiz pazarlik sonucunda ortaya çikardi. Ancak, Büyü Dükkani’nda maddi bedellerin hiç bir
hükmü yoktu. Bazi müsteriler birseye sahip olmak için ödenebilecek tek bedelin para olabilecegi
düsüncesiyle, cepleri kabarik gelirlerdi. Oysa burada yapilan pazarliklar, günlük yasamdakilerden biraz farkli olur ve pek çok müsteriyi sasirtirdi.

Dükkan sahibi yasli adam, her sabah gün agarirken kalkar, kendine büyük bir fincan kahve yapar ve bir insanin isteyebilecegi her seyin var oldugu
dükkaniyla gurur duyarak kahvesini yudumlardi. Kahvenin ardindan gelen zevkli bir kahvaltidan sonra da pencerelerinin perdelerini sonuna kadar açarak,
sallanan koltuguna oturur ve içeri dolan gün isiginin yardimiyla okumaya
baslardi. Büyü Dükkan’inda satici olmak bilgelik isterdi.

O güne kadar dükkana gelen hiçbir müsteriyi geri çevirmemisti dükkan sahibi. Herkes, çok istedigi bir seye sahip olmak ugruna onca yolu göze
alarak gelir ve mutlaka alabilecegi en iyi seyi almis olarak çikardi. Ama genellikle aldigi
sey istedigi seyden çok farkli olurdu..

Yasli adam ara sira, okudugu kitaptan basini kaldirir, yolu gören pencereye bir göz atardi. Eger bir müsteri geliyorsa, onu ta uzaktan yakalayip,
dükkana yaklasana kadar izlemeyi severdi. Bu, onun için zihinsel bir hazirlik süreciydi. Bu süre içinde zihnini, biraz sonra gelecek olan
müsteriyi iyi anlayabilmek için bosaltirdi.

Sabah disari baktiginda, yagan karin yolu iyice kapattigini gördü. Bu havada gelen giden olmaz diye düsünüp, hüzünlendi. Büyü Dükkani, hemen
hergün bir müsteri agirlardi. Ancak, yilda birkaç kere de olsa kimsenin ugramadigi
günler olurdu. Yasli adam, o gününde bunlardan biri olmasindan korktu. Nedense
issizlik içini ürpertmisti. Tam o sirada uzakta bir kararti gördü. Kar
beyazinin kamastirdigi gözlerini kirpistirip tekrar baktiginda, bunun yaklasmakta olan bir insan oldugunu anladi. Içini bir sevinç kapladi.

Gidip sobasina bir odun atti ve tam pencerenin karsisindaki sallanan koltuga oturup, müsterisini beklemeye koyuldu. Kis mevsiminin bu soguk
gününde epeyce üsümüs, yorgun düsmüs olmaliydi. Kapinin önüne gelinceye
kadar, gözlerini hiç ayirmadan izledi onu. Iyice kulak kabartti. Üç basamakla çikilan, ahsap zeminli verandadaki ayak seslerini ve onlara eslik
eden gicirtiyi duymaktan çok hoslanirdi. Bekledigi kisinin ayak sesleri ikinci basamakta kesildi. Müsteri çalmadan, kapiyi açmamayi prensip
edinmisti yasli adam.

Çünkü, hemen herkes o kapinin önünde durup, bir kez daha düsünürdü. Kapiyi
çalmaktan vazgeçip dönenler, az da olsa olmustu. O gün de ayni seyi yapti. Sonunda kapi çalindi.

Açtiginda, karsisinda soguktan kizarmis elleriyle atkisini çikarmaya çalisan bir erkek gördü.

“Iyi sabahlar, girebilir miyim?” diye sordu müsteri.

Dükkan sahibi, müsterisini içeri aldiktan sonra, isinmasi için ona bir kahve ikram etti. Sessizce kahvesini içerken etrafi seyreden adam,
karsisinda oturan yasli saticinin ikna edilmesi pek güç olmayan biri oldugunu düsündü.
Herhalde o da müsterisini anlar, onun hakli istegini geri çevirmek istemezdi. Acaba Büyü Dükkani’ndan çikarken istedigi gibi bir alisveris
yapmis olacak miydi? Bir süre söze nasil baslayacagini bilemedi. Belki de dükkan sahibinin bir seyler söylemesi gerekirdi. Ancak karsisinda, sabirli
bir ifade ile müsterisinin gözlerinin içine bakarak oturan saticinin, alisverisi
baslatmaya niyetli olmadigini anladi. Bu sabirli bekleyis, onda hem cesaret hem de yumusak bir etki yaratti. Anlasilan, baslangiç sözleri kendisinden
bekleniyordu. Sonunda, fazla düsünmeden aklindan ilk geçeni söyleyiverdi.

- Ününüzü duyunca çok uzaklardan kalkip geldim buraya.Istedigim seyi, bir tek sizin dükkaninizda bulabilecegimi söylediler. Karsiliginda ne
isterseniz vermeye hazirim.

- Istediginiz seyin ne oldugunu ögrenebilir miyim ?

- Bakin, ben elli bes yasindayim. Yani yolun yarisini geçeli çok oldu. Söylemeye dilim varmiyor ama yolun sonuna yaklastim galiba. Bu gerçege
tahammülüm yok. Ben bugüne kadarki hayatimi geri istiyorum. Mümkün mü ?

- Elbette mümkün. Biliyorsunuz, dükkanimda her sey mevcut. Ancak tam olarak ne
istediginizi anlayabilmem için, bana geri istediginiz hayatinizi biraz anlatabilir misiniz?

Dükkan sahibinin sordugu soru, müsteriyi iç dünyasina döndürmüstü. Gözünün
önünden geçen sahnelerin kendi yasamina ait oldugunu kabul etmek için kendini zorluyordu. Bütün görüntüler, bir kargasa ve telas içinde
birbirlerine karisarak geçip gittiler ve geride yalnizca issiz bir hüzün biraktilar.
Hüznünün yüzüne yansimasina engel olamayan müsteri, yasli saticinin sorusu
karsisinda ancak sunlari söyleyebildi:

- Geçmis yasamimda birçok hata yaptim. Bunlar için pismanlik duyuyorum… Yanlis kararlar verdim, kayiplara ugradim. Zamani hovardaca harcadim. Bir
gün bir de baktim ki, hayat yanimdan geçip gidiyor. Panige kapildim ve bir
çare aramaya basladim. Dostlarimla konusmayi denedim. Beni teselli edip derdimi unutturmaya çalisanlar da oldu, yardim etmeye çalisanlar da. Ama
hiçbiri kar etmedi. Kendimi çok mutsuz hissediyordum. Derken, bir gün birisi bana sizden ve Büyü Dükkani’ndan söz etti. Bunu duyar duymaz sanki
içimde bir isik yandi. Büyük bir umutla hemen yollara düsüp size geldim.
Kendimi çok çaresiz hissediyorum. Lütfen elli bes yilimi bana geri verin.

- Yani, siz pismanlik duydugunuz hayatinizi yeniden yasamak mi istiyorsunuz?

- Elbette hayir. Söylemek istedigim bu degil. Ben yalnizca kaybettigim yillarimi geri istiyorum. Eger bir sansim daha olursa ayni hatalari
tekrarlamayacagim.

- Herhalde bunu çok istiyorsunuz.

- Evet, hem de her seyimi verecek kadar.

- Peki, benim size verecegim elli bes yilin karsiliginda siz bana ne verebilirsiniz?

- Ne isterseniz?

- Sanki bunun için herseyden vazgeçmeye hazir gibisiniz.

- Hiç kuskunuz olmasin. Su anda sahip oldugum herseyden vazgeçebilirim. Yeter ki geride biraktigim yillarimi bana geri verin.

Yasli adam, ellerini sakallarinda dolastirir, kendini sallanan koltugunun devinimlerine birakmisti. Bir süre düsündü. Müsterisinin, sabirsizlikla,
pazarligin bitmesini beklediginden emindi. Büyü dükkanina gelen kisiler, genellikle bir an önce istediklerini alip gitmek için acele ederlerdi. Bu
nedenle, yasli adam, pazarligin basindaki düsünce yolculuklarinda yalniz kalirdi. Su anda da, sessizligin yalnizca kendi isine yaradigini biliyordu.
Koltugu ile birlikte öne dogru egilerek müsterisinin gözlerinin içine bakti
ve agir agir konusmaya basladi:

- Beyefendi, her ne kadar siz elli bes yil karsiliginda bana herseyinizi vermeye hazir olsaniz da, ben sizden bir tek sey isteyecegim.

- Dileyin benden ne dilerseniz.

- Belleginizi…

- Anlamadim?

- Belleginizi dedim…Elli bes yilin yasantisini içinde barindiran belleginizi istiyorum.

- Ah evet anladim. Ilginç bir bedel… Kabul ediyorum. Tamam alin bellegimi.

- Emin misiniz?

- Neden olmayayim? Elli bes yil kazanacagim.

- Belleginizi, içindeki her seyle birlikte bu dükkanda birakip gideceksiniz. Elli bes yilin tek bir anini hatirlamayacaksiniz. Buraya
neden geldiginizi bile …

- Daha iyi ya! Her seye yeniden baslayacagim. Zaten geçmisi hatirlamak istemiyorum ki!

- O halde, korkarim elli bes yil sonra buraya tekrar gelirsiniz. Tabii o zaman benim yerime, bir baskasi size yardimci olur.

- Hayir hayir… Emin olun ki, su dakika bellegimi size birakip elli bes yilimi geri alacagim ve dükkaninizi, bir daha dönmemek üzere terk edecegim.
Ve yine söz veriyorum, su ana kadar yaptigim hatalarin hiç birini tekrar etmeyecegim.

- Isterseniz baska sözler vermeyin. Çünkü, az sonra, belleginizle birlikte bütün hepsini burada birakip gideceksiniz.

Yasli adamin son sözleri, müsterinin duraklamasina neden olmustu. Bu sözlerin anlamini kavrayabilmek için birkaç saniye düsünmek zorunda kaldi.

- Nasil yani? Buradan çiktigimda hiçbir sey hatirlamayacak miyim? Sizinle konustuklarimizi bile, öyle mi?

- …………………………….

- Yani hiçbir seyi mi ? Buraya neden geldigimi, sizin kim oldugunuzu ve hatta…!

- Ne yazik ki!

