Arşivler
Kategoriler

Archive for the ‘Oku Ögren’ Category

Evrim Teorisi

Cuma, Mayıs 4th, 2012

1 – Evrim Teorisi, Tesadüfleri Yaratici Bir Ilah Olarak Görür

Evrimcilerin en büyük yanilgilarindan biri ilkel dünya olarak adlandirdiklari ortamda canliligin kendiliginden olusabilecegini düsünmeleridir.
Evrim teorisinin iddiasina göre, fosfor, karbon gibi bilinçsiz, akilsiz, yeteneksiz, bilgisiz ve cansiz atomlar tesadüfler sonucunda biraraya gelmisler, yildirimlar, volkanlar, ultraviyole isinlari, radyasyon gibi dogal olaylar sonucunda kendilerini kusursuzca organize ederek proteinleri, hücreleri, baliklari, kedileri, tavsanlari, aslanlari, kuslari, insanlari ve tüm canliligi meydana getirmislerdir.

Tesadüfleri yaratici bir ilah kabul eden evrim teorisinin temel iddiasi budur. Böyle bir iddiaya inanmak ise akla, mantiga ve bilime karsidir.

2 – Dogal Seleksiyon Canlilardaki Karmasik Yapilarin Nasil Meydana Geldigini Açiklayamaz

Çitanin saldirdigi bu yavru büyük bir ihtimalle kaçmayi basaramayacaktir. Çünkü çita bu yavruya göre çok daha atik, güçlü ve tecrübelidir. Bu herkesin bildigi olayi evrimciler, “evrimlestirici bir mekanizma” olarak topluma kabul ettirmeye çalisirlar. Oysa açiktir ki bu yavru -ne kadar zaman geçerse geçsin- baska bir canliya dönüsmeyecektir.
Evrim teorisi, yasadiklari ortama en iyi uyum saglayan canlilarin daha çok yasama ve çogalma imkani bulduklarini ve bu sekilde faydali özelliklerini sonraki nesillere aktarabildiklerini, türlerin bu “mekanizma”yla evrimlestigini iddia etmektedir.

Oysa dogal seleksiyon olarak bilinen söz konusu mekanizma, canlilari evrimlestirmez, onlara yeni özellikler kazandiramaz. Sadece bir canli türüne ait özellikleri güçlendirebilir.

Örnegin bir bölgede yasayan tavsanlardan hizli kosanlar hayatta kalir, digerleri ise ölürler. Birkaç nesil sonra bu bölgedeki tavsanlar daha hizli kosan bireylerden olusur. Ancak, hiçbir zaman bu tavsanlar baska bir canli türüne (örnegin tazilara veya tilkilere) evrimlesmezler.

3 – Sanayi Devrimi Güveleri Dogal Seleksiyonla Evrime Delil Degildir

Evrim teorisinin tüm dünya çapinda en çok tekrar edilen sözde ‘delil’lerinin basinda, 19. yüzyil Ingilteresimleri’nde gerçeklesen sanayi devrimi sirasindaki güve popülasyonu gelir. Iddiaya göre sanayi devrimindeki hava kirliligi agaç kabuklarinin rengini koyulastirmis, bu nedenle koyu renkli güveler daha kolay kamufle olarak avci kuslardan korunmus ve sonuçta koyu renkli güvelerin nüfusu artmistir. Ama bu bir evrim degildir, çünkü yeni bir güve türü ortaya çikmamis, sadece zaten var olan türlerin nüfus orani degismistir. Bunun disinda, güvelerle ilgili bu iddianin dayandirildigi hikayenin de dogru olmadigi ortaya çikmistir: Güveleri agaçlar üzerine konmus olarak gösteren ünlü fotograflarin sahte oldugu ve iddia edildigi gibi bir “endüstriyel melanizm”in (endüstriyel kirlilik nedeniyle rengin koyulasmasi) hiçbir zaman yasanmadigi anlasilmistir.

4 – Deprem, Bir Sehri Nasil Gelistiremezse, Mutasyonlar da Canlilari Gelistiremezler

Mutasyonlar, insan vücuduna dair tüm bilgilerin sifreli oldugu DNA üzerindeki rastlantisal degisikliklerdir. Mutasyonlara radyasyon, kimyasallar gibi etkenler neden olur. Evrimciler, mutasyonlarin canlilari evrimlestirdigini öne sürerler. Oysa mutasyonlar canlilara daima zarar verirler, onlari gelistirmezler, onlara yeni özellikler (örnegin kanat, akciger gibi organlar) kazandiramazlar. Onlari ya öldürür ya da sakat birakirlar. Mutasyonlarin bir canliyi gelistirdigini, ona yeni özellikler kazandirdigini iddia etmek, bir depremin bir sehri daha gelismis ve modern bir hale getirdigini, veya bir bilgisayara çekiçle vuruldugunda bir üst modelinin ortaya çikacagini iddia etmeye benzer. Nitekim gözlemlenmis hiçbir mutasyonun genetik bilgiyi artirdigi görülmemistir.

5 – Hayat Hayattan Gelir

Ortaçag’dan beri inanilan “spontane jenerasyon” adli yanlis bir teori, cansiz maddelerin tesadüfen biraraya gelip, canli bir varlik olusturabileceklerini öngörüyordu. 18. yüzyila dek, böceklerin yemek artiklarindan, farelerin de bugdaydan olustugu yaygin bir düsünceydi. Darwin’in Türlerin Kökeni adli kitabini yazdigi 19. yüzyilda ise, bakterilerin cansiz maddeden olusabildikleri inanci, bilim dünyasinda yaygin bir kabul görüyordu.

Oysa Darwin’in kitabinin yayinlanmasindan bes yil sonra, ünlü Fransiz biyolog Louis Pasteur, evrime temel olusturan bu inanci kesin olarak çürüttü. Pasteur yaptigi uzun çalisma ve deneyler sonucunda vardigi sonucu söyle özetlemisti: “Cansiz maddelerin hayat olusturabilecegi iddiasi artik kesin olarak tarihe gömülmüstür.”

Bu gerçek, yeryüzünde yasamin kendiliginden olusmadigini, ancak mucizevi bir yaratilisla basladigini da bir kez daha göstermis oluyordu.

6 – Ara Geçis Canlilarina Fosil Kayitlarinda Rastlanmamistir

Evrim teorisi, bir türün bir baska türe dönüsmesinin ilkelden (basitten) karmasiga dogru, yavas ve asamali oldugunu iddia eder. Bu iddiaya göre, bu dönüsüm sirasinda “ara geçis formu” adi verilen ucube canlilarin yasamis olmasi gerekir. Örnegin, balik özelliklerini hala tasimasina ragmen, bir yandan da bazi sürüngen özellikleri kazanmis olan yari balik yari sürüngenler, yari maymun yari insanlar, yari sürüngen yari kus canlilar yasamis olmalidir geçmiste. Eger gerçekten bu tür canlilar yasamislarsa, bunlarin kalintilarina da fosil kayitlarinda rastlanmasi gerekir. Oysa, yillardir büyük bir hirsla aranan bu ara geçis formlarindan eser yoktur.

7 – Canli Gruplari Yeryüzünde Aniden ve Ayni Anda Ortaya Çikmistir

Camin hammaddesi olan silis nasil kendi kendine, asama asama bir kadehe dönüsemezse veya bir fotograf makinesinin parçalari yavas yavas biraraya gelip fotograf makinesini olusturamazsa, canlilar da cansiz maddelerden zaman içinde kendi kendilerine ortaya çikamazlar.
Bugün bilinen temel canli kategorilerinin tamamina yakini, 530-520 milyon yil önce, “Kambriyen Devri” adi verilen jeolojik devirde ayni anda ve aniden ortaya çikmistir. Süngerler, yumusakçalar, solucanlar, derisidikenliler, eklembacaklilar, omurgalilar gibi birbirinden tamamen farkli vücut planlarina sahip canli kategorileri, daha önceki jeolojik devirlerde hiçbir benzerleri yokken, bir anda belirmislerdir. Bu gerçek, evrimcilerin, canlilarin tek bir ortak atadan uzun zaman içinde ve asama asama türedikleri iddiasini çürüten önemli bir delildir.

Yeryüzünün bir anda, son derece farkli vücut yapilarina, son derece karmasik organlara sahip birçok canli ile dolmasi, elbette ki bu canlilarin yaratildiklarini gösterir. Evrimciler, Allah’in varligini ve yaratisini inkar ettikleri için bu mucizevi olayi kesinlikle açiklayamazlar.

8 – Canli Türleri Yüz Milyonlarca Yil Boyunca Hiçbir Degisiklige Ugramamaktadirlar

Eger gerçekten bir evrim yasanmis olsaydi, canlilarin yeryüzünde küçük kademeli degisimlerle ortaya çikmalari ve zaman içinde de degismeye devam etmeleri gerekirdi. Oysa fosil kayitlari bunun tam aksini gösterir. Farkli canli siniflamalari, kendilerine benzeyen atalari olmadan aniden ortaya çikmislar ve yüz milyonlarca yil boyunca hiç degisim geçirmeden duragan bir biçimde kalmislardir.

9 – Evrimcileri Hayal Kirikligina Ugratan Balik: Cœlecanth

Cœlacanth
Evrimciler 400 miyon yillik fosilleri bulunan Cœlacanth sinifina dahil olan baliklari, baliklar ve amfibiyenler arasinda çok güçlü bir ara form delili olarak gösteriyorlardi. Bu canlinin yetmis milyon yil önce soyu tükenmis bir tür oldugu zannedildigi için, evrimciler fosili üzerinde her türlü spekülasyonu yapmislardi. Ancak 22 Aralik 1938′de Hint Okyanusu açiklarinda bir Cœlacanth canli olarak bulundu. Ilerleyen yillarda baska bölgelerde de 200′den fazla Cœlacanth yakalandi.

Bu baliklarin yakalanmasiyla beraber, bu canlilar üzerinde yapilan spekülasyonlarin temelsizligi de anlasilmis oldu. Cœlacanth, evrimcilerin iddialarinin aksine karaya çikmak üzere olan yari balik yari amfibiyen özellikleri gösteren bir canli degildi. Hatta 180 m. derinligin üzerine hemen hiç çikmayan bir dip baligi idi. Dahasi, yasayan Cœlacanthlar ile 400 milyon yillik fosil örnekleri arasinda hiçbir fark yoktu. Canli, hiçbir “evrim” geçirmemisti.

10 – Kus Kanatlari Tesadüflerin Eseri Degildir

Evrimciler kuslarin sürüngenlerden evrimlestigini ileri sürerler, ancak bu imkansizdir. Sadece kus kanatlari bile bunu kanitlamaya yeter. Iddia edildigi gibi bir evrim olmasi için, bir sürüngenin ön ayaklarinin, genlerinde meydana gelen mutasyonlar sonucunda kusursuz kanatlara dönüsmüs olmasi gereklidir ki, bu mümkün degildir. Herseyden önce bu teorik canli yarim kanatla uçamayacaktir. Bir yandan da ön ayaklarindan mahrum kalmis olacaktir. Bu ise canlinin sakat olmasina ve evrim teorisine göre elenmesine neden olacaktir. Ayrica, uçus için kanatlarin tüm detaylarinin kusursuzca olusmasi gerekir. Kanatlarin; kusun gögüs çikintisina saglam bir biçimde tutturulmus olmasi gerekmektedir. Kusu havaya kaldirmaya, havadaki dengesini ve her yöne hareketini saglamaya elverisli bir yapida olmasi, kanat ve kuyruk tüylerinin hafif, esnek ve birbiriyle orantili olmasi, kisaca uçusa imkan veren mükemmel bir aerodinamik düzende islemesi sarttir. Kanatlarin bu kusursuz yapisinin nasil olup da birbirini izleyen rastlantisal mutasyonlar sonucu meydana gelmis olabilecegi sorusu tümüyle cevapsizdir.

Emrim, teorisi, evrim teorisi, evrim teorisi nedir, evrim teorileri,

Sınavsız Bulgaristan Üniversiteleri Türkiye Kayıt Merkezi

Perşembe, Nisan 26th, 2012

Sınavsız Bulgaristan Üniversiteleri Türkiye Kayıt Merkezi

Bulgaristan

ÖSS engeline takılmadan üniversite eğitimi alabilmek için en popüler seçeneklerden biri Bulgaristan’dır. Otobüs ile birkaç saat uzaklıkta olan komşu Avrupa Birliği ülkesinde, dilediğiniz tüm alanlarda YÖK denklikli eğitim alabilirsiniz. İstanbul’dan sadece birkaç saatlik otobüs yolculuğu ile ulaşabileceğiniz şehirlerde, çok cazip eğitim ve yaşam masraflarıyla eğitim alabilmek mümkün.

Bulgaristanda Üniversite Eğitimi Almak Neden Çok Avantajlı?
Kaderiniz ve idealleriniz ÖSS Sınavına bağlı değil!
Bulgaristan en çok ideallerine sahip çıkmak ve birkaç saatlik üniversite sınavının sonucuna göre değil, kendi potansiyel ve hedeflerine göre bir eğitim ve kariyer yaratmayı amaçlayanlar için mükemmel bir çözümdür. Tıp okumak isteyen bir aday, yeterli puan alamadığı için istemeyerek biyoloji öğretmenliği okumak, mühendis olmak isteyen bir aday işletme okumak zorunda kalmamalıdır Bulgaristan üniversiteleri ne giriş için üniversite sınavında başarılı olma şartı aranmıyor.

Bulgaristanda en çok ilgi gören üniversiteler ve bölümlerini üniversite isimlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz. birkaçı ; Sofya Teknik Universitesi , Sofya Tıp Universitesi , Sofya Universitesi

Ekonomik Eğitim ve Yaşam Maliyetleri
Bulgaristanda Eğitim almanın maliyeti, ülkemizdeki ya da KKTC’de bulunan çoğu özel üniversiteden ya daha ekonomik yâda eşit maliyetlidir. Yukarıda bahsedilen avantajlar da göz önünde bulundurulduğunda, kesinlikle çok daha mantıklı ve avantajlı bir seçenektir.

Başvuru ve Kabul Koşulları
ÖSS sınavında herhangi bir yeri kazanmış ya da yerleştirilmiş olmanız gerekmiyor. Üniversitelere başvuruda lisede almış olduğunuz dersler ve not ortalamalarınız göz önünde bulunduruluyor. Avrupa Birliği üyesi olduğu için, Bulgaristan’da almış olduğunuz diplomalar kolaylıkla YÖK denkliği alabiliyor ve mesleğinizi rahatlıkla yapabiliyorsunuz. EGITIM BULGARIA size en uygun şehir, üniversite ve bölüm seçiminde profesyonel destek vererek en doğru karar vermenizi sağlıyor.

Yaşam ve Sosyal Giderler
Yurtdışında eğitim almak için en ekonomik seçeneklerden biri Bulgaristan’dır. Üniversitelerin yıllık ücretleri ortalama 3000 Euro civarındadır. Tıp, Eczacılık ve diş hekimliği bölümlerinde ise yıllık okul ücretleri 5000 – 6000 Euro civarında olmaktadır. Bulgaristan’daki üniversitelerin büyük çoğunluğu öğrencilerine yurt olanağı sağlamaktadır. Üniversite yurtları genellikle 2–3 kişilik odalara sahip olup, devlet yurtlarının aylık ücreti 25-30 Euro civarındadır. Daha iyi şartlara sahip özel yurtlarda ise aylık 60 – 80 Euro ödeyerek konaklanabilir. Dileyen öğrenciler ev kiralayabilir ve genellikle birkaç kişiyle paylaşılacak bir evin kirası evin yerine ve özelliklerine göre 250 – 400 Euro arasında değişir. Öğrencilerin aylık geçim masrafı 300–400 Euro civarındadır.

Sofya’ya Gezi amaçlı gidenler için tavsiyeler
Eski Kentin Modern Yüzü ;
SofyaSofya, 545 metre rakımıyla Avrupa’nın en yüksek başkentlerinden biri. Yapılarının büyük bir kısmı II. Dünya Savaşı sonrası inşa edilen şehirde, güzel parklarla, eski Bizans ve Osmanlı eserlerine rastlamak mümkün. Çok çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış olan Sofya, 7000 yıllık tarihi ile Avrupa’nın en eski yerleşim yerlerinden biri. Osmanlı, Slav, Roma, Bizans kaynaklı tarihi eserleri, kültürel anıtları ile bu eski kent, yeni ve modern yapılarla iç içe … Eski uygarlıkların mirası ile kentin modern yüzü arasındaki tezat Sofya’ya ayrı bir çekicilik katıyor. GORMEDEN DONMEYIN!

Bulgaristan ve Bulgaristandaki Üniversiteler ile ilgili tüm bilgilere : Bulgaristanda okumak adresinden ulaşabilirsiniz.

Anahtar kelimeler: bulgaristan, bulgaristan sınavsız üniversite, bulgar, bulgarisyan üniversiteleri, bulgaristan üniversitelerine giriş,

PaPaz

Pazartesi, Şubat 20th, 2012

Papaz ve Hz. Ali (r.a)

Hz. Ali r.a. ordusu ile harbe gitmekteyken uğradığı son bir kaç konak yerinde su bulamaz. Sonunda bir kilise görür ve o yana yönelirler. Kiliseye varır su isterler.
Kilisedekiler:

-10 mil uzakta su var.

Hz. Ali r.a.

- Oraya gitmeye gerek yok şurayı kazın.

İşaret edilen yer kazılır. Büyük bir taş ortaya çıkar. Uğraşırlar uğraşırlar değil taşı kaldırmak oynatamazlar bile.

Hazret-i Ali r.a. gelir. Mübârek parmaklarını taşın altına sokarlar, sanki bire tüy misali kalkar. Taşın kalkmasıyla beraber saf, tatlı ve soğuk bir su fışkırır. Sevinç ve şükürle sular içilir, kaplar dolar.

Kilisenin Papazı diğer kilisedekiler uzaktan onları seyretmektedirler, durumu görünce, Sevinç içinde Hz. Ali’nin huzûruna gelir ve sorarlar:

-Peygambermisiniz?. Yoksa…

-Hayır ben peygamber değilim, ama son peygamberin dâmâdı ve halifesiyim!

Papaz hemen kelime-i şehâdet getirerek Müslüman olup şöyle der:

-Ey mü’minlerin emiri! Bu kiliseyi, bu taşı kaldıran zâtı bekleyip görmek için yapmışlardır. Kitaplarımızda yazar, büyüklerimiz anlatırdı; burada bir kuyu vardır. Üzerindeki taşı peygamber veya onun Halifesi kaldırabilir. Bu taşı sizin kaldırdığınızı görünce, yıllardır beklediğim arzuya kavuştuk.

Hazret-ü Ali buyurdu ki:

-Allahü teâlâya hamd olsun!

Ve râhib orduya katılıp, şehit olmak saâdetine kavuşur.

Galatasaray İstanbul BŞB Maçı izle

Salı, Ocak 3rd, 2012

Spor Toto Süper Lig’de ilk devreyi lider olarak tamamlayan Galatasaray, genç oyuncusu Emre Çolak’ın 2 golle yıldızlaştığı maçta Büyükşehir Belediyesi’ni 4-1 mağlup etti ve ligde üst üste 7. galibiyetini aldı.
Spor Toto Süper Lig’de ilk devreyi lider olarak tamamlayan Galatasaray, genç oyuncusu Emre Çolak’ın 2 golle yıldızlaştığı maçta Büyükşehir Belediyesi’ni 4-1 mağlup etti ve ligde üst üste 7. galibiyetini aldı.
36 Fotoğraf
Galatasaray-İstanbul B.B. maçından görmedikleriniz

Galatasaray yeni yıla farklı başladı

Galatasaray-İstanbul B.B. maçından görmedikleriniz

Galatasaray-İstanbul B.B. maçından görmedikleriniz

Spor Toto Süper Lig’de lider Galatasaray ile İstanbul Büyükşehir Belediyespor arasında oynanan karşılaşmanın ilk yarısı 1-1 sona erdi. Pierre Webo’nun 41. dakikada kırmızı kart görmesiyle İstanbul BB 10 kişi kaldı. Emre Çolak’ın 51. dakikada attığı golle Galatasaray öne geçti: 2-1. Spor Toto Süper Lig’deki Galatasaray-İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında Galatasaray, 72. dakikada Baros’un attığı golle 3-1 öne geçti. Selçuk İnan’ın 90. dakikadaki golü ile skor 4-1 oldu ve maç Galatasaray’ın üstünlüğü ile sona erdi.

TAKIM KADROLARI

Stat: Türk Telekom Arena

Hakemler: Halis Özkahya, Selçuk Kaya, Nihat Mızrak

Galatasaray: Muslera, Eboue, Ujfalusi, Semih Kaya, Hakan Balta, Kazım Kazım, Engin Baytar, Selçuk İnan, Emre Çolak, Elmander, Milan Baros

İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagiç, Rızvan, Metin Depe, Zayatte, Eren Aydın, Cihan, Mahmut, Holmen, Edin Visca, Webo, Doka.

Goller: Dk. 7 Emre (Galatasaray) Dk. 14 Visca (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)

Kırmızı Kart: Dk. 41 Webo (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)

Sarı Kartlar: Dk. 29 Rızvan, Dk. 30 Doka (İstanbul Büyükşehir Belediyespor) Dk. 42 Muslera (Galatasaray)

7. dakikada Galatasaray öne geçti. Bu dakikada sağ kanattan ceza alanı içine yapılan ortada Milan Baros, daha müsait durumdaki Emre’yi gördü. Genç futbolcu, ceza alanı dışından düzgün vuruşla Hasagiç’i mağlup etti. 1-0.

12. dakikada Mahmut’un ceza alanı dışından sert şutunu kaleci Muslera sekterdi. Ancak kaleci Muslera, Holmen’den önce araya girerek tehlikeyi önledi.

14. dakikada Belediyespor beraberliği yakaladı. Bu dakikada Webo’nun pasında ceza alanı dışında topla buluşan Edin Visca’nın vuruşu kaleci Muslera’nın sağından ağlarla buluştu. 1-1.

36. dakikada konuk ekip etkili geldi. Bu dakikada sol kanata atılan topa hareketlenen Webo, kaleci Muslera’nın üzerinden aşırtmak istedi. Muslera’nın elleri ile dokunduğu topu daha sonra araya giren savunma kornerle uzaklaştırdı.

37. dakikada Eboue’nin pasıyla ceza alanı sağ çaprazında topla buluşan Kazım Kazım’ın sert şutunu Hasagiç kontrol etti.

