TurkiyeMirc Internet Hizmetleri
Arşivler
Kategoriler

Archive for the ‘Köse Yazımız !’ Category

Yedi kutsal gercek

Salı, Ocak 18th, 2011

Yedi kutsal gercek

- Kaç yıldır benim yanımdasın?
- 20 yıldır efendim
- Bu zaman süresince benden ne öğrendin?
- Hiçbir şeyle değişmeyeceğim yedi gerçek öğrendim.
- Ömrüm seninle geçtiği halde topu topu 7 gerçek mi öğrendin?
- Evet.
- Söyle bakalım öyleyse neler öğrendin?
- Baktım ki herkes bir şeyi dost ediniyor, ona gönül verip bağlanıyor.
Ancak bunlardan hemen hepsi insanı yarı yolda bırakıyor. Ben ise,
beni hiç bırakmayacak, ölümden sonra bile benimle gelecek şeyleri
aradım. Ve dost olarak iyilikleri seçtim kendime. Ki onlar sonsuz bir yükselme
yolculuğuna çıkmış insanoğlunun hiç tükenmeyecek azığı ve en gerçek dostlarıdır.
- Çok güzel, ikincisi ne bakalım?
- Baktım ki, insanların bir çoğu geçici dünya değerlerine dört elle
sarılmış onları koruyor, kasalarda saklıyor, kaybolmaması için her çareye
başvuruyor. Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine, kimi ününe tutunmuş sımsıkı, onları
elden çıkarmamak için çırpınıp duruyor. Oysa ben varlığımı ve bütün
isteklerimi O’na satıp, gönlümü yalnız O’nun sevgisine açtım.
- Devam et!
- İnsanların üstün olmak için birbirleriyle yarıştıklarını gördüm. Ancak
bir çoğu üstünlüğü yanlış yerlerde arıyor ve birbirinin üstüne basarak
yükselmek istiyordu. Bunun üzerine üstünlüğü geçici dünya değerlerinde değil, akıl
ve ahlakça yükselmekte, kötülüklerin her çeşidinden el etek çekip,
iyiliklere vasıta olmakta aradım.
- Devam et yavrum.
- Yine baktım ki, insanlar sabahtan akşama birbirleriyle uğraşıyor, boş
yere hayatı zehir ediyorlar kendilerine. Bütün bunların
benlik, bencillik ve çekememezlikten ileri geldiğini gördüm. Ve gönlümü bu
kirlerden arıtarak, herkesle dost olup, huzur ve güven içinde yaşamanın yolunu buldum.
- Sonra?
- Nedense herkes hatasının sebebini hep dışta arıyor ve başkalarını
suçlamak yoluna sapıyordu. Böylece suçlarının örtüsü altına saklanıyordu. Oysa
insanın başına ne geliyorsa kendi yüzünden ve kendi eliyle geliyordu.
Bunun bilip yalnız kendimle cenge girerek, nefsimin iradesine uymamaya ve
vesvese verenin ağına düşmemeye çalıştım.
- Doğru…
- Baktım ki insanlar şu bir lokma ekmek ve dünya geçimi için helal haram demeden,
her türlü hakkı çiğnemekten çekinmiyorlar. Hem başkalarının hakkını alıp onları
yoksul bırakmakla, hem de bu haksızlığın azabını ağır bir yük gibi vicdanlarında
taşımakla iki kere kötülük etmiş oluyorlar. Oysa doğru yaşanıldığında ve hakça
bölüşüldüğünde dünya nimetleri insanlara yeter de artardı bile.
- Ve yedinci?
- Yedinci olarak şunu gördüm ki, insanlar bir şeye dayanmak ve güvenmek ihtiyacındadırlar.
Kimi zenginliğine, kimi güzelliğine…
Bunların hepsi de bir süre sonra yıkılacak eğreti desteklerdir. Ben ise
yalnız O’na sığınıp yalnız O’ndan yardım diledim. Ve bunun karşılığı sonsuz
bir güven oldu.
- Seni tebrik ederim evladım. Ben de yıllar yılı bütün din kitaplarını inceledim.
Hepsinin bu 7 gerçek etrafında döndüğünü tespit ettim.

Güzel Mesajlar

Perşembe, Ocak 13th, 2011

Hasretin öldürdü beni. Şimdi geceler çaresiz, geceler sensiz, bir öpüşten daha sıcak şimdi yağmur damlası gelip konar dudaklarıma sessiz. Söylemiş miydim hasretin öldürdü beni hiç sebepsiz.

Bu akşam içimde tuhaf bir sıkıntı var dünyada sanki bir ben kalmışım sanki herkes nerde keder varsa bırakmış ben nerde bulduysam toplamış almışım önümde söğüt ağacı herzamanki haliyle, çaresiz havuz şu rahat, insanlar susmuş sessiz bir yağmur gibi başladı bende konuşmak ihtiyacı.

Bana öyle bir mektup yaz ki sevgilim açar açmaz duyayım kokunu, sevda essin başak saçlarında, sesin yüzümü rüzgarla bulsun. Bana öyle bir mektup yaz ki sevgilim gelsin beni en koyu zulamda bulsun ve öyle bir mektup yaz ki varsın ölümüm olsun.

Artık bulutlara yazıyorum hasretimi yağmur yağınca anlarşın seni ne çok özlediğimi.

İçine düşen her hüzün damlası sana seni ne kadar çok sevdiğimi hatırlatsın.

Sanma ki ismini bir başkası silecek seninle başladım seninle bitecek.

İnsanlar tanıdım yıldızlar gibiydiler. Hepsi de gökyüzündeydi. Ama ben güneşi yani seni şeçtim senin için bin yıldızdan vazgeçtim.

Sana sevgimi yıldızlara benzetiyorum. Seni ne kadar mı seviyorum artık benimde yüreğimde bir gökyüzüm var.

Her seven adsız bir kahramandır ve insan sevebildiği kadar insandır.

İlk aşkin ilk hatırası zihinlerden silinmez.

Hayatta hiçbir şey ilk aşkın yerini tutamaz insan sevse bile o ilk aşk hiç unutulmaz.

Dudaklar yalan söyleyebilir ama gözler asla.

Allah gücü erkeğe güzelliği kadına vermiş ne var ki her şeyi yenen güç güzelliğe yenilmiş.

Gençliğine güvenip erken derken, belki elveda bile diyemezsin giderken.

Bana dünya yuvarlaktır dedin, dediğin döğruysa neden geri dönmedin.

An gelir insan gülerken ağlarmış. Gözyaşları sel olup kalbine akarmış kahkaha bir maske derler bilir misin? İnsan sevdiğinden ayrılınca bu maskeyi takarmış.

Önceleri hasreti hıç tatmadım yarımdan hiç ayrı kalmadım biter diye takvimlere baktım. Zor geldi ayrılık alışamadım.

Hep kalanlara gidenleri kattım. Birgün yerine geçemediler. O kalanlara gidenleri kattım yine bir tane sen edemediler.

Bir ömür boyu seninleyim desen de istemem artık. Çünkü sen rüzgarın çoşturduğu bir toz bulutusun bugün bana esersin yarın ellere.

Hep beni kimse sevmiyor ki derdin. Usulcacık sokulup yüreğine “ben” demek isterdim.

Evlenmeden önce Birliktelikde bilinmesi gerekenler

Pazar, Ocak 2nd, 2011

Evlenmeden Önce “BİRLİKTELİK” ve Bilinmesi Gerekenler
Bazı gençler evlenmeden önce karşı cinsle yakın olmaya fazlaca istekli görünüyorlar. Birbirini tanımak bakımından bir yere kadar yararlı olacağı düşünülür yakınlaşmalarda, işler iyiye gitmez ise bayanlar zarar görebilir. Bu sebeple özellikle; flört, sevgili, arkadaşlık, sözlülük ve nişanlılık dönemlerindeki gençlerin şunları iyi bilmesi gerekir;

* Kolay Av Olan Kolay Terk Edilir *

Öncelikle şunu söylemeliyiz ki, “kolay av” olan, kolay terk olunur. Kimse zahmet çekmeden elde ettiklerinin kıymetini bilmez. Evlilik söz konusu olmayacaksa “arkadaşlığı” sevgili boyutunda sürdürmek bayanlara zarar veren sonuçlar ortaya çıkarır. Arkadaşlık ileri boyutlara götürülürse işin cazibesi kalmaz.

* Erkekler İçin “En Zor İlişki” Evliliktir.! *

Kadın erkek arasındaki ilişki türleri içinde, erkeğe en zor geleni “evlilik tarzında” olanıdır. Evlilik söz konusu olunca “erkeklik” cesaret ister. Birçok erkek, karşısındaki bayana “seni seviyorum” demekte acele eder, ama, iş evliliğe gelince, bazı erkeklerin çok da cesaretli olmadıkları görülür.

* Evlenmeden Önce Erkeğe Yakınlık Kadının Değerini Düşürür *

Kadından almak istediklerini evlenmeden önce almaya başlayan erkeğin evlilik isteği azalır. Duygusal anlamda ilgisizlik başlar.
Bazı erkekler bayanlara yakın olduklarında, sonu ne olursa olsun, bu ilişkiden dolayı kendilerini sorumlu hissetmezler.
Bayanlar, daha duygusal olduklarından, kısa süreli de olsa ilişkilerinden etkilenirler. Daha sonraki yakınlaşmalarda ise bu sebeple sorun yaşarlar. Bir kızla evlenmek isteyen ya da evlenen erkek, onun daha önce başka kişilerle yakın olduğunu öğrendiğinde bundan pek de memnun olmaz. Hatta, bunu kendisi için bir aşağılanma olarak görebilir. Bunun aksine, evleneceği erkeğin, kendisinden önce birkaç kızla yakınlığı olduğunu öğrenen kadın, aynı derecede rahatsızlık hissetmez. Aksine, başkalarına karşı erkeğinin kendisini tercih etmiş olmasından dolayı gurur bile duyabilir.

* En kısa arkadaşlık “Yatak Arkadaşlığı” En uzun arkadaşlık “Hayat Arkadaşlığı.”

Evlenmeden Önce “BİRLİKTELİK” ve Bilinmesi Gerekenler

En uzun sürecek ve sağlıklı olabilecek evlilikler, evlendikten sonra da “arkadaşlık” formatını koruyabilen evliliklerdir. Bunun için taraflarda ortak bazı özelliklerin olması gerekir. Aşk ve cinsellik olmadan da, karşılıklı olarak arkadaş olmayı kolaylaştıracak özellikleriniz yoksa, bu “birliktelik size mutluluk getirmeyebilir. “Hayat arkadaşı” olamayacağınız kimse ile yakınlığınızın kısa sürede tadı kaçacaktır. “Yatak arkadaşlığı”ndan, “hayat arkadaşlığı”na geçmek ise oldukça zordur.

* Erkeklerin Sözü Senet Değildir *

Esasen, pek çok kadın, erkeklere karşı hatalarını evlenmeden önceki; arkadaşlık, flört, sevgililik, sözlülük, nişanlılık gibi bu “tanışıklık” döneminde yapmaya başlar.
Kolay inanır ve yakınlık göstermekte acele ederler. Halbuki, erkekler kolay elde ettiklerini değerli görmezler. Bir bayandan almak istediklerini kolayca alan erkeğin gözünde, kadın değerini hızla kaybeder. Kendini garantide sanan ve birkaç güzel söze kanan genç kız, evlenmeyi tasarladığı erkeğe verdiği tavizler oranında hayal kırıklığı yaşamaya namzettir.????:

Evlenmeden önce, erkeğin bir kadından almayı arzu ettiklerini kolayca veren bayan, erkeğin gözünde nasıl değersizleştiğini onun arkasından bakakaldığında anlar.

Dikkat edilirse, erkek çocuklar oyuncaklarından heveslerini kısa sürede alır ve onları ya terk eder, ya da kırar atarlar. Halbuki kız çocuklar ayıcıklarını ve bebeciklerini yıllarca sever ve saklarlar.

Fransızlar; “İnsan her yaşta çocuktur, değişen oyuncaklarıdır” derler. Öyleyse, siz de, gözden düşmek istemiyorsanız mesafeli olmalısınız. Erkeğin sizden hevesini alıp, kısa sürede terk etmesini ya da bir oyuncak gibi kırıp atmasını istemiyorsanız her tatlı söze kanmamalısınız..

Unutmamalısınız ki, erkekler için “bir söz” her şey değildir. Dilin kemiği olmadığı gibi, sözün garantisi de yoktur. Erkeğin, sevgisini sürdürmesi biraz da sevdiğine olan özlemi ölçüsünde olacaktır. Erkeğe sabretmesini de, kadının kıymetini bilmesini de öğretecek olan yine kadındır.

(Alıntıdır)

Erkeklerin Dili

Perşembe, Aralık 30th, 2010

ERKEKLERİN DİLİ
Erkekler çevremizde sürekli varolan ama anlayamadığımız evrensel bir dil kullanıyor. Zaman zaman bizi zorlayan “Erkekçe”, sözcükler değil bakışlar, mimikler ve jestler üzerine kurulu. Peki, bu dili bilmek ne işimize yarayacak?

Bir lisan bir insandır” derler. İnsanlık kapasitemizi genişletmek için hepimiz en azından bir yabancı dili konuşmaya gayret ediyor, birini biliyorsak hemen ikincisini öğrenmeye başlıyoruz. Kısacası, dil öğrenmek hepimiz için kendimizi geliştirmenin ilk koşullarından biri.

Erkekçeyi kadıncaya tercüme edin
Farklı milletlere ait bütün yabancı dillerden başka bir lisan daha var ki, biz kadınlara hem çok yakın, hem de çok uzak: Erkekçe. Bu dili hangi milletin konuştuğunu hemen anlamışsınızdır. Çevremizde sürekli varolan ama genelde anlayamadığımız evrensel bir dil bu. Sözcükler üzerine değil, bakışlar, mimikler ve jestler üzerine kurulu. Peki, bu dili bilmek ne işimize yarayacak dersiniz? Dil, iletişimin en önemli aracı olduğuna göre “Erkekçe”yi öğrenerek erkeklerle çok daha kolay iletişim kurmamız, hangi davranışlarının ne anlama geldiğini keşfederek onlara daha yakın olmamız mümkün.