Yasli adam, su anda pazarligin sonuna geldiklerini hissediyordu. Karsisinda oturan müsterinin yüzünde gördügü aydinlanma, pazarlik sahnelerinin en
hoslandigi görüntüsüydü. Son sözleri müsterisinin söylemesini istedigi için
bir süre sessiz kaldi ve bekledi. Bu seferki sessizligin, müsterisinin isine
yaradigindan emindi. Onun aydinlanan yüzünün ortasinda parlayan
gözbebekleri, yasli satici için, sessizligin içinden çikacak sesli bir coskunun habercisi gibiydi. Gerçekten de, konusmaya baslayan müsterisi onu
yaniltmadi:

- Sanirim ne demek istediginizi simdi anliyorum. Eger elli bes yilin bedeli bu ise, pes ediyorum. Bellegimden vazgeçemem. Bu neye benziyor
biliyor musunuz? Bir kadinin, çok istedigi bir tokayi, saçlari karsiliginda satin almasina… Çok ilginç bir insansiniz. Bana, Büyü Dükkani’ndan almak
istedigimden çok farkli bir seyle çikacagimi söylemislerdi de inanmamistim. Ben, bugüne kadar ki yasamimi almak için gelmistim, ancak bugünden sonraki
yasamimi alip gidiyorum. Size tesekkür ederim.

- Bir sey degil. Güzel bir pazarlikti. Hosça kalin.

Yasli adam, müsterisini gözden kaybolana dek gülümseyerek izlerken, aklindan
Santayana’nin bir sözü geçiyordu:

“Geçmisi hatirlamayanlar, onu bir kez daha yasamak zorunda kalirlar.”

Ay’in hikayesi

Salı, Ocak 18th, 2011

Ay’in hikayesi

Cok cok eskiden yesil bir vadinin icinde bir irmak kiyisinda kurulu bir koy varmis dunyada, taa dunyanin obur ucunda.Cok eski dedik ya, o zamanlar gunduzleri pek gunesli gecermis,
yagmur yagmadikca; geceleri hep yildizli olurmus, bulutlar olmadikca.

Koy sakinleri tarimla ugrasirlarmis, hayvanlar avlarlarmis ucsuz bucaksiz arazilerinden, sularini kaynagi cok uzakta olan,
koylerinin icinden gecen,irmaktan alirlarmis. Koyde herkes birbirini sever, sayarmis.
Koyde bir tek kisinin kalbinde oyle buyuk bir sevgi varmis ki butun koyunkune bedelmis; Dolun’un Intera’ya olan askiymis bu.
Kiz Dolun’u bilirmiste tanimazmis yakindan. Dolun dayanamamis bir gun gitmis kizin yanina. Sormus Intera’ya onunla evlenip
evlenmeyecegini.

Intera demis ki Dolun’a :

- “Evlenirim evlenmeye ama benim isteyenim coktur, her gelen kisiden ayni seyi ister benim babam. Ancak babamin bu istegini
yerine getiren benimle evlenir.”

Dolun sasmis.

- “Sensin benim kalbimim sahibi” diyerek baslamis sozune “senin dilegin benim icin bir emirdir, soyle istegini hemen yapayim”
demis askina.

Intera demis ki

- “Bir cicek vardir yapraklari gumusten tomurcuklari elmastan, onu ister babam benle evlenecekten”.

Dolun

- “Bekle beni” demis Intera’ya, “hemen gidip getireyim o cicegi ama nerededir yeri?”

Intera parmagiyla gostermis akan irmagi
- “Iste bu irmagin kaynagindadir der babam, kirk gun yurumek
gerekirmis oraya varmak icin ama bir giden bir daha gelmedi
simdiye dek cunku oralar buyuluymus derler, giden geri gelmezmis cunku buralardan cok daha guzelmis oralar.

Dolun

- “Senden daha guzel ne olabilir ki bu dunyada” demis Intera’ya “Donecegim, o cicekle, donecegim cunku seviyorum seni, cunku
sensiz anlami olmaz benim icin o guzelligin”. Dolun cikmis yola sonra. Kirk gun yurumus irmagin yanindan.
Hep ne kadar sevdigini dusunmus Intera’yi yol boyunca. Tek aklindaki Intera’ymis, tek amaci ise o cicek. Kirkinci gun
kalkmis Dolun sabah erkenden, yuzunu yikamis irmaktan, anlamiski cok yaklasmis kaynagina irmagin suyun serinliginden. Devam etmis
yoluna sonra. Biraz sonra varmis kaynaga, butun yesilliklerle cevrili bir gol varmis kaynakta, golun ortasinda bir adacik,
adacigin ustunde de o cicek duruyormus. Anlamis Intera’nin anlattigi cicek oldugunu guzelliginden. Yuzmeye baslamis adaya
dogru hemen. Adaya cikinca karsisinda bir adam belirmis Dolun’un.

Adam Doluna

- “Her gulun bir dikeni, koruyucusu, oldugu gibi bende bu cicegin koruyucusuyum, eger almaya geldiysen ben, Salut, izin
vermem buna” demis. Dolun saskin ve de kararli bir tonla

- “Ben o cicegi alacagim sonra askima kavusacagim” demis “Hic bir sey beni kararimdan ceviremez”.
- “O zaman beni biraz dinleyeceksin” demis Salut “sana neden koparmaman gerektigini anlatacagim, eger hala ikna olmazsan
o zaman izin veririm almana”. Dolun ikna olmus ve cokmus yoncalarin ustune, baslamis dinlemeye…

- “Eger bir seyi cok fazla istersen ve engelin yoksa onunde onu alirsin, hayatta boyledir, insan engelleri asarsa yasamina
devam edebilir. Bu cicekte sadece yasam icin bir seyler yapacaksan engelleri kaldirir onunden cunku onunda bir gorevi var, bu cicek
sadece 28 gecede bir acar yapraklarini ve parlayan tohumlarini gole doker, bu sayede buradaki sular yukselir ve irmaktan
tasar gider zamanla. Bu irmak sayesinde yasar bu dogadaki yesillikler, insanlar, hayvanlar.” demis Salut.
Dolun baslamis dusunmeye, eger cicegi koparirsa kavusacaktir sevdigine ama kuruyacaktir irmaklari bunun yaninda. Sonunda
cicegin basina coker kalir Dolun. Gumus yapraklarinda kendini gorur Dolun cicegin. Yaninda Intera vardir ama niye mutsuzdur
ikiside. Aslinda kalbindeki tek endiseyi gorur Dolun. Zaman gectikce Dolun’un dusunceleri yogunlasir kafasinda.
Mutsuzlugunu dusunur, ciceksiz Intera’siz bir yasam dusunur. Koparamaz cicegi gunlerce. Dolun artik yasamaktan zevk almaz
sekilde sadece askini dusunerek beklemeye baslar olacaklari. Bir gece cicek tohumlarini birakirken gole, bir tomurcukta
Dolun’un sertlesmis kalbinin ustune dusmus, aniden Dolun kalbindeki askinin buyuklugu kadar kocaman bir tasa donmus, tas o kadar
buyukmus ki dunyaya sigmamis gokyuzune yukselmis ve Dunya’yla donmeye baslamis. Boylece Ay olmus Dolun’un kalbi Dunya’ya. O
gunden sonra sadece 28 gecede bir gostermis Dolun kalbinin tum yuzunu, askinin butun pariltisini digerlerine; sadece o
gecelerde aydinlatmis Dunya’yi, ayni cicek gibi…

kül kedisi Hikayesi

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

kül kedisi

evel zaman içinde kalpur saman içinde bir kız varmış zavallı kızın annesi öldügü için üvey annesi vardı. zavallı kızın üvey annesi kıza çok kötü davranıyomuş.hatta kızın iki tane üvey kızkardeşi varmış.birgün köyün prensi bir balo düzenleyip koyün baloda en güzel kızıyla evlenecekmiş.kız bu baloya meyı çok istemiş ama üvey annesi buna izin vermemiş.üvey anne baloya giderken kıza şoyle der:geldigimde elbiseler yıkanmış yemek hazırlanmış olacal.he bide yemek bu sefer 6 kişilik olacak.üvey anne baloya gittikten sonra kız alamaya başlar birde ne görsün karşısında bir peri peri kıza şöyle der:bana bir kabak getir kız perinin dedigini yapar:peri kabaha bir kere dokunduktan sonra kabak bir arabaya dönüşür kıza dokundugunda ise kız dünya güzeli gibi olur. kıza kıza 12de evde ol der kız prensle das eder.saat12 olur ve kız eve giderken ayakkabısını düşürür prens köyün bütün kızlarına ayakkabıyı giydirir ve kızı bulur kız prenses olur böylece bu hişikaye burda biter

kül kedisi hikayesini okudunuz.