41. dakikada Belediyespor’da Webo Semih’e yaptığı faulun ardından kırmızı kartla oyun dışı kaldı.

45. dakikada Selçuk’un ceza alanı içine yaptığı ortada Elmander kafayla çevirdi. Milan Baros’un yakın mesafeden kafa vuruşu üstten auta çıktı.

Karşılaşmanın kalan dakikalarında başka gol olmayınca mücadelenin ilk yarısı 1-1 sona erdi.

(CİHAN)

Belediyesporlu futbolcular: Kırmızı kart bizi olumsuz etkiledi

İstanbul Büyükşehir Belediyesporlu Eren Aydın ve Holmen, Galatasaray karşısında Webo’nun kırmızı kartla oyun dışı kalmasının kendilerini olumsuz etkilediğini söyledi.

Türk Telekom Arena Stadı’nda Galatasaray’a 4-1 mağlup oldukları karşılaşmanın sonrasında düzenlenen basın toplantısına katılan Eren Aydın, Galatasaray’dan puan almaya geldiklerini belirterek, “Webo’nun atılması bizi etkiledi. Eksik kalınca Galatasaray’a karşı mücadele etmek zor oldu. Elimizden geleni yaptık ama olmadı. Artık üç gün sonra oynayacağımız maçı düşünüyoruz” dedi.

Holmen de, Webo’nun oyundan atılmasıyla işlerinin daha zora girdiğini söyledi. Genç oyuncu, “Bana göre hatalı bir kırmızı karttı. İkinci yarının hemen başında Galatasaray golü bulunca bizim gardımız düştü ve maçı çeviremedik” diye konuştu.

(CİHAN)

Galatasaray-İstanbul B.B. maçından görmedikleriniz

Galatasaray-İstanbul B.B. maçından görmedikleriniz

Galatasaray-İstanbul B.B. maçından görmedikleriniz

Sarı kırmızılı ekip, bu sonucun ardından puanını 40′a çıkardı ve lider olarak girdiği haftayı, lider olarak tamamlamayı garantiledi.
Konuk takımda Pierre Webo, maçın 41′inci dakikasında kırmızı kartla oyun dışında kaldı ve takımını yaklaşık 50 dakika boyunca 10 kişi bıraktı.
Karşılaşma düşük tempoda başladı. Orta sahada Galatasaray’a pas yaptırmak istemeyen Büyükşehir Belediye, ilk dakikalarda daha istekliydi. Ancak Sarı-kırmızılılar, genç oyuncusu Emre Çolak’ın uzak mesafeden harika vuruşu ile golü buldu. Manisaspor kalesine, çok uzaklardan muhteşem bir füze gönderen Emre, 7′inci dakikada takımını 1-0 öne geçirdi.
Yediği golün ardından, Galatasaray kalesine yüklenen İstanbul Büyükşehir Belediyespor, 14′üncü dakikada Edin Visca’nın ceza sahası dışından vuruşu ile 1-1′lik beraberliği sağladı. Yerden sert bir şekilde köşeye giden topa, kaleci Muslera’nın da yapacağı bir şey yoktu.
Beraberlik golünün ardından Galatasaray, oyunun kontrolünü eline geçirmekte zorlandı. Zaman zaman kalesinde de kontra ataktan tehlikeli anlar yaşayan Sarı-kırmızılılar, devrenin son dakikalarına doğru yeniden hücumda etkili olmaya başladı.
Maçın kırılma anı ise 41′inci dakikada yaşandı. Hızlı gelişen İstanbul Büyükşehir Belediyespor atağında Pierre Webo, savunmada araya giren Semih Kaya’ya sert müdahalesi sonrasında kırmızı kartla oyun dışında kaldı ve takımını 10 kişi bıraktı.
İlk devrenin son dakikaları da karşılıklı ataklarla geçti ve takımlar soyunma odasına 1-1 berabere gitti.
Ev sahibi Galatasaray, 10 kişi kalan rakibi karşısında ikinci yarıya çok etkili başladı. Üstünlük golü için oyunu tamamen İBB sahasına yıkan Sarı-kırmızılılar, 51′inci dakikada yine genç yıldızı Emre Çolak’ın golüyle 2-1 öne geçti. Emre, köşe vuruşunu paslaşarak kullandı. Ceza sahasının sağ çaprazından yeniden topla buluşan genç oyuncu, sol ayağı ile çok sert vurdu ve Büyükşehir Belediyespor savunmasına da çarpan top, ağlarla buluştu.
Bu golün ardından Kazım ile yakaladığı fırsatları değerlendiremeyen Galatasaray, 69 ve 71′de ise yüzde yüzlük gol pozisyonlarından, Milan Baros ile yararlanamadı. Önce sağ taraftan savunmanın arkasına sarkan Baros, çok sert vurdu ancak Hasagic’ten seken topu, Kamil Zayatte çizgiden çıkardı. Daha sonra sağ kanattan yapılan ortaya, kale sahasında dokunan Baros, bu kez de Hasagic’i geçemedi.
İki defa yüzde yüzlük gol fırsatlarını değerlendiremeyen Milan Baros, 72′de ise affetmedi. Selçuk İnan’ın pasıyla savunmanın arkasına sarkan Çek golcü, bu kez golü yapmayı başardı ve Galatasaray’ı 3-1 öne geçirdi.
Maçın kalan dakikalarında ise Selçuk İnan ve Riera’nın gol vuruşları direkten dönerken, uzatma dakikalarında ise Selçuk İnan sahneye çıktı. Orta sahada topla buluşan Selçuk, şık çalımlarla ilerledi ve ceza sahasına girerken vuruşu filelerle buluştu.
Bu golün ardından mücadele, ev sahibi Galatasaray’ın 4-1′lik üstünlüğü ile sona erdi.
GALATASARAY: 4 – İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESPOR: 1
Stat: Türk Telekom Arena
Hakemler: Halis Özkahya, Selçuk Kaya, Nihat Mızrak
Galatasaray: Muslera, Eboue, Semih Kaya, Ujfalusi, Hakan Balta, Kazım Kazım (Dk. 81 Sercan Yıldırım), Selçuk İnan, Engin Baytar, Emre Çolak, Elmander (Dk. 70 Riera), Baros (Dk. 86 Ceyhun Gülselam)
İstanbul Büyükşehir Belediyespor: Hasagic, Rızvan Şahin (Dk. 57 Tevfik Köse), Zayatte, Metin Depe, Eren Aydın, Visca (Dk. 77 İbrahim Yılmaz), Cihan Haspolatlı, Mahmut Tekdemir, Holmen (Dk. 82 Efe İnanç), Doka, Webo
Goller: Dk. 7 ve 51 Emre Çolak, Dk. 72 Baros, Dk. 90 1 Selçuk İnan (Galatasaray), Dk. 14 Visca (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Kırmızı kart: Dk. 41 Webo (İstanbul Büyükşehir Belediyespor)
Sarı kartlar: Dk. 29 Rızvan Şahin, Dk. 30 Doka (İstanbul Büyükşehir Belediyespor), Dk. 43 Muslera, Dk. 78 Kazım Kazım, Riera (Maç bittikten sonra) (Galatasaray)

Yorumlar :

Yorumlar
Hakan Aydın 41 dakika önce
Faruk Antep hakem hatası vardı demişsin doğru ama tarafunı çok belli etmişsin, Doca durduk yere Engin Baytara tekme atarken kırmızı göreceği yerde sarı görüyor, en bariz hata buydu maçta

Metin Dindar 42 dakika önce
emre çolak tan messi tadında goller.

bartu döveç 52 dakika önce
Bence emre çolak iyi bir futbolcu olacak

Özcan Demirtas 58 dakika önce
ne kirmizi karti ya, sari bile fazla olurdu ! hakem sagolsun !

axl rose 58 dakika önce
bu takım değil yenilmek berabere bile zor kalır ölüsü bile yetiyor bu sene Cimbomun

faruk antep 1 saat önce
Yazdıklarım yanlış anlaşılmasın.. Galatasaray Formda fena oynamıyor ama fena oynamıyor diyede bi takımın lehine her hafta hata yapılmaz..

Erol polat 1 saat önce
Kırmızı kart degil diyenler colin kazimin twitter hesabina eklediği resime baksın.ve o tabanı Allah askina hiç biriniz gormediyseniz futbol konusmayin burada

ayşegül uludağ 1 saat önce
gs inşallah sonuna kadar böyle gider, özlediğimiz şampiyonluk bizim olur

faruk antep 1 saat önce
Ordusporun verilmeyen golü, manisa maçında olmayan faulden selçuğun frikik golü bugünde 3.gol ofsayt.. Bi fenerbahçeli olarak rakibimizin bu kadar lehine hata beni rahatsız ediyor..

enes karaalp 1 saat önce
ASLAN yola devam…

Yorumlar
tanca gürpınar 1 saat önce
üst üste 7 maç kazandık harika 2 tane genç kazandık harika lideriz iyi oynuyoruz bence şu an bize bu ligde kafa tutucak bir takım görünmüyor eğer birde kanat oyuncusu alabilirsek çok yönlü lig zaten biter çünkü psikolojik üstünlüğümüz var diğer takımlara göre tebrikler büyük galatasaray…

Erşan Solcan 1 saat önce
hakem enginin arkasında savrulan tekmeye sarı kart verdi, sonra orada atamamanın etkisiyle webo yu attı.ya biz iyi durumdayız kendi gücümüzle zaten maçlarımızı alacak durumdayız. bir haftada bir olay olmasın ya bıktım artık.sonra akıllarda kalan özet ‘ hakem maçı aldırdı ‘ oluyor ayıp ya.

burhan saydam 1 saat önce
edin viscayı boğazından tutup iten emre ye neden kırmızı gösteremedin halis özkahya kaçıncı gs maçın senin bu sezon

ata erdem 1 saat önce
maç 41, dakkada bitti diyenler maçı izlemeden konuşmasın. kırmızı doğruydu ve hatta 22 numaralı oyuncu o dakikaya kadar çoktan kırmızı yemeliydi.gs hakkıyla galibiyet almıştır.

Susen Mensimova 1 saat önce
helal olsun Cimboma

Abdullah Tigris 1 saat önce
Maç dk 41 den sonra bitti zaten..Kahvedekiler kahveyi boşalttı :)

faruk antep 1 saat önce
Kırmızıdan Sonra Bitti Maç.. Yalnız Hakemler Galatasaray Lehine çok kararlar veriyo, 3.gol ofsayt.. Son 7-8 haftadır hep böle hatalar var..

faruk antep 1 saat önce
Webonun kırmızısı maçı bitirmişti zaten..

Pembe Panjur Üyelik İptal Etme

Salı, Ocak 3rd, 2012

Pembe Panjur Üyelik İptal Etme
Pembe Panjur Nedir? Pembe Panjur Sitesinden Üyelik İptal Etme Nasıl Oluyor? Pembe Panjur Şikayet Yazma Sitesi. Pembe Panjur insanların tanışarak birbirleriyle izdivaç kurmalarına olanak tanıyan en popüler evlendirme sitelerinden biridir. – kullanıcı yorumları – Birçok kişi bu site sayesinde aradığı partneri bularak evlilik yolunda ciddi adımlar atmış bulunmaktadır. Son zamanlarda sitemize giriş yapan gruplardan birkaçını izlediğimde eski pembe panjur üyeleri olduğunu farkettik ve pembe panjur üyelerine özel bir kanal açarak onları bir noktada toplamak istedim.

Değerli kullanıcı yorumları misafirlerimiz pembe panjur sitesine giriş yapmak isteyenler www.pembepanjur.com sitesini ziyaret ederek ana sayfadaki üye girişi bölümünden giriş yapabilirler..

Üyeliklerini iptal etmek isteyen ziyaretçilerde pembepanjur.com/giris.php?ref=/contact.php linkini ziyaret ederek site yönetimi ile iletişime geçebilirler..

Siz de Pembe Panjur ile ilgili yorumlarınızı, görüşlerinizi yahut şikayetlerinizi kullanıcı yorumları ile paylaşmak ister misiniz? Lütfen yorum bölümünü kullanınız..

Yorumlar:
“Pembe Panjur Üyelik İptal Etme” Yazısına 31 Yorum Yapılmış

Gönderen: melodi09 – 18 Ekim 2011 – 20:20
pembe panjur üyeliğimin iptal edilmesini istiyorum ama uzun zamandır uğraşmama rağmen msj iletilemiyor hata veriyor.daha basit yoldan üyelik iptali yapılabilmeli.

Gönderen: kadir güven – 28 Ekim 2011 – 14:22
pembe panjur üyeliğimin acil iptal edilmesini istiyorum ilgilenirseniz sevinirim

Gönderen: yamur – 31 Ekim 2011 – 10:01
iyi günler peneb panjur acil iptal edilmesini istiyorum

Gönderen: yamur – 31 Ekim 2011 – 10:06
iyi günler pembe panjur üyeliğimin acilen iptal edilmesini istiyorum yetkililerin bilgisine lütfen bana yardımcı olun

Gönderen: nadya nama – 11 Kasım 2011 – 21:34
iptal edin

Gönderen: nadya nama – 11 Kasım 2011 – 21:36
böyle bir rezillik görmedi salak salak insanlar var iptal edinnnnnn

Gönderen: serhat – 13 Kasım 2011 – 21:09
acil üyeliğimi iptal ediniz

Gönderen: melis – 13 Kasım 2011 – 21:12
memlun kalmadım acil iptal ederseniz sevinirim

Gönderen: yeşil – 15 Kasım 2011 – 22:55
acil ipta ederseniz sevinirim iptal acil lüten size ikinci yazışmıı buu iptalll bugünnnn lütfen iptal***

Gönderen: toprak – 16 Kasım 2011 – 07:44
üyeliğim acilen iptal edilsin lütfen

Gönderen: Erhan diyor’ki – 20 Kasım 2011 – 21:14
Üyeliğim Acilen iptal edilsin.

Gönderen: hanife – 21 Kasım 2011 – 10:59
üyeligimin acil iptalini istiyorum lütfen acele gün içinde olursa memnun olurum

Gönderen: ecrin – 21 Kasım 2011 – 17:47
üyeliğimin iptali rica ediyorum…tşk ederim

Gönderen: selin – 26 Kasım 2011 – 12:23
acil üyeliğimin iptali rica ediyorum…tşk ederim

Gönderen: SELIN – 26 Kasım 2011 – 12:28
ACIL UYELIGIMIN IPTALINI RICA EDIYORUM… TSK EDERIM

Gönderen: nesre – 28 Kasım 2011 – 02:09
üyeliğimin iptalini istiyorum.şimdiden teşekkürler

Gönderen: feraye – 28 Kasım 2011 – 19:25
lütfen üyeliğimi iptal edermisiniz.bu ikinci yazışım.

Gönderen: sude – 29 Kasım 2011 – 06:02
uyeligim iptal edilsin lutfen hemde en kisa surede olursa sevinirim edilmesi konusun dada israrciyim

Gönderen: yalçın – 29 Kasım 2011 – 21:21
üyeliğimi acil iptal edin

Gönderen: gamze – 03 Aralık 2011 – 11:08
üyeliğimin acilen iptal edilmesini talep ediyorum

Gönderen: nagehan – 03 Aralık 2011 – 14:42
üyeliğimin iptalini istiyorum……. burada hiç kimse evlilik amaçlı görüşmüyo rica ediyorum üyeliğimi iptal edermisiniz

Gönderen: havva – 03 Aralık 2011 – 21:49
iptal etmek istiyorum kesin kararım acill………

Gönderen: havva – 03 Aralık 2011 – 21:55
iptal edinnnnnnnnnnnnnn

Gönderen: yavuz – 06 Aralık 2011 – 11:49
üyeliğimi iptal edin

Gönderen: yağmur – 06 Aralık 2011 – 21:17
üyeliğimin iptalini istiyorum lütfen

Gönderen: karekterli – 07 Aralık 2011 – 15:34
lütfen üyeliyimin tamamile sitenizden silinmesini silinmesini istiyorum başka sitelerde üyelik iptali çok kolay yapılırken sizin sitenizde böyle bir uyğulama yok anlamak mümkün diyil

Gönderen: ece can – 08 Aralık 2011 – 19:40
acilen üyeliğimi iptal edilmesini istiyorum

Gönderen: hayal – 09 Aralık 2011 – 21:34
çok çok acil üyelik iptal etmek istiyorum

Gönderen: sevda düşgün – 12 Aralık 2011 – 12:55
artık buraya girmek istemiyorum üyeliğimin iptalini istiyorum

Gönderen: yıldırım – 13 Aralık 2011 – 08:17
uyeliğimin iptalinı ıstıyorum hemen

Gönderen: ankaralı – 14 Aralık 2011 – 07:52
üyeliğimin iptalini rica ediyorum.

ÇEKİM YASASI

Cumartesi, Aralık 10th, 2011

ÇEKİM YASASI

Hayatınızda başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebinin kendiniz olduğunu söylesem beni “tuhaf” ilan eder misiniz?

Ben, bu riski göze alıyor ve sizi Çekim Yasası ile tanışmaya çağırıyorum.

İçimize dönüp hayatın manevi tarafıyla ilgilenmeye başladıkça, bu konulardan konuşanlar arasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler ve kelime grupları olduğunu fark ederiz: Enerji, negatif ve pozitif enerji, olumlu düşünce, iyiliği çağırmak gibi…

Bu düşünce kalıplarından biri de “hayatta nasıl düşünürsen onu hayatına çekeceğin” ya da “istemesini bil, olsun” şeklinde özetleyebileceğim evren yasasıdır.

“Sağlık, haz, para, kariyer, sevgi, huzur, mutluluk, doyumlu ilişki…”

Her şey enerjidir

Tam bir kişiyi düşünürken o kişiden telefon aldığınız oldu mu?

Doğru zamanda doğru yerde oldunuz mu?

Hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?

Tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker.

Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans/şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düşmek, yürekten istedim oldu, her şeyin rast gitmesi…
Çekim Yasası, enerji yasasıdır.

Ve biz enerji kelimesini hayatımızda sık sık kullanırız; “Bu kişinin enerjisi iyi. Enerjimiz uydu”…

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde etrafa pozitif enerji yayarız.

Oysa kendimizi üzgün, kızgın, yalnız, incinmiş hissettiğimizde etrafımıza da negatif enerji yayarız.

Gözlerimizdeki ışık söner.

Bu ruh hali uzun sürerse hayatımızda her şeyin ters gitmesinden yakınırız.

Negatif enerjilerden arınarak,bilinçaltınızı temizleyerek Hayatınızı değiştirmek elinizde .

Kişisel Gelişim ve OLumlamalar

Cuma, Aralık 9th, 2011

Kişisel Gelişim ve OLumlamalar
Sitemizde: kişisel Gelimiş Bilgileri Bulabilir, Kendinizi kişisel olarak geliştire bilirsiniz.
Bilgi Paylaştıkca Büyür..

Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim OL.

Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın.

“Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir” diye endişe etme.

Nereden biliyorsun hayatın altının üstünden daha iyi OLmayacağını?

BilinçLendirme PlatFormu

Cumartesi, Ekim 1st, 2011

Makedonya’da “Şehitler ölmez vatan bölünmez. OSMANLI TORUNLARI”, “One minute World”,”DÜNYAYI TİTRETEN ADAM ve “The boss talking” pankartları da dikkati çekti. Başbakan Erdoğan, yaptığı konuşmaya bir pankarttaki “OSMANLI TORUNLARI” ifadesine atıfta bulunarak, “Ben de OSMANLI TORUNLARInı selamlıyorum” sözleriyle konuşmasına başladı…

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ”Makedonya Türk toplumu, araları…ndan yeni Yahya Kemaller’in çıkacağı bir toplum olarak kalmalıdır” dedi.

Sözlerine, ”Sizleri en kalbi duygularımla sevgi ve saygıyla Türkiye’nin, milletimin en kalbi duygularıyla selamlıyorum. Makedonya’da siz değerli kardeşlerimizle, soydaşlarımızla birlikte olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum” diye başlayan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Bizler daima sizinleyiz, sizlerle olmaya devam edeceğiz. Makedonya ile Türkiye arasında sürekli güçlenen bağlarımızın en önemli halkalarından biri sizlersiniz. Sizler Makedonya’da yaşayan, ülkelerine sadakatle bağlılığını ispatlamış Türk topluluğusunuz. Yüzyıllar önce olduğu gibi bugün de sizler bizim gözümüzde Evladı Fatihansınız. Evladı Fatihan’ın bizim ruh dünyamızdaki karşılığı eşsiz bir hazine değerindedir. Türkiye olarak, Türk milleti olarak hatıranızı daima aziz bileceğimizden emin olunuz. Zira bize göre burada yaşayan siz kardeşlerimiz, Türk milletinin Makedonya’daki devamısınız. Aranızda Arnavut kardeşlerimizin de olduğunu biliyorum. Onları da en kalbi duygularımla selamlıyorum. Bizler Türk, Arnavut, Makedon farkı gözetmeden hepinizi sıcak duygularla kucaklıyoruz. Zira bu kardeşiniz Türk’ü Türk olduğu için değil, Arnavut’u Arnavut olduğu için değil, Arap’ı Arap olduğu için değil, Makedon’u Makedon olduğu için değil, Kürt’ü Kürt olduğu için değil, velhasıl tüm insanları, ‘Yaradılanı Yaradan’dan ötürü severim’ anlayışıyla seviyoruz. En büyük arzumuz ve temennimiz, Makedonya’da yaşayan tüm etnik halkların barış ve huzur içinde yaşayarak ileri bir refah seviyesine ulaşmalarıdır.

Türkiye, Balkanlardaki dostu Makedonya’da yaşayan Türklerin daima ülkelerinde çok daha refah seviyeleri yüksek olarak yaşamasının, bunun için de onlara sürekli olarak gerekli desteği vermenin gayreti içindedir. Bu yolda, başta Büyükelçiliğimiz ve TİKA aracılığıyla gerekli her türlü katkıyı sağlıyor, dost, kardeş Makedonya Cumhuriyeti ile birlikte gereken bütün adımları atıyoruz. İnanıyoruz ki Makedonya’daki Türk toplumunun mutluluğu, güvenliği ve refahı, Türkiye ile Makedonya’yı birbirlerine daha güçlü bir şekilde bağlayacaktır.”

”MAHALLİ İDARELERDEN ÇABA BEKLİYORUZ”

Çok kültürlü ve çok dinli bir yapıya sahip olan Makedonya’da yaşayan Türk çocukları ve gençlerinin iyi bir eğitimle donanmalarını önemsediğini dile getiren Başbakan Erdoğan, ”Kültürlerinden kopmaksızın, Makedonya’da donanım kazanmalarının ve iyi yetişmelerini birikimlerini sonraki nesillere de aktarabilmelerini Makedonya’nın aydınlık geleceği için de hayati derecede önemsiyoruz” dedi.