Ayrıca farklı karakterlerde erkeklerin kendilerine has jestleri olduğu da kesin. Onlarla ilgili belli hedeflerimiz varsa unutmayalım ki, amaca giden yol araçtan geçiyor, işte, belli başlı 10 erkek tipi ve verdikleri sinyallerle bize anlatmak istedikleri…

Bay Sadık
Sinyal: Basını hafif yana ve aşağıya eğerek bakıyor.
Anlamı: Kahverengi gözleriyle attığı ceylan bakışıyla sizi kıvama getirmek niyetinde… Bu jesti aynada uzun süre çalıştığından emin olabilirsiniz. Duruşu kırılganlığını, teslim oluşunu ve size güvendiğini gösteriyor. Aynı güveni sizden de beklediğini ve sadık bir partner olacağını anlatmak istiyor. Duygularınızı ifade etmek için yanıp tutuşuyorsanız, buyrun ama ateşli geceler için gereken dayanıklılığı onda bulamayabilirsiniz.

Bay Züppe
Sinyal: Parmaklarını durmadan saçlarının arasından geçiriyor.
Anlamı: Önceden planladığı ve sizi etkilemek için acımasızca uyguladığı bir taktik… Bir kadında dudaklarını yalama, göz süzme ya da kırıtma ne anlama geliyorsa Bay Züppe’de de saçlarıyla oynamak aynı anlama gelir. Ona bir iyilik yapın ve ne olursa olsun egosunu yüceltin yoksa bunu anında bir başka kadın yapar.

Bay Koruyucu
Sinyal: Omuzlarını kabadayı gibi kaldırıp hafifçe öne doğru eğilerek yürüyor.
Anlamı: Onu nasıl böyle büyülediniz bilemem ama koruma içgüdüsünü harekete geçirdiğiniz kesin. Bu maço karakter, sizi kanatlarının altına almak ve seksi bir kadının tek sahibi olduğunu çevresine göstermek istiyor. Sizinle ilgilendiği belli ama çevrenize duvar ören tutumunu ne kadar ileri götüreceği ve bunun ne kadar hoşunuza gideceği tartışma konusu…

Bay Kafası Dağınık
Sinyal: Sürekli cep telefonuna ya da sigara paketine saldırıyor.
Anlamı: Start verildi. Bakıştınız ve hatta birbirinize gülümsediniz ama bir türlü gerisi gelmiyor. Yanınıza gelmek yerine durmadan telefonla bir yerleri arıyor, sigara üstüne sigara içiyor. Paniğe kapılmayın. Bu, sizden etkilenmediği değil, sadece atacağı adımları planladığı anlamına geliyor. Kararlı olup ilk adımı siz atın. Hamleniz onu da harekete geçirecektir.

İsraiLe Lanet Olsun

Pazartesi, Mayıs 31st, 2010

israil son günlerde gerek gazzeye gerekse filistine karsı katı ambargolar uygulamakta.

özellikle bugunlerde israille sohbet ortamı aramaya calısırken, böylesıne yabılan bir ayıb ve sorumsuzluk, israilin dunya capında tepki toplamasına neden oldu..

Gerci Kuran-i Kerimdede Yazdıgı gibi İsraiL Toprak Bütünlügü belli Olmamıs ve Olmıcak Tek Millet ..

Yinede israiL hükümetinin Yaptıkları bu tutumsuzca Sorumsuzca Davranıslardan dolayı ortada sohbet ortamı kalmadı ama bunları israil deki yada diger ülkelerdeki Yahudi Vatandaslara yansıtmak dogru olmaz..

İsrail Yaptıgı davranısların ne kadar sorumsuzca ve Ahmakca oldugunu anlıcaktır elbet, zira Osmanlı döneminde 400 Sene Bizim topraklarımızda Bizim Hükümdarlıgımızda Yasamıslar ve dinlerine, törelerine, namuslarına Gelenek ve Göreneklerine hiç bir sekilde baskı yada saldırı olmamısdır..

Umarıski İsrail Biran Önce Yapdıgı Hatayı Anlar Ortada Gerginliğe Yol acıcak Davranıslardan sakınır, ve sohbet muhabbet ortamı hazırlamaya yönelik egilimler gösterir ve ülkeler arası seviyeli sohbet ortamı dogar …

Özlü Sözler, Anlamlı Sözler, Asker Sözleri, Sehit Sözler

Pazartesi, Mayıs 31st, 2010

Bize  Mermi Atana, Biz; Çiçek Atarız… Tabi Cenazesin’de …

                             Tarık Zarif KALABAS :) )

Erkek Adam Erkek Dedigin Erkek Adam Olmak

Cumartesi, Mayıs 29th, 2010
Erkek Dedigin !!!
 
Seni elinin tersiyle değil avucunun içiyle kavrayacak. Bileceksin ki emin ellerdeyim,başkası tutamaz elimi böyle. Rahat olacaksın yanında, çok konuşmayacak, beynini didiklemeyecek. İnce olacak; seni senin kadar düşünecek. Sen onu merak ettiğinde kendisine hesap soruluyor havalarına girmeyecek.

Senin inceliğine karşı umursamaz sözler sarf etmeyecek. Adamın sinirini bozmayacak, cinlerini tepesine çıkarmayacak, sanki sen onun için varmışsın her ne zaman istese emrine amadeymişsin, o ne yaparsa yapsınher istediğinde yanında elinin altında olacakmışsın triplerine girmeyecek. Sen ona sevgini hissettirdiğinde, sen ona kayıtsız şartsız aşıkmışsın gibi havalara girmeyecek.

Erkek dediğin ilgi gördüğünde ilgiyle, sevgi gördüğünde sevgiyle karşılık verecek. Erkek dediğin, sen onun için kendine baktığında, sırf ona daha güzel görünmek için giyinip kuşandığında hiçbir şey olmamış gibi davranmayacak. Ruhunu okşamasını bilecek. Romantik olacak kimi gün habersizce kucağında çiçeklerle çıkıp gelecek. Özel günleri unutmayı marifet sanmayacak. Kayıtsız olmayacak senin bütün zerafetine karşı.

Gerçekten seven bir kadin sevgi ve ilgi bekler, erkeğine verdiği aşkın karşılığında küçük bir tatlı söz, kısa bir mesaj, bir çağrı bile onu mutlu edebilir. Erkek dediğin bütün bunları cebinden para harcıyormuş gibi cimrilikle yapmayacak. Ben aranmayı, çok aramayı sevmem demeyecek.

Her şey kendi istediği gibi olsun istemeyecek. Sadece kendi canının istemesine bağlamayacak her şeyi.
Erkek dediğinin, hissettiğiyle yaptığı şey arasında uçurum olmayacak.

Cesur olacak cesur. Seni seviyorum derken korkmayacak, başka şeylerin arkasına gizlenmeyecek. Seviyorum deyip bir sonraki perdede kaçmayacak, özlüyorum diyorsa gelecek, kaybetmek istemiyorum diyorsa kaybetmeyecek.

Erkek dediğin aşkına sahip çıkacak. Korkak olmaz erkek dediğin.
Erkek dediğin iyi sevişecek. Koyun gibi yatmayacak, bir an önce şu iş bitse demeyecek. Aşksız yatmayacak yatağa ve sen bunu bileceksin. Bir baba şefkatiyle seni alnından öptüğünde bileceksin ki sevgisi geçici ve zayıf değildir. Ve sevgiyle öptüğünde dudaklarından bileceksin ki öpüşün tek sebebi şehvet değildir.

Erkek dediğin aldatmayacak. Aldatmak basitliktir. Seviyorum diyorsa aldatmaz erkek dediğin. Aldatıyorsa sevmiyor demektir.

Erkek dediğin yakışıklı olacak, çekici olacak ama bundan çok daha öte bir şey…Zeki olacak.
Kadının küçük yalanlara, bahanelere inanmayacağını, kendisini kendi gibi tanıdığını bilecek. Kadının zekasını küçümsemeyecek kadar zeki olacak. Zeki olacak, seni bir hamur gibi karmasını bilecek, o hamura kendisi katmasını da. Değerlerini bir anlık hevesler uğruna satmayacak.

Namussuzluğunu, ahlaksızlığını ancak ve ancak seninle yataktayken kullanacak. Yan gözle hatun kesmeyecek, üstüne sevgili edinmeyecek.Erkek dediğin önce kendini sevecek. Kendini sevmeyen erkekten kimseye hayır gelmez. Bir bakarsın ki yıllar sonra bu adamla ne yatağa sığıyorsun, ne toprağa… Koluna girip gezmesini bileceksin gururla, koynuna alıp sevişmesini de. Babalığını da bilecek, ana-babaya hürmet etmeyi, kadir kıymet bilmeyi, vefakarlığı,fedakarlığı…

Erkek dediğin seni koruyacak, kuşatacak. O nerede olursa olsun seni koruyacağını bileceksin. Pısırık olmayacak erkek dediğin.

Erkek dediğin erkek olacak güzelim.

Seni sadece sen olduğun için sevecek. Parayla pulla, kariyerle, güçle, kimin ne dediğiyle hareket etmeyecek.Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem dostun, hem baban, hem çocuğun olacak, huzurla bağrına basacaksın..

-CAN YÜCEL-

Nasıl Bir Bayan Yada Erkek Sevmek İsterdiniz

Cumartesi, Mayıs 29th, 2010

HayaLinizdeki Bay veya Bayan Nasıl Olmalı ?

Sevgi Duvarı
Nasıl bir ”ERKEGİ” yada ”BAYAN” ı Sevmek isterdiniz? (Evlenmek isterdiniz ? )

4 kişi bunu beğendi.
Nur Bayraktar

Nur Bayraktar

Yakısıklyms yok guzelmis adam olsa yeter
28 dakika önce
Hülya Sivri

Hülya Sivri

ewine eşine namusuna sahip çıkan adam gibi adam olsun yeter
28 dakika önce
Nilay Bal

Nilay Bal

şimdiki gençliğin en BUYUK yanılgısı olan yakışıklılık para araba gibi şeyleri değilde KALP GÜZELLİĞİNİ isterdim..
çunku bir süre sonra yakışıklılığın arabanın paranın yerini kötü şeyler alıyor( yani içinde gizli kötülüğü)
26 dakika önce
Kaçık Uçuk

Kaçık Uçuk

en önemlisi dürüst olsun sonrasına bakarız
26 dakika önce
Hacer Turan

Hacer Turan

benım sevmek istediğim gibi biri daha gelmedi dünyaya
25 dakika önce
zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

ßesiktasLi ßeni qercekten sevecek ßeni kendine ßaqLicaq kalbi temiz oLsun qüzeLLiqi öNemsiz.. ßn ßuNu isTrDim keske oLsa swqiLim ciddi oLaßiLeceqiΣ =((
25 dakika önce
Sevgi Duvarı

Sevgi Duvarı

zafer keşke türkçe karekterler kullansan…
24 dakika önce
zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

Peki kardsm el aliskanliqi kusura bakma tekrar yazaym besiktasli olsun dürüst olsun güzellgn önemi yok hic kalbi temiz olsun kendine beni baglasin sevsin seveyim onu yeterli keske olsa =((
17 dakika önce
Sevgi Duvarı

Sevgi Duvarı

Teşekkürler Zafer..
Türkçemiz benliğimiz çünkü bunu elimizden almaya çalışıyorlar
Duyarlılığın için teşekkürler…
16 dakika önce
Düzgün Atıcı

Düzgün Atıcı

Valla sıcak kanlı beni gerçekten sevebilecek biri olsun yeter zaten bütün kızlar yakışıklılık arıyor ama bizde ortada kaldık boş boş dolanıyoruz namuslu temiz ahlaklı olsun hertürlü kabulüm olur zaten ama nerdeeee
15 dakika önce
Düzgün Atıcı

Düzgün Atıcı

Keşkede olsa yani ama yokkkkk aşka susamışiz aşka :( (((
14 dakika önce
Kevser Mızrak

Kevser Mızrak

ama sevmek tarifle olmazki.hiç sevmediğiniz huylardaki kişilerde çıkabilir. tek önemli olan içindeki birazcık güzellik..bence.
13 dakika önce
zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

Ainen ama bütün kizlar deqiL dostum öyLe deMe kasari war namusLusu war hepsiNi ayni keseYe koyma bence.
13 dakika önce
Düzgün Atıcı

Düzgün Atıcı

Aynen zafer namuslu temiz oturup kalkmasını bilen biri olsun yeter
11 dakika önce
Birol Boz

Birol Boz

Önce sevmenin ne olduğunu bilecek gerekirse uğrunda can verecek bir hafta 1 ay değilde bir ömür boyu sürecek senle ağlayıp seninle gülecek karşılıklı olup yürekten sevecek.. Hiç sevdiğim olmadı ama böyle olsun isterdim
6 dakika önce
zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

zf-я ßesiktasq ।૧૦∑

KEVSER insanlarin icini bilemezsin hersey zamanla tek qereken sey cesaret kendine güwenmek sn birine aniden sans taniyabilirsin we o kisiyi zamanla zamanla tanirsin olmuyosa zorlamazsin burda herkezin yazdigi bence tamamen hayal cünkü kimse dört dörtlük degildir..
6 dakika önce
Düzgün Atıcı

Düzgün Atıcı

Ya zaten tanıdıktan sonra olan oluyor biraz tanıdıktan sonra olursa olur olmazsa zaten ben yoluma o yoluna bak benimde olmadı ama benim aradığım en önemli şeyler 1içi iyi güzel olsun 2 cana yakın olsun yeter ama 1. Olmazsa olmaz yani ama hala boştayiz eminim öyle de gidecek
yaklaşık bir dakika önce

Kayıp Aranıyor !! Kayıp ufak kız cocugu !!!

Çarşamba, Mayıs 26th, 2010

Yönetim Tarafından Konu Kapatılmıştır…

Konuda Geçen Email Sahiplerinden Site Yönetimi Olarak Özürdileriz…

sohbet chat trsohbet mirc cet sohpet sohbet odaları

Pazartesi, Nisan 12th, 2010

Bugun ögleden sonra 15.30 gibi kalktım, direk mutfaga gitdim, zira karnım cok ac oldugu icin once karnımi doyurdum. Sonra salona gecip televizyonu actım. Tek tek kanal dolasırken basbakanımizın konusmasıni dınledım, bence turkiyeye gelmis gecmis en iyi basbakan, ULU ÖNDER ATATURK’un bize bıraktıgı bu ulkeye kalkınmasi ve insanların daha guzel sartlarda yasaması icin elinden geleni yapıyor, ama aturk ustunden reklam yaparak prim kazanan muhalafet ise ulkeyi karamsarliga suruklemek icin var gucuyle calısıyor.