HÜLYA ÖĞRETMEN

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

HÜLYA ÖĞRETMEN

Kırmızı çoraplı küçük bir kız hatırlıyorum.Babasıyla el ele tutuşmuş okula gidiyor.Fakat ne çantası ne de okul önlüğü var bu küçük kızın.Ayrıntıları hafızamdan silinmiş bir etek ve etek altında uzun kırmızı çoraplar…Küçük kız okula kayıt olmaya gidiyor.O güne kadar görmediği ama herkesten işittiği okul…Acaba nasıl bir şeydi küçük kızın hayalinde.Babası,”okula gidince bir çok arkadaşın olacak”demişti.Okula gitmeden önce küçük kıza babası,üzerinde Atatürk resmi olan bir alfabe kitabı almıştı.Kalemleri,defterleri,kitapları vardı küçük kızın.Okul çantası,okul önlüğü hepsi hazırdı.Okul deyince küçük kızın hayalinde işte böyle bir resim çizilirdi.İsimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan arkadaşlar,üzerinde Atatürk resmi olan kitaplar,kenarları kırmızı kalemle çizilmiş defterler,rengarenk kalemler…Haftanın ilk günü,bir pazartesi sabahı okullar açıldı.Annesiyle beraber sınıfa girdi küçük kız.Hayalindeki resimde bir eksiklik vardı.Öğretmen…Ayakta duruyor,ellerini sınıf defterinin olduğu masaya dayamış yoklama yapıyordu.küçük kız onu da ekledi hayalindeki resme ve yoklama bitti.Anneler çocuklarını bırakıp gittiler.Öğretmen adını söyledi,adım “Hülya Can”dedi.O günden sonra küçük kızın en sevdiği isim”Hülya” oldu.En sevdiği oyun da öğretmencilik…Bir gün Hülya öğretmen,öğrencilerin defterlerine yazdıklarını kontrol ediyordu.Sıra küçük kıza geldiğinde “aferin,ne güzel yazıyorsun”demişti.O günden sonra küçük kız öğretmenini çok hem de çok sevdi.Hayalindeki öğretmen resminin çizgileri gittikçe daha belirgin,daha yumuşak ve ayrıntılıydı.Günler geçtikçe öğretmenin üzerine siyah bir kazak çizildi.Öğretmeni bu kazağı çok giyerdi.Küçük kız,Hülya öğretmenin saçlarını,yüzünü,bakışlarını,ille de o sevimli yanaklarını-gülerken elmacık kemikleri daha bir belirginleşir,sanki yüzünde güller açardı-Evet, illede o sevimli yanaklarını tüm ayrıntılarıyla çizdi.Onu çizerken çizgiler o kadar yumuşaktı ki…Tıpkı Hülya öğretmenin sıcacık,yumuşak elleri gibi…Küçük kız doyamıyordu öğretmenine.Onu o kadar çok seviyordu ki…Paydos zili çalar çalmaz kitaplarını çantasına yerleştirir,Hülya öğretmenin arkasından yetişmeye çalışırdı.Otobüs durağına kadar Hülya öğretmenle beraber yürümek,ayrılırken “iyi akşamlar” deyip el sallamak ne büyük zevk verirdi küçük kıza.ilk iki sene böyle geçti.Küçük kız artık 3. sınıf olmuştu.O yıl Hülya öğretmen hamileydi.Tıpkı annesi gibi o da bir bebek bekliyordu.Bir akşam,küçük kızın babası annesini hastahaneye götürdü.Küçük kızla kızkardeşi o gece babaannelerinde kaldılar.Ertesi gün babaanne küçük kızla kızkardeşine müjdeyi verdi.Bir erkek kardeşleri olmuş.O gün küçük kız okula gitti ancak öğretmeni sınıfta yoktu.O gün Hülya öğretmen okula hiç gelmedi.Küçük kız eve döndüğünde annesi ona öyle bir haber verdi ki küçük kız çok şaşırdı.Tesadüfün böylesi,meğer küçük kızın annesiyle Hülya öğretmen aynı hastahanede aynı gün doğum yapmışlar.Ertesi gün küçük kız, arkadaşlarına vereceği haberin sabırsızlığıyla okula gitti.Sınıfa girdiğinde arkadaşlarına,öğretmenlerinin bir kızı olduğunu bu yüzden okula gelemediğini söyledi.Hülya öğretmen kırk gün doğum izni almıştı.Küçük kız tam kırk gün Hülya öğretmenini göremeyecekti.O gün Hülya öğretmenin sınıfını üç,dört gruba ayırıp diğer sınıflara dağıttılar.Küçük kız şimdi hem arkadaşlarından hem de Hülya öğretmeninden ayrıydı.Alışamadı yeni sınıfına,sevemedi yeni öğretmenini,yeni arkadaşlarını.Küçük kız artık güzel yazı yazamıyordu.Derste parmak kaldırmıyor,sorulara cevap veremiyordu.Okulu artık sevmiyordu.Her sabah ya başı,ya karnı ağrıyor okula gitmek istemiyordu.Küçük kız geçen her günün hesabını tuttu.Kırk gün sonra öğretmeni gelecek o yumuşacık,sıcak elleriyle küçük kızın çenesini okşayacak,yine ona “aferin”diyecekti.Neyseki günler geçti.Kırk gün dolmak üzereyken bir öğretmen sınıfa girdi ve”Hülya öğretmen bundan sonra 4.sınıfları okutacakmış”dedi.Küçük kız kulaklarına inanamadı.Belki de hayatının ilk acı hayal kırıklığıydı.Dersin sonuna kadar zor tuttu kendini.Zil çalar çalmaz hıçkırıklara boğuldu.Okuldan eve ağlayarak geldi.Annesine olanları anlattı.Annesi Hülya öğretmenine telefon açıp kararının sebebini sordu.Hülya öğretmen ne söyledi,küçük kızla ne konuştu…Hepsi hafızamdan silinmiş hatırlamıyorum.O günkü telefon görüşmesinden sonra küçük kız,bir okul dönüşü Hülya öğretmenle karşılaştı.Hülya öğretmen küçük kızı görünce çok sevindi.ona sarıldı,yanaklarından öptü.Küçük kızın yanaklarında ruj izleri kalmıştı.Hülya öğretmen “bak yanaklarına kelebekler konmuş”dedi.Yine mutluydu,yine sevinçten uçuyordu küçük kız,yanaklarındaki kelebeklere eşlik edercesine…Küçük kız ertesi gün eski sınıfına girdi.Okulun ilk günü çizdiği resim yeniden canlandı.Hülya öğretmen yazı tahtasının önünde duruyor,küçük kıza gülümsüyordu.Ve arkadaşları,isimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan arkadaşları,onlar da o gün oradaydılar.Şimdi küçük kız büyüdü.Bir zamanlar babasıyla el ele yarı ürkek,yarı heyecanlı girdiği okul kapısından bu yılın sonunda ayrılıyor.Yeni bir resim çizecek küçük kız.Elleri öğretmen masasının üzerinde,gözleri yoklama listesinde.Kendini çizecek küçük kız.İsimleri Ayşe,Fatma,Ali,Ahmet olan öğrencileri-kimbilir bunların içinde okulun o ilk gününü resimleştiren kırmızı çoraplı küçük bir kız olacak.Yine resimde bir şey eksik olacak.Kimse dolduramayacak onun yerini.Küçük kızı okutan,adı Hülya olan öğretmenler de…O kürsü hep boş kalacak.Küçük kız elini yanaklarında gezdirecek,kelebeklerin uçtuğunu farkedecek.Bir okul dönüşü Hülya öğretmeni bekleyecek,kimbilir belki karşılaşırız ümidiyle…

HÜLYA ÖĞRETMEN hikayesini okudunuz.

çocuk hikayesi

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

çocuk hikayesi

Bir zamanlar kralın huzuruna çıkan 7 çocuk:
-Bizi neden çağırdınız kralım. der.
Kral:
-Duyduğuma göre savaşçı olmak istiyorsunuz.
-Aileniz düşmanların elinde rehine.
Çocuklar giderken kral:
-Orada yedi dağın yedi 99 metre boyunda yılan vardır.
Çocuklar gider.Yılan karşısına çıkınca saldırırlar.
En güzel Yusuf yılanı 10000 metrelik bir dereye atana kadar savaşır.Ailelerini bulunca binlerce canavar karşılarına çıkar.Herkesi geçince ailelerine gider.Orada dört güçlü savaşçı çocukları alır eline.Aileler elinde demir ile o robotları vurur parçalar.Çocuklar ülkeye gelene kadar kral yok olur gider.Çocuklar:
-İleriii
Kralı bulunca ülkenin baş savaşçıları olacaklardı.Düşman süngüleri ile çıktı öne.Yunus:
-Aaa karşılama töreni.
-Ama kibarlık yok.
Çocuklar saldırır.Herkezi yakalar.Yusuf hariç.Onu yakalayın der.Yusuf:
-Beni özledin mi?
Sonra sonsuz havuza girer.Girince ölümsüz olur.Tek başına savaşınca kazanır.Yusuf her kralın emrinde iyi kişileri havuza atar.Rabia,Yunus,Baran,Berfin,Mizgin ve Samet Yusuf’a bakarak havuza girer.Savaş bitince onlar baş savaşçı olur.Grup adı düşününce Samet:
-Benim düşündüğümü düşünüyormusunuz?
Hepsi aynı anda:
-Savaşçı Çocuklar.
Aradan aylar geçer 40 gün 40 gece parti olur.Sonsuza dek mutlu kalırlar.

Zaten ölümsüzler onların sonu nerede.Her neyse.Görüşürüz

çocuk hikayesi hikayesini okudunuz.

aşk hikayesi(çok acıklı):(

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

aşk hikayesi(çok acıklı):(

Tamamen Gerçek Hayattan Alıntı Bu Aşk Hikayesini Okurken Çok
Duygulanacak
Hüzünlenecek ve Bu Hikaye\\\’nin Etkisinde Kalacak ve Bu Etkiyi
Üzerinizden Bir
Kaç Gün Boyunca Atamayacaksınız. Hiyakenin Konusu Bir Gençin Sonu
Ölümle
Biten Çocukluk Sevdasını Anlatıyor…