”Arnavut kardeşlerimizin bu konudaki başarılı çalışmalarını da takdirle izliyoruz” diyen Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti olarak soydaşların gerek yaşadıkları Makedonya’da gerekse tahsil için geldikleri Türkiye’de, ileri eğitim almaları için azami çaba gösterdiklerini ifade etti.

Başbakan Erdoğan, ”Makedonya Türk Toplumu aralarından yeni Yahya Kemallerin çıkacağı bir toplum olarak kalmalıdır. O Yahya Kemal ki İstanbul’un ve Üsküp’ün en güçlü, en güzel şairidir. Biz eğitim konusunda tabiatıyla Gostivar ve Vrapçişte gibi Arnavut kökenli belediye yönetimlerinin olduğu mahalli idarelerden bu konuda çaba bekliyoruz. Bu vesileyle Arnavut kardeşlerimizin takdire şayan başarılı çalışmalarını izlediğimizi vurgulamak isterim. Soydaşlarımızın kardeşlik, birlik ve dayanışma içinde hareket ederek, konumlarını güçlendirecekleri gayretler içinde olacaklarına gönülden inanıyorum” diye konuştu.

”BİRLİK VE BERABERLİK SAYESİNDE TÜRK TOPLUMUNUN ARZULADIĞI, ‘TEMSİLDE HAKKANİYET’ MESELESİ DAHA KOLAY OLARAK SAĞLANACAKTIR”

Recep Tayyip Erdoğan, Türk, Arnavut ve Makedon gençlerinin gelişerek ve eğitimlerini tamamlayarak Makedonya’daki önde gelen yöneticiler olmalarının teşvik edilmesi gerektiğini belirterek, ”Değerlerinize ve birbirinize mutlaka sahip çıkın. Bu güzel ülkeyi hep birlikte müreffeh yarınlara taşıyın” dedi.

Makedonya ziyareti kapsamında Gostivarlılara hitap eden Başbakan Erdoğan, birlikten kuvvet doğduğunu belirterek, ”Birlik ve beraberlik sayesinde Türk toplumunun arzuladığı, ‘temsilde hakkaniyet’ meselesi daha kolay olarak sağlanacaktır. Bu vesileyle buradaki Türk toplumuna birlik ve kardeşlik çağrımı bir kez daha tekrarlıyorum” diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

”Ne diyorum biliyor musunuz? Bir olun, beraber olun, iri olun, diri olun. Bunu başarmalısınız. Ayrılık, zafiyet getirir. Gücünüzü birleştirerek zorlukların üstesinden gelebilirsiniz. Tüm siyasilerden, dernek temsilcilerinden, anne ve babalardan ricam, buradaki Türk gençlerinin, Arnavut gençlerinin, Makedon gençlerinin gelişerek, eğitimlerini tamamlayarak Makedonya’daki önde gelen yöneticiler olmalarını özellikle burada teşvik etmeniz gerekir. Değerlerinize ve birbirinize mutlaka sahip çıkın. Bu güzel ülkeyi hep birlikte müreffeh yarınlara taşıyın.

Tekrar ediyorum, bizler Türkiye olarak daima sizlerin ve dost, kardeş Makedonya Cumhuriyeti’nin yanında olacağız. Şunu bilmenizi istiyorum. Olmaz demeyin. Olmaz, olmaz. 9 yıl önce Türkiye’de kişi başına milli gelir 3 bin 400 dolardı. Yani bugünkü Makedonya’nın ulaştığının daha altındaydı. Ama şu anda 11 bin dolara ulaştı. Dünyanın en büyük 26. ekonomisiydik 9 yıl önce, bugün 17. en büyük ekonomisiyiz. Bu yılın ilk 3 ayında yüzde 11,6 ile dünyanın birinci sırada en büyük büyüyen ülkesi olduk. İkinci 3 ayında 8,8 ile dünyanın ikinci sırada en büyük büyüyen ekonomisi olduk. Ve 6 ayda, şu anda 10,2 ile dünyanın en büyük ikinci ekonomisiyiz. Demek ki oluyor. Hedef, Cumhuriyetimizin 100. yıl dönümünde, 2023′te inşallah dünyanın ilk 10 ekonomisi içinde yer alacağız. Sizlerle ele ele olacağız, omuz omuza olacağız.”

Ekonomide en büyük gücün insan ve genç nüfus olduğunu vurgulayan Erdoğan, ”Öyle ise diyorum ki en az 3 çocuk. Tabii burada birinci sırada, birinci derecede iş, hanım kardeşlerime düşüyor. Onun için bu tavsiyemi çok dikkate alın, üzerinde önemle durun. Bunu samimiyetle söylüyorum. Bunu başarmanız lazım. Yaşlı bir nüfus olmamalısınız. Yaşlı nüfuslar ekonomide geri gidiyor. Siz de güçleneceksiniz. Bazıları nüfusunu azaltarak güçleneceğim zannetti, batıyor. Ama biz hem nüfusumuzu 74 milyona çıkardık, hem de ekonomi olarak büyüyoruz. İnşallah hedef, 2023′te nüfusumuzu 84 milyona çıkarmak” dedi.

Başbakan Erdoğan, Gostivar şehir meydanında çoğunluğunu Türk soydaşların oluşturduğu yaklaşık 10 bin civarındaki topluluğa seslendi. Meydandakilerin ”Dünyayı Titreten Adam”, ”Koca Başkan Evladı Fatih Yurduna Hoşgeldin” ”Hoşgeldin Peygamber Torunu” yazılı pankartlar açtığı görüldü.

Başbakan Erdoğan’ın konuşması sık sık tezahüratlarla kesildi. Erdoğan’ın konuşmasının ardından sahneye üzerinde ay yıldız olan kıyafetleriyle çocuklar geldi. Burada kalpağında ay yıldız olan bir çocuğu yanına alan Erdoğan, hatıra fotoğrafı çektirdi. Bir kız çocuğu da İstiklal Marşını okudu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çocuğa teşekkür ederek, ”İnşallah bu marşlar aydınlık yarınlarımızın bir nişanesi olarak devam edecektir” dedi.

Başbakan Erdoğan, daha sonra beraberindeki heyetle birlikte Gostivar sokaklarında yürüdü. Balkonlara çıkıp AK Parti ve Türk bayrakları sallayan Gostivarlıları da Başbakan Erdoğan el sallayarak selamladı.

Başbakan Erdoğan, Makedonya ziyaretinin son durağı olan Ohri ziyaretini zaman darlığı nedeniyle iptal etti.

Oku Öğren

Cuma, Eylül 30th, 2011

Bilinçlendirme Platformu [Hersey Dahil]
Mehterden korktular istemediler…

Türkiye’den giden mehter takımının dünya sinemasının kalbinin attığı Hollywood’ta yapacağı gösteri ve konser, Ermeni lobisinin yoğun baskıları üzerine iptal edildi.

Ermeni haber sitesi Asbarez.com’un haberine göre, Türk bayrakları, devlet arması ve kılıç ve kalkanlarla Ermeni nüfusun Ermenistan dışında en yoğun olarak yaşadığı bölgede yapılacak geçit töreni Erm…eni diasporasını harekete geçirdi.

Amerika Ermeni Ulusal Komitesi, mehter takımının Los Angeles şehrinde gösteri yapmasına izin verilmesine tepki gösterdi.

Programa izin verilmesi nedeniyle Los Angeles şehir yönetimini de sert bir dille eleştiren Ermeni lobi kuruluşu, Osmanlı bandosunun bölgedeki gösterisinin “kendilerine hakaret olmasının yanı sıra Ermeni Amerikan toplumunun bütünü için kabul edilemez” olduğunu ileri sürdü.

Mehter takımının, Osmanlı ordusunun bandosu olduğu belirtilen açıklamada, mehter takımının gösterisiyle birlikte Hollywood’un bir “katliamın kutlamasına” sahne olacağı savunuldu.

Ermeni lobisinin gösterdiği bu tepki üzerine Los Angeles şehir yönetimi, mehter takımının 3 Ekim Pazartesi günü yapacağı gösteriyi iptal etti

İzmir Tanıtımı

Cuma, Eylül 23rd, 2011

İzmir Tanıtımı, İzmirin Videolu Tanıtımı, İzmir Görsel Tanıtımı, İzmirin Tarihi, İzmirin Güzel yerleri, İzmirde gezilicek yerler, İzmir Otelleri, İzmir Şehir Merkezi, İzmir Otogarı, İzmir Uçuş, İzmir Otobüs Bileti, İzmir Online, İzmir Chat, İzmir Sohbet, İzmirin Tarihi, İzmirli kızlar, İzmir Merkez, İzmir Otelleri, İzmir Hotel, İzmir Pansiyon,

Türkiye’nin üçüncü büyük sehri olan Izmir, çagdas, gelismis, ayni zamanda islek bir ticaret merkezidir. Civil civil olan alisveris merkezinde dolasmak oldukça

keyiflidir. Izmir’in batisinda nefis renkli denizi, plajlari ve termal merkezleriyle Çesme Yarimadasi uzanir. Antik çaglarin en ünlü kentleri arasinda yer alan Efes, Roma devrinde dünyanin en büyük kentlerinden biriydi. Tüm Ion kültürünün zenginliklerini bünyesinde barindiran Efes, yogun sanatsal etkinliklerle de adini duyuruyordu.

Türkçe’de ”Güzel Izmir” olarak adlandirilan Izmir, yatlar ve gemilerle çevrilmis uzun ve dar bir körfezin basinda yer almaktadir. Iliman bir iklime sahip olup, yazinda denizden gelen taze bir serinlik günesin sicakligini alip götürmektedir. Sahil boyunca palmiye agaçlari ve genis caddeler bulunmaktadir. Izmir Limani Istanbul’dan sonra ikinci büyük limandir. Canli ve kozmopolit bir sehir olan Izmir Uluslararasi Sanat Festivali ve Uluslararasi Fuari ile de önemli bir yer tutar.

İLÇELER

Izmir ilinin ilçeleri; Balçova, Çigli, Gaziemir, Karsiyaka, Konak, Aliaga, Bayindir, Bergama, Beydag, Bornova, Buca, Çesme, Dikili, Foça, Karaburun, Kemalpasa, Kinik, Kiraz, Menderes, Menemen, Narlibahçe, Ödemis, Seferihisar, Selçuk, Tire, Torbali ve Urla’dir.

Selçuk

Bergama

Çesme

Foça

Aliaga : Izmir’in 60 km. kuzeyindeki Aliaga, Izmir ve Bergama uygarliklarindan izler tasimaktadir. Ege kiyilarinda sayilari 30′u asan Aiol kentleri arasinda en büyük ve önemlilerini olusturan 12 kentten 4′ü Aigaia, Kyme, Myrna ve Gryneion ilçe sinirlari içerisinde bulunmaktadir.

Dikili : Izmir’in kuzeyinde 120 km. uzakliktadir. Yerli ve yabanci turistlerin ilgisini çeken sirin bir ilçedir. Hem tarihi hem de olaganüstü güzellikleri olan turistik Çandarli beldesi Dikili’ye baglidir. Dogal güzellikleri arasinda Merdivenli Köyünde bir krater gölü, Demirtas ve Deliktas Köylerinde de çamlik ve tarihi magaralar bulunmaktadir. Dikili ilçesi ilicalari ile de oldukça ünlüdür. Nebiler, Bademli ve Kocaoba köylerinde sicak su ilicalari vardir. Ilçede karayolunun disinda deniz ulasiminda da Dikili Limani, üç yolcu gemisinin yanasabilecegi kapasiteyle hizmet vermektedir.

Seferihisar : Yerlesim tarihi M.Ö. 1000 yillarina uzanan ilçenin Sigacik mevkiinde Teos antik kenti, Doganbey-Gerenalani mevkiinde Karaköse Harabeleri, Sigacik’ ta Osmanlilar tarafindan insa edilen kale ile kale içerisindeki eski yerlesim alani, ilçe merkezinde Selçuklu ve Osmanli Dönemi’ne ait anitsal yapilar, yörenin arkeolojik ve tarihi kaynak potansiyelini olusturmaktadir. Seferihisar 27 km.lik sahil seridi ile güzel plajlara ve koylara sahiptir.

Menderes : Satsumasiyla, güzel koylariyla, tarihi degerleriyle dikkat çeken Menderes ilçesinin Izmir’e uzakligi 20 km’dir. Ilçenin batisinda Ürkmez mevkiinde Lebedos Antik Kenti bulunmaktadir. Menderes-Selçuk yolu üzerinde birbirine yakin konumda yer alan Kolophon, Klaros, Notion ve Lebedos Antik Kentlerine ait kalintilar, ilçenin önemli arkeolojik kaynaklarini olusturmaktadir. Gümüldür beldesi dünyaca ünlü mandalina türü olan satsumanin yetistirici bölgesidir. Özdere, Ege’deki dokuz büyük turistik bölgeden biri olup temiz denizi ve sahilinin yani sira amatör balikçilarin avlanabildigi turistik bir beldedir. Menderes’in Görece Köyü’nde de halkin evlerde imal ettigi degisik renk ve biçimdeki boncuklar yerli ve yabanci turistin oldukça dikkatini çekmektedir.

Karaburun : Karaburun, Urla Yarimadasi’nin kuzeyinde kurulmustur. Izmir Körfezi boyunca kuzey ve bati kiyilari güzel koylariyla bir serit halinde uzanir. Ilçenin yerlesimi tas devrine kadar uzanir. Çakmaktepe mevkiinde yapilan kazilarda elde edilen buluntulardan Hititler Dönemi’nde buranin ileri bir kültür merkezi oldugu, daha sonra yöreye egemen olan Aiol, Lidya. Helen ve Roma uygarliklari döneminde kültür ve ticaret merkezi olarak gelistigi bilinmektedir.

Urla : Ege Bölgesi’nin tüm özelliklerini tasiyan Urla, Izmir’in batisinda 38 km. uzaklikta kendi adini tasiyan yarimadanin orta kisminda yer alir. Urla tarih boyunca bir kültür merkezi olmustur. Yapilan kazilarda ele geçen eserler arasinda Hititlere ait Gaga agizli sürahi çikarilmistir. Limantepe Höyügü kazilarinda ele geçen buluntulara göre Klazomenai Limaninin dünyanin en eski ve düzenli limani oldugu ortaya çikmistir. Klazomenai’ de bulunan eserler Louvre Müzesi ve Atina Milli Müzesi ile Izmir Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir.

Torbali : Izmir’in 45 km. dogusunda yer alan Torbali’nin ilk yerlesim alani, Torbali Ovasi’nin batisinda Yeniköy ile Özbey köyleri arasinda bir tepe üzerinde kurulan Metropolis Antik kentidir. Bir Ion kenti olan Metropolis Roma ve Bizans dönemlerinde önemini korumus, daha sonra terk edilmistir. Saraplari ile ünlü kent ayni zamanda bir piskoposluk merkeziydi. Ovaya hakim bir konumda olan Geç Helenistik Dönem’e ait tiyatroda Roma Imparotoru Augustus ve evlatligi Germanikus’a adanan üç mermer sunak bulunmaktadir. Kazilarda bulunan eserler Izmir ve Efes Müzelerinde sergilenmektedir.

Ödemis : Izmir’in 113 km. dogusunda yer alan Ödemis’in kuzeyinde bulunan Hypaiapa Antik Kent kalintilari yörenin yerlesim tarihinin ilk çaglara uzandigini göstermektedir. Ödemis yöresinin tarihsel önemi Birgi’nin Aydinogullari döneminde baskent olmasiyla baslamistir. Birgi’de büyük ölçüde özgünlügünü koruyan kent dokusunda Selçuklu ve Osmanli mimarisinin seçkin örnekleri, 18. ve 19. yüzyil sivil mimarlik yapilarinin olusturdugu kültürel birikim ve mimari çevre zenginligi ile dogal çevre güzellikleri yörede çok önemli düzeyde turizm potansiyeli yaratmaktadir. “Dünya Kültür Mirasi” listesine giren Birgi, 1994 yilinda inanç turizmi kapsamina alinmistir. Çakiraga Konagi, Imam-i Birgivi Medresesi, Sultan Sah Türbesi görülmeye deger eserlerdendir.

Tire : Izmir’in büyük ilçelerinden biri olan Tire, sehir merkezine 82 km uzakliktadir. Aydin Daglarinin kuzey eteklerinde kurulmustur. Hitit, Frig, Lidya, Pers, Helen, Roma ve Bizans dönemlerini yasayan Tire zengin bir kültür mirasina sahiptir. Beylikler ve Osmanli döneminde ekonomik açidan büyük gelisme saglanmis ve mimarlik tarihi açisindan da zengin örnekler ortaya çikmistir.

Kemalpasa : Izmir’in 29 km dogusunda yer alan Kemalpasa’nin tarihi geçmisi I.Ö. 1300′lere dayanmaktadir. Akadlar ve Hititlerden baslayarak Selçuklu ve Osmanli dönemine kadar birçok medeniyete sahne olan Kemalpasa, Helen, Roma ve Bizans dönemlerinde Sart ve Ion kentleri arasinda kervan yollarinin ugrak yeri olmustur. Antik adi Nymphaion olarak bilinen günümüz Kemalpasa ilçesi, Nif dagi eteklerinde 200 m yükseklikte kurulmustur. Ege Bölgesi’nde Hititlerden kalan tek örnegi olan Karabel Kabartmasi ilçe sinirlari içerisindedir. Kemalpasa, dünyaca ünlü kirazi ve çam ormanlariyla taninir.

NE YENİR?

İzmir ve yöresinin yemekleri çeşit açısından son derece zengin olup, Ege, Akdeniz ve Anadolu mutfaklarının özgün bir bileşimidir. Yörenin bitki örtüsünün yanı sıra, çok kültürlü toplumsal yapısı da bu oluşumda etkendir.

Belli başlı yemekleri: Bulamaç çorbası, tarhana çorbası, tere çorbası, trança kellesi çorbası,kirde, sakız yahnisi, mücver, İzmir köftesi, papaz yahnisi, enginar dolması, domates bastısı, yer elması, revani,ıspanak boranisi, razı kavurması, Efes arapsaçı, şevketi bostan, ebegümeci, radika salatası.

NE ALINIR?

İzmir’in en yoğun alışveriş trafiğine sahne olan sokakları, Anafartalar

Caddesi’nin sağında ve solunda yer alan ve hala yüzyıl öncesinin atmosferini kepenklerinin kıvrımlarında, kapı eşiklerinde, basık tavanlarında, eski kiremitlerinde taşıyan Kemeraltı Sokaklarıdır. Eski görüntü tamamen olmasa da hala işportacıların bağrışmaları bakırcılar çarşısının kendine has sesleri Şadırvan Cami yanındaki Sebil’in şırıltısı, Kestane pazarındaki balıkçıların ıslak önlükleriyle bağrışmaları, Kemeraltı’nın pek değişmediğini gösteren belirtileridir.

Urgancılar Çarşısı, Kuyumcular Çarşısı, basmacılar, ayakkabıcılar hepsi de hala işlerini sürdürmektedirler. Bunların yanı sıra en iyi ve modern alışveriş merkezleri Alsancak’taki Kordon Boyu’nda, Karşıyaka ve Cumhuriyet Caddesi’nde bulunur.

İzmir’de en önemli alışveriş merkezi olan Kemeraltı’na komşu Çankaya ve oradan da seçkin butik ve mağazaların yer aldığı Alsancak’a ulaşıp alışveriş yapabilir, Karşıyaka’da da aynı olanakları bulabilirsiniz

İzleSeyret.Gen.TR

Salı, Eylül 13th, 2011

Türkiye’nin İlk ve en büyük video topluluğu! Onbinlerce video arasından sevdiklerinizi izleyin, kendi videolarınızı yükleyin, milyonlarla paylaşın, ünlü olun!

İzleSeyret.Gen.TR Ailesi Olarak Sizlere Sundumuz Video Sitesi Keyfini, En Eğlenceli Hale Getirmek için Uğraşıyoruz.

İzleSeyret.Gen.TR ‘de Animasyon – Müzikal · Bilim Kurgu · Biyografi & Belgesel · Dizi İzle · Erotik · Flash forward · Fragmanlar · Genel · Maç Özetleri · Merlin · Nikita · Tarih – Spor, videolarını İndirmeden İzleye Bilirsiniz.

Erotik / +18 izLe, Film izle, Film Seyret, Full HD Seyret, Divx izle, Online izle, Kesintisiz Seyret, Full izle, Tek Link, Bedava Divx izle, Filmi izle, Seyret, Kesintisi, frikik, canli, cinema, izle seyret, izleseyret, seyret izle, indirmeden izle,

kızların özel itirafları

Çarşamba, Eylül 7th, 2011

salako | 21 yaşında | Bayan | Komik itiraflar | 12.07.11 17:46:59

bikini düşmesi
yazın antalya sahilinde bikinimi giymiş güneşleniyordum.yüz üstü yatmıştım sırtıma bikini iplerinin izleri çıkmasın diye açtırmıştım.bi an önümden bi yakışıklı geçti. bende kalkıp ona bakacağım derken iplerimin açık olduğunu unutmuşum.kalktığımda her şey ortadaydı :D o an yerin dibine girmek istedim

kızların özel itirafları, kızların itirafları, itirafx, itiraflar, cinsel itiraflar, cinsellik, frikik, seksi, seks itirafları,

Canella | 21 years old | Free | Funny confessions | 12/07/11 17:46:59

decrease in bikini
güneşleniyordum.yüz slept on my back wearing a bikini top, type the Antalya coast bikinimi iplerinin traces of an advocate in front of me bi açtırmıştım.bi he was handsome. I’ll look him up and saying everything was clear unutmuşum.kalktığımda iplerimin is open: D that moment where you wanted to enter the bottom of the

private confessions of girls, girls, confessions, itirafx, confessions, confessions of sex, sexuality, sexy, sexy, sex confessions

Seksin Tarifi

Çarşamba, Eylül 7th, 2011

Sevişirken, eşinizin sizi izlemesinden rahatsız oluyorsanız, şimdi vereceğimiz egzersizi adım adım izleyin. Kısa zamanda utangaçlığınızı yeneceksiniz.
Bu tür sorunla başa çıkmanın en iyi yolu, adım adım gidebileceğiniz bir dizi aşama saptamaktır. Bir aşama iyice içnize sinmedikçe bir sonrakine asla geçmeyin. Sonraki aşama sizi fazlasıyla huzursuz ediyorsa o gün durun. Daha uyarılmış, daha gevşek olduğunuz bir gün, belki de bir kadeh içki eşliğinde yeniden deneyin. Hazır değilseniz kendinizi zorlamayın. Ama makul bir kararlılıkla ilerlemekten de vazgeçmeyin. Eğer herhangi bir aşamada kesin olarak tıkanıyorsanız bir uzmana başvurmaktan da çekinmeyin. İşte size bu güne kadar pek çok kadının işine yaramış bulunan bir dizi egzersiz:

1. Tamamen giyinik durumda partnerinizle yanyana yatıp erotik bir dergi veya bir kitap okuyun. Çıplak bir erkekle kadını birlikte gösteren sayfaları tercih edin.
2. Partnerinizle birlikte çıplak olarak yatağa yatın. Işıkları kapatın ve üzerinize bir yorgan örtün.
3. Partnerinizle birlikte çıplak olarak yatağa yatın. Işıkları açık bırakın ama örtünmeyin.
4. Aydınlıkta ve örtünmeden yatın.
5. Aydınlıkta partnerinizin önünde soyunun.
6. Partnerinizin önünde çıplak dolaşın.
7. Partnerinizin önünde soyunup giyinin ve onu çıplak vücudunuz hakkında konuşmaya teşvik edin.
8. Aydınlıkta çıplak olarak sevişin.