Yurdum Sairleri Amatör Sairler Siir Yazanlar

Pazar, Nisan 4th, 2010

YURDUMUZUN AMATÖR Şair’LERİ ….

Berna KARAOGLU

Murat BİNLİK

Halim AKIN

Necla ARGÜZ

Mustafa YILMAZ

Adem YILDIRIM

Zeynep EROGLU

Sevgili Gönül Dostları Yüreginize Saglık…

Hepsiyle Otobüs Seyehatinde Tanışma Şansına Nail Oldum …

Tarık ZARİF ….

Köse Yazısı Köse Yazarlaı Köse Yazısı oku

Çarşamba, Mart 31st, 2010

YAZARLAR  MEHMET BARLAS 
Yazıyı Dinle
Bu haberin ses dosyası henüz hazır değil.
MB yaz bosluk bırak mesajını yaz 4122′ye gönder.
SMS:?MBBAsYAZI Anayasa değisikliği yapmak AK Partililere mi düstü?
Bu AK Parti’nin artık haddini bilmesinin zamanı gelmistir.
İki genel secimde TBMM’de tek basına iktidar olacak coğunluğu almaları yetmiyor sanki.
simdi de Anayasa değisikliği icin düğmeye bastılar.
Anayasalar zırt pırt değistirilebilen metinler midir yani?
Aslına bakarsanız Türkiye’de durum böyledir.
Değistirilmekten öteye lağvedilebilirler bile.
1924 Anayasası ve 1961 Anayasası da böyle olmadılar mı?
Gerci bunlar da yürürlükte oldukları zamanlarda değistirilmislerdi.
1937 değisikliğinde “6 Ok” 1924 Anayasası’na girmemis miydi?
Veya 12 Mart darbesi ertesindeki değisikliklerde de, 1961 Anayasası’ndaki kurumların özerklikleri kaldırılmamıs mıydı?
1982 Anayasası’na gelince…
Bu Anayasa halkoyu ile kabul edildiği 1982′den bu yana cesitli dönemlerde 34 defa değistirilmedi mi?
Bu değisiklikler yapıldıkları dönemlerin hükümetlerinin girisimleri sonucu gerceklestirilmedi mi?
Ama biliyoruz ki Türk usulü siyasette her konuda dün dündür bugün bugündür.
simdi mesela deniliyor ki, Anayasa’nın 175. maddesine göre değisiklik teklifi hükümet tarafından hazırlanırsa bu Anayasa’ya aykırı olur. cünkü 175′inci maddeye göre sadece belirli sayıdaki milletvekili Anayasa değisikliğini teklif edebilir…
Anayasa değisiklik teklifi bir hükümet tasarısı olamaz.

coğunluk olmak yetmez
Gerci bu değisiklik paketi dün kamuoyuna acıklanırken üzerine basıla basıla “Bu bir taslaktır” denildi ama faydası yok.
Bir de söyle diyenler var:
Bu AK Parti coğunluğu Anayasa falan değistiremez.
cünkü Anayasa Mahkemesi onları irticaın odağı seklinde belirledi.
Evet…
Aslında bu AK Parti coğunluğunun yasaları oylamaları da belki bir “Anayasa ihlali” dir.
Bakarsınız Anayasa’yı önce TBMM oylaması sonra da referandum ile değistirme girisimleri yüzünden “Zorla tağyir ve tebdil” sucu isledikleri icin yargı önüne de giderler.
cünkü “Bizim parti”den olmayan milletvekillerinin ve oy kullanan secmenlerin gercek niyetleri asla bilinmez.
Anayasaların ve buna benzer temel metinlerin hazırlanmalarında da değistirilmelerinde de aranılan “Toplumsal katılım” ve “Ulusal uzlasma” sartlarına gelince…

Herkes mi katılacak?
Bu toplumsal katılımın sınırları da ne yazık ki bizim toplumumuzda asırı ölcülerde algılanmaktadır. “Toplumsal katılım” kavramı ne yazık ki “Toplumun her kesiminin katılımı” biciminde yorumlanmaktadır.
“Ulusal uzlasma” ile de “Ulusalcıların uzlasması”nın ifade edildiği görmezden gelinmektedir.
Bu nedenle de 1950′nin 14 Mayıs’ında baslayan ve Haso’lar ile Memo’ların katılımı ile baslayan demokratik yozlasma sürecinin kötü etkileri “Rejim” üzerinde hissedilmektedir.
Kısacası AK Partililer Anayasa değistirme girisimlerini bırakmalı ve önümüzdeki secime kadar CHP ne diyorsa öyle davranmalıdırlar.

köse Yazıları Gunluk Yazılar Köse Yazarları

Çarşamba, Mart 31st, 2010

YAZARLAR  MEHMET BARLAS 
Yazıyı Dinle
 
MB yaz bosluk bırak mesajını yaz 4122′ye gönder.
SMS:?MBBAsYAZI Secmen ayrıntıya bakmaz, sadece istediğini duyar…
Birbirinden cok farklı konuları iceren Anayasa değisikliği paketinin aynı referandumda halkoyuna sunulacak olması da elestiriliyor.
Aslında bu elestiri de kafa karısıklığımızın bir göstergesi değil mi? “Anayasa” dediğimiz sey zaten böyle cok konulu bir temel metin değil midir?
Bundan önceki anayasa referandumlarında, yani 1961′de ve 1982′de o anayasaları halk madde madde mi onayladı yani?
Bir acıdan genel secimler de böyle cok maddeli gündemin veya coklu kadroların oylanması değil midir?
“Secmen” denilen ve Kars’tan Edirne’ye uzanan alandaki ortak aklı temsil eden sanal kisi oy kullanırken, ayrıntılara pek bakmaz.
Anayasa’nın değismesini istiyorsa ve bu değisikliği öneren siyasi partiyi tutuyorsa “Evet” oyu verir.
1982′deki referandumla sadece Anayasa oylanmamıstı.
Hem Kenan Evren’in Cumhurbaskanı olması icin, hem aralarında Süleyman Demirel’in de bulunduğu eski siyasetcilerin yasaklanması icin oy kullanmıstı halk.
Sonucu biliyoruz.
Buna göre, 1982 Anayasası ve ek maddeler 1.626.431 “ret” (yüzde 8.63) oyuna karsılık, 17.215.559 “kabul” (yüzde 91.37) oyuyla halk tarafından onaylandı.
Bu referandum sonrasında Demirel’i Güniz Sokak’taki evinde ziyaret etmistim.

İslamköy’de durum
Bana memleketi İslamköy’den gelen bir mektubu göstermisti.
Galiba Belediye Baskanı’nın mektubuydu.
Hatırladığım kadarıyla sunlar yazılıydı mektupta:
- Sayın Basbakanım… Komünistlerin bütün karsı propagandalarına rağmen yüzde 90′ın üzerindeki bir oy oranı ile İslamköy olarak Anayasa’yı kabul ettik. Arz ederim.
Demirel bu bu mektubu okuduktan sonra hic yitirmediği mizah anlayısı ile yorumunu seslendirmis ve “Bu adam ya beni anlamamıs ya da benimle alay ediyor” demisti.
Genel secimlerde de böyle belirlenir secmenin oyunun yönü.
Bir partinin programını falan kimse incelemez.
Aslında o partinin milletvekili adaylarının coğu da o partinin programını ve tüzüğünü okumus değillerdir.
Liderin kisiliği, söylemleri ve verdiği görüntü önemlidir.
Hep Turan Günes’in 1950′li yıllardaki secim izlenimlerini hatırlarım.

Duyulan ve isitilen
Kocaeli’nde sabah CHP’nin, öğleden sonra da Demokrat Parti’nin secim mitingi vardır.
CHP’nin adayları, mesela Nihat Erim, partilerine vurulan “Din düsmanı” damgasını silmek icin Allah’la baslayan cümleler kurarlar, aile gecmislerindeki din adamlarını anlatırlar, ayetleri tefsir ederler.
Hemen sonra yapılan Demokrat Parti mitinginde ise adaylar sadece ekonomiden, yatırımlardan söz ederler.
Turan Günes iki Kocaeli köylüsünün arkalarında durarak iki mitingi de izler.
Mitingler bittikten sonra köylüler aralarında konusurken “Bu Demokrat Partililer nasıl Müslüman adamlar. Hep dinden, Allah’tan söz ettiler. Bir de su CHP’lilere bak. Ağızlarına Allah’ın adını almıyorlar” diye gözlemlerini seslendirirler.
Turan Günes “Secmenler duyduklarını değil duymak istediklerini isitirler secim döneminde” diye noktalamıstı anlattıklarını.
Adaylar da hangi partinin listesindeyseler, ona göre secilirler veya secilmezler.
Nadir Nadi 1950 secimlerinde Demokrat Parti listesinden Muğla’da bağımsız adaydı.
Secim konusması yapmak icin cıktığı kürsüden inerken “Au revoir Muğlalılar” diye Fransızca veda etmis miting meydanındakilere.
Neticede o da secilmisti.
CHP adayı olsaydı secilmezdi.

Bir Dost

Cumartesi, Mart 6th, 2010

Saate bakmaksızın kapısını calabileceği bir dostu olmalı insanın…
 ”Nereden cıktın bu vakitte” dememeli, bir gece yarısı telasla yataktan fırladığında;
“Gözünün dilini” bilmeli; dinlemeli sormadan, söylemeden anlamalı…
Arka bahcede varlığını sezdirmeden, mütemadiyen dikilen vefalı bir ağac gibi köklenmeli hayatında; sen, her daim onun orada durduğunu hissetmelisin. ihtiyac duyduğunda gidip müsfik gövdesine yaslanabilmeli, kovuklarına saklanabilmelisin.
Kucaklamalı seni güvenli kolları,
…dalları bitkin basına omuz, yaprakları kanayan ruhuna merhem olmalı…
En mahrem sırlarını verebilmeli, en derin yaralarını acıp gösterebilmelisin; gölgesinde serinlemelisin sorgusuz sualsiz…
Onca dalkavuk arasında bir tek o, sözünü eğip bükmeden söylemeli, yanlıs anlasılmayacağını bilmeli.
Alkıslandığında değil sadece, asıl yuhalandığında yanında durup koluna girebilmeli.
Övmeli alem icinde, bas basayken sövmeli ve sen öyle güvenmelisin ki ona, övdüğünde de sövdüğünde de bunun iyilikten olduğunu bilmelisin, “hak ettim” diyebilmelisin.
Teklifsiz kefili olmalı hatalarının; günahlarının yegane sahidi…
Seni senden iyi bilen, sana senden cok güvenen bir sırdas…
Gözbebekleri bulutlandığında yaklasan fırtınayı sezebilmelisin.
Ve sen ağladığında, onun gözünden gelmeli yas…

* * *

Böyle bir dostum var benim.
Pek sık görmesem de hep yanımda olduğunu bildiğim, yalansız riyasız dertlesebildiğim.
Kusağımın en iyisiydi hilafsız…
Beraber okuduk, birlikte kostuk son 20 yılın amansız parkurunu…
Katılasıya ağladık, doyasıya güldük yol boyu… Ekmeğimizi ve acılarımızı bölüstük. cocuklar doğurduk, büyükler gömdük.
Sonunda yara bere icinde oraya buraya savrulduk.
Bulustuk gecenlerde…
Bitaptı; kayan bir yıldız kadar ısıltılı, bir o kadar yorgun:
“- N’apıyorsun” diye sordum.
“- Seyrediyorum” dedi; “caresizce, öfkeyle, saskınlıkla ama sadece seyrediyorum”.
Seyrettiği; kusağımızın en kötülerinin, pespayelik yarısında ipi ilk göğüsleyenlerin zirveye hak kazanmalarındaki akıl almaz gariplikti.
İyiliğin ve ustalığın bu kadar eziyet gördüğü, kötülüğün ve yeteneksizliğin bunca ödüllendirildiği bir baska coğrafya var mıydı acaba?
Okuldaki ideallerimizden, genclik coskumuzdan söz ettik bir süre; tozlu raftaki bir kitabı yıllar sonra merakla karıstırır gibi…
Ülkemizin kaderini değistirmeye azimliydik mezun olurken; lakin karanlığını boğmaya yemin ettiğimiz ülke, karanlığına boğmustu bizi…
Pazarda görsek tezgahından meyve almayacağımız adamların cenderesinde bir ömür gecirmis, tünelden cıkıs sandığımız ısığın, üstümüze gelen kamyonun farı olduğunu cok gec fark etmistik.
Velhasılı ne sevebilmis, ne terk edebilmistik.
Krizde gecmisti bütün gencliğimiz; ve simdi cocuklarımıza tek devredebildiğimiz, cok daha ağırlasmıs bir kriz…
“- İste” diye ic gecirdi kadim dostum, “…bunları seyrediyorum bir kenardan sessizce…”
* * *
İste en cok da böyle zamanlarda bir dostu olmalı insanın…
Yıllarca aynı ip üstünde calısmıs, cesaretle ihanet arasında gidip gelen bir salıncağın sınavında birbiriyle kaynasmıs iki trapezci gibi güvenle kenetlenmeli elleri…
“Parkurun bütün zorluğuna rağmen dostluğumuzu koruyabildik, acıları birlikte göğüsleyebildik ya; yenildik sayılmayız” diyebilmeli…
Issızlığın, yalnızlığın en koyulastığı anda, kücücük bir kağıda yazdığımız kısa, ama ümitvar bir yazıyı, yüreğe benzer bir tasa bağlayıp birbirimizin camından iceri atabilmeliyiz:
“Bunu da asacağız!
İmza: Bir dost

“Halam intihar etmedi, sırtından vurdular”

Cumartesi, Mart 6th, 2010

 “Halam intihar etmedi, sırtından vurdular”      
    
 
 

Fikriye Hanım’ın yeğeninin iddiası:

“Halam intihar etmedi, sırtından vurdular”

Fikriye Hanım’ın ölümü, “Cumhuriyet tarihimizin ilk süpheli ölüm”ü sayılabilir.

cünkü 86 yıl sonra bile bu ölümün ardındaki sır perdesi tartısılmaya devam ediyor.