BIZIMKISI BIR ASK HIKAYESI

Sizin için ne derece önemi var bunu bilmiyorum ama ben bu satırları
yazarken
gözümden damlalar akıyor klavye üzerine. Erkekler ağlamaz lafı bana
göre
değil. Ağlamaktan hiç utanmadım,duygularım,acılarım beni boğduğu zaman
hep
ağladım.Yine ağlıyorum… Sizleri tanımıyorum ama sizlerle paylaşmak
istiyorum.Lütfen;bu satırlara bir seven olarak sahip çıkın ve lütfen
yazılı
satırlar olarak geçmeyin. Okudukça yeryüzünde insanlar neleri yaşarmış
diyeceksiniz buna eminim. Bir memur ailenin en küçük çocuğu olarak
babamın
tayininin çıktığı bir köye taşındık.Huzursuzdum,okulumu bir köy
okulunda
okumaktansa ,şehirde medenice okumak istiyordum.kaydımı yaptırdı babam
okula.İlkokul 4. sınıftan başladım köy okuluna.Beni bir sınıfa
verdiler.Öğretmen köyde yabancı olduğumu biliyordu ve hangi sıraya
oturmak
istiyorsan otur dedi bana.Bir kızın yanı boştu sadece oraya
oturdum.Hayatımı
adadığım,gidişiyle beni bitiren insanla ilk o zaman tanıştım.İsmi
Altınay
idi.Çocuk yaşımda bile onun güzelliği beni çok etkilemişti.Masmavi
gözleri,gamze yanakları ile arada bir bana dönüp gülüşü,yanlış yazdığım
notlarımda kendi silgisiyle defterimdeki hatayı silmesi beni o minik
yaşımda
ona bağladı.O dönemlerde çocukça bir arkadaşlıktı. Zaman ilerledikçe
onsuz
tek saniye geçiremiyordum.ya ben onlara gidip ders çalışıyor, yada o
bize
geliyordu.Mükemmel bir paylaşımcıydı.Yüreğini,sevgisini,dostluğunu daha
o
yaşta vermişti bana.İlkokulu birlikte okuduk ve aynı sırada
bitirdik.Hep
onunla hep ona biraz daha alışarak. Ortaokula geçtiğimizde ailelerimize
rica
ettik ve bizi aynı okula yazdırdılar, hatta aynı sınıfa,hatta aynı
sıraya
oturmamız için babalarımız öğretmenlere adeta yalvardılar.Başarmıştık.
Yine
aynı sıradaydık.Geride kalan ilkokul dönemindeki iki yılda anladım ki
onsuz
hayat bana huzur vermiyordu.Yaşımız olgunlaştıkça o beni,ben onu daha
çok
seviyordum.Çocukça başlayan arkadaşlığımız sevgiye aşka dönüşmüştü
ortaokul
yıllarımız bitmek üzereyken.Şehir merkezinde.Ailelerimiz liseye
geçtiğimiz
sırada ortak bir karar aldılar.Buna göre tek ev kiralayacak ikimiz aynı
evde
kalacaktık.Annem de bizimle kalacaktı.Allah\\\’ım o karar bize
iletildiğinde
dakikalarca sarmaş dolaş kutlamıştık bunu.Ona aşık olmuştum.Aynı
duyguları o
da paylaşıyordu ve bunu fark eden ailelerimiz okul bittiğinde
evlendirelim
diye karar almışlardı bile.Ona tapıyordum artık.Haşa Allah\\\’a şirk koşar
gibi
günah işlercesine seviyordum.İlk elini tuttuğumda sakın bir daha
bırakma
demiştim. Yanakları kızarmıştı,utanmış ve başını önüne !
eğmiş,gülümsemiş ve
elimi sıkı sıkı kavramıştı.Artık her gün elele tutuşup okula gidiyor
okuldan
çıkarken elele dolaşıyor geziyor öyle gidiyorduk evimize.Arada bir
elleri
terler ve her terleyişte elini elimden kurulamak için çekerdi.Bunu her
yaptığında kızar elimi bırakma diye azarlardım,hep tamam tamam diyerek
gülümser ve hızla elini avucuma sokuştururdu. Her şey harikaydı,dünya
cennet
gibiydi gözümüzde.Yıllar akıp gidiyordu mutluluk içinde.Nihayet liseyi
de
bitirmek üzereydik.karne dönemi gelmişti.Karnelerimizi aldık hiç
kırığımız
yoktu.Sevinçle sarıldık birbirimize elimi tuttu.bunu kutlamak için bir
cafeye gidip cola içerek kutlayacaktık.Okulun az ilerisinden geçen bir
çakıl
yol vardı.Her zaman toz duman içinde olurdu.çakıllarla kaplıydı.O yolun
benim ve ölürcesine sevdiğim insanın ayrılmasında bu kadar rol
oynayacağını
bilsem hiç girer miydik o yola.Neler vermezdim o yolu yürümemek için.
Eli
yine elimdeydi,ansızın elini çekti,terlemişti yine eli.Sanırım dört
adım
atmıştım.Dönüp yine azarlayacaktım.Çünkü hem elimi bırakmış,hem de
geride
kalmıştı.Dönüp baktığımda Dünya başıma yıkıldı.Sanki gök kubbenin
altında
kaldım.yerdeydi ve yüzünden kan fışkırıyordu.ne yapacağımı bilemedim
üzerine
kapandım yüzüne yapışmış saçlarını kaldırdığımda hayatımı bitiren o
görüntüyle karşılaştım.Başı kesilmiş bir tavuk gibi
çırpınıyordu.Suratına
bir taş parçası bıçak gibi saplanmıştı ve bakmaya doyamadığım mavi
gözlerinden biri akmıştı.Suratının yarısı yoktu.Hırlıyordu bana bir
şeyler
demek istiyor kanla kaplı diğer gözünü temizleyerek bana bir şeyler
demeye
çalışıyordu.Yoldan geçen bir kamyonun tekerinin altından fırlayan bir
taş
suratına saplanmıştı.Ölürcesine bir aşkı,geleceğimizi kibrit
büyüklüğünde
bir taş parçasının bitireceğini bilemezdim.Donuk donuk hiç konuşamadan
yüzüne bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Ellerini tuttum kaldırdım
başını göğsüme dayadı ve elimi sıkı sıkı tuttu.Akan kan ellerimize
damlıyordu.Yoldan geçen bir araba durmuş bizi seyrediyordu,hastaneye
yetiştirelim dediğimde kanlı olduğu için almadı ve kaçtı gitti.Kimse
arabaya
almıyordu.çevreme bakıp yardım eden demekten,ona dönüp seni
seviyorum,beni
bırakma,dayan demekten başka bir şey yapamıyordum.İki dakikalık bir
çırpınıştan sonra kucağımda öldü.Cennet olan Dünya 5 dakikada cehenneme
döndü.Tam dokuz yıl oldu onu yitireli.
Kendime olan güvenimi yitirdim.Artık kimseyi sevemem,kimsede beni
sevemez
korkusundan kurtaramıyorum kendimi.Bitkisel hayatta gibiyim.Tek elimde
kalan
bu net.bu net aracılığıyla sizinle paylaşmak istedim.Yitiren,ya da ben
yitirenle paylaşmak isteyen herkese elleri terlese bile ellerimi
bırakmamaları şartıyla elimi uzattım.Dost,kardeş,arkadaş ne olursanız
olun
ama elimi bırakmayın.Size sesleniyorum, elimi bırakmayın lütfen…

Bu yazıyı okurken sizinde eliniz terlediyse o zaman bilin ki sizde sevdiniz….
duygulandınız hatta ağladınız ama işte kader…

aşk hikayesi(çok acıklı):( hikayesini okudunuz.

Sevdiğinizi Söylemek İçin Geç Kalmayın

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

Sevdiğinizi Söylemek İçin Geç Kalmayın

10. sınıf

İngilizce dersinde yanımda bir kız oturuyordu onun için ‘benim en iyi arkadaşım’ diyordum… ama ben onun ipek gibi saçlarına bakıp onun benim olmasını istiyordum… Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, dersten sonra kalktı ve geçen gün sınıfta olmadığı için o günün notlarını istedi ona notları verirken bana teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…

11. sınıf

Telefonum çaldı, arayan oydu ve ağlıyordu bana aşkın nasıl kalbini kırdığını anlattı, beni evine çağırdı, yalnız kalmak istemediğini söyledi, bende tabi ki gittim, koltuğa, onun yanına oturdum, güzel gözlerine bakmaya başladım ve onun benim olmasını diledim, 2 saat sonra Drew Barrymore’un bir filmi başladı ve onu izledik filmi izledikten sonra uyumaya karar verdi, bana her şey için teşekkür etti ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…

Son sınıf

Mezuniyet balosundan bir gün önce yanıma geldi ve “çıktığım çocuk hasta ve partiye gelemeyecek” dedi, benimde çıktığım biri yoktu ve 7. sınıfta birbirimize söz vermiştik eğer çıktığımız biri olmazsa partilere birlikte gidecektik, “en iyi arkadaş” olarak. Ve partiye birlikte gittik, o akşam çok güzeldi, her şey yolunda gitti, partiden sonra onu evine kapısının önüne kadar bıraktım, kapının önünde ona baktım o da bana o güzel gözleriyle gülümseyerek baktı. Onun benim olmasını istiyordum… Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum, bana “hayatımın en güzel zamanını geçirdiğini” söyledi ve yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…

Günler, haftalar, aylar geçti ve mezuniyet günü geldi çattı…

Sürekli onu izledim onun mükemmel vücudunu seyrettim. Diplomasını almak için sahneye çıkarken sanki havada süzülen bir melek gibiydi. Onun benim olmasını istiyordum… Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Herkes evine gitmeden önce yanıma geldi ve ağlayarak bana sarıldı sonra başını omzuma koydu ve “sen benim en iyi arkadaşımsın, teşekkürler” deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…

Aradan yıllar geçti…

Bir kilisedeyim ve o kızın nikahını izliyorum… evet artık evleniyordu, onun “evet, kabul ediyorum” demesini, yeni hayatına girmesini izledim, başka bir adamla evli olarak. Onun benim olmasını istiyordum… Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Yeni hayatına girmeden önce yanıma geldi ve “nikahıma geldin teşekkürler” deyip yanağımdan öptü. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum…

Yıllar çok çabuk geçti…

Şu an benim bir zamanlar en iyi arkadaşım olan kızın tabutuna bakıyorum, eşyaları toplanırken lise yıllarında yazdığı günlüğü ortaya çıktı… Hemen günlüğünü aldım ve günlükte okuduğum satırlar şöyleydi…

“Onun gözlerine bakarak onun benim olmasını diledim… Ama o bana benim ona baktığım gözle bakmıyordu bunu biliyordum. Onu sadece arkadaş olarak istemediğimi bilmesini istiyordum, onu çok seviyordum ama söyleyemiyordum nedenini bilmiyorum ama çok utanıyordum… Keşke bana beni bir kez sevdiğini söyleseydi…”

SEVDİĞİNİZİ SÖYLEMEK İÇİN GEÇ KALMAYIN:( hikayesini okudunuz.

BİR KADININ AŞKI

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

BİR KADININ AŞKI

Karımı 1998′in sonbaharında kaybettim… Yedi senelik evliliğimizin iki
senesini kanser tedavisi için hastanelerde geçirmiştik. Karim, her evlilik
yıldönümümüzde ikimizin fotoğrafını çerçeveler, “Bunlar bizim hayatimizin
gölgeleri” derdi.. Öldüğünde, yedi tane resmimiz vardı.