Seks, Sexi Seks Sohbet, Seks itirafları, sex itirafları, erotik itiraflar, sevişme itirafları, aldatma, aldatılanlar, aldatanların itirafları, itirafx, xitiraf, itiraf oku, dul, kadınların itirafları, itiraf edenler, sıcak itiraflar,

Making love to your partner watch you If you are uncomfortable, we now give to follow step by step exercise. A short time yeneceksiniz utangaçlığınızı.
The best way to deal with this kind of problem, you can go step by step, step was to determine a number. One step to the next one will never exceed sinmedikçe içnize thoroughly. The next stage is extremely uncomfortable if you stand on that day. More alert, and one day you are more relaxed, perhaps with a drink and try again. If you are not ready do not force yourself. But it passed a resolution at a reasonable stop. If at any stage please do not hesitate to consult a specialist for certain tıkanıyorsanız. Here are so many women, so far benefited a number of the exercise:

1. Fully clothed, lying side by side case, your partner an erotic magazine or read a book. Showing a naked man and woman in the pages prefer.
2. Lie on the bed naked with your partner. Turn off the lights, and a duvet cover on you.
3. Lie on the bed naked with your partner. Leave the lights on, but örtünmeyin.
4. In light, and covering the yacht.
5. Light or in front of your partner’s descendants.
6. Surf naked in front of your partner.
7. Undressed, put on in front of your partner and encourage him to talk about the naked body.
8. In the nude in light level.

Sex, Sexy black sex chat, sex confessions, sex confessions, erotic confessions, confessions of sex, deception, deceivers, aldatanların confessions, itirafx, xitiraf, admit more, widows, women’s confessions, those who confess, hot confessions

cinsel ilişki

Pazar, Eylül 4th, 2011

CİNSELLİK NEDİR?

Cinsellik insanın yaşamdaki en temel, haz verici gereksinimlerinden biridir. Hazzın yanı sıra türlerin devamı da ancak cinsellik ve üreme ile olanaklıdır. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın ön koşulu sağlıklı, sürekli, yakın ve sıcak bir ilişkidir. Böylece insanın kendini ve karşısındakini bedensel ve ruhsal olarak tanıması, kabullenmesi, olabilecek en üst düzeyde yakınlaşması, hem zevk alıp hem zevk verebilmesi mümkün olur. Cinsellik, bu dünya üzerinde sevginin, arzunun, hazzın, kendinden geçmenin, şefkatin, bütünlüğün , sınırsızlığın imkanlarının zorlandığı, en özel yaşantılardan biridir.

Normal cinselliğin tanımını yapmak güç, hatta olanaksızdır. Çünkü insanın cinsel davranışı birçok etmen tarafından belirlenen, karmaşık bir süreçtir. Kişinin cinsel yaşamı, insan ilişkilerinden, yaşam koşullarından, içinde yetiştiği ve yaşadığı kültürel özelliklerden etkilenir. Cinsellik, kişinin diğer özelliklerinden, biyolojik yapısından ve genel olarak kendini hissedişi ve algılayışından bağımsız değildir. Bu nedenle, normal değil, normal dışı sayılabilecek cinsel davranışı tanımlarsak, bunun dışındakilerin normal-sağlıklı sınırları içinde kaldığını söyleyebiliriz. Sağlıksız cinsel davranış nedir? Kişinin kendisine ya da karşısındakine her hangi bir biçimde zarar verici olan , bir cinsel eşe yöneltilmeyen, cinsiyet organları dışındaki organ ya da durumlarla doyuma ulaşmayı hedefleyen, aşırı düzeyde kaygı, korku ve suçluluk duygularının ortaya çıkmasına neden olan cinsellik, sağlıksız bir cinselliktir. Sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşamın ön koşulu eşlerin sorunlarını konuşabilmeleri, bundan çekinmemeleri, bu konuda bilgiler edinmeye ve hem cinselliği hem de birbirlerini tanımaya çalışmalarıdır..

Görme

-İlişki öncesi gözler cinsel hisleri tahrik edecek şeyleri görmeli.
-Vakit gece ise, fazla ışıklı olmaması, ışığın söndürülmesi veya ışığın az olması uygundur.
-Kadında veya erkekte ister giyinik ister çıplak olsun gözleri rahatsız edecek, az-çok soğukluk etkisi yapacak görüntüler olmamalı.
-Kadının -dışarıya değil erkeğine karşı süslenmesi gerekir.
Duyma
-İlişki öncesinde can sıkıcı sözler olmamalı
-Gönül alıcı fısıldaşmalar, tatlı bir sohbet en azından sevgi dolu birkaç söz.
Koklama
-Güzel kokular etkileyicidir. Bu inceliği bilen kadın, o anda güzel kokularla kokulanmayı da ihmâl etmez.
-Bedenin temizliği ve hoş olmayan kokudan arınmış olması da yeterlidir.
-Eşlerin temiz vücudlarından birbirine verdiği fıtrî ve tabii kokunun, başlı başına te’sirli bir gücü vardır.
-En çok rahatsız edici kokular, ağız kokusu ile ağır ter kokusudur.
-Vücudda fazla ter toplayan koltukaltı ve kasık bölgeleri, haftada bir tıraş edilmeli ve yıkanmalıdır.
Tatma
-Dişler fırçalanmalı veya misvâklanmalıdır.
-Ağızda soğan sarmısak veya sigara kokusu rahatsız edicidir.
-İlişki başlangıcında ağız bölgesinin, dil ve dudaklar çevresinde yaptığı temaslar da, tatma hissinden gerekli zevki almaya yeterlidir..
Dokunma ve Okşama
-İlişkiye hazırlanmada “aşk oyunları” denilen en te’sirli yöntem vücudun çeşitli yerlerine yapılan dokunma ve okşama işidir. Bunun için önce yeteri kadar soyunmuş olmalıdır.
-Üst vücudda bir iç elbisesinden başkasını bırakmamak, hattâ vaziyete göre, yatak içinde soyunmuş olmak, ilişki zevkinin ziyâdesiyle yaşanmasını sağlar.
-Dokunma ve okşama vazifesi, kadından çok erkeğe düşer.
-Kadında omuz ve dizlerden mahrem yerlere kadar birçok bölge, okşanmaya karşı hassastır.
-Temas ve taramalar, çevreden merkeze doğru kayarak, kadında asıl temâs için kuvvetli bir arzu belirinceye kadar devam etmelidir.

Cinsel Açıdan Duyarlı Bölgeler

Ağız ve Öpüşme

-Dudaklar, dil ve ağzın diğer bölümlerinde en az cinsel organlarda olduğu kadar cinsel duygu bulunmaktadır. Öpme ve öpüşme de ağız ve dudak çevresinin son derece duyarlı olmasından doğmuştur.
-Hem cinsel beraberliği başlatır, hem de orgazma varmada önemli bir rol oynar.
-Dudaklar ve dil, en duyarlı bölgelerdendir.
-Özellikle alt dudakların ve dilin emilmesi, kadınlar için cinsel hazzı artırıcı etki uyandırır
Penis

Penisin çeşitli bölümleri arasında en duyarlı alanı penis ucudur.

Kulaklar
Özellikle kulak arkası ve ve kulak memesi çok duyarlı bölgelerdir.
-Bir kez alışkanlık oluştuğunda kulak memeleri de salt elle dokunmaktan cinsel heyecan doruğuna yaklaştıran uyarımlar sağlar. Orgazma doğru giderken hafif hafif kulakları okşama ya da yalama bu etkiyi doğurur.
Klitoris
-Kadında klitoris penisin karşılığıdır. Cinsel heyecen sırasında klitoris büyür, sertleşir ve orgazm sırasında doyum noktasını oluşturabilir.
- Kadında cinsel uyarılmaya yol açan en hassas bölgedir.
-Kadın vücudunun en duyarlı noktası olduğu için, hafifçe okşamalıdır!

Küçük Dudaklar

Küçük dudakların iç bölümleri dokunmaya karşı son derece duyarlıdır.

Büyük Dudaklar

Erkeğin torbalarını andırır. Penis üzerinde uyarıcı etkisi vardır.

Göğüsler
-Kadınların meme uçları adeta birer klitoris görevi görür ve uyarılmaları kadına büyük haz verir. Buradaki sinir uçları vajina yöesindeki uyarım sistemiyle bağlantılıdır.

-Aynı şekilde, memelerin koltuk altlarına doğru uzanan yan kısımları ile iki memenin ortası, bir de altlarındaki yuvarlıklar, hassas ve uyarıya açık bölgelerdir.

- Göğüs uçlarının etkili biçimde okşanması ya da emilmesi, dölyolu çevresindeki salgı bezlerini harekete geçirerek dölyolunun ıslanmasını ve cinsel birleşmeye hazırlanmasını sağlar. Erkeklerde bu duyarlılık son derece düşüktür.

Kalçalar
Erkekler bu bölgeye karşı özel bir cinsel duyarlılık gösterir.

Bacaklar

Bacakların iç bölgeleri cinsel uyarıya karşı kesin bir tepki gösterir.

Okşama Şekli
- İlişkiden önce, hassas bölgelerin hafif okşamalarla tahrik edilmesi gerekir.
-Okşamaya, en hassas bölgelerden başlanmaz. Daha az hassas bölgelerden başlayarak, en hassas bölgelere, merkeze doğru kaydırılan yumuşak bir okşama idealdir.
İlişki Safhası
Şehvet hislerinin iyice uyanmasıyla, kadının mahrem bölgesinde birleşmeyi kolaylaştırıcı mezi denilen sıvı çıkar.
Kadın o anda cinsî his bakımından zayıf olur veya yeterince tahrîk edilmemiş bulunursa, böyle bir sıvı görülmez.

Eşler, arzu ettikleri temas şeklini tercih ederler.
Temas safhasında en mühim mes’ele, erkeğin acele etmemesidir.
Erkek, zaman zaman duraklamalar ve ihtiyatlı tavırlarıyla, sondaki “orgazm” durumuna gelmeyi geciktirmeli, bu noktada kadınla beraberliği sağlamaya çalışmalıdır. Esas itibariyle birleşmenin sorumluluğu da erkeğe düşer.
Erkek, birleşmeye doğru yönelirken, kadının bunu anlayacağını sağlayacak hareketler yaparak onu hazırlamalı, aynı zamanda da, yavaş hareketlerde bulunarak “birleşme” durumuna geçmelidir.
Birleşme sırasında da, kararlı ama yumuşak olmaya çalışmalı, tedricen yaklaşmalı, başlangıçtaki yavaş hareketlerin temposunu yavaş yavaş artırmalıdır.

Yeterli ön hazırlık ve aşk oyunları izlenince, uygun bir birleşme, birleşmenin en önemli noktası olan “birleşmede orgazm” veya “aynı anda orgazm” denen sonucu sağlar.

Orgazmın verdiği yorgunluk ve “uyuşukluk” içinde, çok yavaş hareketlerle öpüşme ve okşamaları sürdürmek, bu arada da hafif ve müşfik bazı sözler söylemek, eşler için hem orgazmın tam doyumuna vardırıcı, hem de onları rahatlatıcı olur.
Cinsi ilişkinin baştan sona normal bir bütün hâlinde, onbeş-yirmi dakika sürmesine ihtiyaç vardır. Bu müddet, duruma göre uzayıp kısalabilir.
Boşanmadan sonra erkek, hemen çekilmemeli, bir müddet daha kadınla berâber kalmalıdır.

Orgazmdan sonra genel olarak erkekler, baştakine benzer bir sevgi ve ilgi göstermeyi ihmâl ederler. Kadın ise bu ândan sonra da, sevgi kucağında bir miktar daha eğlenmeyi arzular. Bu kısa bekleşmenin ihmâli, kadının canını sıkar. Erkek, eşinin bu ândaki haklı arzusunu da ondan esirgememelidir.
Son safhadaki bu tabiî arzuya cevap vermek için, yerine göre bir kendine çekiş, kucaklayış, bir bûse ve okşayış da kâfi gelebilir.
Pozisyonlar

-Evlilik hayatı boyunca cinsî münâsbetlerin, şeklen değişmeyen bir vaziyette devam etmesi bıkkınlığa sebeb olabilir. Bunun içindir ki, zaman zaman farklı şekil ve vaziyetleri kullanmaya ihtiyaç görülür.
-Zamanla değişen lüzum ve ihtiyaca göre, kadına zahmet vermeden daha uygun vaziyetler seçmek, (sırtüstü, yanüstü, dizüstü çeşitli haller) eşlerin tercihine kalmıştır.
-Genel tercîhler kadın altta yüzyüze ve malûm vaziyette olmakla beraber -döl yolundan olmak şartıyle- çeşitli şekiller mümkün ve meşrûdur.
-Birincisinde kadın sırt üstü yatar, erkek kadına yüzü dönük olarak üstten yaklaşır. En uygun olanı budur.
-İkinci pozisyonda ise, kadın üstte olur ve serbestçe hareket ederek cinsî temasta motor rol oynayabilir.
-Orgazma, boşalmaya yakın pozisyon değiştirmek iyi olur.
-Boşalma anında kadının üste olması her ikisine de sıkıntı verir.
-Boşalma esnasında kadının altta erkeğin üste olup, boşalmadan sonra bir müddet o halde kalmaları eşleri rahatlatır. Fakat bütün ağırlık kadının üzerine verilirse, rahat olması gereken hassas bir zamanda kadına sıkıntı verilmiş olur. Bunun için erkeğin diz ve dirsekler ile yataktan destek alıp yükünü hafifletmesi gerekir.

Anahtar Kelimeler: Cinsel ilişki, Cinsel ilişkiler, Cinsel ilişki Şekilleri, Cinsel ilişki pozisyonları, Cinsellik işaretleri, Cinsel yaşam, cinsel ilişki, cinsel bilgi, cinsel ılıskı, cinsellik videoları, cinsel pornolar, cinsel seks, seks nedir, kadınların cinselliği,

WordPress Kurulumu videolu Anlatımı

Cuma, Ağustos 26th, 2011

WordPress Kurulumunu Sizlere Videolu Bir Şekilde Anlatmaya Çalıştık İnşallah İşinize Yarar.


WordPress Kurulumu, WordPres, WordPress Anlatımı, Wordpress Kurulumu video, Videolu Wordpress kurulumu, Word Press İndir, WordPress Kurulumu foto, WordPress Kurmak videolu anlatım,

takunyalibidocusu

Cuma, Ağustos 26th, 2011

Geçenlerde Bir Blog Sayfasında Farkettim Cem Akkılıc Diye Bir kişi, Dinimizi Karalamaya Yönelik Yazılar Paylaşmış ve %99 Müslüman Olan Türkiye Cumhuriyetinin, Başörtülü Anaları ve Müslümanlıgı sembolize Eden Hocalarımız Hakkında İleri Geri ve Küfre varan Yazılar Yazmış.

Burdan Cem Akkılıç’a SesleniyOrum. Yaptıgın ve Yazdıgın Paylaşımları Herkes Okuyor, Senın Yaptıgın İsrail ve Yahudilerin Ekmeğine Bal sürmekdir. Senin Gibi Şerefsizler Çok biliyorum Ama Emin Olki Türkiye Cumhuriyeti %99 Müslümandır Elhamdirillah. Sen ve Senin Gibi Şerefsiz Köpekler, Başörtülü Bacılarımıza Hakaret Etmeyi Bırakın, Ha Acın Sizin Ananız Bacınızı Soyunsunlar, İsterlerse Bütün Türkiye Üstünden Geçsinler, Nasılsa Atatürkçüsünüz Ya… Atatürkçülükde Soyunmaktan Geçiyor Sanırım.. Emin Ol Şuanda Mustafa Kemal Olsaydı Önce Sizi Asardı…

Not: Burdan Sonraki Yazılar +18 dir Lütfen Okumayın Piskolojiniz Bozula Bilir.

Cem Akkılıç Senın Ananı Bacını Sikim… Cem Akkılıç Bacını Bütün izmir Siksin. Cem Akkılıç Annene selam söyle Oğlum, Cem Akkılıç , Cem Akkılıç Ağzına verim kulakların halay çeksin, takunyalibidocusu, cem akkiliç

Çok Uyumak

Cuma, Mayıs 20th, 2011

Çok Uyumak ?
Çok Uyumanın Nedenleri Hakkında Bilgiler, Çok Uyuma Nedir, Günlük ne kadar uyumalı, Aşırı uyumanın neden olduğu davranış bozuklukları, İdeal Uyku süresi,
Günlük aktivitelerimizi devam ettirebilmek için, verimli olabilmek için bir günde belli sürede uyumamız gerekmektedir. Ve biz, bu gerekli uykuyu alamazsak gün boyu bunun sıkıntısı çekeriz. Unutkan oluruz, sinirliliklerimiz artar, dikkatimiz dağılır, iç sıkıntısı duyarız. Ancak bazen de uykuyu fazla kaçırmaya başlarız. O zaman da, problem olur bizim için. Az uyumak gibi çok uyumakta bir problemdir. Altında yatan sebep araştırılmalıdır.

En önemli sebeplerden biri depresyondur. Aşırı uyuma ile birlikte sinirlilik halleri öfke hayattan zevk almama halleri de eşlik edebilir. O zaman konuya daha hassas davranmalı kendimizi bunu sebebine yönelik araştırma yapmaya yönlendirmeliyiz.

“Uykunun normali nedir ?” diye bir soru sorulursa o zaman şöyle cevap vermek gerekir. Uyku uyuma hususunda herkes için geçerli olan bir normal olmamakla birlikte 6-8 saat normal uyku kabul edilebilir. Gerçi uykunun süresi kalitesi ile alakalıdır. Sık sık uykunun bölünmesi ile uyku süresi artar. Yani verimli bir dinlenme için daha uzun süre uyumak gerekir. Oysa rahat normal sıcaklık ve neme sahip bir ortamda uyanmadan uyunan bir uyku daha kısa da olsa yetebilir. Bu nedenle şartlar da göz önüne alınmalıdır.

Günlük olaylarla etkilenme uyku süresini bozabilir. Mesela sınavımız kötü geçmiş olabilir, eşimizle kavga etmiş olabiliriz yada o gün çok ciddi para kaybetmişizdir. Ama bu tür uyku bozuklukları gelip geçicidir . Sebep ortadan kalktıktan sonra tamamen düzelir.

Bazen de çok uzun uyunabilir. Eğer tembellik etmiyorsak ve uykumuzun aşırı olması çok uzun zamandır varsa ve biz buna rağmen dinlenmemiş kalkıyorsak o zaman ilk önce uyku hijyeni şartlarımızı gözden geçirmeliyiz. Yani yatağımız sağlıklı mı ? Odamızın havası temiz mi? Oda ısısı normal mi ? Geceleri sık sık uyanıyor muyuz ? Tüm bunları gözden geçirdikten sonra hiçbir problemimiz yoksa ve fazla uyumamız hayatımızdaki baz işleri kısıtlamaya başlamışsa artık iş çığırından çıkıyor demektir. Biz uykumuz için bir hekime başvurmalıyız ve sebebe yönelik araştırma yapmalıyız. Kaynağını bulmalı ve bunu halletmeliyiz
Kaynak: PSIKOTURK

Çok Uyumak, Çok Uykunun Sebepleri, Çok Uyuma, Çok Uyuma isteği, Çok Uyuma Sorunu, Çok Uyuma nedenleri, Çok Uyuma Hastalığı, Çok Uyuma Problemi, Çok Uyumak Nedenleri, Çok Uyumanın Nedenleri, Çok Uyumanın Nedeni, Aşırı Uyumak, Çok Uyuma, Çok Uyumanın Nedenleri, Çok Uyumanın Sonuçları, Fazla Uyumanın Nedenleri, Uyku Problemleri, Uyku Sorunları, Çok Uykunun Gelmesi, Çok Uykunun nedenleri, Çok Uykunun nedeni, Çok Uyku Nedenleri, Çok Uyku Sorunu, Fazla uykunun nedenleri, Fazla uykunun sebepleri, Aşırı uyku problemi,

İstiklal Marşı

Cuma, Mayıs 20th, 2011

İstiklal marşımızın yazılma amacı nedirİstiklâl mücâdelesinin en çetin bir safhasında milletin duygularını belirtecek, İnsanları heyecanlandıracak, gönülleri coşturacak; gözlerde damla damla yaşlar sıralayacak bir manevi atmosferin oluşturulması, insanımızı “vatan, millet, bayrak, sancak istiklâl sevdası” gibi kutlu bir amaçta birleştirip, yüce bir potanın içerisinde tek yürek, tek beden olmuşçasına dirilten millî bir inkılâba ihtiyaç vardı.

Bu nedenle, “İstiklâl Marşı”nın yazılması istenmiş ve böylece, Maarif Vekâleti tarafından bir müsabaka açılmış ve müsabakada birinciliği kazanacak zâta 500 lira nakdî mükâfat verileceği ilân edilmişti.

Yurdun her tarafından 500′den fazla şâir müsabakaya girmişti. Fakat yazılan marşlar, milletin hissiyatına tercüman olacak bir durumda değildi.