Zülfü Livaneli’nin “Veda”sından sonra tartısma yeniden gündeme geldi.

Filmde Fikriye Hanım’ın cankaya’da Mustafa Kemal Pasa ile görüstürülmediği icin intihar ettiği tezi isleniyor.

Biz de 1994’de yaptığımız “Fikriye” belgeselinde öyle islemistik. Ancak belgesel yayınlandıktan sonra ortaya cıkan bir tanık bildiğimiz her seyi alt üst etti.

Bir telgraf ve bir haber

O tanığa gecmeden, “bildiğimiz her sey”i özetleyeyim. Tevatür cok, ama elde ciddiye alınabilecek iki belge var:

Biri Mustafa Kemal Pasa’nın 1923 baharında, evlenip Ankara’ya döndükten hemen sonra Adnan Bey’e cektiği bir telgraf metni…  semsi Belli’nin arsivindeki o metinde su yazılı:

“Fikriye Hanım’ı tedavi icin Almanya’ya göndermistim. Benden izin almadan neden Dersaadet’e gelmistir? Katiyen Ankara’ya hareketine müsaade edemem. Kendisine para vermistim. Orada ikamet etsin ve bana izahat versin.”

İkinci belge ise, 1 Haziran 1924 günkü Vatan Gazetesi’nde “Fikriye Hanım’ın intiharı”nı duyuran haber:

“Fikriye Hanım Ankara’ya cıkınca istasyondan doğruca Reisicumhur dairesine gelerek Reisicumhur ve refikalarını görmek istediğini söylemistir. Gazi ve hanımını görmek mümkün olmayacağı kendisine bildirilmistir. Fikriye Hanım beklettiği kira arabasıyla geri dönmeye mecbur olmus ve dönüs sırasında, üzerinde bulundurduğu anlasılan tabancayla araba icinde intihar etmistir.”

cıkagelen tanık

Bu haber, muhtemelen bir “resmi acıklama”ya dayanıyordu ve yıllar boyu da “resmi tarih”in temel dayanağını olusturdu.

simdi dönelim “gayriresmi tarih”e…

Belgesel yayınlandıktan sonra Türkan soray “Fikriye”nin öyküsünü sinemaya tasımayı önerdi. Birkac kez bulusup konustuk. Bu hazırlık gazetelerde haber olarak cıktı.

İste o haber üzerine Amerika’dan bir telefon geldi.

Arayan, Abbas Hayri Özdincer’di.

Fikriye Hanım’ın öz yeğeniydi.

Kendisini tanıtınca, belgeselin hazırlığı sırasında Fikriye Hanım’ın ailesinden birilerine ulasabilmek icin cok caba sarf ettiğimizi, kimseyi bulamadığımızı söyledim.

Ailenin olaydan sonra “bir nevi sürgün”e tabi tutulduğunu öğrendim.

Özdincer belgeseli izlememis, ama film projesiyle ilgili haberleri okumustu. Bizimle görüsmek istiyordu.

İstanbul’a geldi. Türkan soray’la birlikte bulustuk.

Son derece zarif bir beyefendiydi. Ancak kaygılı görünüyordu. Bildiklerini anlatmanın ne tür sonuclara yol acabileceğini kestiremiyordu. O nedenle yıllarca susmustu.

“Ama artık yaslandım. Bu sırları size devretmek, bildiğim her seyi anlatmak istiyorum” dedi.

Ve anlattı.

“İntihar etmedi, vuruldu”

Bir defa Fikriye Hanım’ın hastalık nedeniyle değil, Ankara’dan uzaklastırılmak amacıyla -veya Ankara’da yapılmasında sakınca görülen bir tıbbi operasyon icin- yurtdısına gönderildiği kanısındaydı.
Türkiye’ye dönüste Ankara’ya gelip bir süre cankaya Köskü’nde Mustafa Kemal ve Latife Hanım’ın konuğu olarak kalmıstı. Ancak Latife Hanım’la yasanan gerilimin ardından İstanbul’a dönmüstü.

Yeniden Ankara’ya geldiğinde Kösk’ün yaveri Rasuhi Bey

tarafından iceri alınmamıstı.

Özdincer, halasının ikinci gelisinden ve iceri alınmayısından Mustafa Kemal Pasa’nın haberdar edilmediği inancındaydı.

Peki ölüm?

Yeğenine göre Fikriye Hanım intihar etmemis, vurulmustu.

“Alcaklar, vurdular beni…!”

Bilinenin aksine, Fikriye Hanım, olaydan sonra hemen ölmemis, kanlar icinde Memleket Hastanesi’ne kaldırılmıstı.

Olaydan sonradan haberi olan Gazi, bizzat hastaneyi aramıs, ilgilenmis ama Fikriye Hanım kurtarılamamıstı.

Ölümden sonra Fikriye Hanım’ın İstanbul’daki ağabeyi Ali Enver Bey iki sivil polis esliğinde Ankara’ya getirilmisti.

Enver Bey, cesedi görmek istediğinde, kendisine nasın defnedildiği söylenmisti.

Ama o, isin pesini bırakmamıs, kardesinin yattığı hastaneye giderek ölüm olayını arastırmıstı. Ve olay gecesi hastanede calısan görevlilerden biri, kendisine “büyük sır”rı söylemisti:
“Kursun, kardesinizin sırtındaydı”.
O gün hastanede yatanlardan coban Hüseyin ise Ali Enver beye söyle demisti:
“O gece bir avrat getirdiler. Sabaha kadar avaz avaz ‘Alcaklar… katiller… vurdular beni…’ diye bağırdı”.
“Boynu bükük sümbül”

Abbas Hayri Dincer, bunları anlattıktan sonra bir sigara yakmıs ve “Üzerimden büyük yük aldınız, babam Enver Bey’e olan bir vefa borcumu ödedim” demisti.

Sonradan olayı Atatürk’ün emir eri Ali cavus’un simdi rahmetli olan kızından da dinlemistim.

Bu olaydan sonra Atatürk’ün günlerce üzüntüsünü belli etmeden ıstırap cektiğini, Kösk’ün arka bahcesinde Fikriye Hanım’ın cok sevdiği “Boynu Bükük Sümbüle Döndüm” sarkısını mırıldanıp ağladığını söylemisti bana…

Birkac kırık hatıra

Hayri Bey 2006 yılında Fikriye Hanım’a ait bazı özel esyaları Ulastırma Bakanı’nın da katıldığı bir törenle TCDD’ye bağısladı.

Yatak örtüsü… kırlent… birkac soluk fotoğraf… Atatürk’ün sam’dan hediye getirdiği tepsi…

Bu esyalar törenle teslim alındı ve Fikriye Hanım’ın Mustafa Kemal’le zor günlerde bir arada yasadığı tarihi Gar Binası’na yerlestirildi.

Törende Hayri Bey’e gazeteciler ısrarla Fikriye Hanım’ı sordular. söyle dedi:

“Bizde Fikriye Hanım’a ait bazı hikayeler ve hatıralar var. Ancak, bunlar su anda acıklanacak seyler değil. Hakkında bilinmeyen seylerden biri, halamın gömüldüğü yer, diğeri ise otopsidir. Bunlar, hic kimseye acıklanmamıstır. Halama ait esyalar babama verilmemistir. İntihar edip etmediği hususunda ise, hicbir sey söyleyemem.”

kürtce konusan panzer

Çarşamba, Şubat 17th, 2010

Kürtçe konusan panzer      
         
 
 

Güneydoğu’da Abdullah Öcalan’ın yakalanısının yıldönümünde polisin göstericileri Kürtçe anonsla dağıtması size de trajikomik gelmedi mi?

Kürtçe konusan panzer, daha birkaç yıl önce Kürtçe slogan atıyor diye göstericilerin üzerine sürülen panzer…

İçindeki polis aynı polis…

simdi o polis, Kürtçe olarak “Sevgili Cizreliler! Çocuklarınıza sahip çıkın. Kalem tutması gereken elleri tas tutmasın” diyor.

Bu ülkedeki değisim potansiyeline, uyum kabiliyetine sapka çıkarmamak elde değil.

Peki bu dili benimsemek, bölge halkıyla o dilden iletisim kurmak, o dili kullanarak çocukların tas yerine kalem tutmasını telkin etmek bu kadar kolaydı da bunca acı neden çekildi?

Bir soru da Kürtlere:

Polisin (bile) Kürtçe konusmaya baslamıs olması, bölgede yeni bir yaklasımı gerektirmiyor mu?

* * *
Minic.GeN.TR
 

Her yıl Öcalan’ın yakalanma yıldönümünde örgütün talimatıyla ve esnafın sikayetine rağmen Güneydoğu’da kepenkler indiriliyor. Göstericilerle polis arasında taslı sopalı çatısmalar yasanıyor. PKK, Apo’yu yargılayan ve hapseden Türkiye’yi protesto ediyor.

Benim merak ettiğim su:

Örgüt, esnafı kepenk kapatmaya zorlarken ve Öcalan’ı teslim aldı diye Türkiye’ye savas ilan ederken neden Öcalan’ı teslim eden ABD’ye hiç tepki göstermiyor?

Neden gösterilerde “Öcalan’ı satan” Washington’a iliskin bir serzeniste bile bulunulmuyor?

* * *
Minic.GeN.TR
 

Daha derine inelim:

Irak müdahalesi sonrası, isgale ortak olmayan Türkiye ile Amerika’nın iliskileri gerginlesince Kürtlerin çoğu bundan yarar ummustu. Çünkü ABD, bölgedeki müttefiki Barzani aracılığıyla bir Kürt devleti kuracaktı.

Ama o dönem Öcalan ters tepki verdi. 2003 Nevruzundan hemen sonra gönderdiği mesajda söyle diyordu:

“Türkler de Kürtler de gözlerini dört açmıs, ‘Bize ne verir’ diye ABD’ye bakıyor. ABD size ne verir salaklar! Bir verir, on alır. Kanınızı döker, karnınızı birbirine bağlar, sömürür. Sen demokrasini gelistireceksin. ABD ile de ölçülü iliskiye gireceksin.”

Öcalan’ın tezine göre “ABD, milli devletleri kendi eyaleti haline getirecek”ti; buna direnmek için “Türk ve Kürt halkları demokrasi temelinde mücadele etmeli”ydi.

* * *
Minic.GeN.TR
 

Belki ABD tarafından Türkiye’ye teslim edilmis olmanın acısını da tasıyan bu yaklasım, Kürtler tarafından pek dillendirilmedi.

Kürtlerin çoğu, Öcalan’ın yakalanısını protesto etseler de, onu teslim edene “Bize ne verir” beklentisiyle yaklasmaya devam ettiler.

Bunda, ABD desteğiyle bölgede nüfuzunu genisleten Barzani’nin de etkisi vardı kuskusuz…

Bugünkü kosullarda bu çeliskinin öneminin arttığına inanıyorum.

Öcalan, tezgahı bizzat içerden görmüs olmanın avantajıyla farklı bir dil konusuyor.

Sorun su:

“Bir Amerikan eyaleti olmak istemeyen halklar” birbirinin kanını dökmeye devam mı edecek?

Yoksa oyunu görüp tepkisini “oyun kurucu”ya mı yöneltecek?

Minic.GeN.TR

Mesih diyor ki…

Perşembe, Şubat 11th, 2010

Mesih diyor ki…

FİLM teklifi geldi, dizi çekecek, roman yazacak, anılarını satacak, Ti-Vi programı yapacak, eminim köşe yazarı olacak, eminim vaaz verecek…
Onunla yatıp kalkıyor Türkiye…
Habertürk Grubu, bir sorumluluk ve duyarlılık örneği vererek Ağca ile ilgili haberleri büyütmemeye karar verdi.
Ama tüm medyada birinci haber ve manşetti Ağca…
Arkasında bir medya ordusu…
Flaşlar, spot ışıkları…
Davul-zurna…

TBMM’den çıkan iki af yasası ile kurtardılar ve yakın tarihimizin en büyük düşünürlerinden birisini öldürmüş, Papa’ya suikast düzenleyerek ulusal yüz karamız olmuş müebbetlik katili aramıza saldılar…
Davul-zurna ile…
O da lacivert takımlarını giydi, beş yıldızlı Sheraton Oteli’nin süit odasına yerleşti.
Fıskiyeli tam otomatik klozete çişini yaptı Mesih…
Projeleri arasında; Hollywood’da bir-iki film çekmek, kitap yazmak, Papa’yı (Papa arka kapıdan kaçmazsa) ziyaret etmek, bir dizi konferans, Hıristiyanlık dersi vermek, Usame bin Ladin‘i yakalamak
var…
Çok şeker…
Daha aklına geldikçe de açıklayacak…

Aslında ona iyi bakarsanız, Mesih bize vaaz veriyor vermesine…
Bu cehennemi anlatıyor: Bu ülkede yaşayanların, hukuksuzluğun mahşeri kör kuyulardan neden çıkamadığını…
Bilinçsizliğin-ahmaklığın kirli bataklığında debelenişimizi…
Günahlar-suçlar alevinde eriyişimizi…
Çağdışılık ve ilkellik ateşlerinde niçin yandığımızı…
Neden aydınlık huzur yüzü göremediğimizi…
Mesih bize anlatıyor…
Anlamadınız mı?..

AK Parti ‘küresel planın’ ürünü ve sonucu mu?

Perşembe, Şubat 11th, 2010

AK Parti ‘küresel planın’ ürünü ve sonucu mu?