97′in bir gecesinde onu aldattım. Oysa ona sürekli onu ne kadar çok
sevdiğimi ve sonsuza kadar sadık alacağımı söylerdim. Ölmeden iki hafta önce yine aynı şeyi tekrarladım. Tuhaf bir gülümsemeyle baktı bana ve sadece: “Biliyorum” dedi. İzmir’e kar yağdığı gün, yani bir ay önce,evdeydim. Fotoğraflarımıza bakıyordum yine… Her çerçevenin altında bir
harf olduğunu ilk kez o gün fark ettim.
- A.
- R.
- K.
- A.
- S.
- I.
- N.
Gerisi için yılları yetmemişti. Ama sanırım “Arkasına bak” yazmaya filan
niyetlenmişti. Hemen çerçevelerin arkasına baktım. Hiçbir şey yoktu. Sonra
bir şey dürttü beni, hepsini teker teker söktüm. inanabiliyor musunuz, her
birinin arkasından bir mektup çıktı! Geçirdiğimiz her sene için sevgi dolu
sözler yazmıştı.
1997′deki resmimizin içinden çıkan zarf ise simsiyahtı. Ve içinden su
sözler çıktı:
“14 Mart 1997/Gözlerin bana başka birine dokunmuş gibi baktı/ Söylemene
gerek yok, biliyorum…”
2002′deyiz. Onu kaybedeli 4, aldatalı 5 yıl oluyor.
İçim acıyor simdi.
Çünkü kadınlar biliyor, hissediyor…
Seni seviyorum diyenin sevgisinden şüphe et, çünkü; aşk sessiz, sevgi
dilsizdir…

BİR KADININ AŞKI :( hikayesini okudunuz.

bitmeli bu aşk

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

bitmeli bu aşk

her gecen gün senden bıseyler hatırlamak,her yerde senı hissetmek acı verıyor,bıktım artık yalan sevgılerden sahte gülüşlerden nefret edıyorum sen benim herseyımdın,canımın ta ıcıydın,senı en guzel yerınde tasıyorum ama kıymetını bılemedım be askım yapamadın kıydın bana yazık ettın bu sevgıye,haykırsamda sana askımı sevdamı neye yarar sen baska kollarda ben baska kollarda,boyle mı olacaktı sonu boyle bıtecektı son noktayı boyle mı koyacaktık ne kadar acı bılıyomusun senın bı baskasını sahıplenmen ona askım demen okadar acıtıyor kı bu yuregı,ama sen anlayamadın bu kalp senınle atıyordu heran her sanıye yanı basındaydı ama olmadı olmadı olmadı ne yapsam olmadı.bazen dıyorum kop gıt buralardan sevme onu bırak gıt neye yaradı butun uzuntuler cok mu degıstı ama olmuyor sevdıgım sensız olmuyor desemde buna mecburum bu yurek attıgı surece hep senı sevsede artık bıttı bu hıkaye yarım kalsada bıttı yok artık yok kalbım ondan sana fayda yok,uzulsen de olsende, bu sevdanın artık hayrı yok ne sana ne ona…HOSCAKAL SEVGILI

bitmeli bu aşk hikayesini okudunuz

…KÜÇÜĞÜM SEN DE ÖLME…

Cumartesi, Ocak 15th, 2011

…KÜÇÜĞÜM SEN DE ÖLME…

Aynı sokakta oturuyorduk. Her gün başka bir kızla gelirdi eve. Herkes onun hakkında farklı şeyler söylerdi. Fakat kimse gerçeği bilmezdi. Kirli sakalları vardı. Kahverengi gözlü, kumraldı.
Hiç kimseyle konuşmaz, sadece gelip geçerdi. Bir gün onunla yolda karşılaştık. Çok güzel bir yüzü vardı. Bana baktı ve gülümsedi. Şaşırdım…! Ama yine de onu sevmemeye çalıştım. Fakat o çok farklıydı. Gece boyu lambası yanardı. Bazen uyumak yerine onun evini seyrederdim. Onu sevmediğim halde onun her şeyi ile ilgilenirdim.
Bir gün yine kendimi onu gözetlerken buldum. O an anladım ki hep kendimi kandırmışım. Ben ona çoktan aşık olmuşum bile…
Artık o eve gelmeden uyumaz oldum. Herkes onun kötü olduğunu söyleyince onu savunuyordum. Geçen gün yine onu yolda gördüm. Bana göz kırptı. Yanımdan geçerken onu çağırdım. “Acelem var KÜÇÜĞÜM” dedi bana. Eve gidip saatlerce ağladım. Karar verdim. Ne olursa olsun ona onu sevdiğimi söyleyecektim. Yolunu bekledim. Bir gün gelirken onu gördüm. Peşine düştüm. Eve girdi. Biraz bekleyip kapıyı çaldım. Kapıyı açıp “Ne var KÜÇÜĞÜM?” dedi. Ne yapacağımı şaşırmıştım. Adını bile söyleyemeden “SENİ SEVİYORUM” dedim. Gülümsedi, cevap vermedi. Çok utanmıştım. Konuşamadım ve hemen dışarı çıktım. Sonra 1 ay boyunca onu görmemek için sokağa çıkmadım.
Bir gün kızlarla evde konuşurken mahalleye bir ambulans geldi. Onun evinin önünde durdu. Şaşırdık. Hemen dışarı fırladım. 3-5 dakika sonra görevliler onu sedyeyle dışarı çıkardılar. Önümden geçerken “ben de seni, KÜÇÜĞÜM” dedi ve gözlerini yumdu…
Herkes bana bakıyordu. Ağlayarak koşmaya başladım. Göz yaşlarım durmadan akıyordu. Eve geldiğimde annemler ondan bahsediyordu. Ailesi yokmuş. Kendi gayretleriyle bu yaşa gelmiş, okumuş. Sevdiği bir kız varmış. Ailesi vermeyince kız evden kaçmış. Bir hafta sonra kız ölmüş. Kimi sevdiyse ölmüş. Çok acı çekmiş. İntihar edip hastaneyi aramış. Polisler geldiğinde evinin duvarında “KÜÇÜĞÜM” yazısını bulmuşlar. “KÜÇÜĞÜM, sen de ölme…” yazıyormuş…
“KÜÇÜĞÜM, SEN DE ÖLME…”

…KÜÇÜĞÜM SEN DE ÖLME… hikayesini okudunuz.

Acıdır maziye yeniden başlamak. Hatıraların arasından yenilerini çıkarmak. Gözler aranır eskiyi, yeniden yaşamak için. Elinden bir şey gelmez… Mazidir artık geçmişin. Dönüp bakmak istersin, ama arkanda artık bir şey kalmamıştır bile. Sen gittikten sonra, hüzünler sarar etrafı, her şey sensiz yaşamaya alışmıştır çoktan. Sen olmasan da olurmuş hayat bak! Olurmuş yaşamak… Yaşamanın böylesi görülmüşse eğer. Yaşamak buna denirse eğer. Ağlamaktan gözler kurudu sevgilim. Şimdi sessizce beklerim. Bir gün bende öleceğim. Sensiz uzaklara gideceğim. Şimdi ki gibi yalnız kalacak, yalnız yaşlanacağım. Umutlar zaten tükenmiş sen gidince. Şimdi bana ne kaldı sanıyorsun ardınsıra. Özlem bitti. Artık keder var yarınlarımda. Sen olmasanda yaşıyorum ben. Ölmek mi denir di yoksa… Ah, bilemiyorum… Ayrılık fena, acısı daha kötü. Maziyi düşünmeden geçen saniyeler yok zaten. Gitme derken sana bir defa bile bakmadın ardına. Bense hala seni düşlerim. Ne kadar acınası halime gülerim. Ben hala, ben hala aynı yerde sayıklarım. Yeniden alırım kalemi elime, yazmaya çalışırım seni kalbime. Sığmaz sözcükler bile, kalbimin her yerinde sen varsın diye. Susarım yine bakarım geleceğime, sen yoksun orada. Bakarım gökyüzüne milyonlarca yıldız arasından bulurum yine “seni”. Bir de kendime bakarım ağlayacak gücüm kalmamış yanarım. Sessiz kuytu bir köşeye çekilirim. Açarım kalbimi sensiz gecelere. Geceler beni anlatır sana, avuturlar seni bana. Unuturum kendimi, dalarım yine uzaklara, senin olduğun anlara. Gözler görmez gerçekleri, sadece senin hayalini görür her yerde. Saklanır doğrular, yalanlara bırakır yerini ya da daha iyice söylenişi “belkilere”. İnanır kendince bunlara bile. Aldırmaz söylenenlere. Yolunda güller açmasada artık yine de bir umut vardır her zaman için. Bir sevgi yeşertirim yeniden, aslında hiç solmayan içimde. Sevgimle büyütürüm yarım kalan haliyle. Bütün kalbimi veririm ona. Yarınlarda seninle olmanın umuduyla. Sevgileri yaşamak yanında. Her şeyin en güzeli olması dileğiyle. Bekleyeceğim ben yine “seni…”

Perşembe, Ocak 13th, 2011

Acıdır maziye yeniden başlamak. Hatıraların arasından yenilerini çıkarmak. Gözler aranır eskiyi, yeniden yaşamak için. Elinden bir şey gelmez… Mazidir artık geçmişin. Dönüp bakmak istersin, ama arkanda artık bir şey kalmamıştır bile. Sen gittikten sonra, hüzünler sarar etrafı, her şey sensiz yaşamaya alışmıştır çoktan. Sen olmasan da olurmuş hayat bak! Olurmuş yaşamak… Yaşamanın böylesi görülmüşse eğer. Yaşamak buna denirse eğer. Ağlamaktan gözler kurudu sevgilim. Şimdi sessizce beklerim. Bir gün bende öleceğim. Sensiz uzaklara gideceğim. Şimdi ki gibi yalnız kalacak, yalnız yaşlanacağım. Umutlar zaten tükenmiş sen gidince. Şimdi bana ne kaldı sanıyorsun ardınsıra. Özlem bitti. Artık keder var yarınlarımda. Sen olmasanda yaşıyorum ben. Ölmek mi denir di yoksa… Ah, bilemiyorum… Ayrılık fena, acısı daha kötü. Maziyi düşünmeden geçen saniyeler yok zaten. Gitme derken sana bir defa bile bakmadın ardına. Bense hala seni düşlerim. Ne kadar acınası halime gülerim. Ben hala, ben hala aynı yerde sayıklarım. Yeniden alırım kalemi elime, yazmaya çalışırım seni kalbime. Sığmaz sözcükler bile, kalbimin her yerinde sen varsın diye. Susarım yine bakarım geleceğime, sen yoksun orada. Bakarım gökyüzüne milyonlarca yıldız arasından bulurum yine “seni”. Bir de kendime bakarım ağlayacak gücüm kalmamış yanarım. Sessiz kuytu bir köşeye çekilirim. Açarım kalbimi sensiz gecelere. Geceler beni anlatır sana, avuturlar seni bana. Unuturum kendimi, dalarım yine uzaklara, senin olduğun anlara. Gözler görmez gerçekleri, sadece senin hayalini görür her yerde. Saklanır doğrular, yalanlara bırakır yerini ya da daha iyice söylenişi “belkilere”. İnanır kendince bunlara bile. Aldırmaz söylenenlere. Yolunda güller açmasada artık yine de bir umut vardır her zaman için. Bir sevgi yeşertirim yeniden, aslında hiç solmayan içimde. Sevgimle büyütürüm yarım kalan haliyle. Bütün kalbimi veririm ona. Yarınlarda seninle olmanın umuduyla. Sevgileri yaşamak yanında. Her şeyin en güzeli olması dileğiyle. Bekleyeceğim ben yine “seni…”