Mehmet Âkit, marşın mükâfatlı olmasından dolayı müsabakaya katılmamıştı. Zamanın Maarif Vekili Hamdullah Suphi böyle bir marşın ancak, Safahat nâzımı şâir Mehmed Akif tarafından yazılabileceğine inanmış ve 5 Şubat 1337, Milâdî 1921 tarihinde şu mektubu kendisine yazmıştır.

“Pek aziz ve muhterem efendim,

İstiklâl marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamaklarındaki sebebin izâlesi için pek çok tedbirler vardır Zât-i üstadânelerinin matlûb şi’iri vücûda getirmeleri maksadın husûli için son çâre olarak kalmıştır. Asl endîşenizin icâbettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve tehiç vâsıtalarından mahrum bırakmamanızı rica ve bu vesile ile en derin hürmet ve muhabbeti arz ve tekrar eylerim.”

Bu mektubun yazılmasından bir ay bile geçmeden milletin istediği İstiklâl Marşı yazılmış ve kahraman orduya ithaf olunmuştu.

Marş, Maarif Vekili Hamdullah Suphi ve arkadaşları tarafından beğenilmişti. Yalnız bu marşın üstada-ı rencide etmeden Büyük Millet Meclisi’nden nasıl geçirileceği üzerinde düşünülmüştü. Bu sıralarda Maarif Vekâletince seçilen yedi marş da Büyük Millet Meclisi’ne getirilmişti.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 1 Mart 1337 (1921) tarihindeki toplantısında kararı, Karesi Meb’usu Basri Çantay, Meclise gelen marşlardan birinin okunması için bir takrir vermişti. Bu takrir Meclis üyelerinin re’yine sunulmuş ve tasvîb olunmuştur.

Marşlardan birinin okunması için Meclis Reisi tarafından, Hamdullah Suphi Bey kürsüye davet edilmiş ve ezcümle şöyle konuşmuştur:
-Arkadaşlar, hatırlarsanız, Maarif Vekâleti son mücâdelemizin ruhunu terennüm edecek bir marş için şâirlerimize müracaat etmiştir. Birçok şiirler geldi, burada yedi tanesi en fazla vasfı hâiz olarak görülmüş ve seçilmiştir.

Hamdullah Suphi, Mehmed Âkif’ten bir marş yazmasını rica ettiğini, marşın yazıldığını, beğenildiğini söylemiş ve intihabının Meclis’e ait olduğunu da sözlerine ilâve etmiştir.

Hamdullah Suphi, gür sesiyle Meclis’in kürsüsünde İstiklâl Marşı’nı okumuştur.
“Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet
Hakkıdır, Hakka tapan milletimin İSTİKLÂL”
mısraları ile bu marş, Meclis üyelerinin şiddetli ve heyecanlı tezahüratına vesile olmuş, salon alkış sesleriyle dolmuştur.

Kastamonu meb’usu Dr. Suad Beyin 12. Mart. 1337 (1921) tarihinde Büyük Millet Meclisi Riyasetine vermiş olduğu takrirde:

Riyâset-i Celîleye :
Müzâkere kifayetini ve Mehmed Akif Beyin İstiklâl Marşı’nın kabulünü teklif ederim.

Bundan başka Bolu meb’usu Tunalı Hilmi de takrir vermiş ise de reddedilmiş ve gene aynı tarihte Karâsi meb’usu Hasan Basri tarafından Riyâset-i Celîleye verilen takrirde:

Riyâset-i Celîleye :
“Bütün meclisin ve halkın takdîrâtını celbeden Mehmed Âkif Beyefendinin şiirinin tercîhan kabulünü teklif ederim.

Takrir Meclis Reisi tarafından oya sunulmuş ve kabul edilmiştir.

Böylece Mehmed Âkif tarafından yazılan marş İstiklâl Marşı olarak ekseriyetle kabul edilmiştir.

Kırşehir Meb’usu Müfid Efendi, bu marşın, Hamdullah Suphi Bey tarafından Kürsüde tekrar okunmasını Konya Mebusu Refik Koraltan da Milletin ruhuna tercüman olan işbu İstiklâl Marşının ayakta dinlenmesini teklif etmiştir.

Bunun üzerine 12 Mart 1337 (1921) ‘de kabul edilen ve kanuniyet kesbeden İstiklâl Marşı tekrar Hamdullah Suphi tarafından okunmuş ve marş ayakta dinlenmiştir.
“Doğacaktır sana vâdettiği günler Hakkın,
Kim bilir, belki yarın, belki yarından da yakın.”
İşte bu ruh ve îmân ile Türk Ordusu Sakarya boylarında, İzmir yollarında Allah’ın lütuf ve insaniyle şecaat ve kahramanlıklarını göstermiş ve nihayet 9 Eylü 1922 tarihinde Hakk’ın vaat ettiği o parlak güneş, İzmir ufuklarında doğmuş, Müslüman Türkün saffet ve kudreti karşısında düşman büyük bir hezimete uğramış ve denize dökülmüştür.

Aziz ve mübarek vatanımızın her karış toprağı şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış, zaferin şahikasına ulaşmıştır. Nitekim İstiklâl Marşında:

“Korkma ! Sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O, benim milletimin yıldızıdır, parlayacak,
O, benimdir; o, benim milletimindir ancak!” mısraları ne derin bir mânâ taşımaktadır.

İzmir’in meşhur Kadife Kalesi’nde büyük Şanlı Türk bayrağı dalgalanmağa ve şiddetli alkışlar arasında yurdun her tarafında zafer şenlikleri yapılmağa başlanmıştı.

Mehmed Âkif’e niçin istiklâl Marşı’nı Safahâtı’na koymadığı sorulduğunda o büyük insan:

“O benim değildir. Ancak milletimindir.” diye cevapta bulunmuştu. Aynı zamanda müsabaka için ayrılan (500) TL. o zaman fakir çocuk ve kadınlara örgü öğretmek, bir geçim sağlamak emeliyle teşekkül etmek üzere bulunan Darü’l Nisaiyye’ye teberru etmiştir.

Yakın arkadaşlarından, Ankara Baytar Müdürü’nün anlattığı palto hikâyesine göre. Millî Mücâdele sırasında. Ankara Baytar Müdürlüğünde bulunmuş olan bir zât. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi konferans salonundaki bir konuşmasında şöyle demişti:

Mehmed Âkif’in giyecek bir paltosu yoktu. Tâceddin Dergâhi’ndan Büyük Millet Meclisi’ne kadar paltosuz olarak yaya giderdi. O zamanlar Ankara’nın soğuğu çok şiddetli idi. Ben daireme gelir, paltomu Mehmed Âkif’e gönderirdim. O da giyer Meclise giderdi, İstiklâl Marşı için verilen parayı geri vermesinden dolayı kendisine, Mehmed Âkif üzerinde bir palton yok, verilen parayı da almazsın, dedim. Bunun üzerine, bana darıldı, paltomu da kabul etmedi. O soğuklarda paltosuz olarak Büyük Millet Meclisine gitti, geldi.

Mehmed Akif’in buna benzer şahsına has daha birçok meziyetleri vardır. Dürüsttür, hattâ Harb-i Umûmî içinde kardeşinin evinde çayı şekerle içtiklerini görünce, milletin yemediğini siz nasıl yiyorsunuz, demiş ve bir müddet kardeşinin evine bile gitmemiştir.

Mehmed Âkif’in rahatsız bulunduğu Alemdağı’nda son günlerde içlerinde Târık Us’un da bulunduğu bir grup üstadın ziyaretine gitmişler, Mehmed Âkif bitkin bir hâlde yatağında yatıyordu. Konuşma esnasında söz İstiklâl Marşı’na intikâl ettirilmiş, gelen ziyaretçilerden biri:

— Acaba İstiklâl Marşı yeniden yazılsa daha iyi olmaz mı? demiş, bu söz üzerine yatağında bitkin bir hâlde yatmakta olan Akif; birdenbire başını kaldırmış ve ona:

— Allah bir daha bu millete İstiklâl Marşı yazdırmasın!
Evet:
— Allah bir daha bu memleketin, bu milletin istiklâlini tehlikeye düşürmesin! Bir daha onu istiklâl Marşı yazmaya mecbur etmesin, sözüyle ziyaretçileri susturmuş, o büyük insanın ne demek istediği herkes tarafından anlaşılmıştı.

Büyük insan Mehmed Akif Ersoy, mezarına milleti için yazmış olduğu istiklâl Marşı’yla konulmuştur. Tarihte kendi eseriyle gömülen ilk bahtiyar ölülerden biri de şüphesiz Mehmed Âkif Ersoy olmuştur.

Cenâb-ı Hak rahmet etsin, ruhu şad olsun.

*Veli Ertan, Milli Kültür Dergisi, Aralık 1979

İSTİKLÂL MARŞI’NIN AÇIKLAMASI
Millî ve manevî değerleri coşkunlukla işleyen edebî eserler, o milleti manen kuvvetli kılar. Savaş sırasında cephedeki askere cesaret ve kuvvet, geride kalana sabır ve metanet verecek şiirlere, hikâyelere, destanlara, türkülere ihtiyaç vardır. Böyle buhranlı devrelerde, milletin şâirlerden, yazarlardan beklediği manevî destek budur.

İşte Âkif, Türk milletine, cesaret, metanet, sabır aşılamak, daha doğrusu onda mevcut bulunan bu duyguları harekete getirmek üzere kaleme aldığı şiirine “korkma” sözüyle başlıyor. “Al sancak” yâni bayrak, bir milletin istiklâlinin sembolüdür. O elden ele dolaşan bir meş’ale gibi nesilden nesile sönmeden, yere düşürülmeden devredilecektir.

Bayrağın sönmesi, Türk milletinin istiklâlini kaybetmesi, “yurdun üstünde tüten en son ocağın sönmesi” ise, son Türk erkeğinin ölümü demektir. O hâlde, son Türk erkeği, son nefesini vermeden, Türk istiklâlini yok etmek, Türk bayrağını söndürmek mümkün değildir. Zîra bayrağımız, milletimizin yıldızıdır. Bayrağın kaderi ile milletin kaderi birbirine bağlıdır. Bayrak bizimdir. Bize, milletimize aittir. Biz yaşadıkça onu kimse elimizden alamaz. Bu kıtada anlatılanları bir cümle ile ifâde etmek istersek; Türk milletinin bütün fertlerini öldürmedikçe, istiklâlini kimse yok edemez.

Şâir ikinci kıtada; bayrağımızın o zamanki kırgın, küskün, öfkeli hâlini dile getiriyor. Türk vatanının bâzı kısımları istilâ edilmiştir. Bu yüzden bazı bayraklarımız indirilmiş, yerlerine düşman bayrakları asılmıştır. Kaş çatmak, öfke hâlini ifâde eder. Kaş bizim edebiyatımızda hilâle benzetilir. Sevgilinin kaşları dâima hilâl şeklinde gösterilmiştir. Sevgili de nazlı bir güzeldir. Aşıkına eziyet etmekten, onu üzmekten zevk duyar. Bayraktaki hilâl de, tıpkı nazlı bir sevgilinin kaşı gibi çatılmıştır. Kahraman Türk ırkını üzmektedir. Türkün beklediği, özlediği ise, gülen bir yüzdeki kaşlar gibi, hilâlin açılmasıdır. Türk milleti, bayrağımızı yine göklerde dalgalanır hâlde görmeyi arzu etmektedir. Bir aşıkın sevgilisinden güler yüz beklemesi gibi, istiklâle âşık Türk milleti de istiklâlin sembolü olan bayraktan, yüzünün gülmesini, hilâl şeklindeki kaşının açılmasını beklemektedir. Bu ise milletimizin en tabiî hakkıdır. Çünkü, Türkler, istiklâlleri, bayrakları uğruna pek çok kan dökmüştür. Bu kanları bayrağa helâl etmesi için, onun da artık nazlanmayı bırakıp, göklerde dalgalanması lâzımdır. Bu kıtada, Mehmet Âkif, üstü kapalı olarak Allah’a hitap etmekte, Türk milletine bu dayanılmaz hâli, düşman istilâsını reva gördüğü için, Allah’a serzenişte bulunmaktadır. Zîra Müslüman Türk milleti, asırlarca îlâ-yı kelimetullah (Allah kelâmını, Kur’anı yüceltmek) İslâm dînini ve adaletini dünyaya yaymak için savaşmıştır (gaza etmiştir). Bu uğurda pek çok şehit vermiştir. Böyle bir milletin düşman istilâsına uğraması haksızlıktır. Bu durum ancak günahkârlara reva görülebilir bir cezadır. Türk Milleti dâima Hakk’a (Allah’a) inandığı, taptığı, onun yolundan ayrılmadığı için bu cezayı hak etmemiştir. Onun hakkı istiklâldir.

Üçüncü kıt’ada şâir “ben” diyor. Ancak kastettiği mânâ aslında “biz”dir. Türk milleti adına konuşmaktadır. Türk milleti ezelden beri hür yaşamıştır, dâima da hür yaşayacaktır. Ona esaret zinciri vurmaya kalkışmak çılgınlıktır. Zîra böyle bir harekete yeltenenler ağır şekilde cezalandırılır. Türk milleti, hürriyeti ve istiklâli uğrunda, önüne çıkacak her engeli aşacak kudrettedir. O böyle yüce bir gaye için, dağları yırtmak, engin denizleri taşırmak,bendleri aşmak gibi olağanüstü hareketleri başarabilecek güçtedir. Ergenekon Efsânesi, Türk’ün bu üstün vasfını ifâde etmektedir.

Dördüncü kıt’ada, şâir, vatanımızı istilâya yeltenen Avrupalılara meydan okuyor. Yirminci asrın başında Avrupa medeniyeti artık can çekişmektedir. Ondokuzuncu asırdaki üstünlüğünü kaybetmiş durumdadır. Bu yüzden tek dişi kalmış bir canavardır. Ancak Avrupa bu zayıflamış durumunu hazmedemediğinden, mevcut teknik imkânlarını seferber ederek, topuyla, tüfeğiyle bizi yok etmek gayretindedir. Avrupa medeni imkânlarını, Türklüğü dünya haritasından silmek için, bir vasıta olarak kullanmaktadır Mehmetçiğin süngüsüne topla, tüfekle cevap vermektedir. Avrupalı kendini çelik zırhlarla korurken Mehmetçik, onun modern silâhlarına îman dolu göğsüyle karşı durmaktadır. Bu silâhlarıyla, Avrupalı, kudurmuş bir canavar gibi uluyarak, kahraman Türk ordusunu sindirmeğe çalışmaktadır. Şâir, askerlerimize, bu artık eski gücünü kaybetmiş, zâlim, Müslüman Türk düşmanı, haçlı ordularından korkmamalarını, îman dolu bir göğsün, en modern silâhlara karşı koyabileceğini haykırıyor. Neticede Mehmet Âkif, haklı çıkmış, Avrupa medeniyeti îmanlı Türk askeri karşısında gerilemeğe mecbur edilmiş, bir kısmı Akdeniz’e dökülürken, bir kısmı da bayrağımızı selâmlayarak, memleketimizi terk etmiştir.

Beşinci kıt’ada, şâir yine kahraman Türk askerine hitâp ediyor Türk yurduna alçakları (düşmanları) uğratmaması için gerekirse canını feda etmesini tavsiye ediyor. Şehit gövdelerinin meydana getireceği siperler, düşmana mâni olacaktır. Bu kıt’ada “uğratmak” sözü de tesadüfen kullanılmış değildir. Şâir bu sözü, “Düşman yurdumuza girmesin”, “Onu yurda sokma” mânâsına kullanmamıştır. “Uğramak” bir yerde çok kısa bir süre için bulunmaktır. Mehmet Âkif, düşmanın çok kısa bir süre için de olsa, yurdumuzda bulunmasına müsamaha edilmemesini Türk askerinden islemektedir. Şâir, bu hayâsızca akının uzun sürmeyeceğine, Allah’ın Türk milletine (Kur’ânda) vaat ettiği zafer gününün yarından bile daha yakın bir zamanda doğacağına inanmaktadır. Bu îmanını, orduya da aşılamak arzusundadır.

Altıncı kıt’ada da şâir, Türk ordusuna vatanın kutsiyetini hatırlatıyor. Toprak ile vatan arasında büyük fark vardır. Toprağı vatan hâline getiren onu elde etmek ve korumak için şehit olan atalarımızın, o topraktaki mezarlarıdır. Kısacası alelâde toprak büyük bir değer taşımaz. Ama vatan toprağı, uğrunda şehit olan atalarımızın kanıyla sulanmış olduğu, şehit mezarlarıyla dolu bulunduğu için mukaddestir.

Bu vatanı dünyalara değişmeyiz. Toprak dünyanın her yerinde vardır. Ancak şehit atalarımızın mezarları sâdece bu vatanın üzerinde mevcuttur. Bu yüzden vatanımızı korumak için seve seve canımızı veririz. Yedinci kıt’ada da, aynı duygu ve düşünceler işleniyor. Bu vatan cennet kadar kıymetlidir. Şehit olanın ruhu, dini inançlarımıza göre doğrudan doğruya cennete gider. Şehitlerimiz, bu vatan topraklarında yattığı için, vatanımız da cennetten farksızdır. Bu vatan topraklarının her tarafı şehit mezarlarıyla baştan başa doludur. O kadar ki, toprağı sıksak şehitler fışkıracak sanırız. Bu yüzden de, bu vatan bizim en mukaddes, en sevgili varlığımızdır. Canımızı, canımızdan çok sevdiğimiz insanları, varımızı yoğumuzu Allah’a seve seve veririz. Esasen her şeyi bize veren Allah’tır. İstediği zaman da elimizden alır. Onun emrine karşı gelmek, isyan etmek aklımızdan geçmez. Fakat Allah’tan bir tek dileğimiz vardır: O da bizi yaşadığımız sürece vatanımızdan ayrı düşürmemesidir.

Şâir, sekizinci kıt’ada Allah’a hitâp ediyor. Şâirin Allah’tan yegâne dileği, mabedinin göğsüne yabancı (düşman) eli değmemesidir. Camilerimiz ve mukaddes saydığımız bütün varlıklarımıza düşman eli değmemelidir. Bu ezanlar ebediyen, Türk yurdunun üstünde inlemelidir. Ezan sesi hiçbir zaman susmamalıdır. İslâmiyetin beş şartından biri de kelime-i şahadet getirmek, yani “eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühü” demektir. Günde beş vakit okunan ezan’ın mâna ve muhtevası içerisinde kelime-i şahadet de vardır. Bir insanın Müslüman olması için kelime-i şahadet getirmesi şarttır. Ezan ve kelime-l şahadet olmayınca, İslâmiyet de olmaz.

Dokuzuncu kıt’ada, ezan sesleri, yurdumuzun üstünde inlediği müddetçe şehitlerimizin de ruhlarının şâd olacağına işaret ediliyor. Ezan sesi, sadece yaşayanlara değil, ölülere, hattâ onların mezar taşlarına bile tesir eden yüce bir mânâ taşır. Şehit atalarımızın maddeden tecerrüd etmiş (sıyrılmış) ruhları yerden fışkırarak ezan sesiyle ayağa kalkacak ve arşa yükselecektir.

Son kıt’ada şâir, zafer gününün heyecanını yaşıyor. Şanlı bayrağımız dalgalanmakta, şafağın kırmızılığıyla adetâ yarış edercesine, gök yüzünü Kızıl renge boyamaktadır. Türk ırkı, yeniden hürriyetine ve istiklâline kavuşmuştur. Artık onun için yıkılmak, yok olmak düşünülemez. Bayrağımız göklerde dalgalanmaya başladığı için, şehitlerimizin kanlarını helâl edebiliriz. Zira, hedefe ulaşılmış, yüce gaye gerçekleşmiştir. Kısacası zafer kazanılmıştır. Esasen bu Allah’a tapan ve doğruluktan ayrılmayan büyük Türk milletinin en tabiî hakkıdır.

Böylece Şâir, şiir boyunca vatanımızın kutsiyetini, istiklâlin mânâ ve ehemmiyetini bu uğurda canım vermenin her Türk askeri için, bir borç olduğunu ifâde etmiştir. Son kıt’ada da kahraman Türk ordusuna çok yakında gerçekleşeceğini ümit ettiği, büyük zaferin heyecanını yaşatmak suretiyle, onun manevî gücünü son noktasına ulaştırmayı.

İstiklal marşı, İstiklal marşımızın yazılma amacı nedir, İstiklal marşının yazılma amacı nedir, İstiklal marşı neden yazılmıştır, İstiklal marşının yazılmasının nedenleri, İstiklal marşı niçin yazılmıştır,

Seçme ve Seçilme Hakkı

Cuma, Mayıs 20th, 2011

Seçme ve Seçilme Hakkı

ANAYASA
MADDE 1. – Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.

MADDE 2. – Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.

MADDE 3. – Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe’dir.
Bayrağı, şekli kanununda belirtilen, beyaz ay yıldızlı al bayraktır.

Millî marşı “İstiklal Marşı”dır.

Başkenti Ankara’dır.

SEÇME VE SEÇİLME HAKKI NEDİR?

“Yüce Atatürk’ün önderliğinde kurulan Cumhuriyet, akılcılığı ve bilimselliği temel alarak yurttaşlarımızı çağdaş dünyanın değerleriyle buluşturmuştur. Atatürk ilke ve devrimleri ile toplumsal yaşamın her alanında eşitliği amaçlayan köklü değişiklikler gerçekleştirilmiş, laiklik ilkesi yaşama geçirilerek demokratikleşme sürecine hız kazandırılmıştır. Bu süreçte, Cumhuriyet’in özüyle bağdaşmayan çağdışı kurum ve kurallar kaldırılmış, kadın-erkek ayrımı olmaksızın kişi hak ve özgürlükleri genişletilmiştir. Yüce Atatürk, Türk Ulusu’nun güçlü kılınması için, kadının yüceltilmesi gereğine inanmış, devrimlerle, Türk kadınının toplumsal konumunun yükseltilmesini sağlamıştır. Kadın hakları konusunda temel belge olan Medeni Yasa’nın 1926 yılında kabul edilmesi ile çağdaş toplum düzenine geçilmiş, uzun yıllar boyunca görmezden gelinen kadınlarımız, ekonomik, siyasal ve sosyal haklara kavuşturulmuş, yaşamın çeşitli alanlarında karşılaşılan eşitsizlik ve ayrımcılığın kaldırılması için önemli bir adım atılmıştır.