PAZARTESİ akşamı Sansürsüz programına Prof.Dr. Süheyl Batum ve Prof. Dr. Doğu Ergil tartışmacı olarak katıldılar. Ağca’nın tahliye olmasından yola çıkarak “şahıslara” odaklanmadan “büyük resmi” sorgulamaya çalıştık… Bu program sırasında Süheyl Batum ilginç bir tez ortaya attı. Batum’a göre “AK Parti, Türkiye’nin kontrol edilme sürecinde önemli bir unsurdu ve küresel güçler tarafından, iktidara taşınmıştı”!
Teze saygı duyuyorum ama katılmıyorum. Amacım “AK Parti şöyle geldi, böyle geldi” demek değil. Amacım “gerçekleri görmemiz” adına bazı önemli tespitler yapmak. “Şunu küresel güçler getirdi, bunu şunlar yaptı” dersek, bence ülkenin bazı gerçeklerini ıskalayabiliriz…
Peki “AK Parti nasıl ortaya çıktı ve iktidara geldi”? Bu soruya bir soru daha eklemem gerekli; bu ülke 1946 yani “ilk devalüasyon” sonrası kimleri “dışladı”? Detaya geçmeden gözlemlerimden birkaç tespit:
- Son 50 yılda özellikle 1980 sonrası “var olmayı diğerlerinden ayrı” olmak sananlar ülkeye hâkim oldu. Elde edilen yüksek faiz geliri ve krizlerin de etkisiyle ortaya “tepe” dedikleri bir zümre çıktı.
- Bunlar her alana girdiler. Haklarında “efendi” olduklarına kadar giden birçok teori üretildi. Siyasi partilerde, sanat, fikir, spor, eğlence dünyamızda hep onlar vardı. Onlar yönettiler, onlar algılattılar, diğerleri baktı.
- Bir kısmının hayatı magazin programlarına yansıdı. Özellikle dejenere olanların yaptıkları “renkli dergiler” haline getirilip, “70 milyonun özlediği” ve/veya “nefret ettiği” hayatlar olarak pazarlandı.
- Taksim’e, Bağdat Caddesi’ne, Nişantaşı’na yatırım yapılırken, varoşlar ihmal edildi. Birileri “merkez” oldu, diğerleri “dışlandı”. Dışlananlar, “ideoloji geliştirenlerin” eline düştü. Eğitildi, devşirildi, en önemlisi özledikleri “ait olma” duygusu verildi.
Sevgili dostlar, yukarıdaki tespitler sonrası yeni bir soru daha soralım…
1950′ler sonrası başlayan, 1980 sonrası özellikle ekonomik modelin değişmesiyle şiddetlenen ve 1994-2001 gibi algılamayı değiştiren finansal krizlerle doruğa çıkan süreç sonunda Türkiye’de ne oldu?
Onu da hemen arz edeyim; son dönemde gazetelere yansıyan ve her defasında “aaa” dediğimiz olaylar yaşanmaya başlandı. Kimilerine göre Türkiye’nin merkezi kaydı, kimilerine göre irtica hortladı, kimilerine göre “zenci Türkler” iktidara geldi.
Bu noktada “AK Parti küresel güçlerin iktidara taşıdığı bir yapıdır” tezini hatırlayalım ve “teze karşı sunduğumuz antitez” sonrası çıkarımlara geçelim…
Çıkarım 1: Yarattığımız “ekonomik-siyasi-sosyolojik” yapının ürettiği sonuç ortada. Bu noktada özellikle ekonomik ayağı sorgulamamız açısından şu soruya cevap aramamız gerekli: AB modeli Türkiye için bir amaç, bir hedef ama acaba gerçek bir çıkış mı? Yukarıda tarif ettiğim “dışlanan-dışlayan” dinamiğini değiştirebilir mi? AK Parti’nin “AB politikasını terk etmesi” tesadüf mü?
Çıkarım 2: Türkiye’deki siyasi ve ekonomik örgütlenme 1946 sonrası “merkez olanlar” ve “çevre halkalar” şeklinde oluşmaya başladı. 1980 sonrası “seçkinler” sınıfının yaratılması ile tepe noktasına ulaştı, 2000 sonrası ayrım derinleşti. Kimilerine göre bunun adı “burjuva devrimiydi”. İşte burjuva devrimi! İşte gelinen sonuç!
Çıkarım 3: Bugün hâlâ Gümrük Birliği dahi “seçkinler” sınıfının imzası ile “büyük olanı koruyup”, “orta ve küçük olana” yaşam şansı tanımayacak şekilde işliyor. Ülkede yüzde 3′lük kesimin varlığı ile yüzde 97′ninki birbirine eşit ve gelir dağılımı “Güney Amerika”dan bile daha bozuk. “Elitler” ve “halk” diye sınıflar oluştu, en kötüsü birilerinin hayatı, diğerlerinin özlemi haline geldi!
Çıkarım 4: Yukarıda tarif ettiğimiz dinamik, “sistem dışına itilenleri” avlayarak büyümeye devam etti ve şimdi “dışlananlar” merkeze konuşlandığı için “devinim” durmuş durumda!
Çıkarım 5: 1946 sonrası kurulan “finansal tabanlı” genleşip küçülen, üretimin dışarı itildiği model, sağlıklı bir siyasal yapı ve sağlıklı bir sosyolojik dinamik üretemiyor. Bu gerçek ve yılların biriken “tepkisi” AK Parti’yi doğurdu ve iktidara getirdi! Nereden “geldi” diyenlere “detaylı analiz” sunulur!

Gönlü bol Gazze, pinti vicdan Kanada

Perşembe, Şubat 11th, 2010

Gönlü bol Gazze, pinti vicdan Kanada
“PARA ile imanın kimde bulunacağı bilinmez” diye bir laf vardı, simdilerde cok sacma geliyor. Paranın kimde olduğunun bilinmediği dönemleri coktan geride bıraktık. Yüksek ya da düsük yasam standartları, ekonomi ya da istatistik bilim ve birimlerinin gözünden kacacak gibi değil. Zaten parası olan parasını göstererek yasamak istiyor artık, göstererek yasama arzusu kendisini statü sembolleriyle temsil ediyor. Yüksek standart, kendisini gözümüze sokmaktan yana. İmanın kimde olduğu bilinebiliyor mu? Benim bildiğim su: İman vicdan ile akraba. Vicdan ise “cok para”, “cok yüksek standart” ile bası hos olan bir kavram değil.
cok para, vicdanı hasara uğratıyor sanki. Zenginlik, empati kabiliyetini köreltiyor. Baskasının cıkarlarını kendi cıkarları gibi önemseyen az sayıda erdemli, vicdanlı kisiyi bir kenara bırakırsak, genel olarak insanı, zorda olan diğer insanların yardımına kosmaya tesvik eden iki temel saik görürüz. Biri bir gün öleceği ve hesap vereceği günün bilincidir: “Ahiret inancı.”
Diğeri ise “Ya bu kötü durum benim basıma gelseydi? Ya benim evim yıkılsaydı, benim ülkem bu durumda kalsaydı?” vs. kaygısıdır. Bu kaygı onu empati yapmaya zorlar, yardım eli uzatır, böylelikle evrene aynı durumda kalması ihtimalinde birilerinin de kendisine yardım etmesi ihtimalini ısmarlar.
“Zengin” bu kaygıyla gercek bir empati kuramıyor, cevabı hazır cünkü, “Kaybedersem yenisini alırım, yaptırırım, hatta tadilat sürerken de Bora Bora’daki evimde ikamet ederim, biraz inziva eminim bana iyi gelir”…

*

Bakın, Haiti yerle bir oldu. Türkiye’den İHH, Kızılay, Kimse Yok mu, AKUT, Haiti’ye kostu, baska ülkelerden gelenler de var. Fakat iki örnek cok dikkat cekici.
Biri Gazze… Yokluk icinde boğusurken, elinde avucunda olan birkac kutu sütü, battaniyeyi Kızılhac yetkililerine teslim ediyorlar, Haiti’ye göndermesi icin…
Diğeri ise Kanada. Varsıllığı ve “yüksek” yasam standartları, yok efendim “coğulculuğu”, yok efendim “barıscıllığı” ve sırtlandığı bir araba dolusu gelismis uygar ülke standardını yerle yeksan eden bir skandala imza atıyor. Kanadalı kurtarma ekibi, kurtarılacak Kanadalı bulamayınca ekipmanını toplayıp geri dönüyor. (www.minic.gen.tr)
Gazze yıllardır İsrail ambargosu altında, yıkım üstüne yıkım yasamıs bir bölge, Gazze’de yasayanların can güvenliği yok, ibreler aclık sınırının cok altında bir düzeyi isaret etmekte. Gazze, hayata iliskin en büyük fantezisi onuruyla ölmek ve o zaman gelene kadar hayatta kalmak olan insanlardan mürekkep. Toplanan yardımlar doğal olarak sembolik düzeyde. Yok’u “yok”tan cıkardığında geride ne kalmısa… Kusatma altında olduğu icin, o sembolik yardımın Haiti’ye ulastırılabilmesi bile bir sorun.
“İsgali Kır” Komitesi Baskanı Cemal Kudary, “Bizim yardım toplamamız insanlara sasırtıcı gelebilir. Ama biz sürekli İsrail depremi yasadığımız icin depremin ne olduğunu iyi biliyoruz, Haitililerin acısını anlayabiliyoruz” diyor…
Kanada kurtarma ekibi ise, yerin altında can cekisen ve cığlıklarıyla kurtarılmayı bekleyen Haitilileri bırakıp giderken, bir de akıl veriyor: “Yardım istiyorsanız gelen yabancı ekiplere yıkıntıların altında yabancı uyruklu insanların olduğunu söylemelisiniz…”

*

Yoksullar hatırlar. O’ndan geldiklerini ve O’na döneceklerini unutmazlar. Zenginlerin ise hafızaları zayıftır. Kendilerine ölcü tayin edecek vicdanları sakatlanmıs bulunduğundan, unuturlar, neyi unuttuklarını da unuturlar. “Alacaklı” olma düsturuyla hareket ettiklerinden misal, en fazla da borclarını unuturlar. Gün gelir, Nemrut’un burun deliğinden iceri giren bir sinek, o borcları tahsil eder. Yoksullar buna “İlahi adalet” der…

Müsteri herzaman haklı mı ?

Pazartesi, Ocak 18th, 2010

Müsteri herzaman haklı mı ?
Tüketici haklari konusunda Müsteri her zaman hakli mi? sorusunu
irdelerken çesitli ülkelerdeki mahkemelik olaylari arastirmislar ve bulduklari belgelerden birisi.
Olay gerçek…
WorldPerfect (Bilmeyenler için yaziyorum, bilgisayari -elektrikli- daktilo gibi yapan bir programin yapimcisi)…
Bu Sirketin müsteriye yardim hattinda banda alinmis bir telefon
konusmasini okuyacaksiniz.
Bu konusma sonrasi WorldPerfect gorevlisi isinden kovuluyor.
Kovulan gorevli WorldPerfecti kendisini “Gerekçesiz” isten çikardigi
için mahkemeye veriyor.
Iste bu konusmanin desifresi.
-WorldPerfect yardim hatti, buyrun, nasil yardimci olabilirim.
-WorldPerfect`te bir sorun oldu.
-Nasil bir sorun?
-Yazi yaziyordum, birden bütün kelimeler gitti.
-Gitti mi?
-Yokoldu!
-Ekranda su anda ne görüyorsunuz?
-Hic bir sey.
-Hic bir sey mi?
-Yazdigim hiç bir şey ekrana çikmiyor.
-Hala WorldPerfect programinda misiniz yoksa programdan çikitiniz mi?
-Bunu nereden bileyim.
-Ekranda bir “C” harfi görüyormusunuz?
-Bir “hece” mi..
-Bosverin. Ekranda yanip sönen bir çizgi var mi?
-Söyledim ya hiç bir sey yazmiyor.
-Monitör üstünde yanan bir lamba var mi?
-Monitor ne?
-Ekrani olan yer, televizyon gibi… Çalistiginizi gösteren kücük bir
lamba var mi?
-Bilmiyorum.
-Monitorün arkasina bakin, oraya bir elektrik kablosu giriyor olmasi
lazim. Görebiliyor musunuz?
-Evet.
-Harika, o kabloyu takip edin duvarda elektrige baglimi bana soyleyin.
-Bagli.
-Harika. Monitorün arkasina bakinca bagli olan tek kablo mu gördünüz,
yoksa iki tane mi?
-Görmedim.
-Tekrar bakar misiniz, ikinci bir kablonunda bagli olmasi lazim.
-Evet buldum.
-Tamam, simdi onu takip edin bilgisayara bagli mi diye bakin.
-Kabloya ulasamiyorum.
-Ulasmayin, bagli mi diye bakabilir misiniz?
-Olmuyor.
-Bir seyden destek alip egilip bilgisayarin arkasina baksaniz…
-Egilmek dert degil, karanlik oldugu için bakamiyorum.
-Karanlik?
-Ofisin isiklari kapali, pencereden gelen isik yetmiyor.
-Ofisin isiklarini yakin.
-Yanmaz.
-Neden?
-Elektrikler kesik.
-Elektrikler mi kesik. Tanrim..! (kisa bir sessizlik) Bilgisayarin
kutusu, kitaplari herseyi
duruyor mu?
-Evet dolapta.
-Simdi bilgisayari sökün, aynen aldiginizdaki gibi paketleyin ve
aldiginiz dükkana iade edin.
-Durum bu kadar kötü mü?
-Korkarim öyle!
-Peki tamam. Onlara ne diyecegim?
-”Ben bilgisayar kullanamayacak kadar aptalim” diyeceksiniz…

————————————————————————

Banka Müsteri Servisine Gelen Telefonlar

- Temsilci : Esinizin cep telefonu numarasini alabilir miyim?

- Müsteri : su anda hatirlayamadim ama valla sizin karsinizda kendimi mal
gibi hissettim simdi.

———————————————————————

- Temsilci : Annenizin evlenmeden önceki soyadini ögrenebilir miyim?

- Müsteri : Benim anamin bir ayagi çukurda,kizligi mi kaldi?

- Temsilci : Medeni Durumunuz?

- Müsteri : Erkegim!!!

———————————————————————-

- Temsilci : Ekin Bey’le görüsebilir miyim?

- Müsteri : O bay degil bayan!!!!!! ve size teessüf ederim.

———————————————————————-

- Temsilci : E-mail adresiniz varsa alabilir miyim?

- Müsteri : çokatesli@hotmail.com

———————————————————————-

- Temsilci : E-mail adresiniz varsa alabilir miyim?

- Müsteri : bradpit@mynet.com kendisine çok benzerimde?(aferin?)

- Temsilci : Cep telefonu kullaniyor musunuz?

- Müsteri : Nokia 3210′um var ama satacagim. simdi küçükleri çikti onlardan
alicam.

- Temsilci : Hayirli olsun. Numarasini ögrenebilir miyim?

- Müsteri : Kontürlü? O daha iyi oluyor bilior musun? Vergi yok
falan.(oldu?.)

———————————————————————-

- Temsilci : Mezun oldugunuz ilkokulunuzun adini alabilir miyim?