Yazar: prenses serenity
Etiketler: sevgi

Peri Masalı

Perşembe, Ocak 13th, 2011

Küçükken her gece dinlediğim bir masal vardı. Bir peri kızıyla bir gencin aşkını anlatırdı. Peri kızı dünyalar güzeli, her şeyi severdi. Mutluluk yüzünden okunur, sevgisi her yeri aydınlatırdı. Güller onun için açardı sanki, sadece ona verirdi güzel kokularını. Bir gülüşüyle gökyüzü şenlenirdi. Bir gün yine böyle mutluyken yolda bir gençle karşılaştı. Ona bakarak gülümsedi ve merhaba dedi. Genç, büyülenmiş gibiydi o an onu görünce. Bir süre konuştular ve çokca gülüştüler. Aylar geçti, her gün her gün böyle güzelce vakitlerini geçirdiler. Yine günlerden bir gün hava kararmış, gökyüzünü şimşekler aydınlatırken gök gürültüsü etrafa korkunç sesini yükseltirken peri kızının aşkını duyan yüce periler, onu cezalandırmaya gelmişler. Peri kızı çaresizce haykırmış gence. Genç uzaklarda duymamış sevdiğini. Peri kızı son nefesini verirken genç gelmiş yanına. Ne oldu demiş, ne yaptılar sana. Peri kızı gözlerinden akan yaşlarla birlikte, yaşanmaması gereken bir aşkın öyküsü burada bitiyor, demiş. Ve gözleri kapanır kapanmaz vücudu küçük zerrecikler olup kaybolmuş. Gencin ellerinde peri kızının üzerinden düşen bir kolye kalmış. Genç, o gününün ardından yıllar boyunca peri kızını sevmiş. Ta ki ölünce ona kavuşup aşklarını sonsuza taşıyana dek.

Yazar: prenses serenity
Etiketler: masal, peri, aşk, sevda, kolye

DICK VE KEDİSİ

Pazartesi, Temmuz 5th, 2010

*DICK VE KEDİSİ.
Vaktiyle bir erkek çocuk vardı.
Onun(e) adı *Dick idi.
O(e) çok fakirdi.
Babası ve annesi ölmüşlerdi.
ona yardım edecek arkadaşları yoktu.
birgün birkaç adamın konuştuğunu duydu.
Bir adam “londra’ya gideceğim”.
Çünkü londra çok büyük bir şehirdir,.
ve caddeleri altınla kaplıdır.
“Londra’da herkes çok zengindir”.
O zaman *Dick, “Londra’ya gideceğim ve zengin olacağım” dedi.
Birkaç gün sonra *Dick ,yolun kenarında bir araba gördü.
arabanın üstündeki adama ,.
“Nereye gidiyorsun?” dedi.
Adam “Londra’ya gidiyorum,” dedi.
Dick, “Beni beraberinde Londra’ya götürürmüsün?” diye sordu.
Adam,”Evet,” dedi.
Böylece *Dick arabaya bindi ve Londra’ya gitti..
*Dick Londra’ya geldiği zaman.
Caddeler yapılmamıştı.
Diğer caddeler gibi taştan yapılmışlardı.
Fakat pek çok evler vardı.
Bütün caddelerin yanları boyunca evler vardı.
Her yerde yüzlerce evler.
Dick indi ve araba uzaklaştı.
*Dick caddede durdu.
gidecek evi yoktu.
yemek için yiyeceği yoktu.
ve arkadaşları yoktu.
Sonra kar yağmağa başladı.
Kar daha süratle düştü.
Çok geçmeden her şeyin üzerinde kar vardı.
Caddeler ve evler karla kaplıydı.
Fakat hava çok soğuktu.
Zavallı *Dick karla örtülmüştü.
Gece oluyordu.
Bir evin penceresinde bir ışık vardı.
*Dick ona gitti.
ve kapıya yakın durdu.
Sonra taşın üstüne oturdu.
Tam o sırada kapı açıldı.
ve bir hizmetçi dışarı baktı.
orada oturan *Dick’i gördü.
“Defol,haylaz çocuk!” diye bağırdı.
“Orada ne yapıyorsun?”.
Dick o kadar üşümüştü ki .
ayağa kalkamadı.
Hizmetçi kızdı.
tekrar “Defol” diye bağırdı.
Sonra o(k) bir çömlek soğuk su aldı.
ve onu Dick’in üzerine attı.
Bu çok zengin bir adamın eviydi.
Onun adı Bay Warren’di.
Bay Warren’in bir çocuğu vardı.
Onun adı *Alice idi.
Alice kapıya yakın duruyordu.
ve kadın uşağın su attığını gördü.
Alice çok kızdı.
“Zavallı çocuk ölecek,”.
“Fena kadın,” dedi.
Sonra o(K) Dick’in elini aldı.
“İçeri gel,zavallı çocuk”.
onu(e) evin içine getirdi.
O(K) Ona(E) yiyecek verdi.
Uyumak için bir yatak verdi.
ve *Dick o gece evde kaldı.
Sabahleyin Bay Warren Dick’i gördü.
Evimde kalacaksın .
ve aşçıya yardım edeceksin.
“Bugün başlayacaksın” dedi.
Böylece *Dick kaldı ve aşçıya yardım etti.
Aşçı fena bir kadındı.
O(K) Dick’e nazik değildi.
Aşçı ona(E) kötü yiyecek veriyordu.
Ona(E) daima küfür ediyordu.
Kızdığı zaman onun(E) yüzüne vuruyordu.
Dick’in küçük bir odası vardı.
O Çok küçük bir odaydı.
ve çok fena bir odaydı.
çünkü oda daima fareyle doluydu.
Yüzlerce fare vardı.
Fareler Dick’in yemeğini yerlerdi.
Bu sebebten Dick mutlu değildi.
Fakat O(E) Bay Warren’e yahut Alice’e bir şey söylemedi.
çünkü Alice’i seviyordu.
ve onun mutlu olmadığını bilmesini istemiyordu.
Bir gün *Dick sokakta küçük bir çocuk gördü.
Çocuğun kollarında bir kedi vardı.
*Dick “Kediyi nereye götürüyorsun?” diye sordu.
Çocuk “Kediyi nehre atacağım ” dedi.
“ve onu öldüreceğim”.
Dick kedileri severdi.
Bu sebebten o(e) “Onu öldürme” dedi.
“Onu bana ver” dedi.
O Gece Dick kediyi odasına götürdü.
Yemek için küçük bir ekmek parçası vardı.
Onu masanın üzerine koydu.
O zaman bir fare geldi.
ve ekmeği yemeğe başladı.
Kedi atladı.
ve bir fareyi tuttu.
ve onu öldürdü.
Kedi bir çok fare öldürdü.
ve bütün diğer fareler kaçtılar.
Bundan sonra Dick’in odasında artık fareler yoktu .
*Alice Dick’in mutsuz olduğunu gördü.
ve aşçının ona kaba davrandığını anladı.
Bu sebebten Bay Warren’e bu durumu anlattı.
Bay Warren “Aşçı iyi bir kadın değil”.
“O(K) şişman ve çirkin”.
ve insafsız görünüyor.
Dick iyi bir çocuktur.
O(E) işini iyi yapıyor.
yüzü ve elleri daima temizdir.
*Dick benim için çalışacak.
Bay Warren nehrin kenarında büyük çirkin bir binada çalışıyordu.
Birçok gemileri vardı.
Gemileri başka ülkelere gönderirdi.
Gemiler İngiltere’den diğer ülkelere eşyalar götürürler.
ve onlar diğer ülkelerden İngiltere’ye eşyalar getirirlerdi.
Büyük binada onun(e) için çalışan adamlar vardı.
Gemilerden eşyaları alan adamlar.
eşyaları diğer gemilere koyan adamlar vardı.
*Dick hâlâ küçük odada yaşıyordu.
ve kedisi onunlaydı.
Fakat gündüzün büyük binada çalışıyordu.
Bir gün Bay Warren başka bir ülkeye bir gemi gönderiyordu.
Bütün uşaklarına sordu.