1934 yılında ise, birçok Batılı ülkeden önce Türk kadınına seçme ve seçilme hakkının tanınması, kadınlarımızın etkin yurttaşlar olarak ülke yönetiminde söz sahibi olmalarını olanaklı kılmıştır. Kadınlara dönemin koşullarına göre çağdaş ve ileri boyutta önemli haklar sağlanmış olması, Cumhuriyet’in en büyük başarılarındandır. Yüce Atatürk’ün eğitimsizliğe, bağnazlığa ve geri kalmışlığa karşı verdiği savaşım, Türkiye’nin evrensel değerleri benimseme ve çağdaş dünyayla bütünleşme kararlılığının da göstergesidir. Atatürk ve O’nun düşünce sistemi ülkemizi yüzlerce yıl ileriye götürmüştür. O, Ulusumuzu karanlıktan aydınlığa çıkarmış, bizlere çağdaş, bağımsız, özgür bir devlet bırakmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin bu yapıya ulaşmasında, Türk kadınının siyasal ve sosyal haklarına kavuşmasının önemli rolü bulunmaktadır. Cumhuriyet’in sağladığı hak ve özgürlükleri en iyi biçimde kullanan kadınlarımız, bugüne kadar ülkemizin gelişmesine ve demokratikleşme sürecine büyük katkıda bulunmuşlardır. Bu katkılarını artırarak sürdüren kadınlarımız, kendine güvenen ve üreten bireyler olarak toplumsal yaşamı yönlendirmekte, kimi kararlarda belirleyici olmakta, çeşitli mesleklerde önemli görevler üstlenmekte, yurt içinde ve yurt dışında üstün başarılar kazanmaktadır. Kadınlar, ülkenin geleceğinin belirlenmesinde ve gelişme yolunda atılacak tüm adımlarda görev almalı, yeniliklerin öncüsü olmalı, siyasal yaşamda etkinliğini artırmalı ve ülke yönetiminde daha fazla söz sahibi olmalıdırlar.

Kadınlarımızın siyaset ve yönetim kademelerindeki temsil oranlarının yükselmesi ve siyasal yaşamdaki etkinliklerinin artmasının, ülkemize güç kazandıracağı kuşkusuzdur. Bu doğrultuda atılacak adımlar, Türkiye’nin uluslararası alanda saygınlığını da artıracaktır. Tüm sorunların yalnız yasalarla çözülemeyeceği bilinmekte, uygulama boyutu önem kazanmaktadır. Kadınlarımızın kendi hak ve özgürlükleri için verdiği savaşım tüm yasa ve önlemlerden çok daha önemlidir.

ASKERLİK YAPMAK

Vatandaş olarak devlete karşı birtakım görevlerimiz vardır. Seçimlere katılmak, vergi vermek, askerlik yapmak, yasalara ve kurallara uymak bu görevlerdendir.

Askerlik yapmak, vatandaşlık görevlerinin en önemlisidir. Askerlik yaparak vatanımızı ve bayrağımızı iç ve dış tehlikelerden koruruz.

T.C vatandaşı olan her erkek 20 yaşına gelince askerlik yapmakla zorunludur.askerlik görevini bitirenler 41 yaşına kadar askere çağrılabilir.Yurtta ve Dünyada geleceğimizi güvence altına almak güçlü bir orduyla olur.Ülkemizi korumak için Türk Silahlı Kuvvetleri çalışır.Bunu da hava,kara,denizkuvvetleri ile sağlarlar.

EĞİTİM HAKKI

Devlet,vatandaların eğitim ve öğrenimlerini sağlamak zorundadır.Ülkemizde sekiz yıllık eğitim bütün vatandaşlar için zorunludur. Devlet,vatandaşları arasında hiçbir ayrım gözetmeksizin,herkesin çağdaş eğitim koşulları içinde ve parasız olarak temel eğitim koşulları içinde parasız olarak temel eğitim almasını sağlamakla yükümlüdür.Devlet, ayrıca, maddi olanakları yetmeyen öğrenciler için burslar sağlar ve gerekli yardımları yapar. Özel eğitime ihtiyacı olanlar için gerekli önlemleri alır.

Eğitim hakkı, çocuğun en önemli temel haklarından biridir. UNICEF’in 1999 Raporunda da belirtildiği gibi, okuma yazma bilmeme çok ciddi sorunlara neden olmaktadır. Anne ve çocuk ölümlerinin önde gelen etkenlerinden biri, annenin eğitim düzeyinin düşüklüğü ya da hiç okuma yazma bilmemesidir. Kız çocuklarının okullaşma oranındaki 10 puanlık bir artış sonunda bebek ölüm hızı binde 4.1 azalmaktadır.

Şu halde, çocuğun en temel hakkı olan yaşama hakkı ile eğitim hakkı arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Yaşam hakkının yanı sıra, çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal, sosyal ve ahlâk gelişimi için eğitime gereksinimi vardır. İnsanın doğuştan getirdiği yetenekleri geliştiren en önemli araç eğitimdir. Eğitim olmadan insanlar üretken biçimde çalışamazlar, sağlıklarına özen gösteremezler, kendilerini ve ailelerini gereği gibi koruyamazlar ve kültürel açıdan zengin bir yaşam sürdüremezler.

Okuma yazma bilmemek, insanların yaşadıkları toplumlarda, bütün halklar ve gruplar arasında anlayışı, barışı ve hoşgörüyü, iki cinsiyet grubu arasında eşitliği öngören bir ruhla yer almalarını güçleştirir. Konu toplumun bütünü açısından ele alındığında, eğitim hakkının gerçekleştirilmemesi, demokrasi ve toplumsal ilerleme, böylece de uluslararası barışa ve güvenliğe zarar verecektir. “Özgürlükçü demokratik düzeni benimsemiş ülkelerde eğitim, kişilerde yaratıcı ve eleştirel düşünce yeteneğini geliştirir, çocukların ilgi ve yeteneklerini değerlendirir. Onlara geniş bir dünya görüşü ve hoşgörü kazandırır.

Ülkeler, sağlıklı ve çağdaş bir eğitim aracılığı ile kalkınmanın gerektirdiği sayı ve nitelikte insan gücünü yetiştirirler. Böylece, eğitilmiş insanlar tarafından ülke kaynakları daha etkili ve planlı bir biçimde değerlendirilir, ülke zenginleşir, insanlar daha mutlu ve rahat bir yaşam sürdürürler. Şu halde hem bireyin hem toplumun gelişmesi; herkese yeteneği, kapasitesi ve ilgisi doğrultusunda eğitim görme hakkının sağlanmasına bağlıdır.

Ayrıca, insan hakları ile ilgili uluslararası belgelerin ve anayasaların temel ilkeleri olan hürriyet, eşitlik ve demokrasi, bireyin ve toplumun gelişmesi sağlanmadıkça gerçekleştirilemez. Çünkü, insan hakları ve demokrasi, ancak halkın belli bir eğitim düzeyine ulaştırılmasıyla korunup gerçekleştirilebilir. İşte eğitimin bu önemi nedeniyledir ki, eğitim hakkı 1948 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi başta olmak üzere, o tarihten bu yana uluslararası pek çok bildirge ve sözleşmede yer almış, Birleşmiş Milletler’in son on yılda yaptığı bütün önemli zirve ve toplantılarda ele alınıp tartışılmıştır.

Eğitim hakkının 1948 yılında İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer alması, Birleşmiş Milletler’in sosyal, ekonomik ve kültürel hakları, medeni ve siyasal haklarla uyumlu olarak geliştirme yönündeki kapsamlı çabalarının başlangıcını oluşturmuştur. Bu hakların bölünmezliği 20 Kasım 1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’de güvence altına alınmıştır. Sözleşme ile bir zamanlar çocukların gereksinimleri olarak kabul edilen hususlar artık hak sayılarak, devletten ve uluslararası topluluktan istenebilir duruma gelmiştir.

Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. maddesi, çocukların eğitim hakkını tanımakta, taraf devletleri, çocuklara ücretsiz zorunlu temel eğitim sağlamak, ortaöğretimi genel ve mesleki olmak üzere çeşitli biçimlerde örgütlemek ve bunları tüm çocuklara açık bulundurmakla yükümlü tutmuştur. Bunların yanında devletlere uygun bütün araçları kullanarak yüksek öğretimin yetenekleri doğrultusunda tüm çocuklara açık duruma getirilmesi, eğitim ve meslek seçimine ilişkin bilgi ve rehberliğin bütün çocuklar tarafından elde edilebilmesi, disiplinle ilgili her konuda, çocuğun insan olarak sahip olduğu saygınlığın korunması görevlerini de vermektedir.

Sözleşme’nin 29. maddesi ise devletlerden, çocuğun kişiliğinin, zihinsel ve bedensel yeteneklerinin mümkün olduğunca geliştirilmesini, insan haklarına ve temel özgürlüklere saygı duyarak anlayış, barış, hoşgörü, cinsler arası eşitlik, tüm insanlar arasında dostluk ruhuyla yetiştirilmesini ve özgür bir toplumda etkin bir yaşantıya sorumluluk üstlenecek biçimde hazırlanmasını istemektedir.

Sözleşme’nin nitelikli eğitime ilişkin yaklaşımı ise, çocukların bilişsel gereksinimlerini gözetmenin yanında fiziksel, toplumsal, duygusal, moral ve manevi gelişimlerini gözetmektir. Eğitim hakkını düzenleyen 28. ve 29. maddeler Sözleşme’deki tüm hakları kapsayan dört temel ilkeyle birlikte uygulanmalıdır. Bu ilkelerin hepsi, bir eğitim sisteminin ya da belirli bir okulun nasıl biçimlendirileceği başta olmak üzere gerek fiziksel çevre, gerekse programlar bakımından kapsamlı bir çerçeveye sahiptir. Bu ilkeleri yukarıda ayrıntılı biçimde inceledik.

Seçme ve Seçilme Hakkı Ne Zaman Verildi, Seçme ve Seçilme Hakkı Nedir, Seçme ve Seçilme Hakkında, Seçme ve Seçilme Hakkı ile İlgili Bilgi, Seçme ve Seçilme Hakkı ne Zaman, Seçme ve Seçilme Hakkıyla İlgili Bilgi, seçme ve seçilme hakkının topluma neler kazandırdı

Budizm Ne Demek – Budizm Nedir

Cuma, Mayıs 20th, 2011

Budizm Ne Demek – Budizm Nedir
Budizm ‘in kurucusu Buda (Guatama, Gotama) ( MÖ.563 – 483 ) Kuzey Hindistan ‘da Lumbini koruluğunda doğmuş bir filozoftur. Buda “aydınlanmış” anlamına gelir. Budizm ‘ in en güçlü yayılma dönemi Hint Hükümdarlarından Aşoka (MÖ. 273 – 236) zamanına rastlar. Aşoka zamanında Budizm ‘ Hindistan, Seylan, Suriye, Mısır, Makedonya ve Yunanistan ‘a kadar yayılmıştır. Aşoka ‘dan sonrada yeni Krallar Budizm ‘e girmiş yayılmasını sağlamış hatta Çin, Moğolistan ve Japonya ‘nın ileri gelen devlet adamlarının Budizm ‘e hizmet etmesini sağlamışlardır.

Budizm MS 1.yy Türkistan , 4. yy da Kore , 6.yy da Japonya ve 7.yy da ise Tibet ‘te yayılmaya başlamıştır. Günümüzde Güney, Doğu; Güneybatı ve Orta Asya ‘da çok sayıda taraftarı olan Budizm ‘ Avrupa ve Amerika ‘da da yayılmaya ve taraftar bulmaya başlamıştır

Budizm ‘de inanç ve ibadet
Budizm ‘de inancın temeli “ Buda ‘ya sığınırım, Dhamma ‘ya (dine,doktrine) sığınırım, Sangha ‘ya sığınırım (Rahipler Cemaati, dünyanın en eski bekar rahipler topluluğu)” cümlesi oluşturur. Bunlardan birini inkar eden kişi budist sayılmaz ve Budizm ‘e girmek için yukarıdaki cümleyi söylemek gerekir. Sangha ‘ya giren rahip ve rahibeler evlenemezler.

Budizm ‘ de mabetlere “Vihara” denir. Budistler Karma- Ruhgöçü ‘ne inanırlar. Vihara da ayda 2 kez bir araya gelen rahipler yaptıkları hataları itiraf ederek benliklerini öldürürler. Bazı dinlerde olduğu gibi Budizm ‘de de bir kurtarıcı bekleme inancı vardır. Kurtarıcının isma Metteya veya Maitreye ‘ dir. inançlarına göre Metteya tüm dünyayı düzeltmek olarak gelecek ve Buda ‘ nın tamamlayamadığı dini tamamlayacaktır.

ibadet Stupa denilen mabetlerde yapılır. Stupalar helezoni yapıda inşa edilmiştir. ibadet için Stupaya giren Budist önce Buda ‘nın heykeline saygı gösterisi yapar; O ‘na çiçek ve tütsü sunar, Budistler kendi evlerinde de bir köşede korudukları Buda heykeline tazimde bulunarak,ibadet ederler. ibadetlerinde klişeleşmiş dua ve söz yoktur.

Budizm ‘in kutsal ziyaret yerleri ;
Budanın doğum yeri( Lumbin)
Aydınlanma yeri (Bodhi Gaya)
Buda ‘ nın ilk vaaz verdiği geyik parkı (Sarnarth ‘da)
Buda ‘nın öldüğü Uttar_Prades şehri,
Ganj nehri

Kutsal Kitapları
Budistler Buda ‘nın vaazlarının Pali – Kanon adlı bir kitapta toplandığına ve 400 yıl kadar sözlü olarak nesilden nesile aktarıldığına inanırlar. Budizm ‘in kutsal kitabı üç sepet anlamına gelen “Tripitaka veya Tipitaka ‘dır”.Tripitaka da;

Vinaya Pitaka
Sutta Pitaka
Abhidhamma adlı bölümler bulunur.

Bu kitaplarda rahip ve rahibelerle ilgili kurallar, ayin usulleri, beslenme,giyinme, Buda ‘nın hayatı,konuşmaları,vaazların yorumu,Budizm ‘ felsefesi vb ayrıntılı bir şekilde anlatılır.

Budizm ‘de Mezhepler
Budizm ‘ başlıca iki büyük mezhebe ayrılır: 1- Hianayana , 2- Mahayana

1 – Hinayana (Küçük Araba)
Kişinin kendisini kurtarmasını esas aldığı için böyle isimlendirilmiştir. Bu mezhep Seylan ve Güney Asya ‘da yayılmıştır. Mensupları saf Budizm ‘e yani Budanın asıl telkinlerine kendilerinin muhatap olduklarını iddia ederek Mahayana koluna bağlı olanları sapkınlıkla suçlarlar

2 – Mahayana ( Büyük Araba)
Toplumu bir bütün halinde ele alarak herkesin kurtuluşa ermesini amaç edinmişlerdir. Onlara göre Budizm ‘, herkese cevap vermeli, herkesin ihtiyaçlarını gidermeli, doktrinleri basitleştirerek halkın anlayacağı bir seviyeye getirilmelidir. Budizm ‘in bu kolu başka din ve doktrinlerden yararlanmakta sakınca görmez. Bu mezhebe göre Nirvanayı gerçekleştiren herkes Buda unvanını alır. Ve ihtiraslarının esiri olarak dünya zevklerinin arkasından koşmaz. Mahayana mensupları,”hata yapabilirim” diye faaliyetleri askıya almanın karşısındadır. “Bu yüzden pişmanlık duymaya lüzum yoktur” derler Mahayana ‘ya bağlı kişi kendini kurtuluşa hazırlayabilmek için şü hususlara dikkat etmek zorundadır:

Cömertlik
Olgun manada bilgelik
Budizm ‘in ahlak kurallarına bağlılık
Meditasyon
Karşılaştığı olumsuzluklara sabır göstermek
Hiç usanmadan sürekli bir gayret içinde olmak

Bu sayılan özellikleriyle Mayayana Budizm ‘i dünyanın bir çok bölgesinde yayılma imkanı bulmuş,adeta misyonerli bir hüviyet kazanmıştır

BUDA VE ÖĞRETiSi
Buda ‘nın öğretisinin baslıca özelliği; Buda ‘nın aydınlanma sonucu bulmuş olduğu gerçekleri birer dogma olarak sunacak yerde aydınlanma yöntemini öğretmeyi ve böylelikle yöntemi öğrenen kimselerin kendi çabalarıyla bu gerçekleri kendilerinin bulup yasantısal deneyimle doğrulamalarını öngörmesi, Budalık yolunu herkese açık tutmasıdır. Buda ‘nın yasadığı dönemde Budizm ‘ bir din, Buda da bir peygamber değildi.

Şimdiye dek her geliş gidişsimde, içinde hapis olduğum, Duyularla duvaklan mis bu evin, Yapıcısını aradım durdum. Ey yapıcı! Simdi seni buldum. Bir daha bana ev yapmayacaksın, Bütün kirişlerin kirildi, payandaların çöktü. içimde Nirvana ‘nın suskunluğundan başka bir şey kalmadı Tutkuların, isteklerin biçimlediği yanılgıdan kurtardım kendimi.

Öğretide 4 temel gerçek vardır: Yaşamda ıstırap vardır; ıstırabın bir nedeni vardır; bu neden yok edilirse ıstırapta yok edilmiş olur; bu nedeni yok etmeyi sağlayan bir yol, bir yöntem vardır.

1.Istırap (DUKKHA) ve Yaşamın 3 özelliği
Dört okyanusun suyu mu daha çoktur, yoksa sizlerin inleye sızlaya sürdürdüğünüz bu yolculukta sevdiğiniz istediğiniz şeyleri elde edememek, sevmediğiniz istemediğiniz şeylerden kaçınamamak, istediğiniz şeylerin istediğiniz gibi olmaması, istemediğiniz şeylerin istemediğiniz biçimde olması yüzünden akıttığınız göz yaşları mi daha çoktur? Ananızı, babanızı yitirmek, kardeşlerinizi, kızınızı yitirmek, malinizi, mülkünüzü yitirmek… Bu uzun yolculukta tüm bunlara katlandınız ve dört okyanusun suyundan daha çok göz yaşı akıttınız.

Buda ıstırap için dukkha sözcüğünü kullanıyordu. Anlamı; ıstırap, üzüntü, tasa, keder, maddesel veya ruhsal sağlıksızlık, uyumsuzluk, tedirginlik, doyumsuzluk, yetersizlik, sürtüşme, çelişki yani olumsuz ruh durumları… Buda ‘nın gözlerimizi açmaya çalıştığı gerçek daha çok ıstıraptan korunmak, kurtulmak için izlediğimiz tutumdaki yanlışlarımız, yanılgılarımız. Herkes yaşamda Istırabın olduğunu biliyor, ama yaşamda Tatlı anlar, hoş ve zevkli olan şeyler olduğunu, haz ve zevkin ıstırabı dengeleyebileceğini düşünüp bu anların beklentisi içinde ıstıraba katlanabiliyor. Buda ‘ya göre yanılgı işte burada. Buda kaynağı dışımızda olan şeylerden elde ettiğimiz haz ve zevkin ıstırabın asil nedeni olduğunu göstermeye çalışıyordu. Yanılgının dünyanın bu geçiciliğine gözlerimizi kapamak, geçici olan, kalıcı olmayan şeylere tutunmaya çalışmaktan geldiğini, dünyayı gerçek böylesiliği, yapısıyla görememekten kaynaklandığını söylüyordu. “Sevdiğimiz hiç bir şey yok ki, bir gün gelip ya onlar bizden, ya biz onlardan ayrılmayalım.”

Buda yaşamı gerçek boyutları içinde kavrayabilmemiz için yaşamın birbiriyle ilgili 3 özelliğinin üzerinde ısrarla duruyordu: Dukkha – Istırap Bir arada bütünleşmiş, bileşmiş, oluşmuş hiç bir şey değişimden, çözülüp dağılmaktan kurtulamaz. Yanılgı değişim içinde olan, geçici olan şeylere sanki hiç değişmeyeceklermiş, sanki kalıcı şeylermiş gibi tutunmaya, sarılmaya çabalamaktan geçiyor. Oysa elde etmek istediğimiz şeyi elde edene kadar o şey değişiyor, koşullar değişiyor, bu arada biz kendimiz de değişiyoruz.

Buda ‘nın amacı dünyayı ne olduğundan daha kötü ne de daha iyi göstermekti. Onu olduğu gibi iyi ve kötü yanlarıyla, kendimizi hiç bir yanılgıya, yanılsamaya kaptırmadan bütünlüğü içinde gerçek böylesiliğiyle görmemizi sağlamaya çalışıyordu. Istırabın dünyayı olduğu gibi içimize sindirememekten, dünyadan verebileceklerini değil de daha çoğunu beklememizden, istememizden kaynaklandığını anlatma çabası içindeydi. Kötü olan yaşam değil, ona arsızca yapışmaya çabalamaktan, ondan verebileceğinden çoğunu istemekten gelen ıstıraptır. akıp giden yasamla birlikte karşı koymadan, direnmeden akıp gitmesini öğrenmek, dönüsü olmayan bir akis içinde olduğumuzun, yaşamın tek bir aninin bile ikinci kez yaşanmasının olanaksızlığını içten içe kavramak, her saniyenin tadını bilecek biçimde yaşamın sevinçle, kıvançla, coşkuyla kucaklanmasına yol açabilir.

Mutluluğun ertelenmesinin de, para biriktirir gibi haz ve zevk biriktirmenin de olanaksızlığı iyice anlaşılabilir. Acaba yaşamda kendimize sığınak yapabileceğimiz Istırabın güçsüz kaldığı, etkisinin azaldığı bir yer, bir zaman var mi? Budizm ‘ olduğunu savunuyor. Bu an ve burası… Hiç bir şeyin öteki şeylerden ayrı bir kendiliği, ayrı kalıcı bir benliği olamaz. Istırabın asil nedenini aradığımız, kökenine indiğimiz zaman hiç bir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde karşımıza çıkan sorumlunun, bir yandan istek ve tutkularımızı besleyip kışkırtan den Başka birisi olmadığını görüyoruz. “Benim güvenim” ”Benim görevim” ”Benim sorumluluğum” ”Benim başarım” ”Benim param” ”Benim isteklerim” ”Benim heveslerim” ”Benim öldükten sonra ne olacağım” ”Benim öldükten sonra da var olma doyumsuzluğumdan gelen sorunlarım” Nedir bu ben?