- Müsteri : Nerden ögrendiniz ilkokul mezunu oldugumuzu?

———————————————————————-

- Temsilci : Medeni durumunuz?

- Müsteri : Bekarim

- Temsilci : internet subesine kayitli misiniz?

- Müsteri : Esim kullaniyor.

- Temsilci : Bekarim demistiniz!

- Müsteri : Ben hergün kalbime imza atiyorum!!!! (imam nikahi )

———————————————————————-

- Temsilci : Cep telefonu kullaniyor musunuz?

- Müsteri : Gazeteden kuponla almistim on gün sonra gelecek..

———————————————————————-

- Temsilci : iyi günler Nasil yardimci olabilirim?

- Müsteri : Benim dün son ödeme tarihiymis extre bugün geldi. Bugün
yatirirsam faiz islermi?

- Temsilci : Evet geciktirdiginiz için faiz isler.

- Müsteri : Ne biçim bankasiniz diger bankalar böyle olunca faiz almiyorlar
iptal ediyorlar.

- Temsilci : Su andaki uygulama böyle, Baska yardimci olabilecegim birkonu
var mi?

- Müsteri : Yok

- Temsilci : iyi günler size

- Müsteri : Size kötü günler. Köpek siçsin sizin bankaniza!!!!!

———————————————————————-

- Temsilci : iyi günler Erdinç Beyle görüsebilir miyim?

- Müsteri : Babam Tuvalette hemde yeni girdi 1 saat çikmaz simdi

———————————————————————-

- Temsilci : Evli misiniz ?

- Müsteri : Hayir müzmin bekarim. Aman evladim sen sen ol sakin
evlenmeyecegim deme. Bak güzel bir isin varmis,bankada birini ayarla yasin
geçmeden bir an önce evlen. Sonra bizim gibi tursunu kurmasinlar. Abla
nasihati !!!

———————————————————————-

- Temsilci : iyi günler! inci Hanim’la görüsebilir miyim?

- Müsteri : Annem haciya gitti, 28′inde gelecek.

———————————————————————-

- Temsilci : iyi günler Kadriye Hanim’la görüsebilir miyim?

- Müsteri : Yavrum Kadriye ablan banyoda. Mehmet sen misin yoksa canim?

————————————————————————

zavallı müşteri temsilcileri;

- Siyah ekran çikti efendim…
- Yazın kullanıcı adınızı.
- Yazdım.
- Parolanızı da girin.
- Tamam.
- Garip karakterler akmaya başladığında klavyeden F7′ye basın.
- Elimle mi?
- Eee, siz bilirsiniz.

——————————————————————————–

- Ben bir IMac kullanıcısıyım.
- Buyrun hanfendi, sorun neydi?
- Benim CD sürücümden içeri sinek girdi.
- Anlayamadım efendim.
- IMac’ime sinek kaçti.
- Peki ben telefondan ne yapabilirim sizce?
- Ama görüyorum, yürüyo içerde.
- Böcek ilacı falan sıkın isterseniz…
- Bi şey olmaz mı?
- Bilmem, aslında biz IMac’e destek vermiyoruz pek, PC olsaydı yardımcı
olabilirdim.

——————————————————————————–

- Benim büyük bir sorunum var, siz acaba eve hizmet veriyor musunuz?
- Eeoo, hayır? Burdan yardımcı olmaya çalışayım…
- Ben Internet’e girmeye çalışınca bilgisayardan acayip sesler geliyor.
- Ne yaptığınızda geliyor o sesler?
- Bağlan diyorum, telefon sesi geliyor, sonra da ciyakliyor.
- O modem sesidir efendim, o ses sizin modeminiz ve Türk.net modemi
arasında bir bağlantı kurulduğu… (Sözümü keser)
- Yok yok, bozuk bu, siz iptal etmiim diye öyle diyosunuz… Benim
hesabımı siler misiniz?
- Fakat bu bir sorun değildir, bu herkesin bilgis… (Yine sözümü keser)
- Ne yani, herkesin bilgisayarı gazı olan bebek gibi viyakliyor mu, kimi
kandırıyorsunuz Allah aşkına… Dolandırıcılar…

——————————————————————————–

- Efendim sizin modemler bana küfrediyo.
- Anlayamadım efendim.
- Bunda anlayamayacak ne var, resmen küfrediyolar işte.
- Emin misiniz?
- Buyrun dinleyin (telefonu çevirme sesi, çalan telefon sesi, peşinden ana
avrat küfür).
- Ee siz hangi numarayı aramıştınız bi kontrol edelim.
- 0… – 344 26 16.
- Bu sizin numaranız mı?
- Hayır, aradığım numara.
- Beyefendi, o bizim numaramız değil bir ev numarası.
- Ben 10 gündür bu numaradan bağlanmaya çalışıyorum ama…
- O zaman doğaldır küfretmesi.

——————————————————————————–

- Benim sayfalarım gelmiyo.
- Şu an yurtdışı çıkışımızı sağlayan uydudan kaynaklanan bir sorun var
efendim.
- Bi ilgileniverseydiniz siz.
- Şey, uydu uzayda efendim.
- Haa, tamam o zaman.

——————————————————————————–

- Benim kredi kartımdan para çekilmiş.
- Aylık hesap mıydı?
- Evet.
- O zaman her ay başında para çekilir efendim.
- Hani sınırsızdı lan bu…

——————————————————————————–

- İyi akşamlar, bilmem ne net.
- İyi akşamlar birader, ben tam olarak 26 dakika 36 saniyedir Internet’e
bağlıyım ve haalaaaa hiçbir şey gelmiyor, daha ne kadar beklemem lazım
acaba? (sinirli bir ton)
- Gelmiyor derken sayfalar mı açılmıyor beyfendi?
- Hayır kardeşim, hiçbir şey olmuyor. İşte bak 27 dakka 53 saniye oldu,
hâlâ yok.
- Internet explorer’i açtınız mı beyfendi?
- Nasıl yani?
- Hımm beyfendi, Internet’e girdikten sonra Internet explorer ya da
Netscape programını çalıştırarak web sayfalarını gezmeye başlamanız lazım.
- Alala, Internet’e girince kendi bağlamıyo yani.

——————————————————————————–

- Sanırım makinam kilitlendi.
- Şimdi şöyle yapalım, ctrl-alt-delete.
- Hepsine aynı anda mı?
- Evet.
- Ama parmaklarım yetmiyo?
- Bakın önce ctrl’ye sol elinizin başparmağıyla, sonra sağ elinizin
başparmağıyla alt-gr’ye, sonra da sağ elin işaret parmağıyla delete tuşuna
basıyorsunuz.
- Ctrl’ye bastım, alt tuşuna da şimdi.
- Delete’e basıcaksınız.
- Ctrl’den elimi çekeyim mi?
- Hayır efendim.
- Peki alt-gr’den?
- Hayır efendim dedim ya, hepsine aynı anda basıyo olmanız gerekiyo.
- Daha kolay bir yolu yok mu?
- Var efendim, makinada reset yazan yere basın.
- Nerede o?
- İsterseniz ctrl alt delete’i deneyelim, basmanız gerek, sadece bir tuş
kaldı.
- Tamam fişini çektim.
- Peki…
- İyi akşamlar.
- İyisi falan kalmadı beyfendi! Sinirden köpürüyorum, derhal iptal edin
hesabımı!

——————————————————————————–
- Buyrun, problem nedir hanımefendi?
- Bakın, birkaç gündür sizden aldığım paketle Internet’e giriyorum, bu
arada arkadaşlarım sürekli telefonumun meşgul olduğundan şikâyet ediyolar,
önceleri anlayamadım, sonra saatlere bakınca, ne zaman sizin hesabınızı
kullansam telefonumun meşgul olduğunu anladım!!!
- Bu çok doğal hanımefendi, çünkü modeminiz telefonunuzu kullanıyor
bağlantıyı sağlayabilmek için, bizimle bir ilgisi yok bunun, bütün
bağlantılarda aynı şey olur, hatta olması gereken de budur.
- Yok kardeşim yok, siz benim Internet’te olmamdan faydalanıp telefon
hattımı kullanıyosunuz.
- Öyle bi şey teknik olarak mümkün diil zaten hanımefendi, lütf…
- İptal edin dedim, sorun çıkarmadan iptal edin, ben de bu işi büyütmeden
kapatıyım, yoksa kötü olacak sizin için.
- Hanımefendi siz bilirsiniz, fakat..

RUHİ SU TÜRKÜLERİ

Pazartesi, Ocak 18th, 2010

Ama benim memleketimde bugün
İnsan kanı sudan ucuz
Oysa en güzel emek insanın kendisi
Kolay mı kan uykularda kalkıp
Ninniler söylemesi

RUHİ SU TÜRKÜLERİ

——————————————————————————–

Hazırlayan : Tarık Zarif

İnsanların türküleri kendilerinden güzel,
kendilerinden umutlu,
kendilerinden kederli,
daha uzun ömürlü kendilerinden.
Sevdim insanlardan çok türkülerini.
İnsansız yaşayabildim
türküsüz hiçbir zaman.
Hiçbir zaman beni aldatmadı türküler de.
Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin.
Bu dünyada yiyip içtiklerimin,
gezip tozduklarımın,
görüp işittiklerimin,
dokunduklarımın, anladıklarımın
hiçbiri, hiçbiri,
beni bahtiyar etmedi türküler kadar…
Nâzım HİKMET

——————————————————————————–

1. SEFERBERLİK TÜRKÜLERİ
ve KUVAYI MİLLİYE DESTANI

Çanakkale
Sarıkamış
Kadınlarımız
Karayılan
Büyük Taarruz
Süvarinin Türküsü
Kiziroğlu
Söyleşi
Cerenler
Bir Çamşıhı Türküsü

——————————————————————————–

2. YUNUS EMRE
Aşkın Aldı Benden Beni
Dervişlik Baştadır Tacda Değildir
Evvel Benem Ahır Benem
Hak’tan İnen Şerbeti
Gel Bir Şaha Kul Ola Gör
Her Kime Kim Dervişlik Bağışlana
Be Hey Kardeş Hakkı Bulam Mı Dersin
Aşık Sana Bir Sözüm Var
Yalancı Dünyaya Konup Göçenler
Ya İlahi Ger Sual Etsen Bana
Dolap Niçin İnilersin
Biz Dünyadan Gider Olduk
Geldi Geçti Ömrüm Benim
Taştın Yine Deli Gönül

——————————————————————————–

3. KARACAOĞLAN
Atladım Girdim Bağa
Ağalar Ben Bir Güzel Gördüm
Sahilde Uğradım Ben Bir Güzele
Bugün Yardan Haber Geldi
Dinleyin Ağalar Size Bir Şey Söyleyim
Ben Meylimi Üç Güzele Düşürdüm
Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber
Yüce Dağdan Bir Yel Eser
Ak Ellerin Sala Sala Yürüyen
Be Gaziler Be Yoldaşlar
Bire Ağalar Bire Beyler

——————————————————————————–

4. PİR SULTAN ABDAL
Çıktım Yücesine Seyran Eyledim
Gam Elinden Benim Zülfü Siyahım
Divan
Şu Kanlı Zalimin Ettiği İşler
Ben De Şu Dünyaya Geldim Sakinim
Gel Benim Derdime Bir Derman Eyle
Gelin Canlar Bir Olalım
Gözleyi Gözleyi Gözüm Dört Oldu
Sordum Sarı Çiğdeme
Ağıt
Yürü Bire Hızır Paşa

——————————————————————————–

5. ŞİİRLER-TÜRKÜLER
Ağıt
Yaratan Bizleri İnsan Yarattı
Üç Kız Bir Ana
Üç Selvi
Şeyh Bedreddin Destanı’ndan
Ninni
Kul Hüseyin’den Bir Türkü
Bir Asker Türküsü
Allı Turnam
Mahsusmahal
Hasan Dağı

——————————————————————————–

6. KÖROĞLU
Prolog
Dinle Sözlerimi Han Oğlum Ayvaz
Mert Dayanır Namert Kaçar
Aldı Koca Bey:
Hoylu’nun Ölümü Üzerine Ağıt
Karlı Dağların Ardından
Aman Kırat Canım Kırat
Kırat’a Binince Kuskun Bulunmaz
Aldı Köroğlu Bir Daha Söyledi
Köroğlu Yavaş Yavaş Yoruldu, …..