“Gemimde göndermek istediğiniz bir şeyiniz var mı?”.
“Onu uzak bir ülkede satacaklar”.
“ve ben size parayı vereceğim”.
O zaman bütün uşaklar gemiye koymak için eşyalar getirdiler.
Sonra Bay Warren Dick’e Sordu.
fakat *Dick’in gönderecek bir şeyi yoktu.
*Alice “Gemide göndermek için Dick’e bir şey vereceğim” dedi.
Fakat Bay Warren “Hayır ,kendinden bir şey göndermeli” dedi.
*Dick,”sadece bir kedim var ” dedi.
*Alice “Niçin kedini göndermiyorsun” diye sordu.
*Dick “Kedimi seviyorum” dedi.
“fakat onu göndermeliyim” .
çünkü başka bir şeyim yok.
Böylece *Dick kedisini getirdi .
ve onu gemiye koydu.
*Dick tekrar odasına gitti.
Çok üzgündü.
çünkü şimdi yalnızdı.
Küçük odasında yalnız uyudu.
Kedi gitmişti.
Fareler tekrar odaya gelmeğe başlıyordu.
ve *Dick fareler yüzünden uyuyamadı.
Aşçı hâlâ ona sertti.
ve O(K) ona iyi yiyecek vermiyordu.
Bir gece *Dick “Burada kalamam”.
“Başka ülkeye gideceğim” dedi.
Elbiselerini giydi .
ve aşağıya indi.
Evin kapısını açtı.
ve yalnızca dışarıya sokağa çıktı.
Sokak boyunca yürüdü.
Bütün gece yürüdü.
Sokak kırlara götürüyordu.
Kırda evler yoktu.
sadece ağaçlar ve tarlalar vardı.
Sabah yakın olduğunda.
yolun kenarında bir taşın üzerine oturdu.
Devam edemedi.
O(E) orada otururken .
güneş gökyüzünde yükseldi.
Güneş yukarıya gelirken .
Londra’nın çanları çalmaya başladı.
Çanlar çalarken.
*Dick onların “Yine gel Yine gel!” dediklerini zannetti.
“Çanlar Bana çalıyorlar” diye düşündü.
“beni tekrar Londra’ya çağırıyorlar”.
“geri gel”.
“Herzaman yoksul ve mutsuz olmayacaksın”.
“Bekle,”
“günün gelecek” diyorlar.
*Dick ayağa kalktı.
“Geriye gideceğim” dedi.
“ve bekleyeceğim”.
Tekrar şehire döndü.
Gemi gitti .
ve bilinmeyen bir ülkeye geldi.
Bu ülkenin kıralı gemideki adamlardan gelmelerini istedi.
“Gelin” dedi.
“ve bütün şeyleri bana gösteriniz”.
Adamlar güzel eşyaları aldılar .
ve saraya getirdiler.
güzel kumaşlar,mücevherler,yüzükler.
şapkalar,ayakkabılar,çantalar.
lambalar ve .
diğer birçok şeyler.
Kral bütün şeylere baktı .
ve “Bu şeylerin hiçbirini istemem”.
“Bana istediğimi getirin”.
“geminizi altınla dolduracağım” dedi.
Sonra Kral ,uşaklarına söyledi.
“yiyecek getirin”.
Uşaklar Yiyecek getirdiler.
ve masanın üzerine koydular.
Onlar yiyeceği masanın üzerine yerleştirir yerleştirmez.
yüzlerce fare deliklerden dışarı çıktılar.
Adamlar daha önce bu kadar çok fare görmemişlerdi.
Fareler masanın üzerine atladı.
ve bütün yiyeceği onların gözleri önünde yediler.
Kral, “İstediğim budur”.
“Bu fareleri öldürmeye yarayan bir şey istiyorum”.
Yiyeceği gözlerimizin önünde yiyorlar.
Biz onu yiyemeden önce .
yiyeceğin üzerinde koşuyorlar.
Onlar Elbiselerimizde delikler yapıyorlar.
Yatağa girer girmez.
yüzlerimizin üzerinde koşuyorlar.
Çocukları ısırıyorlar.
Onları öldüremeyiz.
onlar çok küçüktürler.
ve biz onları yakalayamadan evvel kaçıyorlar.
Fareleri öldürecek .
bana bir şey verin.
geminizi altınla dolduracağım.
adamlardan biri.
“Bu ülkede kediler yok mu” diye sordu.
Kral “Kedi nedir?” dedi.
O zaman adam süratle koştu.
ve *Dick’in kedisini gemiden getirdi.
Adam ,Kralın salonuna gelir gelmez.
Kedi onun kollarından atladı.
o bir ayakla bir fare öldürdü.
ve o ağzında başka bir fare yakaladı.
O o kadar çok fare öldürdü ki.
diğer fareler süratle kaçtılar.
Kral sıçradı ve bağırdı.
“İyi! iyi!”.
Daha önce hiç kedi görmedim.
Kediyi bana verin.
geminizi altınla dolduracağım.
“Daha önce böyle güzel bir şey görmedim ” dedi.
Böylece Kral *Dick’in kedisini aldı.
ve adamlara kedi için çok para verdi.
onların gemisini altınla doldurdu.
Gemi Londra’ya döndü.
Bay Warren gemiye gitti.
ve gemideki bütün altınları gördü.
“Bu kadar çok altın için ne sattınız” dedi.
Adamlar “kedi,” dediler.
O zaman Bay Warren Dick’i çağırttı.
“Çok zengin oldun”.
Benden daha fazla paraya sahipsin.
“Şimdi bizden gitmek istiyormusun” diye sordu.
*Dick Alice’i seviyordu.
Hayır, Kalmak istiyorum.
“ve sizinle çalışmak istiyorum” dedi.
Bay Warren “Benim uşağım olarak değil,”.
“arkadaşım olarak kalacaksın” dedi.
Böylece *Dick Bay Warren ile kaldı.
Birkaç yıl sonra O(E) *Alice ile evlendi .
çünkü onu(k) çok seviyordu.
Çok zengin oldu.
ve çok iyi bir adamdı.
O(E) Londra’da en zengin adamdı.
ve *Alice en mutlu kadındı.

Hikaye Hikayeler Özlü Hikayeler Yasanmıs Hikayeler

Cumartesi, Mayıs 22nd, 2010

Hikaye …

 

Sıkış tepiş bir kafedeydim. Yanı başımdaki masada 20′li yaşlarına henüz girmiş üç genç gelecek projelerinden konuşuyorlardı.
Kulak misafiri olmamak imkansızdı.
Bir ara içlerinden birinin “dünya hep elimden kaçıyormuş gibi geliyor; yapılacak ne çok şey var ve hiçbirine yetişemiyorum” dediğini işittim.
Ardından “bazen hırsımdan ağlamak ist…iyorum” diye ekledi.
Ah çocuk, diye söylendim içimden; bu bakış açısının hiç sonu yok, bir bilsen!
Sonra kendi gençliğim geldi aklıma…
Benim için de öyleydi.
Dünya dedikleri, ne zaman durağa gelsem beni almadan kapılarını “taak” diye kapatıp giden bir belediye otobüsüydü!
Sık sık umutsuzluğa kapılır, içime kapanırdım.
Hayatın kovalanacak değil, “yaşanacak” bir şey olduğunu öğrenmek çok zamanımı aldı.

***
Biz yetişkinlerin o gençten farkımız var mı?
Tatile gidiyoruz ama tadını çıkartmakta zorlanıyoruz. Çünkü aklımızda hep gidilecek başka yerler, çıkılacak başka tatiller var.
İş bulup çalışıyoruz ama tam anlamıyla sevinemiyoruz buna. Bu işten daha iyisi, daha çok kazandıranı olabilirdi diye düşünüp durmaktan bitkin düşüyoruz.
Aşk mı? Onda bile tedirginlik ve kararsızlık yakamızı bırakmıyor. Geceleri aşktan kavrulan nice insan gündüzleri başka havadan çalıyor; rekabet, sosyal flört ve iktidar arzusu ruhlarını yiyip bitiriyor.
Yaşlılar deseniz…
Birçoğu “görülecek çok yer, tadılacak çok lezzet var ama vaktim kalmadı” diye hayıflanmakla günü geçiriyor.

***
Onca huzursuzluk yetmiyor!
Bir de “ölmeden önce yapılacak, gidilecek, görülecek, tadılacak” şeyler listelerine kafamızı takıyoruz.
Bu listeleri içeren kitaplar kapış kapış gidiyor.
100′den aşağısı da kurtarmıyor!
Gidilecek 100 yer, yapılacak 100 şey…
Oysa alttan alta hissediyoruz ki, tek bir şeyi bile gönülden ve “iyi” yapsak, yetecek de artacak bile!
Ama bir ömür boyunca tek bir yazarı derinlemesine tanıyıp bütün yapıtlarını tekrar tekrar okumanın; bir besteciye gönülden bağlanmanın; bir şehre aşık olmanın tatlarından söz eden yok ki!
Böyle bir tercihin yoksulluk değil, tam aksine zenginlik olduğu çoktan unutulmuş.

***
Şöyle bir bakın!
Çoğumuz durmadan koşan ama bir türlü bitiş çizgisine varamayan atletleri andırıyoruz.
Azın öz olabileceğine inanç kalmadı artık.
Gerçek olamayacak hayaller “boş” sayılıyor.
O yüzden işte…
Yazımın başında sözünü ettiğim “hırsımdan ağlayacak gibi oluyorum” diyen genci düşünüyorum da…
Yavrucak kim bilir ne kadar zaman sonra anlayacak ki, dünya insanın gölgesine benzer.
Kovalarsan kaçar. Asla yakalayamazsın.
Kaçarsan da kovalar!

Haşmet Babaoğlu

Hikaye, Hikayeler, Hikayemiz, hikayecimiz, Hikaye, Hikaye, Hikaye sitesi, Hikaye sitesi,

Perşembe, Mayıs 6th, 2010

[22:37] <YaLıN> Ağlarım
[22:37] <YaLıN> .
[22:37] <YaLıN> Neden gülmesin gül gibi yüzler;
[22:37] <YaLıN> Niçin ağlasın o güzel gözler,
[22:37] <YaLıN> Niye sevgiye sevimsiz sözler,
[22:37] <YaLıN> Söylenir diye şaşar ağlarım.
[22:37] <YaLıN> .
[22:37] <YaLıN> Şu gördüğümüz rengarenk, çiçek,
[22:37] <YaLıN> Sevdalı bülbül, arı, kelebek,
[22:37] <YaLıN> Yekdiğerini bırakıp gidecek:
[22:37] <YaLıN> Vefasızlığa bakar ağlarım.
[22:37] <YaLıN> .
[22:37] <YaLıN> Solmasın dersin sünbülüm, gülüm;
[22:37] <YaLıN> Yarin elinden alacak ölüm;
[22:37] <YaLıN> Bütün dünyayı inletse ünüm;
[22:37] <YaLıN> Çaresizlikten coşar ağlarım.
[22:37] <YaLıN> .
[22:37] <YaLıN> Neş’e gizlenir çöker bir melal;
[22:37] <YaLıN> Her vücud, her şey mahkum zülal;
[22:37] <YaLıN> Son nefese kadar tükenmez cidal,
[22:37] <YaLıN> Tükenmez derdim sayar ağlarım.
[22:37] <YaLıN> .
[22:37] <YaLıN> Aklım ermiyor of, ne haldir bu!
[22:37] <YaLıN> Yaşamak için dert, mihnet kaygu;
[22:37] <YaLıN> Bir zevke bedel bin acı duygu;
[22:37] <YaLıN> Duygusuz felek sorar ağlarım.
[22:37] <YaLıN> .
[22:37] <YaLıN> Zalimler ceza görmeli elbet.
[22:37] <YaLıN> Mazlumlar niçin çeksinler zahmet?
[22:37] <YaLıN> Hak çiğneniyor, nedir bu hikmet?
[22:37] <YaLıN> Haksızlıklara yanar ağlarım.
[22:37] <YaLıN> .
[22:37] <YaLıN>  İhsan Raif Hanım