Buda insan varlığında geçici olmayan değişmeden kalan, dayanıklı bir öz, tözel bir nitelik olmadığını göstermeye çalışıyordu. Bir gövde doğar, büyür, yaşlanır, ölür, çözülür, sürekli değişim içindedir. Bir kimse kolunu, bacağını yitirse de ne azalır, ne de küçülür. Öyleyse insanin gövdesinde olamaz. duygularımızda da olamaz. Çünkü onlar değişse de gene olduğu gibi kalır. duyu organlarımızdan gelen algılarımız da olamaz. önceki düşüncelerimiz, kararlarımız, eylemlerimizle biçim almış eğilimlerimiz de olamaz. ayırt edici bilincimizde de olamaz. Bu beş kümede toplanan bedensel ve ruhsal varlığımız gövdemiz, duygularımız, duyu organlarımızdan gelen algılarımız, önceki düşüncelerimiz, kararlarımız ve eylemlerimizle biçim almış eğilimlerimiz, karakter özelliklerimiz, ayırt edici bilincimizin bir araya gelmiş olmasından da oluşmuş olamaz. Çünkü bunlardan hiçbirisi i içermiyorsa o zaman besinin bir araya gelmesi de beni oluşturmaz. O zaman geriye değişmeden kalan tek bir şey kalıyor. Ad… Ben ‘e verilen özel ad.

Milanda Panha adli kitaptan: Kral Bilge Nagasena ‘ya seslenmiş: “Ustam kimsin, adini söyler misin?” “Bana Nagasena diyorlar. Ama bu yalnızca bir ad, adlandırmaktan, belirtmekten Başka şeye yaramayan, bir deyim, bir sözcük, içinde bir kimlik, bir benlik yok. Bir ad, bir lakap, bir işaret, yalın bir sözden Başka bir şey değil. Kral inanmaz ve sorular sorar. “Nagasena bu saçlar midir?” “Hayır büyük kral” … “Duygu ve coşkular midir Nagasena?” “Hayır büyük kral” Nagasena kraldan arabayı tanımlamasını ister. “Tekerlek, dingil, ok, sandık ve kollar bir arada olunca arabadan söz edilir. Araba yalnızca bir ad, adlandırmaktan, belirtmekten Başka bir ise yaramayan bir deyimden Başka bir şey değil.” “Evet kralım. Benim de saçlarım, derim, … ad ve bedenim, duygularım, algılarım, geçmiş eylemlerimle biçim almış karakter özelliklerim, ayırt edici bilincim bir araya gelince Nagasena adi veriliyor. Ama kimlik, benlik söz konusu olunca burada öyle bir şey yok. Nasıl arabanın beş bölümü bir araya gelince araba diyorlarsa, beş katışmaç bir araya gelince de bir kimden bir den bir özneden söz ediliyor. Buda diyor ki: Ne ben ‘in, ne de ben ‘e ilişkin kalıcı bir şeyin varlığından söz edilebilir. Ben, ben olarak gelecekte de var olacağım, benim sürekli değişmez bir benliğim var, savında bulunmak hatalıdır. Ben düşüncesini yok etmeli, benlikle kurumlanmak yanılgısını yenmelidir. Buda ‘nın görüsüne göre “ben”, insanin hem bedensel hem de ruhsal varlığını oluşturan bu beş kümenin bir arada ve birlikte, sürekli bir akis, sürekli bir değişim içinde olusunun ortaya çıkardığı bir görüngü, bir olgu, insani çevresinden ayrı bir varlık olarak ayırt etme, özerk bir biçimde hareket etme durumundan köklenen bir yanılgı, bir yanılsamadan Başka bir şey değil. ayırt edici bilinç ise karışıp dünyayı ben ve ben olmayan diye ikiye bölünce bu ben yanılgısı kendiliğinden ortaya çıkıyor. Aslında bilincin ayırt etmeden, seçmeden, bölmeden bütünü kavrama olanağı da var.

Ben ‘in var olma doyumsuzluğundan kaynaklanan ve ölümün sinirini aştığına inanılan uzantısına verilen ad ’sa ruhtur. Budizm ‘de Öz varlık yoktur. Buda ben-ruh yanılgısını sergilemek istiyor. Bir kez ben-ruh yanılgısı oluştu mu bütün varlığımızı sarıyor, bilincimizin özgürce çalışma etkinliği engelleniyor, onun bitmez tükenmez istekleri nasıl yaşamı çekilmez bir hale koyuyor, sorunlarımız yaşamla bile sınırlı kalmıyor, ölümden sonrası ile ilgili sorunlar da gündeme girdiğinden onlar da kaygı ve üzüntü konusu olmaya başlıyor. Buda ben ‘i kurtarmaya değil, bizi ben ‘den kurtarmaya çalışıyordu. Ölümsüzlüğe erişmek için tek bir yol olduğunu savunuyordu. Öncesizden sonsuza uzanıp giden varoluş zincirinin içindeki yerimizi bulmak, evrensel yaşam ırmağının içimizden aktığının, yaşam gücünün bizim burun deliklerimizde, bizim ciğerlerimizde nefes alıp verdiğinin bilincine erişmek….

2. Nedensellik Çemberi- bağımlılık ve Özgürlük- Ka
Buda ‘ya göre varolan her şey nedenselliğin bir sonucu olarak vardır, boşluktan yokluktan oluşan bir evrende nedenselliğin döngüsüne takılan yokluk varlığa dönülür, her neden bir sonucu, her etki bir tepkiyi zorlar. Evrenin değişmez yasası nedensellik (Karma) yasasıdır. Ne başlangıcı ne de sonu olan evrende egemen olan yalnız doğa yasalarıdır. Buda böylelikle tanrıların görevini yasalara yüklemiş, tanrıları gereksizleştirmişti. Değil mi ki insanin geleceğini belirleyen nedenlerin zorladığını sonuçlardır, öyleyse insanin kendi eylemlerinin sonuçlarından kaçıp kurtulması olanaksızdır. Bir çocuğun anasından beklediği gibi tanrıların bize sevecenlik göstermelerini, bizi bağışlamalarını bekleyemeyiz. Eylemlerimizin sonuçlarından kurtulmanın bir yolu varsa, onu ancak kendi çabamızla kendimiz bulmalıyız.

On iki halkalı kapalı bir zincir olarak temsil edilen nedensellik yasası:

1. Yanılgı yanlış düşüncelere yol açıyor.
2. Bu düşünceler eğilimlere, karakter özelliklerinin biçimlenmesine ortam hazırlıyor.
3. Buradan da bilinç oluşuyor.
4. Bilincin bentle ben olmayanı ayırt etmesinden özne nesne ikiliği, ad ve beden ortaya çıkıyor.
5. Bundan altı duyu alanı gelişiyor.
6. Bu altı duyudan dolayı duyularla nesneler karşılaşıyor.
7. Bu karşılaşmadan hoşlanma, hoşlanmama gibi duygular oluşuyor.
8. Bu duygular isteklere, tutkulara dönüşüyor.
9. istekler, tutkular bağımlılığa, insanin isteklerinin, tutkularının tutsağı olmasına, bireysel yaşam isteğine yol açıyor.
10. Bundan da oluşuma bağımlılık ortaya çıkıyor.
11. Oluşum doğuşa
12. Doğuşsa ihtiyarlık ve ölüme, ıstıraba, tedirginlik ve umutsuzluğa yol açıyor. Buradan da gene yanılgı çıkıyor ortaya. Buda ‘nın yanılgıyı dizinin en başına koymasının nedeni olasılıkla bu döngüden tek çıkış yolunun bu halka olmasıyla açıklanabilir.

istekleri, tutkuları kışkırtan yanılgıdır ana yanılgıyı besleyen de gene istekler ve tutkulardır. Kökünü yanılgıdan alan düşünceler, karar ve eylemlere dönüşüyor. Düşüncelerimiz kararlarımızı, kararlarımız Eylemlerimizi belirlerken, eylemlerimiz de kararlarımızı etkileyip zorluyor. Her düşünce sonrakileri sınırlıyor. Biz kez tam bir özgürlük içinde bir şey düşünmüş olabileceğimizi varsaysak bile, ondan sonraki düşüncelerimizde ayni oranda özgür olamayacağımız açık. Giderek özgürlük alanı kısıtlanıp daralıyor… Şu anda ne olduğumuzu belirleyen dünkü düşüncelerimizdir.

Bu gün kafamızdan geçen düşüncelerse yarinki yaşamımızı biçimliyor. Yaşamımız kesinlikle zihnimizin yaratısıdır. Budist metinler dört tür bağımlılıktan söz ediyorlar.

1. isteklerden, tutkulardan gelen bağımlılık
2. Yanlış görüşler, kanılardan kaynaklanan bağımlılık
3. Erdemli bir yaşamla ve kurallara tıpatıp uygun davranmakla kurtuluşa erişilebileceğini sanmaktan gelen bağımlılık
4. Sürekli ve değişmez bir ben ‘in varlığına inanmaktan gelen bağımlılık isteklerimizin tümüne
yakın bir bölümü toplumun yapay olarak yarattığı gereksiz şeyler.

Örneğin toplum bizi zeki bir adam gibi görünmeye isteklendiriyor. Çevremizde beğenilen bir kimse olmak bize nelere mal oluyor ? Bunun karşılaştırmalı bir hesabini yapabilmiş olsak, harcadığımız bunca çaba, üzüntü, sıkıntıya değmeyeceğini anlayacaktık. Başka insanların önüne geçememek, Başka insanlara üstün olamamaktan gelen ezikliklerin ardında hep ben yanılgısı yatıyor ama bu ben yanılgısını besleyen de toplumun özendirici etkisi. Bir kere gözümüzü açıp ta bu koşturmacanın amaçsızlığını, anlamsızlığını görebilsek, bu koşullanmalar, biçimlenmeler etkisini yitirecek, ve bağımlılık da ortadan kalkacak. O zaman ıstırap yerini özgürlüğümüzü yeni bastan kazanmış olmaktan gelen aşkın bir mutluluk duygusuna bırakacak, nedensellik döngüsünden kendimizi kurtarmış, daha doğrusu döngüyü ters yöne çevirmeyi başarmış olacağız insan kendini yanılgıdan nasıl kurtarır? Bu sekiz basamaklı yolla mümkündür. Yanılgıdan kurtaran bilgiye çıkarımcı düşünceyle varılamaz. Çünkü bu tür düşüncede özgürlük yoktur. Budizm ‘ görüsüne göre, bizi yanılgıdan kurtaracak bilgiye ancak sezgiyle erişilebilir. insan yanıldığını, yanilmadigini; aldatılmadığını, aldatılmadığını; sevildiğini, sevilmediğini ancak sezgiyle anlayabilir. Uyanan kimse karmanın elinde eli kolu bağlı bir oyuncak olmaktan kendini kurtarmış olur. Koşullanmaya, biçimlenmeye bütünüyle karşı koyabilecek bir insan yok bu dünyada. Yanında yada karşısında tutum almakla her zihnini sınırlamış oluyor. Bizi düşündüğümüz gibi düşünmeye, davrandığımız gibi davranmaya iten ön koşullar, düşünsel yada duygusal zorunluluklar var. Uyanınca bu zorunluluğu fark etmiş oluyoruz ve zorunluluk olmaktan çıkıyor. Bu yüzden de karma değiştirilemez bir alın yazısı sayılmaz, uyanan kimse karmanın bağlarını da koparmış olur. Eylemlerimiz er geç bize geri döner.

Her eylemin iyi yada kötü sonuçları eninde sonunda eylemi yapana ulaşır. Buda, kalıcı olan bir yaşamdan öbürüne aktarabileceğimiz, şu gövdemiz içinde saklanan bir şey olamayacağını anlatmaya çalışmıştı Öyleyse gene doğumla söz edilmek istenen neydi? Buda ‘ya göre bir yaşamdan ötekine aktarılan ben yada ruh değil, yalnızca eylemlerimizin zorladığını nedensel sonuçlardır. Bu senin gövden de değil, Başka birisinin gövdesi de değil. Ona geçmiş eylemlerin (karma) ürünü gözüyle bakmak daha doğru olur. Önceki bir yaşamda yaptıklarımın ödülü ya da cezası da değil. Ben nedensellik zincirinin bir zorunluluğu olarak varım. Eylemlerin bir sürekliliği var ama ben ‘in de bilincin de sürekliliği yok. Buda ‘nın dilinde doğum ölüm döngüsü, yaşamların önceki yaşamların etkisiyle biçimlendiğini anlatmaktan öte bir anlam taşımıyordu.

3. Nirvana
Nirvana, Batı ‘da genelde anlaşıldığı gibi ölümden sonra değil, burada ve şu anda gerçekleştirilebilecek bir ruhsal durumdur. istek ve tutkuların yok olması, Istırabın etkili olmayacağı bir iç barışa, iç suskunluğa, aşkın bir Mutluluğa erişmektir. Nirvana ‘ya erişme isteği de dahil olmak üzere tüm istek ve tutkular bırakılmadan, olanla, gelenle yetinmekten gelen iyimser bir yetingenlik kazanılmadan Nirvana gerçekleştirilemez. Nirvana ‘yı gerçekleştiren kimse bir yandan da günlük yaşamını normal haliyle sürdürüyor. Eylemlerinin bir takım nedensel zorunluluklar (karma) yaratmaması da olanaksız elbette. Nirvana ‘ya erişen kimselerin tek farkı, bu zorunlulukların dışında kalmayı başarabilmesi. Eylemlerinde beğenilmek, beğenilmemek gibi bir güdü etkin olmuyor, yaptığı islerden alkış beklemiyor, basarı ya da kazanç onu fazla sevindirmediği gibi başarısızlık ya da yitim de fazla üzmüyor. Kuskusuz acı da çekiyor ama bunlara bilgece katlanmasını, olayların doğal akımına boyun eğmesini de biliyor. Ben ‘i aşınca bütünle bütünleşiyor.. Yarinin getireceklerine kaygısız, ben ‘in doyumsuzluğundan gelen bütün sorunlara sırtını çevirmiş, şu yaşam nasıl yaşanmalıysa öyle yaşamaya başlıyor. Özgürlük, coşku, aşkın mutluluk içinde, akıp gitmekte olan yaşam ırmağı içindeki yerinin bilincine erişiyor.

Buda ‘nın öğretisi, bir yandan ben ‘i yokumsarken öbür yandan da bireyciliği en ileri götürmüş olan öğretidir. insanin toplumun kendisine giydirdiği kişiliksiz kişilikten soyunup gerçek varlığıyla baş başa kalınca gerçeği olduğu gibi özümleyecek bir yeteneğe sahip olabileceğine inanıyordu. Buda ölümden sonra ne olduğuyla ilgili sorulara yanıt vermek istemiyordu. Böyle bir soruyla karşılaşınca ya susuyor, ya da söyle diyordu: Göğsünüze zehirli bir ok saplanmış olsa, oku çıkartmaya çalışacak yerde, oku atanın kim olduğunu, hangi kasttan, hangi soydan geldiğini, boyunu boşunu, oku atmaktaki amalini falan mi araştırmaya kalkardınız? Ben bir şeyi açıklamıyorsam bırakın açıklanmamış olarak kalsın. Peki neden açıklamıyorum? Çünkü o şeyin açıklanması size hiç bir yarar sağlamayacaktır da ondan. Çünkü bu sorulara yanıt aramak ne aydınlanmanıza, ne bağımlılıktan kurtulup özgürlüğünüzü kazanmanıza, iç suskunluğuna, gerçeğe ermenize, Nirvana ‘ya erişmenize katkıda bulunabilir. Buda öğretisinde hiç bir dogma, iç yaşantıyla doğrulanamayacak hiç bir inanç getirmemeye özen göstermiştir. Varoluş, devingen gücünü nedensellikten alan sürekli bir oluşum, değişim sürecinden Başka bir şey değildir; varoluşun ardında Durağan bir öz, tözel bir nitelik yoktur. Budizm ‘de tözsüz, öz varlıksız bir nedensellik vardır.

4.Sekiz basamaklı yüce yol
-Tam görüş

-Tam anlayış Bu basamaklar kendimizi de, dünyayı da olduğu gibi, gerçek böylesiliğiyle görmeyi, adların biçimlerin gizlediği temel gerçeğin, her şeyin ıstırap, her şeyin oluşum, değişim içinde olduğu, kalıcı bir ben ‘in, değişmeyen bir tözün olmadığını anlayışına ulaşmayı amaçlıyor.

-Doğru sözlülük

-Tam davranış Bu basamak, özgür istencinizin ürünü olan, içten geldiği için, hiç bir amaç gütmeden yapılan davranıştır.

-Doğru yaşam biçimi Yaşamını sağlamakta doğruluktan ayrılmamak, kendine yetecek olandan çoğunu elde etmeye çalışmamaktır.

-Tam çaba, tam uygulama Her şeyin tam bir özenle, eksiksiz yapılmasıdır. Bir Budist ‘in oturması, kalkması bile büyük bir dikkatle yapılmalıdır. Zihnini bencil düşüncelerden arıtmak sürekli bir uğraş olmalıdır. Zihnin arıtılması, bencil düşüncelerden ayıklanması dört yüce duygunun yüzeye çıkmasına olacak sağlar: Sevecenlik, acıma, sevgi, yan tutmama.

-Tam bilinçlilik

-Tam uyanıklık

Bu basamaklar meditasyonla ilgilidir. Meditasyon Batı ‘da anlaşıldığı gibi derin derin düşünme değil, düşüncenin aşılmasını, çıkarımcı düşünceden arıtılmış bir zihinle, salt bilinçli olmayı amaçlayan bir yöntem. Tam bilinçlilik, tüm duyumların, duyguların, düşüncelerin ruhsal durumların ardında olacak biçimde bir alicilik, bir uyanıklık durumunu sürdürmektir. Algının kapıları öylesine temizlensin ki, her algı hiç bir engelle karşılaşmadan bilince ulaşabilsin. Sözcükler de bilinçle yaşantı arasına giren bir engel oluyor çoğu kez. Sözcüklerden oluşan düşünceler durmadan bizi, iyi kötü, hoşa giden hoşa gitmeyen gibi ayrımlar yapmaya, yargılara varmaya kışkırtıyor. Artık dünyayı olduğu gibi değil, kurgularla, soyutla, soyutlamalarla yani sözcüklerle dünyayı kavrıyoruz. Gerçeğin sözcüklerle kavramlarla değil, ancak yaşantıyla kavranabileceğini savunan Budizm ‘ sözcüklere, kavramlara tutsak olmak yerine onları tam olarak denetim altına almak istiyor.

Budist meditasyonun özü nefes alıp verdiğinin ayırdında olmakla başlayan yaygın dikkattir. insan nefes alıp verdiğine duyarlı olunca yaşadığının da farkında oluyor, geleceğe ya da geçmişse değil, kendini şu ana ayarlıyor, şimdide yaşamaya başlıyor, duyulara daha duyumlu, duygulara daha duyarlı oluyor; kendinden kopuk, kendinden habersiz yaşamaktan kurtarıyor kendini, yaşamla da kendiyle de bütünleşiyor. Bu uygulamada yol almış kimse gövdesinde kendi istencine bağlı olmadan bir nefes alıp verme işleminin sürüp gittiğine duyarlı olmaya başlıyor. Bu yaşamsal bir yaşantı olarak kendini açığa vuruyor, ve bu izlenim insanda iç barış, esenlik ve Mutluluğun oluşmasına yol açıyor. Artık zihindeki karmasa yatışmıstır.

Buda ‘nın meditasyon yöntemi öyle dalıp gitmeyi kendinden geçmeyi değil, tersine sürekli uyanıklılığı, sürekli bilinçli kalmayı gerektiriyor. Tam bilinçlilik gerçekleşince tam uyanıklık kendiliğinden gelir. Burada tüm ikilikler yok olur; düşünenin düşünceden, bilenin bilinişten, öznenin nesneden kopukluğu diye bir şey kalmıyor; zihinle yaşantı arasındaki bölüntü kalkıyor. Bütün bu ayrımların yaşantıyla ayırt edilecek somut bir gerçekliği olmadığını, bunların akıl yoluyla varılmış çıkarımlar olduğunu fark ediyorsunuz. Size “bu benim, bu da benim düşüncem” yada “gören benim, bu da gördüğüm şey” diye ayrım yapmanıza olanak veren şeyin bir gözlemden daha çok, sözcüklerin ve mantığın aracılığıyla elde edilmiş bir kuramdan Başka bir şey olmadığını anlıyorsunuz.

budizm, budizm nedir, budizm ne demek, budizm anlamı, budizm hakkında bilgi, budizm dini, budist, buda, budis mezhepleri, budizm nedir kısaca, budizm dini, budizm felsefesi, hakkında bilgi, hakkında bilgiler, budizmin açıklaması, budizm ile ilgili bilgiler, budizmin tarihi, budizmin özellikleri, budizm yaşantısı, budizm nerede, budizm hangi ülkelerde vardır, budizmin tarihçesi, budizim nedir

Dejavu Nedir – Dejavu Ne Demek

Cuma, Mayıs 20th, 2011

Dejavu Nedir – Dejavu Ne Demek
Bilinçlilik durumunun ve gerçeği algılamanın bozulduğu, ilk kez görülen bir yerin sanki daha önce görülmüş gibi ya da ilk kez yaşanan bir olayın sanki daha önce yaşanmış gibi algılandığı patolojik durum.

Dejavu, yaşanılan bir olayı daha önceden yaşamışlık veya görülen bir yeri daha önceden görmüş olma duygusudur. Ânı daha önceden yaşamışlık halidir. Fransızca; déjà (daha önceden) ve voir (görmek) fiilinin geçmiş zamanda çekimi olan vu’nun birleşiminden türemiştir.

Beynin, yorgunluk veya başka sebeplerden dolayı bir görüntü, ses, vb. herhangi bir girdiyi, giriş anı sırasında algılayamamasından kaynaklanabilir. Beyin bu girdiyi algıladığında kişi bu olayı daha önce yaşadığı hissine kapılabilir. Ayrıca, beynin sağ lobu ile sol lobunun milisaniyeden daha küçük bir zaman farkı ile çalışmasından da kaynaklanabilir. Bir taraf diğer taraftan önce algıladığı için, geç algılayan taraf bu olayın daha önce yaşanmış olduğu yanılsamasına kapılır. Bu durum sinir aksonlarındaki küçük bir sapmadan kaynaklanır.

Dejavu’nun zıttı jamais-vu dur. Bu durumda insanlar, tanıdığı bir çevrede yabancılık çekebilirler. Dejavu ya benzer sebeplerle ortaya çıkar. Araştırmalara göre insanların %50 den fazlası hayatlarında en az bir kere dejavu durumunu yaşamıştır. İnsanların çoğu bir süre sonra, en son ne zaman dejavu yaşadığını unutur.