——————————————————————————–

7. EL KAPILARI
Sivastopol Marşı
Kaman Ağıdı
Yemen Türküsü
Yemen Türküsü
Yemen Türküsü
Aladağ
O Vay Beni Ağlarım
Almanya Acı Vatan
Almanya’da Çöpçülerimiz
Onlar Ki
El Kapıları

——————————————————————————–

8. SABAHIN SAHİBİ VAR
Merhaba
Dağ Başını Duman Almış
Annem Beni Yetiştirdi
Bizim Ele Uğradı Mı Yolunuz
Dinleyin Arkadaşlar
Bir Sabah Uykusunda
Ellerinde Pankartlar
Şişli Meydanı’nda Üç Kız
Bu Nasıl İstanbul Zindan İçinde
Mahsus Mahal
Başın Öne Eğilmesin
Boşa Didinmek Fayda Vermez

——————————————————————————–

9. SEMAHLAR
Hazreti Şah’ın Avazı
Ali Nur Semahı
Kalk Gönül Çıkalım Seyrana Doğru
Beylerimiz Elvan Gülün Üstüne
Ağıt
Tevhit
Öğütler
Mürselekli Kadınlar
Dünyanın Üzerinde Kurulu Direk
Tevhit
Turnalar Semahı
Dua (Gülbenk)

——————————————————————————–

10. ÇOCUKLAR GÖÇLER BALIKLAR
Tekerleme
Masalların Masalı
Bir Oğlum Olsa
Aptal Şarkı
Kız Çocuğu
Camgöz
Balık Ağzı
Göç
Gümüş İbrik
İskan
Bebek

——————————————————————————–

11. ZEYBEKLER
Yürük Ali
Kerimoğlu
Kul Halil
Yağmur Yağar
Menteşeli
Isparta Zeybeği
Çakıcı
Serenler
İnce Mehmet
Zeybek İle Yürük

——————————————————————————–

12. PİR SULTAN’DAN LEVNİ’YE
Sarı Tamburam
Erzurum Dağları Kar İle Boran
Nefes
O Yar Gelir
Akkuğular
Urfani
Drama Köprüsü
Heyamol
Habudiyar
Gökte Yıldız
Tekerleme

——————————————————————————–

13. EZGİLİ YÜREK
Hudey Hudey
İnsan ve Emek
Serhat Türküsü
Başlasın
Geldik
Irmak
Seferberlik
Görünen
Kist
Ezgili Yürek

——————————————————————————–

14. EKİN İDİM OLDUM HARMAN
Geçti Dost Kervanı
Nesini Söyleyim
Pireli Şiir
Türkmen Kızı
Hasan Dağı
Bana Seni Gerek
Ağıt
Sarı Tamburam
Kaman Ağıdı
Nefes
Teke Zorlatması
Ekin İdim Oldum Harman
Ceren

——————————————————————————–

15. KADIKÖY TİYATROSU KONSERİ -I
Sivastopol Marşı
Ağıt
Kaman Ağıdı
Yemen Türküsü
Yemen Türküsü
Yemen Türküsü
Aladağ
O Vay Beni Ağlarım
Almanya’da Çöpçülerimiz
El Kapıları
Onlar Ki

——————————————————————————–

16. KADIKÖY TİYATROSU KONSERİ -II
Uzakçıl
Mürselekli Kadınlar
Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri
Drama Köprüsü
Atasözü
Erzurum Dağları
Çanakkale
Sarıkamış
Kadınlarımız
Karayılan
Büyük Taarruz
Süvarinin Türküsü

——————————————————————————–

17. BEYDAĞININ BAŞI
Beydağı’nın Başı
Bir Kız İle Bir Gelinin
Dünya Umuruna Meylini Verme
Aşağıdan Gelen
Bastım İğdenin Dalına
Sabahtan Uğradım Ben Bir Figana
Karanfil Suyu Neyler
Mavi Yıldız
Yirminci Yüzyılın İnsanlarıyız
Saray Yolu
Esen Yel Bilir

——————————————————————————–

18. DADALOĞLU VE ÇEVRESİ
Arap Atın Kaltağı
Zamanede Bir Hal Gelmesin Başa
Ilgıt Ilgıt Seher Yeli Esiyor
Bulguru Kaynatırlar
Sabahtan Şah’ıma Vardım
Aşiretin Biciği
Sabahtan Uğradım Kıza
Keklik Tak Tak Etme Mi
Kater Kater Olmuş Gelen Turnalar
Gümüş İbrik
Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri
Sebekeye Uğrattılar Yolumuz
Eşrefoğlu
Yine Bir Gariplik Çöktü Serime
Yamadan Gel, Yamadan
Yine Tuttu Gavur Dağı Boranı
Adını Sevdiğim Avşar Beyleri
Çiçek Dağı

——————————————————————————–

19. HUMA KUŞU VE TAŞLAMALAR
Çıktım Baktım Hamurlu’nun Dağına
Ey Aşk Eri
Bindim Atın Birine
El Vurup Yaremi İncitme Tabib
Eğer Benim’ile Gitmek Dilersen
Dursunlu’nun Hanları
Ben De Vardım Seyrangaha
Derdimi Dökersem Derin Dereye
Huma Kuşu
Şu Yalan Dünyaya Geldim Geleli
Ben Şu Fani Dünyada
Dost
Tanrı Baba
Kazak Abdal

——————————————————————————–

20. SULTAN SUYU
Kul Olayım
Yaşar Mı Yaşar
Güzel Şahtan Bize
Bir Kız İle Bir Gelinin
Yol İçinde Yol
Dün Gece Seyrimde
Semah
Bize De Banaz’da
Pir Elinden
Enel Hak Dedikte
Yine Kısmetimiz
Gir Aşkın Deryasını Boyla
Sultan Suyu Gibi
Derdim Çoktur

——————————————————————————–

21. DOSTLAR TİYATROSU KONSERİ
Ağ Deveyi Katarlamış Gidiyor
Gam Çekme Haline
Ah Ela Gözlerini De
Bugün Yardan Haber Geldi
Yine Tuttu Gavur Dağı
Bebek
Aktaş Diye Belediğim
Yine Bir Gariplik Düştü Serime
Eğildim Bir Dolu İçtim
Bugün Seyre Çıkmış
O Vay Beni Ağlarım
Almanya’da Çöpçülerimiz
Onlar Ki
Drama Köprüsü
Bizim Dostlar
Dam Üstünde Çul Serer

——————————————————————————–

22. ANKARA’NIN TAŞINA BAK
Altın Hızma
Şu Dağı Aşam Dedim
Aşkınla Perişan
Acem Kızı
Şeker Dağı
Mantıvar
Evlerinin Önü Mersin
Mor Koyun
Genç Osman
Öksüz Ali
Karadeniz Ağıtı
Atımın da Örgenine
Mühür Gözlüm
Burçak Tarlası
Ankara’nın Taşına Bak

——————————————————————————–

23. UYUR İKEN UYARDILAR
Nuh’un Gemisi
Gam Çekme Divane Gönül
Yiğidin Eksiği
Dostum Beni
Uyur İken Uyardılar
Deniz Üstü
Niksar Türküsü
Çamdan Sakız Akıyor
Ha Un Ele
Osman Paşa
Bugün Ayın Işığı

——————————————————————————–

24. BARABAR
Ele Geniş Olan Şu Yalan Dünya
Seherde Bir Bağa Girdim
Söğüt’ün Erenleri
Sabahtan Kalkan Kızlar
Çoban Türküsü
Kaleden Kaleye
Barabar
Mecnun’um Leyla’mı Gördüm
Üryan Geldim
Güzel Aşık Cevrimizi
Koyun Gelir
Evlerinin Önü
Tıpır Tıpır Yürürsün
Ben Melamet Hırkasını

——————————————————————————–

25. AMAN OF
Ağ Elime Mor Kınalar
Sunalar
Düğün Alayı
Acar Gelin
Topal Koşma
Yalandır Da
Karşıdadır Evleri
Et Koydum Tencereye
Ali Paşa Ağıtı
İnsanlığa Hizmet Etsem
Bir Çift Turna
Eser Eser De
Bir Fındığın İçini
Ne Haldeyim
Aman Of

Erbakan’ı anlıyorum

Pazar, Ocak 17th, 2010

Erbakan’ı anlıyorum

Tüm yasalardan, yasaklardan, yaptıklarından, suçlandıklarından soyutlayıp yalnızlığa mahkum bir yasaklı olarak düşündüğümde anlıyorum Erbakan’ı…

Onca yıl düşe kalka top koşturduğu sahada yeniden oyun dışına itilmiş bir çocuk psikolojisiyle şimdi topu patlatmaya çalışmasını, “Madem ki ben yokum, maç da olmasın” diye diretişini çok tanıdık bir insanlık hali sayıyorum.

Hak vermesem de anlıyorum.

* * *

Bir an için boşverin suçlarına, hatalarına ve düşünün:

İnsan bir ömür içinde kaç kez zirveye tırmanıp, kaç kez zemine vurur ki?

1970′te bir parti kuruyorsunuz, 2 yıl sonra kapatılıyor. İsviçre’ye göçüyorsunuz.

1973′te bir daha deniyorsunuz, partinizi yakın bir arkadaşınıza kurdurup, dönünce devralıyorsunuz. 1 yıl önce inzivaya çekilmişken, birden ülkenin iki numarası oluyorsunuz. Bir gün on binleri selamlıyorsunuz, ertesi gün Uzunada’da bir kışla barakasında tutsaksınız. Yeni koltuğunuz sanık sandalyesi…

İdamla yargılanıyorsunuz. Beraat edip, 10 yıl yasaklanıyorsunuz. Sonra 1983′te sil baştan… Yine yasaklısınız, yine bir arkadaşınız üstleniyor misyonu… 4 yıl sonra yasağınız kalkıyor, emaneti bir kez daha devralıyorsunuz. Önce yerel, sonra genel düzeyde iktidarın iplerini elinize alıyorsunuz; ya a öyle sanıyorsunuz. Siz atın yönün çevirdikçe, dizginin gerçek sahipleri “düzeltiyorlar.”

Kendinize ait olmayan bir halatı yaşamaya başlıyorsunuz. Giyinmek istedikleriniz değil giydikleriniz; söyledikleriniz, söylemek istediğiniz değil… Konut sizin, ama istediklerinizi davet edemiyorsunuz. Resmi davetlere eşinizi götüremiyorsunuz. Çatık kaşlı toplantılarda “redd-İ miras” metinleri konuluyor önünüze… Kan ter içinde imzalıyorsunuz. İmzalamak istedikleriniz değil imzaladıklarınız…

İdeallerinizi mahkum ettiriyorlar size, susuyorsunuz.

Yetmiyor. Deviriyorlar. Bir kez daha inzivanın çağı başlıyor. yine saatler boyu duruşma, yine sayfalar dolusu savunma…

Sonuç? “Savunan adam”, bir kez daha zirveden zemine çakılıyor.

Anlıyorum Erbakan’ı…

Üçüncü kez denemeye karar veriyor. Ancak 72 yaşında artık… Alttan gençler geliyor. “Daha fazla dayatamazsınız” diyorlar. “Aksaçlılar”ı eleştiriyorlar.

O, kendisine rakip olmayacak bir halef seçiyor yine… Kuvvetle muhtemeldir ki, seçtiği halef her kürsüye çıktığında, içi içini yiyor; “Ah orada ben olacaktım ki şimdi” duygusu büyüyor içimde; Meclis’i, meydanları dalgalandırdığı günleri özlüyor.

Onca yıl içinde koşturduğu oyunun O’nsuz akıp gitmesine içerliyor.

Oyuna birlikte başladığı sınıf arkadaşı Cumhurbaşkanı oluyor, eski ortağı, Başbakan… Kendisine ise yasaklar ve “idam yaftaları” reva görülüyor.

Ülkenin, ters bir rüzgarda eski başbakanları “vatana ihanet”ten asmakta hiçbir tereddüt göstermediğini tarihten biliyor; belki ürperiyor.

Saltanatla zindan, iltifatla küfür, şaşaayla inziva, sadakatle ihanet arasında gidip gelmekten bitkin düşüyor. Küsüyor.

Ve sonunda her küskünün en keskin kılıcını çekiyor:

“İntikam”ı seçiyor.

* * *

Erbakan’ı anlıyorum.

Kendisini darağacına çağırırlarken, kendi eliyle seçtirdiklerinin, emaneten o koltuğa yerleştirdiklerinin buna omuz silkip heyecanla sandığa koşuşturmalarına nasıl öfkelendiğini tahmin edebiliyorum.

Karşısında el avuşturup “Aman hocam seçim ne olacak” diyenlere “Ya ben ne olacağım” diye gürlediğini duyar gibi oluyorum.

İçinden “Sen de mi Brütüs”ler geçtiğini, kızdıkça “Ben yoksam, size de oynatmam” inadını seçtiğini hissediyorum.

Çekiştirip durduğu topun gidip hassas bir camı kırabileceğini ve camın sahiplerinin de “Hadi bakalım oyun buraya kadar” deyip topu kesebileceğini bilse de görmezden gelmesini anlıyorum.

72 yaşında, siyaseten idamı istenen bir adamın, son kozunu oynarken, kendisinden sonraki bir tufanı umursamamasını anlıyorum.

Son 30 yılımıza damgasını vuran, güldüğümüz, kızdığımız, ezdiğimiz, omuzladığımız, kolladığımız, acıdığımız, abarttığımız, küçümsediğimiz bu adamın açtığı yara uğruna can veren bir arı gibi, zehrini akıtabilmek için ölümü göze alabilmesini anlıyorum.

Hak vermesem de, anlıyorum…

Hayat güzeldir

Pazar, Ocak 17th, 2010

Hayat güzeldir

Ulusça, bir ateş çemberinden geçiyoruz. Dayanmanın tek yolu var: Acıları oyuna dönüştürmek

Üniversitede “tuhaf bir arkadaşım var­dı. Geceleri toprağa uzanıp yıldızları gözlemeye ve uzaylıları beklemeye bayılırdı.

Bir gün, uzun zamandır kuşkulandığı şeyi açmıştı bana, zor bir sır verircesine:

Birilerinin kendisiyle “hayat” adını ver­dikleri bir oyun oynadıklarını düşünüyordu. Öyle ki yaşadığımız herşey bu yanılsa­ma için özel olarak düzenlenmişti. Mesela kendisine gösterilenden tamamen başka bir dış dünya olduğuna inanıyordu. Pence­reden bakınca dışarıda gördüklerinin, per­deyi çektiği andan itibaren bambaşka bir hal aldığı kanısındaydı. Sanki “yukarıdaki­ler,” O’nunla oynamak için “dışarı”yı öyle tanzim ediyorlar, O perdeyi çekince de kıs kıs gülerek içeri bakıyor, O’nu izliyorlardı.

Bazen otururken, aniden perdeyi açıp dışarıyı kontrol etmek istiyor, adeta kendisiyle oyun ve sonunda hayat, hayalin karşısında yenik düşüyor. oynayanları faka bastırmaya çalı­şıyordu.

Bir süre sonra perdelerini aç­maz oldu. Ya bu “oyun”a ortak olmamak için ya da tersine, ken­dini tamamen bu oyunun büyüsü­ne kaptırdığından…

O’na bunun bir yanılsama ol­duğunu anlatmaya çalıştığımızda “Ne biliyorsunuz ki…” diyordu, “…aynı oyunu size de oynuyor­lar.”

Zamanla bu “yanılsama”yı ha­yata karşı bir mevziye dönüştürdü.

Biz “dışarıda” ufalanırken, O içerde ayakta kalmayı başardı.

* * *

“Hayat Güzeldir” filmini izleyince, başroldeki çocuğu O’na benzettim.

Son yılların bu en güzel politik filmi, savaş yıllarında faşistlerce toplama kampına tıkılan bir İtalyan ailenin öyküsünü an­latıyor. Baba, oğluna kampın zulmünü hissettirmemek için herşeyi bir oyun gibi sunuyor. Oyunda toplayacağı puanlarla kazanacağı tank ‘için bütün bu eziyetlere katlanması gerektiğini tel­kin ediyor.

Zavallı küçük, bu yalanı merhem yapıp sürüyor yaralarına… Puanlarla doyuruyor karnını…

Ve sonunda hayat, hayalin karşısında yenik düşüyor.