Hikaye Anlat, Hikaye Oku, Hikaye Dinle, hikaye Sitesi, Hikaye Masal, Hikaye mp3 Hikayeler,

Perşembe, Mayıs 6th, 2010

[22:35] <YaLıN> Affet Beni
[22:35] <YaLıN> .
[22:35] <YaLıN> Beni böylesine sevdiğini bilseydim
[22:35] <YaLıN> İnan bana bende seni severdim
[22:35] <YaLıN> Aşkının karşılığını veremedim, affettin
[22:35] <YaLıN> Ama sonunda dayanamayıp sende terkettin
[22:35] <YaLıN> Biliyorum suçluyum ama af diliyorum
[22:35] <YaLıN> Hatalarımı unutup affedeceğini biliyorum
[22:35] <YaLıN> Ne olur canımın içi affet beni
[22:35] <YaLıN> Çünkü deli gibi seviyorum hala seni
[22:35] <YaLıN> .
[22:35] <YaLıN> Affetmezsen eğer beni, o an ölmek isterim
[22:35] <YaLıN> Ölmeden o tatlı yüzünü görmek isterim
[22:35] <YaLıN> Gözlerinin içine dalar gider gözlerim
[22:35] <YaLıN> Belki yine seni delicesine sevdiğimi söylerim
[22:35] <YaLıN> Biliyorum suçluyum ama af diliyorum
[22:35] <YaLıN> Hatalarımı unutup affedeceğini biliyorum
[22:35] <YaLıN> Ne olur canımın içi affet beni
[22:35] <YaLıN> Çünkü deli gibi seviyorum hala seni
[22:35] <YaLıN> .
[22:35] <YaLıN> Sensizliğe ağlarım, seni andıkça sevgilim,
[22:35] <YaLıN> Ellerim boş, gözyaşlarıyla dolar gözlerim,
[22:35] <YaLıN> “Gül” diyorlar bana ama sensiz nasıl gülerim?
[22:35] <YaLıN> Hep seni düşünüp içim kan ağlarken benim,
[22:35] <YaLıN> Biliyorum suçluyum ama af diliyorum
[22:35] <YaLıN> Hatalarımı unutup affedeceğini biliyorum
[22:35] <YaLıN> Ne olur canımın içi affet beni
[22:35] <YaLıN> Çünkü deli gibi seviyorum hala seni
[22:35] <YaLıN> .

Gercek Hikayeler, Anlamlı Hikayeler, Yaşanmış Hikayeler, Abartılı Hikayeler Masum Hikayeler,

Perşembe, Mayıs 6th, 2010

[22:33] <YaLıN> Adı yok
[22:33] <YaLıN> .
[22:33] <YaLıN> Anlatılır mı dersin bu aşk
[22:33] <YaLıN> Yoksa macera mı desem bilmem ki
[22:33] <YaLıN> Ağlayan sevgili varsa şayet
[22:33] <YaLıN> Derim bunun adı sevgi
[22:33] <YaLıN> Her ne kadar yaşanmış duygular varsa da
[22:33] <YaLıN> Ve kavrulan yürekler
[22:33] <YaLıN> Hissederse gönlüm deli gibi sevdayı
[22:33] <YaLıN> Uzun sürerse bu yanış
[22:33] <YaLıN> Varsa gözlerimde yaş
[22:33] <YaLıN> Titriyorsa yüreğim sesini duyduğumda
[22:33] <YaLıN> Ağlıyorsam senden ayrıldığımda
[22:33] <YaLıN> İstiyorsam seni yanımda
[22:33] <YaLıN> Ve hep,hep özlüyorsam seni her anımda
[22:33] <YaLıN> Bil ki sevgilim bu acı sendendir
[22:33] <YaLıN> Gece yattığımda uykusuz kalıyorsam
[22:33] <YaLıN> Gittiğim yerlerde seni arıyorsam
[22:33] <YaLıN> Yediğim yemekler boğazımda kalıyorsa
[22:33] <YaLıN> Kuşların sesini duymaz olduysam
[22:33] <YaLıN> Gittiğim yerlerde gözüm seni arıyorsa
[22:33] <YaLıN> Sahilde dolaşırken yalnızlık hissediyorsam
[22:33] <YaLıN> Her doğan güne umutla bakamıyorsam
[22:33] <YaLıN> Güneşin ışıklarında üşüyorsam
[22:33] <YaLıN> Esen rüzgarda kendim de kayboluyorsam
[22:33] <YaLıN> Gecenin rengini gözlerim görmüyorsa
[22:33] <YaLıN> Bil ki sevgilim sensizliğimdendir bu duygular
[22:33] <YaLıN> Ve sen aşkım
[22:33] <YaLıN> Hiç dönmesen de bana
[22:33] <YaLıN> Yine,yine,yine sevdan bende gizli kalacak
[22:33] <YaLıN> Belki beni hiç sevmedin
[22:33] <YaLıN> Belki de hiç özlemedin
[22:33] <YaLıN> Belki bensiz’liği tatmadın
[22:33] <YaLıN> Ama yine de ben,
[22:33] <YaLıN> Ben,
[22:33] <YaLıN> Aciz ben,
[22:33] <YaLıN> Sonsuza kadar sensizliğinde seninle yaşayacağım.
[22:33] <YaLıN> .
[22:33] <YaLıN>  Fadime Öksüz

Hikaye sitesi, Hikaye Ögren, cocuk Hikayeleri, Hikayecimiz, anne Hikayeleri, Bebek Masalları, cocuk masalları,

Perşembe, Mayıs 6th, 2010

[22:32] <YaLıN> Adı: Gül
[22:32] <YaLıN> .
[22:32] <YaLıN> Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
[22:32] <YaLıN> Uzanmış üç adım yatıyordu gül…
[22:32] <YaLıN> .
[22:32] <YaLıN> Bir adam usulca bir uçuruma,
[22:32] <YaLıN> “Sevi için” deyip atıyordu gül…
[22:32] <YaLıN> .
[22:32] <YaLıN> Ve bir kız kanatıp hüznü boyuna,
[22:32] <YaLıN> Hepten sevgisizlere satıyordu gül…
[22:32] <YaLıN> .
[22:32] <YaLıN> Gülü vurmuşlar Gül Sokağı’nda,
[22:32] <YaLıN> Uzanmış üç adım yatıyordu gül…

Hikaye Oku Hikaye Ögren Hikaye Sitesi Hikaye Paylas

Perşembe, Mayıs 6th, 2010

[22:30] <YaLıN> Ada
[22:30] <YaLıN> .
[22:30] <YaLıN> Martının,kanat çırpmasındaydı sıra,sıra adadan,
[22:30] <YaLıN> Sis dağlarını delercesine,şu sıra dağlardan…
[22:30] <YaLıN> O adadan yükselen martı,şehrin her gecesinde,
[22:30] <YaLıN> Aynı ötüşle uyandırır zamanı,her seferinde…
[22:30] <YaLıN> .
[22:30] <YaLıN> Tatlı bir esinti kopar,gecenin her yavaşında…
[22:30] <YaLıN> Her can bu tılsımı yaşar,ya içinde ya dışında…
[22:30] <YaLıN> O tılsım göğe yükselmesin bir,adanın her yatışından,
[22:30] <YaLıN> Çünkü bin haz çıkar, bir geceyi,güne sığdırışından

Hikaye Yaşanmış Hikaye Gercek Hikaye Hikaye Sitesi Hikaye Oku Hikaye Paylas Hikayeler Hikaye ögren

Cumartesi, Mayıs 1st, 2010

Emanet Para

——————————————————————————–

Adam New York’ta luks bir randevu evinin kapisini calar:
-Merhaba, Samantha ile gorusmek istiyorum.
-Bir dakika efendim.
Adami iceri alirlar. Bir sure sonra cok guzel bir kadin merdivenlerden iner:
-Beni aramissiniz.
-Evet. Geceyi seninle gecirmek istiyorum.
-Tamam ama benim tarifem biraz pahalidir. Geceligi bin dolar.
-Parasi onemli degil. Geceyi seninle gecirmek istiyorum.
Beraberce yukari cikarlar. Geceyi birlikte gecirirler. Ertesi gun adam yine randevuevine gelir.
-Samantha ile gorusmek istiyorum.
-Beyefendi baska kizlarimiz da var.
-Umurumda degil, Samantha ile gorusecegim.
Samantha gelir :
-Yine mi sen! Evet.
-Geceyi seninle gecirmek istiyorum.
-Yalniz fiyatimi hatirliyorsun degil mi? Bin dolar.
-Hic onemli degil. Ben geceyi seninle gecirecegim.
Birlikte yukari cikarlar, o geceyi de beraber gecirirler. Ertesi gun, ayni adam, ayni randevuevi:
-Merhaba, Samantha ile gorusmek istiyorum.
Samantha asagi iner:
Tanrim, yine mi! Bak, devamli musterilere indirim falan yapmiyorum. Fiyatim ayni, bin dolar.
-Onemli degil. Geceyi seninle gecirmek istiyorum.
Yine yukari cikarlar. Islerini bitirdikten sonra:
-Benden bu kadar hoslanman cok guzel ama anlayamiyorum. Uc gece ustuste bana bin dolar odedin. Nerelisin sen?
-Tel Aviv.
-Tel Aviv mi? Benim kizkardesim de Tel Aviv’de yasiyor.
-Biliyorum, sana getirmem icin bana ucbin dolar verdi..

Hikaye Yaşanmış Hikaye Gercek Hikaye Hikaye Sitesi Hikaye Oku Hikaye Paylas Hikayeler Hikaye ögren

Minic.Gen.TR | Özlü Sözler, Güzel Sözler, Etkileyici Sözler, Anlamlı Sözler, Şiirler, Şifalı Bitkiler | canlı sohbet MyNet MyNet sohbet Mynet mirc sohbet Minic mirc Anlamlı SözlerAyrılık MesajlarıŞifalı BitkilerKomik Mesajlar Minic
İNTERNET HİZMETLERİ Geri bildirimi takip listeme ekle ( RSS )