Déjâ vu, Fransızca kökenli bir terim ve “daha önce görülmüş” anlamına geliyor. günlük hayat boyunca sıkça yaşanan bu görüngü, bir anın daha önceden yaşanmış olduğu hissini veriyor. veya ilk defa gittiğimiz bir yerde sanki daha önceden de bulunmuş olduğumuzu hissedebiliyoruz. kendi kendimize açıklamakta güçlük çektiğimiz bu durum, hafızada meydana gelen ufak karışıklıkların bir sonucu olarak açıklanıyor.tabii ki daha farklı yaklaşımlar da mevcut, örneğin daha önceden hafızaya alınmış olan bir görüntünün veya olayın, belirli bir anda yeniden yarı gerçekçi bir imaj halinde zihne yansıması ( flashback) olarak da tanımlanıyor. arthur funkhoser, farklı inirsel uyarılara bağlı olarak gelişen 3 tip “déjâ vu” fenomeni olduğunu ileri sürüyor ve bunları şöyle sınıflandırıyor: “déjâ vecu” (önceden tecrübe edilmiş), “déjâ senti” (önceden hissedilmiş) ve “déjâ visité” (önceden gidilmiş). önceden yaşanmışlık hissine getirilen en güncel açıklamalardan birisi de, beyindeki kısa ve uzun dönem hafıza mekanizmalarında kısa süreli bir tutukluk meydana geliyor olması. algılanan bilgilerin ( veya duyumların) kısa süreli hafızadan uzun süreli hafızaya geçişi esnasında, normal yoldan saparak bir anlamda “yolunu kısaltması” sonucunda o anki algı, kişi tarafından uzun dönem hafızadan gelmesi nedeniyle “geçmişte yaşanmış” olarak nitelendiriliyor. Normalde algı ve tepki arasında geçen ve aslında bizim farkında olmadığımız gecikme süresini, kısaldığı zaman fark ediyoruz ve bunun sonucunda huzursuzluk hissine kapılıyoruz. ayrıca, çeşitli sinirsel hastalıklarda, örneğin sara nöbetleri öncesinde, çoğunlukla “déjâ vu” hissi daha sık yaşanıyor.

Dejavu olayının sık yaşanması, bir tür sara hastalığının,belirtisidir. Çocuklukta ve ergenlikte eğer çocuklarımız bize bir olayı sıkça yaşadıklarını söylüyorlarsa mutlaka bir doktora başvurup sara yani epilepsi olup olmadıklarını kontrol ettirmeleri gerekir. Daha ileri yaşlarda ise bu durumun sıkça yaşanması beyinde bir bozukluğun olduğunu gösterir.

dejavu, dejavu nedir, dejavu ne demek, dejavu neye denir, dejavu hakkında, dejavu ile ilgili bilgiler, dejavu hakkında bilgi, dejavu ne demektir, dejavu anlamı, dejavu nasıl bişeydir, dejavunun açıklaması, dejavunun nedenleri, dejavu sık görülmesi ne anlama gelir, deja vu, dejavu sebepleri,

Saatler Ne Zaman Geri Alınacak

Cuma, Mayıs 20th, 2011

Saatler Ne Zaman Geri Alınacak

Kararname taslağında, saatlerin; 28 Mart 2011 Pazar gününü Pazartesiye Bağlayan gece saat 03.00′ten itibaren bir saat ileri alınması, 30 Ekim 2011 tarihinde de 04.00′den itibaren bir saat geri alınması planlandığı kaydedildi.

Gün ışığından daha fazla yararlanmak için uygulanan yaz-kış saat uygulaması kalıcı hale getirilmesi düşünülmüştü.

Gün ışığından daha fazla yararlanmak ve elektrik tasarrufu sağlamak amacıyla yıllardır uygulanan ileri saat, kalıcı hale getirilmesi. Enerji Bakanlığı, sürekli ileri saat için taslak hazırlamış ve Başbakanlık’a göndermişti. Başbakanlık da konuyla ilgili geniş bir çalışma yapmıştı. TBMM’nin de gündemindeki konuyla ilgili henüz kesin bir karar alınamadı. Bazı bakanlıklar uygulamayı desteklerken bazı bakanlıklar ise ‘AB ile ticari ilişkilerin aksayacağı’ gerekçesiyle uygulamaya karşı çıkıyor. THY gibi kurumlar ise uçuş programının aksamaması için geçiş döneminin en az 1 yıl olmasını istiyor.

saatler ne zaman alınacak, saat geri alma tarihi 2011, 2011 saatler ne zaman geri alınacak, 2011 da saatler ne zaman geri alınıyor, saatler ne zaman geri alınacak, saatler geri alınacakmı, saatler ne zaman alınacak, saatleri geri alma, saatler ne zaman geri alınıyor 2011, saatler ne zaman geri alınır, saatler ne zaman geri alınacak 2011, saatler ne zaman geriye alınacak, saatler ne zaman geri, saatleri geri alma tarihi, saatleri geri alma tarihi 2011, saatler ne zaman geri alınıyor 2011, saatler ne zaman alınacak, saatler ne zaman geri alınır, saatler ne zaman geri alınıyor, saatlerin geri alınma tarihi 2011, yaz saati uygulaması ne zaman bitiyor

2011 Agi ücret tablosu

Cuma, Mayıs 20th, 2011

2011 Agi ücret tablosu

2011 YILI ASGARİ GEÇİM İNDİRİMİ TABLOSU

ÇALIŞAN İŞÇİNİN
MEDENİ DURUMU EŞ ÇALIŞIYOR ÇOCUK SAYISI ORAN
G.V. MATRAHI GELİR VERGİSİ AGİ TUTARI
BEKÂR – 0 50,0% 677,03 101,55 59,74

EVLİ EVET 0 50,0% 677,03 101,55 59,74
EVLİ EVET 1 57,5% 677,03 101,55 68,70
EVLİ EVET 2 65,0% 677,03 101,55 77,66
EVLİ EVET 3 70,0% 677,03 101,55 83,63
EVLİ EVET 4 75,0% 677,03 101,55 89,61

EVLİ HAYIR 0 60,0% 677,03 101,55 71,69
EVLİ HAYIR 1 67,5% 677,03 101,55 80,65
EVLİ HAYIR 2 75,0% 677,03 101,55 89,61
EVLİ HAYIR 3 80,0% 677,03 101,55 95,58
EVLİ HAYIR 4 85,0% 677,03 101,55 101,55

Agi, Agi 2011, 2011 agi ücretleri, 2011 Agi, 2011 Asgari geçim indirimi, 2011 Agi ne kadar, 2011 Agi tablosu, 2011 Asgari geçim indirimi tablosu, 2011 de Asgari geçim indirimi, 2011 Asgari geçim indirimi ne zaman açıklanacak, 2011 Asgari geçim indirimi nekadar oldu, 2011 Asgari Geçim İndirim Fiyatları, Çocuklu için 2011 Asgari Geçim İndirimi, Bekar için 2011 Asgari Geçim İndirimi, 2011 Asgari Geçim İndirimleri, 2 çocuklu için asgari geçim indirimi, 3 çocuklu için asgari geçim indirimi, bekarlar için asgari geçim indirimi, 4 çocuklu için asgari geçim indirimi

Vergi

Cuma, Mayıs 20th, 2011

Malı Olan Zekatını Vericek. Türk Ata Sözü :) ))

Vergi
Kamuoyunda sağlıklı bir vergi bilincinin oluşturulması ve toplumun tüm kesimlerine benimsetilmesi için 1990 yılından itibaren her yıl Mart ayının son haftası “Vergi Haftası” olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır.

Vergi nedir?
Vergiyi kısaca devletin gerçek ve tüzel kişilere yüklediği ekonomik yükümlülük, olarak açıklayabiliriz. Devletin bizlere yani vatandaşlara yüklediği bu ekonomik yükümlülüğün asıl işlevi, devlet harcamalarını karşılayarak yol, su, elektrik, sağlık gibi altyapı hizmetlerini sağlayabilmektir. Vergi ödemenin en temel ilkelerinden biri, toplumsal sınıf farkı tanımadan tüm vatandaşların bu görevi yerine getirmeleridir.

Kim, ne kadar vergi öder?
Devletin belirlediği vergileri öderken, vergi ödeyen kişilerin, kamu hizmetlerinden yararlanma düzeyi kesinlikle göz önünde bulundurulmaz, bu tamamen kişilerin ödeme gücüyle orantılı bir paylaşımdır. Yani, A ile B’nin devletten yararlandığı hizmetler kesinlikle göz önünde bulundurulmamaktadır. Vergiler ödenirken devlet, sadece vatandaşlarının gelir düzeyine bakar ve kişilerin ödeme gücüne bağlı olarak bir ödeme sistemi geliştirir. A’nın aylık gelirinin B’den daha fazla olduğunu düşünürsen A, B’ye oranla devlete daha fazla vergi ödeyecektir.

Vergilendirmenin asıl işlevleri nelerdir?
Devlete kaynak yaratarak, yatırım ve harcamalarını karşılanmasını sağlar. Büyümeye katkıda bulunarak, gelir ve servet paylaşımını düzenler. Devletin sağlamakla yükümlü olduğu sağlık, güvenlik gibi temel hizmetleri ve altyapı hizmetlerinin gerçekleşmesini sağlar.

Vergi türleri nelerdir?
Vergiler, dolaylı vergi ve dolaysız vergi olarak genel bir şekilde ikiye ayrılır.

Dolaylı vergi; kişilerin devletten bir hizmet almaları veya bir malı satın almaları sonucunda meydana gelir. Örneğin; oturduğun semtin marketinden aldığın çikolata ve meyve sularını alırken bile, devlete belli bir oranda vergi ödersin. Bu vergileri, K.D.V. ve Tekel vergisi olarak da sayabilirsin.

Dolaysız vergi ise, ticaret ile uğraşanların kazandıklarından veya bir iş yerinde ücretli olarak çalışan memur ve işçilerin ücret ve maaşlarından kesilen vergidir. Bir örnek gerekirse, anne veya babanın çalıştığı iş yerlerini düşünebilirsin. Devlet, anne ve babanın her ay aldığı maaşın belirli bir oranı kadar vergi alır. Devlet, bu vergileri çalışan ve maaşı olan her vatandaşından keser.

Vergi ödemenin yararları nelerdir?
Aynı ülkede yaşayan, devletin sunduğu hizmetlerden yararlanan vatandaşlar olarak hepimizin devlete vergi ödemesi gerekir. Bu ödediğimiz vergiler ile devlet bizlere çeşitli olanaklar sağlamaktadır. Devlet, vatandaşlarının çok daha rahat yaşayabilmesi için, biz vatandaşlardan aldığı vergiler ile halkına çeşitli kullanım olanakları yaratır. Bu olanakları, eğitim aldığın okulu yaptırmak, kullandığın suyu veya televizyon seyredebilmen için harcadığın elektriği evine getirmek olarak sayabiliriz. Vergi ödemek, bir ülkede yaşayan her vatandaşın en kutsal görevlerinden biridir. Devletin de bu vergilerden topladıklarıyla en iyi şekilde hizmet sunması da, vatandaşlarına karşı yerine getirmesi gereken en önemli görevlerden biridir.

Vergi tarhı nedir
Mükellefin vergi borcunu ödeyebilmesi için ödeyeceği miktarın hesaplanması veya bulunması işlemidir. Verginin tarhı işlemi, vergi kanunlarında gösterilen matrah ve nispetler üzerinden vergi dairesi tarafından ödenecek vergi miktarının hesaplanması ve bu alacağın miktar itibariyle tespit edilmesi muamelesidir.

Vergi Tebliği
Mükellefin vergi borcunu ödeyebilmesi için, vergi dairesinin tarh ettiği vergiyi bildirmesidir. Diğer bir ifade ile tarh, vergilendirmeyi ilgilendiren ve hüküm ifade eden hususların yetkili makamlar tarafından mükellef veya sorumlusuna yazı ile bildirilmesidir. Beyan esasına dayanan vergilerde mükellef kendi durumunu ilgili mevzuata uygun bir şekilde kendi insiyatifi ve imkanları ile belirleyip ilgili \/ergi dairesine bildirerek bir bakıma kendi kendisini vergilendirdiği için, bu usul içinde gerçekleşen vergilendirmede mükellefin tarh edilen vergisinin kendisine bildirilmesine, yani tebliğe ihtiyaç yoktur Görüldüğü gibi. mükellefin ödemesi gereken ve bilgisi dışında tarh edilen vergi borcunun mükellefin bilgisine sunulmasına “verginin tebliği” denilmektedir.

Vergi Tahakkuku
Tarh ve tebliğ edilen verginin ödenmesi gereken safhaya gelmesidir. Kısaca vergi borcunun kesinleşmesidir. Tahakkuk, tahsilden önce gelen ve vergi alacaklısı olan kamu birimlerinin bu alacağını hak edişe bağlayan bir işlem veya aşamadır. Ancak tahakkuk, verginin tahsile hazır hale gelmesi, yani kesinleşmesi demek değildir. Verginin kesinleşmesi için, tahakkuk aşamasında mükelleflerin bu vergi borcuna itiraz etmemeleri, vergiyi kabul etmeleri lazımdır.

Vergi Tahsili
Kanuna uygun surette vergi borcunun ödenmesidir. Tahsil ile mükellefin vergi borcu sona ermekte; vergi alacaklısı i!e vergi borçlusu arasındaki ilişki söz konusu borç itibariyle bitirilmektedir. Vergi tahsiline (cibayet). ilişkin başlıca usuller şunlardır;

- İltizam Usulü: Genellikle aynî ekonominin hakim olduğu dönemlerde devlet vergiyi tahsil görevini bir bedel karşılığında “mültezimlere vererek, mültezimlere vergi tahsil ettirilmiştir Mültezimlere vergi tahsil hakkı açık artırma yöntemiyle verilirdi. Bu yöntem, önceden belirlenmiş bir verginin gelirini garanti aldığı için verimli bir tahsil yöntemi olmuştur.

- İhale Yöntemi: Bu yöntemde de verginin tahsil görevi devlet nam ve adına yine üçüncü kişilere verilmekte, toplanan vergi tutarı üzerinden bu kişilere bir yüzde verilmektedir, ihale yönteminde verginin tahsil işi en az yüzde almayı öneren kişiye verilmektedir.

- Halk Temsilcileri Eliyle Tahsil Usulü: Devletin vergiyi bizzat toplamak için yeterince kurumsallaşamadığı dönemlerde uygulanmıştır. Bu usulde vergi toplama işi kentlerdeki halk temsilcilerine verilmiştir

- Emanet Usulü: Verginin devlet memurları tarafından ve tahsildar tarafından tahsilidir. Bu usulde, mükellefler adına tahsildar gönderilmek suretiyle vergi tahsil edilir. Bu işlerde çalışan memurlara sadece ücret verilir Günümüzde bu yöntemin maliyeti çok yüksek olduğundan terk edilmiştir. Günümüzde bu usulün uygulanması hem çok sayıda memura ihtiyaç göstermekte, hem de işlerin hızla yürütülmesini engellemektedir.

-Verginin Mükellef Tarafından Ödenmesi Usulü: Günümüzde verginin tahsili esas itibariyle mükellefin vergi borcunu doğrudan doğruya vergi dairesine veya bankaya ya da posta ile göndermesi yoluyla gerçekleştirilmektedir.

Pul veya bandrol yapıştırılarak veya kıymetli kağıt kullanmak yoluyla ve hukuki muamelelerin belirli bir sicile tescili anında gerçekleştirilen tahsil yöntemleri de vardır.

Vergi nedir, Vergi neden verilir, Verginin amacı nedir, vergi hakkında, vergi vermek, Vergi ne demek, Vergi ne demektir, Vergi nedir neden verilir, Vergi net, Vergi anlamı, Vergi haber, Vergi haberleri, Vergi hakkında bilgi, Vergi tarhı nedir, Vergi Tebliği Nedir, Vergi Tahakkuku Nedir, Vergi Tahsili Nedir, Emanet Usulü Nedir,

UNICEF Nedir, UNICEF Hakkında

Cuma, Mayıs 20th, 2011

UNICEF Nedir, UNICEF Hakkında
Birleşmiş Milletler Çocuk Fonu UNICEF, dünyada çocuk haklarının başlıca savunucusudur. Hükümetlerle çalışarak kalıcı sonuçlar elde eden bir örgüttür. Bütün çocukların bedensel, zihinsel ve sosyal bakımdan mümkün olan en üst seviyeye erişecek şekilde gelişebilmeleri için gereken haklarını belirleyen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi, UNICEF’in çalışmalarının temelini oluşturur.

UNICEF bugün Türkiye dahil 158 ülke ve bölgede çocukların sağlık ve beslenme, eğitim, acil yardım, korunma, temiz su ve temiz ortamda yaşama haklarını sağlamak için çalışıyor. Ortaklarla çalışan

UNICEF, bütün dünyada hükümetler ile öğretmenlerden gençlere ve annelere kadar çeşitli grupların çocuklara daha iyi bir gelecek vermek için yaptığı çalışmalarda teşvik edici rol oynuyor.

Misyon beyanı UNICEF, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından, çocukların haklarının korunması ve savunulması, onların temel ihtiyaçlarının karşılanması ve onlara potansiyellerinin en üst düzeyinde gelişebilecekleri ortamların sağlanması ile görevlendirilmiştir.

UNICEF‘in rehberi Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesidir; çocuk haklarının kalıcı ahlâk ilkeleri ve uluslararası davranış standartları olarak ülkelerce benimsenmesi için uğraş verir.

UNICEF‘e göre çocukların yaşatılmaları, korunmaları ve gelişmeleri insanlığın gelişme öğesi olan evrensel kalkınmanın belirleyicileridir.

UNICEF siyasi istekliliği ve maddi kaynakları harekete geçirerek, özellikle gelişmekte olan ülkelerde ?çocuklara öncelik verme? ilkesinin yerleşmesi için çalışır ve çocuklarla ailelerine yönelik politikaların saptanması ve hizmetlerin götürülmesinde yardımcı olur.

UNICEF kendini, özellikle en muhtaç durumdaki çocukların yardımına koşmaya adamış bir kuruluş olarak savaş, çatışma ve doğal afet ortamlarında olan çocuklara ve ailelerine yardım götürür. Aşırı yoksulluk içindeki ve her türlü şiddete, istismara maruz kalmış çucuklarla, engelli çocuklara UNICEF öncelik verir.

UNICEF, âcil durumlardaki çocukların haklarını korur. Birleşmiş Milletler bünyesindeki ortakları ve diğer insani yardım kuruluşlarıyla birlikte çocukların ve ailelerinin âcil ihtiyaçlarını temin etme ve sıkıntılarını gidermek üzere harekete geçer.

UNICEF, tarafsızdır ve işbirliğinde ayrımcılığa karşıdır. Bütün hizmet ve çalışmalarında öncelik en muhtaç durumdaki çocuklara ve ülkelere verilir.

UNICEF, ülke programları yoluyla, kız çocuklarına ve kadınlara toplumun diğer fertleriyle eşit haklar tanınmasını ve onların toplumların siyasal, sosyal ve ekonomik kalkınmalarına tam katılmalarını desteklemeyi hedefler.

UNICEF, birlikte çalıştığı diğer kuruluşlarla birlikte, dünyaca kabul edilmiş insanlığın sürdürülebilir kalkınma hedeflerine ulaşılabilmesi ve Birleşmiş Milletler Bildirgesi’nde var olan barış ve toplumsal ilerleme vizyonunun gerçekleştirilmesi için çalışır.

UNICEF’in Çalışmaları
UNICEF, yaşamlarının ilk dönemlerinde çocukların gereksinim duydukları bakım ve uyarımın sağlanmasına yardımcı olmakta, aileleri erkek çocukların yanı sıra kızların da eğitilmesine özendirmektedir. Kuruluşun amacı, çocukluk dönemi hastalıklarının ve ölümlerinin azaltılması, savaş ve doğal afet gibi durumlarda, HIV/AIDS’ten etkilenenler dahil olmak üzere çocukların korunmasıdır.

UNICEF, nerede olurlarsa olsunlar gençlere yaşamlarına ilişkin doğru kararlar verebilmeleri için destek olmakta, sonuçta bütün çocukların güvenli ortamlarda insana yakışır bir yaşam sürdürebildikleri bir dünya inşa etmeyi hedeflemektedir.

UNICEF, hükümetler, STK’lar (Sivil Toplum Kuruluşları), diğer Birleşmiş Milletler kuruluşları ve özel sektörden ortaklarla birlikte çalışmalar yürütür. Ayrıca çocukları koruma amacıyla çeşitli hizmetler ve malzemeler sağlar, siyasi gündemlerin ve bütçelerin çocukların yararına göre oluşturulmasına destek olur.

UNICEF, Birleşmiş Milletler’in 2015 yılı için belirlediği hedefler çerçevesinde, beş yıllık dönemler için öncelikli konular belirleyerek o konularda programlar hazırlar.
UNICEF

Erken Çocukluk Gelişimi : Her çocuğun beslenme, temiz su, temiz çevre ve korunma ihtiyaçlarının karşılanması,
Kız Çocuklarının Eğitimi : Dünyadaki her çocuğun, özellikle de kız çocuklarının kaliteli bir ilkokul eğitimi alması,
Bağışıklama ve Daha Fazlası : Bütün çocukların önlenebilir ölüm ve sakatlıklardan korunması,
HIV/AIDS : HIV virüsü ile AIDS hastalığının yayılmasının önlenmesi ve hastalıktan etkilenmiş çocuklarla gençlerin gerekli bakımı görmelerinin sağlanması,
Çocukların Korunması : Çocukların şiddet, sömürü, taciz ve ayrımcılıktan uzak güvenli bir yaşam sürebilmeleri için her çocuğun korunmasının sağlanması.

unıcef nedir, unıcef hakkında, Unıcef nedir, unicefin anlamı, unicefin kısaca anlamı, unicefin görevi, unicef nerdedir, unicefin amacı, unicef ne demek, unicef hakkında bilgi, unicef hakkında bilgiler, unicef ile ilgili bilgi, unicef in açılımı, unicef açılımı, unicefin kısaca anlamı

Minic.Gen.TR | Özlü Sözler, Güzel Sözler, Etkileyici Sözler, Anlamlı Sözler, Şiirler, Şifalı Bitkiler | canlı sohbet MyNet MyNet sohbet Mynet mirc sohbet Minic mirc Anlamlı SözlerAyrılık MesajlarıŞifalı BitkilerKomik Mesajlar Minic
İNTERNET HİZMETLERİ Geri bildirimi takip listeme ekle ( RSS )