* * *

Geçen hafta, ulusça bir ateş çemberi­nin içinden geçtiğimiz günlerden bir gün, sıradan bir eve konuk olduk. Televizyon­dan odaya, vahşi bir yangının kül ettiği in­sanların görüntüleriyle geride bıraktıkları­nın feryatları taşıyordu. Konuğu olduğu­muz ailenin reisi belki bunlara dayanamadığından, belki öbür kanalda başlayan “oyun”u kaçırmamam kaygısıyla “zapladı hayatı” ve “oyun”a döndü.

Kandırılmış küçük bir çocuk gibi, öbür kanalda tutuşan hayatı unutup bize büyük hediyeyi kazandıracak puanların peşine düştük birden…

Unuttuğumuz her acı, bir puan olarak yazıldı hanemize…

En iyi oynayanlar, en az hatırlayanlar­dı.. Sonunda “tank gibi” bir arabayla ödüllendirildiler.

Kaçacak, sığınacak başka neresi vardı ki?

Hayat karşısında hayal dışında dayanağımız, düş gücü dışın­da gücümüz kalmamıştı ki…

Bize gösterilen bu rengârenk dünyanın gerçek olmadığını, ama asıl hayatın bu olduğuna inanmamızı isteyenlerin “yukarı­dan,” “camın dışından” kıs kıs gülerek bizi izlediklerini, aniden perdeye sarılıp çekiversek bambaşka bir dünyayla karşılaşabile­ceğimizi bilenler vardı aramızda…

Ama bunu bilmek, sadece daha çok acı çekmeye yarıyordu.

Oysa ustalık, acıları oyuna dönüştürebilmekteydi…

Oyun gruplarına ayrılıp, unutma yarışma girdik.

Artık lotoya, totoya, ufoya inananlarımız, camiye, partiye, kahveye sığınanlarımız, güzel yarınları, ahiret gününü, beyaz at­lı prensi, mesihi, büyük ikramiyeyi bekleyenlerimiz, hepimiz ya­nılsamalara tutunarak katlanıyoruz hayata…

Bu oyunda gönüllü rol alıyoruz.

Hapishanemizin duvarlarını boyuyoruz.

“Perdelerimizi çekip” gözümüzü cama dikerek oyuna katılı­yoruz gece boyunca… Acıları unutarak puan toplamaya çalışıyo­ruz.

Puanlar tamam olduğunda ödülümüz bir tank olacak: bili­yoruz.

“Yukarıdakiler,” bu kahredici hayatı, neşeli bir oyun olarak yutturmanın keyfiyle camın dışından bakıp nanik yapıyorlar.

Durumu sezsek de ses etmiyoruz.

Ses edenlerin başına gelenleri gördüğümüzden. “Haat gü­zeldir” diyoruz ve biz de oynuyoruz.

Yürümeliyiz

Pazar, Ocak 17th, 2010

Yürümeliyiz

Son saldırının ardındaki işbirliğine dikkat çeken Pazartesi günkü “Tehlikeli ittifak” yazıma değişik tepkiler geldi.

İstanbul Emniyeti’nden bir istihbarat yetkilisine göre PKK ile islami örgütler arasında bir yakınlaşma olduğu doğru. Nitekim, İstanbul’da bir ‘cafe’ye atılan el bombası eylemini “Kürdistan İslami Hareketi” adlı bir örgüt üstlendi.

Ancak Emniyet, alışveriş merkezlerini bombalama eylemini üstlenen “Milliyetçi Kürt İntikam Timi” adlı bir örgütün varlığına inanmıyor. Bütün bu eylemlerin ardında PKK’nın olduğunu, ama Avrupa’yı karşısına almamak için sorumluluk üstlenmediğini düşünüyor. Med-TV’de Osman Öcalan’ın “Türkiye’yi cehenneme çevirin” emrini vererek açıkça katliam tahrikçiliği yaptığına dikkat çekiyor.

Görüştüğüm emniyet yetkilisi, silahlı sol gurupların bu eylemlere karşı çıktığını da söyledi.

Hemen ardından Dev-Sol’un açıklaması geldi.

DHKP-C, çok sert bir açıklamayla “düpedüz katliam” olarak nitelediği son eylemleri kınadı; “Bunu yapanların devrimcilikle, ilericilikle, Kürtlükle, hak ve özgürlüklerle ilgisi olamaz. Bu eylemler, bütün devrimcileri, ne yaptığını bilmez, halkı katleden, hasta tipler olarak tanıtıp, faşizmin kitle tabanını genişletmektedir” dedi.

* * *

Türkiye, pek az rastlanan bir terör çeşidiyle karşı karşıya…

Dünyada şiddeti yöntem olarak seçmiş hiçbir terör örgütü, bu kadar vahşi ve doğrudan halkı hedef alan bir eyleme girişmez.

Örneğin IRA, İngiltere’de pek çok bombalama eylemi düzenlemiştir, ancak sivil halkın zarar görmemesi için, patlamadan bir süre önce mutlaka haber verir ve bölgenin boşaltılmasını sağlar.

Oysa bunlar, “Yakılan her köye karşı bir semti yakacağız” tehdidi ile tamamen halka yönelik bir yok etme kampanyası sürdürüyorlar.

Amaç ne?

Amaç intikam mı, Apo’yu kurtarmak mı, sıkıyönetimi ya da askeri yönetimi zorlamak mı, sadece “Yıkılmadık, ayaktayız” propagandası mı…?

Amaç ne olursa olsun, asıl yapılmak istenen, korkutmak, sindirmek, yıldırmaktır.

Şimdiden alışveriş merkezlerinin tenhalaştığı, bazı sanatçıların konser programlarını erteledikleri, geceleri yolların boşaldığı, turizm yörelerinde rezervasyon iptallerinin başladığı gözleniyor. Herkes birbirine toplu yerlerde bulunmama, kalabalıkta dolaşmama çağrısı yapıyor.

Gaziantep’te bir profesör, İzmir’de bir polis memuru, beyinlerine dayadıkları tabanca ve sarıldıkları bayrakla, yaşanan toplumsal depresyonun kişisel örneklerini sergiliyorlar.

“Yılmayalım” demek kolay, ancak dehşetin boyutları ortadayken bunun boş bir tavsiyenin ötesine geçmesi zor.

* * *

Peki ne yapmalı?

Bence önceki gün bu soruya verilecek en iyi yanıtlardan biri için büyük bir fırsatı elden kaçırdık:

Mavi Çarşı kurbanlarını cenazelerinde yalnız bıraktık.

Başta devlet sahip çıkmadı cenazelere…

Oysa 12 tabutun başında bir araya gelmiş parti liderlerinin ve sivil toplum önderlerinin fotoğrafı, teröre ne eşsiz bir yanıt olurdu.

Ne yazık ki, Meclis, tam yangının ortasında bambaşka bir gündemi tercih ederek bütün saygınlığını bir kez daha ayaklar altına almayı seçti.

Bir şey daha var yapılabilecek.

Bu riskli yöntemi İspanya denedi ve sonuç aldı.

ETA, terörün oklarını çok sevilen bir belediye başkanına çevirince İspanyol halkı 1 milyon kişinin katıldığı bir “Teröre hayır” yürüyüşüyle dikildi şiddetin karşısına…

“Bunları halk adına yapıyorsanız, işte halk biziz, burada sokaktayız ve sizi lanetliyoruz” mesajı verildi.

Mesaj yerine ulaştı. Halkın gücü, terör engelini aştı.

1 milyonluk bir törenle uğurlayabilseydik cenazelerimizi, hepimiz bu yılgınlık duygusunu aşabilirdik belki…

Yine de izbe bir mağara köşesinde canımıza kıymak, göğsümüze bayrak asıp şehir meydanında haykırmak ya da hepten eve kapanmakta değil çare… Hele bunları yapanları kahramanlaştırmak, hiç değil…

Büyük bir kararlılıkla ve bir arada yürümeliyiz terörün üstüne…

Sadece canımızdan sonra özgürlüğümüzü de isteyen teröre karşı değil, 17 yaşında bir insanı, gülümseyerek katliam yapmaya iten ne varsa, bu vahşet, bu kör şiddet kaynağını nereden alıyorsa ona karşı, onlara karşı da tepkimizi ve kararlılığımızı göstermek için yürümeliyiz.

Terör köyden kente göçüyor

Pazar, Ocak 17th, 2010

Terör köyden kente göçüyor

Ankara’da, Kültür Bakanlığı’nda dün öğle saatlerinde bir tören…

İstiklal Marşı’nın yıldönümü kutlanıyor.

Birden bir patlama sesi ve yanık kokusu…

Herkesin aklına önceki gün İstanbul’un alışveriş merkezlerini cehenneme çeviren Beyrut görüntüleri geliyor. Panik havası bir anda Başkent’i de kuşatıyor.

Sıradan bir trafo patlaması, bilinçaltındaki korkuyu ele veriyor.

* * *

İşte yıllar yılı uzaktan izleyip kederlendiğimiz, ancak alevleri henüz bizim yüzümüzü yakmadığı için kavurucu sıcağını tam hissetmediğimiz terör yangını yanıbaşımızda…

Bölge ağzıyla “kırsal”daki terör, büyük kente geliyor ve biz, beline bağladığı bombayla bedenini ve çevresindekileri havaya uçurmaya hazır bir intihar komandosunun hedef tahtasında çoluk çocuk kımıldamadan, çaresiz duruyoruz.

Nasıl yoksulluğun iteklemesiyle, yeni bir yaşam özleminin peşine düşen milyonlar, 50 yıl önce denkleri ve çıkınlarıyla büyük kente göçtüler ve yarım asırda kentte yeni bir sosyo-kültürel iklim yarattılarsa, şimdi de dağdakiler, ellerinde silahlarıyla kente inerek yeni bir asayiş iklimi yaratmak üzereler…

Ne yazık ki, bu iki göç dalgası birbiriyle ilintili…

İlk dalga başladığında, kentlere akını durdurmak için, gelenlere vize koymak, kentte kravatsız dolaşmayı yasaklamak gibi tedbirler önerilmişti. Oysa sosyal bir gelişme, polisiye tedbirlerle önlenemezdi. Çözümü, sorunun en son durağında, yani kentte değil, ilk durakta, köyde bulmak gerekiyordu.

Olmadı.

Şimdi 50 yıl sonra başlayan bu ikinci göç dalgası daha tehlikeli… Çünkü bu kez, gelenlerin denklerinde patlayıcılar var ve çıkınlarını saklamak için kentte, daha önce gelen öfkelilerce oluşturulmuş güvenli bir barınak buluyorlar.

Terörü önlemek için elbette gözetim ağı, erken istihbarat, ihbar zinciri vs. tedbirler gündeme gelecektir.

Ancak ilk göç dalgasında olduğu gibi burada da asıl çözümün “kır”a bir çare bulmaktan geçtiğini unutmamalıyız.

* * *

Önceki gece Şemdin Sakık, Durum programında Güneri Civaoğlu’na “PKK açısından bundan sonrasını, Türkiye’nin izleyeceği politikanın belirleyeceğini” söylüyordu.

Nihayet insiyatif Türkiye’nin eline geçmiş durumda…

Bugüne kadar ne yazık ki, Türkiye, politikasını PKK’ya göre belirledi. Bölge için atılması elzem adımlar, “teröre taviz sayılır” kuşkusuyla geciktirildi. Yöre halkının tepkisini dillendiren ve şiddeti bir yöntem olarak kesinkes reddeden bazı demokratik oluşumlar, “bölücü” damgasıyla ezildi.

İşin ilginç yanı, “Çözüm için silah çare değildir” diyenler aynı zamanda, kendisi dışında hiçbir seçeneğe izin vermeyen Apo’nun da ölüm listesindeydiler. Türkiye’nin karar merkezleri tarafından da dışlanınca meydan silahlara, “muhalefet bayrağı” da PKK’ya kaldı.

Şunu görelim artık:

Bölge halkının sisteme dönük bir tepkisi var. Bu tepkisini kim dillendirirse onun peşine düşüyor. HADEP varsa HADEP’e yöneliyor, yoksa “en kızgın olan” ikinci partiye, yani Refah’a ya da Fazilet’e…

Apo yakalandıktan sonra HADEP’in seçime girmesini engellemek için “HADEP, PKK’nın partisi” suçlaması dilden dile gezdirildi. Bunu söyleyenler, “PKK eşittir HADEP” formülünde HADEP’in son seçinde aldığı 1 milyon 171 bin oyun ne anlama geleceğini düşünmediler bile…

Şimdi kör terör, kentlerin kapısını çalarken, Türkiye’nin karar odakları için de yeniden düşünme vakti geliyor. Kente giren her torbayı arayamayacağımıza göre, soruna kökeninde bir çare aramamız gerekecektir. O çare de “kır”ın derdini çözmek, bu arada da, bölge halkının taleplerini dile getirebileceği, şiddeti reddeden demokratik kanalların önünü açmaktadır.

Terörün asıl panzehiri demokrasidir.

Ancak tam bir demokrasiye ulaştığımız zaman, bir patlama duyduğumuzda “Trafo yanmıştır” deyip gönül huzuruyla marş söylemeye devam edebileceğiz.

NOT:

Geçen Çarşamba bu sütunda yayınlanan “Magandalar ve Arabaları” başlıklı yazıda, bir Alman arabası reklamındaki “yerli düşmanlığı”nı eleştirmiştim. Yazının çıktığı gün, kampanyanın sona erdirildiğini öğrendim. Şirket yetkililerini hatadan dönme hızları ve duyarlılıkları için kutluyorum. Bundan sonra da, ünlü Alman rakiplerini hedef alan kampanya yapmayı sürdüreceklerse naçizane şu reklamı tavsiye edeceğim:

Bir Baretta tabanca fotoğrafı… İki adet susturucu… Bir sahte pasaport…

Altında yazı: “Bizim arabada asla bulamayacağınız aksesuarlar…”

Minic.Gen.TR | Özlü Sözler, Güzel Sözler, Etkileyici Sözler, Anlamlı Sözler, Şiirler, Şifalı Bitkiler | canlı sohbet Mynet mirc sohbet Minic mirc Anlamlı SözlerAyrılık MesajlarıŞifalı BitkilerKomik Mesajlar Minic
İNTERNET HİZMETLERİ Geri bildirimi takip listeme ekle ( RSS )